|
BAŞBAKANIN GERÇEK ÇILGIN PROJESİ NİHAYET İTİRAF EDİLDİ
Başbakan Tayyip Erdoğan birçok kere,
yarım ağızla açıkladığı "Deprem ve çarpık yapılaşma"
gerekçeleri ile tarihi İstanbul'u Fatih ve Beyoğlu (Galata)
semtlerindeki tarihi, Tescilli binaları deprem gerekçesi ile
yıkacağını resmen açıkladı.
1994 yılında İBB başkanlığı sırasında çalışmalarına
başladığı, Tarihi yarımada Fatih ilçesine yeni bir vizyon
kazandırma düşüncesini hemen seçimlerden sonra hayata
geçireceğini açıkladı.
İlçemizde hayata geçirilme aşamasına gelen kentsel dönüşüm
yenileme projeleri seçimi bekliyor.
Seçimle birlikte, Gecekondu yıkar gibi tarihi tescilli
evlerimizin yıkılacağından eminiz.
İlçedeki binaların %80'ine İstanbul Üniversitesi olası
depreme dayanıksız raporu vermiş olduğunu medyadan okuyoruz.
Fatih ilçemizin yeni vizyonu 5366 sayılı yasa ile
belirlenmiş durumdadır. Kabul edilen Kentsel dönüşüm,
yenileme projeleri ile ilçemiz Turizm, Ticaret ve Konaklama
şeklinde yeniden planlanmaya başlandı.
Yeni çıkarılan kanunla, Bu projelere bireysel itiraz hakkı
kaldırıldı, Bir proje alanında %51 katılım sağlayamayan
sivil toplum örgütleri de muhatap alınmayacak.
Belediye bu projeleri kendi yapabildiği gibi, özel
şirketlere de ihale edebilecek İlçemizde GAP inşaat ile
yaptığı anlaşma gibi. %42 mülk sahiplerine verilirken, %58
GAP inşaatın oluyor. GAP inşaat mevcut yapı değerini bir
lira sayarken yeni yapılacak binaların değerini altı misli
fiyat ile vereceğini beyan ediyorlar.

Fener-Balat-Ayvansaray yenileme projesi ve ilçedeki bütün
projeler 2-3 katlı tarihi binaların bulunduğu semtlerde
yapılıyor. Halbuki bu kagir binalar esnek olduğu için,
depreme çok dayanıklıdır. Bu gerçeği görmemezliğe gelen
belediyemiz UNESCO'nun sahip çıktığı, 7 milyon EURO hibe
destek vererek onardığı binaların çoğunu proje alanına
almıştır.
Bu projelerin amacının Başbakanın açıkladığı gibi İnsanca
yaşanılan semtler yapacağız, gerekçesi doğru değildir.
15 katlı binalarda maalesef insanca yaşam yoktur, aile
mahremiyeti ortadan kalkmaktadır, Komşuluk ilişkileri
yoktur.
Halbuki semtimizde sosyal ilişkilerimiz canlı, huzurlu bir
hayatımız vardır.
Semtimize çöküntü alanı imajı veren yıkık yapıların tamamına
yakını belediyemizin, milli emlak müdürlüğünün, vakıflar
müdürlüğünün malıdır, devlet bunları kasıtlı onarmamaktadır.
Belediyemizin on yıllardır onarılmadığı için çöküntü olarak
duran binaları vardır. Devletimiz bu kamu binalarını onarsın
veya satsın, tarihi dokusuna uygun yapı izni versin semtimiz
Avrupa kentlerini aratmayacak tarihi bir görüntüye
kavuşacaktır.
Burada yapılmak istenen binaların projelerini biliyoruz,
Burada tarih korunmamakta, tarih yok edilmektedir.
Dünyanın her yerinde bu binalar özenle korunurken Bizde yok
edilmek isteniyor. Bu davranış yeni değildir, son 50-60
yıldır fatih ilçemiz işyerleri tarafından işgal edilmesine
göz yumuldu, üç imparatorluğa başkentlik yapan bu kent
sağlıksız işyerleri ile tahrip edildi, tarihi konaklar,
yapılar yakılarak, yıkılarak yerlerine hanlar yapıldı. Bu
yeni yapılaşma hiçbir imar denetimi olmadan kaçak olarak
gerçekleştirildi. Sonradan çıkarılan imar afları ile
meşrulaştırıldı.
Şimdi hükümetlerin ve belediyelerimizin bu kabahati
vatandaşa fatura ediliyor, binalarının %58'i ellerinden
zorla alınmak isteniyor. Tarihi şehrin kültürü ile yetişmiş
insanları şehrin mücavir alanı dışına adeta tehcir
edilmekle, yabancı bir kültür içinde yaşamaya mahkum
ediyorlar.
Bizim oylarımızla iktidara gelenler mevcut çarpıklıkları
tamir etmek yerine toptan yok edip yerine milyonerlere lüks
semtler yapmak istiyor. Uygulanmak istenen projelerin siyasi
tehlikeleri hiç konuşulmuyor.
Fatih %80'ine sahip olacağı öngörülen GAP inşaat bu
milyonluk binaları kime satacaktır?
Yurt içinde alıcı bulamayınca, veya daha fazla para verecek
olan Yunanlı milyarderlere satmayacağının bir önlemi var
mıdır?
Tarihi yarımadayı alacak yeni mukimler, yarın burada siyasi,
ekonomik, kültürel EKÜMENİK bir imtiyaz için referandum
dayatması içinde olmayacağını, batının bunları desteklemek
için bize müeyyide uygulamayacağını kim garanti edebilir. Bu
senaryo ülkemizde ve dünyada tehdit olarak konuşulmaktadır.
Fakat hükümetimizin herhangi bir tedbir açıkladığını
maalesef görememekteyiz.
Başbakanın açıkladığı gerekçeleri haklı görmüyoruz,
ilçemizdeki çarpık kentleşme betonarme binalardır. tarihi
kagir binalar yığma ve her katı çelik putrellerle bağlanmış
muhkem binalardır. Bu binaların yıkılarak yarı ömrü 40-50
sene olan betonarme yapılmasını doğru bulmuyoruz. gerçekçide
bulmuyoruz.
İlçemiz üzerinde oynanan bazı oyunların senaryosu olarak
görüyoruz.

Medyada Başbakanın tarihi İstanbulluyu
Mücavir alan dışına tehcir etme projesi aşağıda:
Başbakan Tayyip Erdoğan, 'çılgın proje' Kanal İstanbul'dan
sonra şimdi de İstanbul'a iki yeni şehir projesini kamuoyuna
açıkladı.
‘’Kanal İstanbul nasıl dünya projesi olduysa bugünkü
projeler de öyle olacak. 12 Haziran seçimlerinin ardından
İstanbul için iki yeni şehrin inşasına başlıyoruz.
Bu zamana kadar yaptıklarımız nihai bir proje çalışması
değil, yapılmış 1/100.000'lik planlar üzerine bir plan, bir
proje çalışmasıdır.
Bu şehirlerden birini İstanbul'un Avrupa yakasında Karadeniz
kıyısında, diğerini Anadolu yakasında kuruyoruz.
Bu iki şehir ile İstanbul’un nüfusunu arttırmayacağız.
Bu iki şehri depreme hazırlık, kentsel değişim dönüşüm için
yapacağız.
Şimdi bunları hayata geçirmenin adımlarını atıyoruz.
İstanbul’da yoğunluğun olduğu, insanca yaşayamadığımız,
değiştireceğimiz yerlerimiz var.
Buralarda valimiz, belediye başkanımızdan,
kaymakamlarımızdan yardım alacağız. Benim vatandaşım insanca
yaşamanın erdemine ulaşsın.
Daha önce İstanbul’a Başakşehir’i, Hilalkent’i, Ataşehir’i,
Kayabaş’ı kazandırdık. Hep buralarda değişim dönüşüm var.
Bunlar onların hayal edemeyeceği gerçekler.
Yangında sokak arasına giremeyeceğiniz yerlerden halkımızı
kurtarmak istiyoruz.
Bir deprem olursa yüzbinlerce insanımızın ölümüne neden
olacak durumdan İstanbulluları kurtarmak istiyoruz.
Karadeniz şeridi deprem tehlikesi en az olan yerdir.
Önceki hafta açıkladığımız Kanal İstanbul’a belli uzaklıkta
bir kent kuracağız.
İki yakada toplam 2 milyon, bizim düşüncemiz bir milyon ve
bir milyon yerleşim yeri sağlayacağız.
Uydu kentler değil, kültürel, ekonomik kentler olacak
yükselecek.
Hedefimiz 60 milyonluk gidiş gelişin olacağı bir havalimanı
yapmaktır. Biliyorsunuz havalimanları cevap veremiyor.
Sabiha Gökçen bile sıkışmaya başladı. Bu sıkıntıları
kaldırmalıyız.
Büyük düşünüyorsanız bunları yapmalısınız, biz büyük
düşünüyoruz. Bu bölge geçmişi itibariyle de hep taş ve kömür
ocaklarının bölgesidir.
Bu şehirlere deprem riski altındaki bölgeler taşınacak. Bu
gönüllülük esasına göre yapılacak, kimsenin hakkı
yenmeyecek. İki yeni şehirle İstanbul'un marka özelliğini
daha fazla öne çıkarıyoruz.
İki şehirden kasıt iki ayrı şehir değil. Bu şehirlerle
Marmara Bölgesi'nde sosyal ve ekonomik farklılıkları daha
aşağı çekiyoruz. İki şehir her türlü imkânın sunulduğu
yaşanabilir kentler olacak.
Üçüncü köprünün yol güzergâhı da buradan geçecek.
Üçüncü köprü, TEM birbirine bağlanacak. Çok daha kısa sürede
ulaşma imkânını yakalayacağız.
Bu iki şehir İstanbul'un ruhuna fiziki yapısına ve çevreye
zarar vermeyecek. Burada bu unsurları güçlendiren,
rahatlatan, nefes aldıran bir anlayışı ile inşa edilecek.
Her türlü turizm, kongre organizasyonu için bunlarla çekim
merkezine dönüşecek. İstanbul'un ruhuna uygun olarak inşa
edilecek. Avrupa yakasındaki şehir Karadeniz kıyısında maden
alanlarında inşa edilecek. Bu alanda şu anda maden
ocaklarıyla çevre dengesi bozulmuş durumda.
Bu 40 bin hektarlık alan şehirle yeniden yeşile ve hayata
kavuşacak. Avrupa yakasındaki şehirle İstanbul'a yıllık
kapasitesi 60 milyon yolcu olan havaalanını inşa edeceğiz.
Bu şehri bir ticari merkez olarak kurgulayacağız. İstanbul'a
çok önemli bir kompleksi ayrıca kazandıracağız.
Kanal İstanbul'da olduğu gibi bu iki şehir projemiz de
ayrıntılı ve hassas bir plan aşamasından sonra yükselmeye
başlayacak.
Seçimden sonra, bir yıl sonunda inşallah artık makineler o
bölgede çalışmaya başlayacak.
Biz bu arada üçüncü köprü ihalesini yapmış olacağız.
Muhalefetin, bazı medya kuruluşlarının, yazarların,
derneklerin bu projeye de önyargılı yaklaşacaklarını, peşin
hükümle eleştireceklerini tahmin etmek güç değil. Birinci,
ikinci, üçüncü köprüye karşı çıkanların, bizim bu
projelerimizdeki vizyonu da paylaşmayacaklarını tahmin
ediyoruz.
Bu iki şehir İstanbul ve Türkiye'yi 2023 hedeflerine biraz
daha yaklaştıracak.
Anadolu'daki projelerle de Türkiye yeni bir döneme adım
atmış olacak.
Bu projeler 21. yüzyılın bir Türkiye yüzyılı olmasına kapı
aralayacağına inanıyoruz.
Bu projelerin ben hayırlı olmasını diliyorum."
|