
25 Haziran 2007 Pazartesi 00:05
’Büyükanıt-Baran görüştü’
16 yıl Washington muhabirliği yapan Fuat Kozluklu geçen yılın
sonunda Büyükanıt ile 'Senaryocu' Zeyno Baran'ın görüştüğünü
söyledi.
24 haber kanalının moderatörü Fuat Kozluklu Star'ın pazar ekinden
İnci Döndaş'a konuştu. 16 yıl Washington muhabirliği yapan
deneyimli gazeteci geçen yılın sonunda Org. Büyükanıt ile Hudson
senaryosuyla gündeme gelen Baran'ın bir araya geldiğini söyledi:
Ama ne konuştular bilmem...
Amerikalılar sabah akşam senaryo yazar
24 haber kanalı moderatörlerinden Fuat Kozluklu, 1998’de yılında
Hudson Enstitüsü senaryolarına benzer ‘Türkiye’de irtica
tehditleri tırmanacak, Fazilet Partisi kapatılacak, etnik çatışma
olacak’ ‘felaket senaryosu’nu ilk kez gündeme taşıyan gazeteci.
Kozluklu ile 25 yıllık gazetecilik kariyerindeki başarıları Star
gazetesi konuştu.
HABER kanalı 24’ün moderatörlerinden gazeteci Fuat Kozluklu,
Malatya’da bundan 25 yıl önce Görüş Gazetesi’nde İsmet Yalvaç ve
Cevdet Barış’ın yanında başladığı meslek hayatına birçok ilki
sığdırdı. Pek çok gazetede çalıştıktan sonra 1991’de ABD’ye gitti.
16 yıl boyunca çeşitli Türk televizyonlarının Washington
temsilciliğini yaptı. Washington’da Amerika’nın Sesi Radyosu
Türkçe (VOA) yayınlarında üç yıl çalıştıktan sonra 2006 yılında
yurtdışı meslek yaşamını noktaladı. Pizzacılık yapmaya başlamıştı
ki, 24’ün Yayın Yönetmeni Mustafa Hoş ve Genel Koordinatör Cengiz
Er’in teklifiyle mesleğe döndü. PKK lideri Öcalan’ın yakalandığı
haberini, Iraklı Kürt liderler Talabani ile Barzani’ye Türk
diplomatik pasaportu verildiğini ilk kez Kozluklu duyurmuştu.
Geçen hafta Washington’daki düşünce kuruluşu Hudson Enstitüsü’nde
konuşulan ve Anayasa Mahkemesi eski başkanı Tülay Tuğcu’ya suikast
düzenleneceği konusunun da yer aldığı felaket senaryosuna benzer
bir başka senaryoyu 1998’de ilk kez o haber yapmıştı...
Hudson Enstitüsü’nün düzenlediği toplantıda Türkiye için
hazırlanan felaket senaryoları son günlerde çok konuşuldu. ABD’de
gazetecilik yaparken bu senaryoları duyuran ilk gazetecisiniz...
1998 yılıydı, Washington’da muhabirdim. İstanbul’da CIA
ajanlarının istasyon şefliği yapmış olan Graham Fuller ile ABD
Dışişleri Bakanlığı Ulusal Güvenlik Dairesi İstihbarat Analiz
uzmanlarından Henry Barkey’in düzenlediği bir düşünce kuruluşu (think
tank) toplantısında dile getirilen senaryolara göre ‘Türkiye’de
irtica tehditleri tırmanacak, Fazilet Partisi kapatılacak,
Türkiye’de etnik çatışma olacak’tı. Bunlar gerçekleşti. Bu
senaryoların yapılmasının tek amacı var, olası durumlarda Amerikan
çıkarlarının nasıl zedeleneceğini görmek, karşı önlem almak.
İSİM VERİLMESİ ALÇAKÇA
Bu toplantılar ne kadar sıklıkla yapılıyor?
ABD’de binlerce düşünce kuruluşu sabah akşam birçok ülke hakkında
toplantılar yapıyor; B, C, D planları hazırlayıp, raporlar
yayımlıyor. Bunlar Pentagon ile CIA’deki psikolojik savaşın
mimarları tarafından değerlendiriliyor, hayata geçirilebiliyor.
Bunda anormallik yok, çılgın senaryolar tartışılır. ABD
kurumlarının dinamizmi bu toplantılardan kaynaklanıyor. Bush’un
göreve getirildiği seçimlerde tartışmalar yaşanmıştı. İki ayı
aşkın süre Beyaz Saray başkansızdı. Ekonomide her şey normal
gitti. Tıpkı diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de iç ve dış
dinamik tehdit senaryolarını yapan Genelkurmay Başkanlığı. Ama
beğenmedikleri iktidara karşı hayali tehditler de
oluşturabiliyorlar. Bunlarla toplumu travmatik hale getirmek
kimseye fayda sağlamaz.
Bizzat isim verilerek eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay
Tuğcu’ya suikast düzenleneceği söylendi.
Bunu alçakça ve küstahça buluyorum. Çünkü isim vererek senaryo
konuşulmasını ilk kez duydum. Skandalı duyuran Yasemin Çongar asla
yalan veya eksik bilgilerle haber yazmaz. Ona çamur atanlara
acırım.
Peki, ne değişti de bu toplantılarda şimdi isim verildi?
Çünkü kendi içinizde birbirinize düştüyseniz, bunun üzerinden
çıkarlarını hayata geçiren devletlerin bu tür şeyleri konuşması
anormal karşılanmamalı. Bugünün Türkiye’sinde kim öldürülürse
toplum travmatik hale gelir?
Siz bu toplantılara katıldınız mı?
Bunların birçoğu kapalı kapılar ardında yapılmıyor ki. Belki en az
20 kere katıldım. Ama Türkiye ile ilgili anlattığım dışında bir
şey konuşulmadı. 1998’te Kuzey Caroline eyaleti açıklarında bir
savaş gemisindeydim. Üç gün boyunca tatbikat yaptılar. Senaryoya
göre Irak’a başka bir ad verilmişti, Kuveyt’e de bir diğer hayali
ad. Komşu ülke diktatörü bir başka ülkeyi işgal ediyor. ABD
devreye giriyor, arkasına birkaç ülkeyi de alarak bölgeye gidiyor,
diktatörü devirip, ülkeyi özgürleştiriyor. Ve bunu da ‘bölgeye
huzur getireceğiz’ diyerek yapıyor. Senaryoya konu olan ülke
bugünkü Irak idi.
Düşünce kuruluşlarında görevli Türkler bağımsız hareket edebiliyor
mu?
2006 yılı sonuna doğru Washington’daki Silahlı Kuvvetler Ataşesi
oradaki düşünce kuruluşlarından ikisinin Türkiye programını
yöneten iki Türk akademisyeni yanına çağırıp fırçaladı;
‘Türkiye’deki iktidara prim verecek yönde raporlar yazıyorsunuz’
diye. Yani ‘AK Parti’nin başarılılığını, giderek merkez partisi
olduğunu ima ediyorsunuz, kendinize gelin’ şeklinde ‘uyarıda’
bulundu. Bunu inkar ederlerse isim de veririm.
Hudson Enstitüsü uzmanı Zeyno Baran’ı tanıyor musunuz?
Biraz tanırım. Gazeteci ailenin kızı, çok hırslı. Ne Türk Silahlı
Kuvvetleri’ni yıpratmaya ne de Türkiye’nin iç dinamiklerini
oynatmaya kimsenin hakkı yok. Askerin de siyasetten uzaklaşması
gerekiyor. Baran Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ile
geçen yılın sonlarında Washington’da bir araya gelip görüştüler.
Ne konuştular tabii ki bilemiyorum.
Medyanın içinde ‘en kıro man’ler var
Yıllarca ABD’de çalıştınız. Neden geri döndünüz?
Yaşam biçimim gazetecilik. Bundan başka hiçbir şey bana keyif
vermiyor.
Mutsuz muydunuz?
Mutsuz olduğum nokta bizden vizyon dışında pek bir farkları
olmayan uluslararası meslektaşlarımızın standardını neden bizim
hayata geçiremediğimizdi. Orada yaptıkları işi icra ederken sahip
oldukları imkánları gördükten, Türkiye’de ise imkansızlık
yalanıyla nasıl kandırıldığımızı da tespit ettikten sonra
çalıştığım sektöre karşı öfkelerim oluştu.
Ne değişti de geri döndünüz?
Öfkelerimi unutmadım ki. Eskisi gibiyim. Biraz yabancı dil
öğrendim. Ayrıca ailem burada. Bir de gurbeti memleket, memleketi
de gurbet yapamıyorsunuz.
ABD’de bugünkü gazetecilik nasıl?
ABD’nin Irak’ı işgal sürecinde Bush ile başlayan faşist
gazetecilik sürecine tanıklık ediyoruz. 11 Eylül’den sonra
gazetecilik pratiği katledildi. Müslüman avı başladı. Türkiye’de
de benzer biçimde apoletli, savaş çığırtkanlığı yapan gazeteciler
var. Gazeteci sivil duruşlu olmalı. Bizim sivil elbiseli ve habere
yaklaşırken olabildiğince dünya vatandaşı olmamız gerekir. Öyle
bir durumdayız ki medyada kimliksiz, künyesiz internet siteleriyle
ruhsal cinayet işleniyor...
Hep sahada çalıştınız. Şimdi kamera önünde, stüdyodan
ekrandasınız...
Ülkemizde böyle. Mustafa Hoş ve Cengiz Er sayesinde bu işe geri
döndüm. 24’te işimden dolayı istihdam edildiğim için mutluyum.
24’te habercilikten gelen kişileri sunucu yaptılar. Bu önemli.
Öyle kimseyi kaşı gözü güzel diye ekrana çıkarmıyorlar. Şu an bazı
ekranlarda ‘En kıro man’ler var, ellerini iki yana açarak
yetersizliğini örtbas etmeye çalışıp yürüyen komik insanlar
görüyorum.
Yayımlanan bir röportajınızda Fatih’te lunaparkta üstü brandayla
kapatılan kadın dönme dolap haberini İslamcılar dönme dolaptaki
etekli kadına tahammül edemediler diye yazdığınızı açıkladınız.
Gönüllü ve içten bir itiraftı. Keşke bütün gazeteciler yapsa.18
yaşındaydım Aslında 5N 1K kuralına uymayan bir haberdi. O zamanki
müdürüm Yalçın Bayer beni azarlamıştı, bana baba gibi yaklaştı ve
fırsat verdi. 25 yıl önce yaptığım hata affedilmeseydi ben bugün
gazeteci değildim. Bu ülkede yalan haberi çok iyi yazdığı için
birçok gazeteciyi (!) genel yayın müdürü yaptılar. Gidip bakın
arşivlere 1980’lerin Tan ve Günaydın gazeteleri yalan haberle
doluydu. O zamanın birçok ismi şimdi ya köşe yazarı veya yönetici.
Adnan Hoca’yı ben ortaya çıkardım
BİR gün gazeteci ağabeyim Ergin Konuksever, ‘Adı Adnan Oktar olan
Rasputin kılıklı bir adam var’ dedi. Öğrendik ki Tophane’deki
Kılıç Ali Paşa Camii’nde toplanıyorlarmış. Yıl 1985’ti, Nokta
Dergisi’nin dışarıdan iyi işler satın aldığını öğrendim. Bu işi
anlattım. Para verdiler, üzerime güzel kıyafetler aldım. Çünkü
zenginleri aralarına alıyorlardı. Ben orta halli bir ailenin
çocuğuydum. Babamın
tekstilci olduğunu, annemle ayrıldıklarını, kendimi boşlukta
hissettiğimi anlatıp aralarına katılmak istediğimi söyledim.
Aralarına aldılar. Camide namazdan sonra toplantı yapıyorlardı,
ben de iki ayrı teyple kayıt yapıyordum. Kasetler 60 dakika... 60
dakikada bir gidip tuvalette kasetleri değiştiriyordum. Yaklaşık
iki ay içlerinde kaldım. Ardından dergiye gelip bilgileri
aktardım. Dergiden Ruşen Çakır gazeteci olarak Adnan Oktar ile
camide röportaja geldi. Ben de oradayım. Yapılan haber kapaktan
yayımlandı. Gazeteci olduğum haberin ikinci bölümünden sonra
ortaya çıktı. Oktar’ın adamları beni bir kere tehdit etti. Ben de
Oktar’ı aradım, ‘Yanlış yapıyorsun’ dedim. O da ‘Sayende biz
cemaate açıldık, bizi topluma kazandırdın. Bilgim dışında olmuş,
uyarırım onları’ demişti.
Turgut Özal’ın toplantısını masa altında dinledim
TURGUT Özal aralarında Sakıp Sabancı, Mehmet Emin Karamehmet ve
Vehbi Koç’un da bulunduğu bir grup işadamıyla Divan Oteli’nde
toplantı yapacaktı. Yıl 1985’ti. Toplantı öncesi gazeteciler
fotoğraf çekmek için içeri alındı. Herkes fotoğraf çekerken ben
servis masasının altına girdim. Herkes dışarı çıktı ben masanın
altındaydım. İki ayrı teyple 20 dakika kayıt yaptım. Koç,
‘Ortadirek dediniz, mahvettiniz ortadireği’ diyordu, Sabancı ise
‘Bu vergi konusunda dikkatli adım atmalı, bizleri üzmemen lazım,
yoksa küseriz.’ Turgut Özal ise ‘Daha iktidarımızın altıncı
ayındayız. Paniklemeyin. Ben de sizin aranızdan geldim’ diyordu. O
arada biri yere çatalını düşürdü. Garsonlardan biri de eğildi,
masanın üstündeki perde de uzun olmadığı için beni gördü. Hemen
korumalar gelip beni masanın altından çıkardılar. Teyplerden
birini de aldılar. Özal ve diğerleri şaşkın şaşkın yüzüme öyle bir
baktılar ki... Teyplerden biri gitti, diğeri kaldı. Haber Yeni
Asır İstanbul’da manşet oldu. O haberden sonra korumalar bana hep
kötü kötü baktı..
Star
|
|
|