|
TANRININ VARLIĞINI ANLAMAK
Bazı insanlar tanrının varlığına inanmazlar.Bilimsel olarak
açıklamalar, kanıtlar ararlar.Bu kanıtların neler
olabileceğini araştırarak birkaç örnek buldum.Bunları
paylaşmak istiyorum.
Altın Oran
Altın oran, doğada bir bütünün parçaları arasında
gözlemlenen, yüzyıllarca sanat ve mimaride uygulanmış, uyum
açısından en yetkin boyutları verdiği sanılan geometrik ve
sayısal bir oran bağıntısıdır. Doğada en belirgin
örneklerine insan vücudunda, deniz kabuklularında ve ağaç
dallarında rastlanır. Platon'a göre kozmik fiziğin anahtarı
bu orandır. Altın oranı bir dikdörtgenin boyunun enine olan
"en estetik" oranı olarak tanımlayanlar da vardır. Eski
Mısırlılar ve Yunanlılar tarafından keşfedilmiş, mimaride ve
sanatta kullanılmıştır. Göze çok hoş gelen bir orandır.
Bu oran bazı görüşlere göre Tanrının varlığının
ispatıdır.Böyle mükemmel bir uyumun tesadüf olamayacağı
savunulur.
Big Bang Teorisi
Big Bang Teorisi, evrenin tek bir noktadan başladığını, bu
çok yoğun ve çok sıcak başlangıcın uzay genişledikçe daha az
yoğun ve daha az sıcak duruma geçtiğini söylemektedir.
“Yokluk” tarif edilemeyen demektir, şâyet evrenin başlangıcı
da yokluk ise, bu durumda evrenin başlangıcının da tarif
edilemez olması gerekir. Fizik kuralları ile yapılan
hesaplar, evrenin başlangıcında fizik kurallarının çöktüğünü
göstermektedir. Bu, fizik kurallarına dayanarak, fizik
kurallarının çöktüğü anı tespit etmek demektir ki, bilimin
insanlığı böyle bir sonuca götüreceğini hiç kimse tahmin
etmiyordu. William Lane Craig, bu hususu şöyle
açıklamaktadır: “Başlangıçtaki tekillik, bir varlık
değildir. Yani bu tekilliğin, pozitif ontolojik (varlıksal)
bir statüsü yoktur. Eğer uzayın genişlemesini zamanda geriye
doğru götürürseniz, tekillik, evrenin varlığının kesildiği
noktayı temsil eder. O, evrenin bir parçası değildir, fakat
geriye döndürülmüş, zamanda büzülen evrenin, yok olduğu
noktayı temsil etmektedir. Evrenin, tekilliğin yanında var
olan hiçbir ânı yoktur. Başlangıçtaki tekilliğin ontolojik
statüsü yokluğa denk gelmektedir. Tekillikte fizik
kurallarının durması ve mevcut tahmin edilemezlik, yokluğun
hiçbir fiziki kural gerektirmemesinin ışığı altında
anlaşılırdır.”
Craig, madde, uzay ve zamanın içinden çıktığı tekilliği
yokluk olarak tanımlamakta ve bu konuda da şöyle demektedir
: “Gerçek Dünya’da sonsuz yoğunluk haline eşit hiçbir şey
olamaz, eğer herhangi bir kütlesi olan cisimse, o zaman
sonsuz yoğun olamaz. Hoyle’un işaret ettiği gibi
durağan-durum modeli, maddenin yokluktan yaratılmasını
gerektirir; fakat Büyük Patlama da aynısını gerektirir;
çünkü eğer genişlemeyi zamanda geriye doğru takip edersek
evrenin hiçliğe kapandığını görürüz. İşte bu sonsuz
yoğunluktur. Büyük Patlama modelinin tam olarak mânası ve
gereği yoktan yaratılıştır.” İzâfiyet teorisi, uzayı, zamanı
ve maddeyi birbirine bağlayarak, maddenin başlangıcının
yokluğa denkliğini gösterir. Evrenin başlangıcına geri
gittiğimizde tüm uzayın kapanması, maddeyi de bahsedilir
olmaktan çıkarmakta, yani maddenin yokluğunu göstermektedir.
Evrenin bilinçli bir şekilde tasarımlandığını gösterebilmek
ve bu deliller üzerinde düşünebilmek, Tanrı’nın evrene
müdahalesinin, hâkimiyetinin ve her şeyden haberdar oluşunun
en önemli delilidir. Günümüzde, astronomi, fizik,
astrofizik, kimya ve biyoloji alanlarında bulunan sayısız
delil, bunu desteklemektedir. Bütün bilimler, olayları
neden-sonuç çerçevesinde açıklamaktadırlar; bilimin varlığı
neden-sonuç ilişkilerine bağlıdır. Bazı kişiler bilimin
kanunlarıyla evrenin açıklandığını söyledikten sonra, “Mâdem
bilim her şeyi açıklıyor, Tanrı bunun neresinde?” şeklinde
sormuşlardır. Oysa bilim ve nedensellik evrenin
yaratılmadığını değil, evrenin işleyiş mekanizmalarını
açıklamaktadır. Bu açıklamalar ise Tanrı’nın varlığının
karşıtı değildir.
Evrenin işleyiş mekanizmaları ne kadar
iyi açıklanırsa, evrenin düzeni o kadar iyi anlaşılmakta, bu
durum da evrenin ancak Tanrı tarafından planlı bir şekilde
yaratılabileceğine dair deliller sunmaktadır. Mekanizm ve
gâyesellik içe içe girmiş bir şekilde gâyeselliğin zıttı
değil, anlaşılmasının aracıdır. Bilimsel bilgilere ulaşma
çabası, Tanrı’dan uzaklaşmanın değil Tanrı’ya yakınlaşmanın
aracıdır. Sorun, bilimsel yaklaşımlarda değil, bilimi
tanrılaştırmaya kalkmaktadır. Big Bang, evrenin ve tüm
kanunların bir başlangıcının olduğunu, evren gibi bilimsel
kanunların da mutlak olmadıklarını, evrenin işletilen,
muhafaza edilen, bağımlı kanunlara sahip olduğunu, bütün
bunların da kudretli, bilinçli, her şeyden haberdar bir
Yaratıcı tarafından tasarlandığını ortaya koymaktadır.
Bunlarda benim Allah'ı Bulma mücadelem:
Allah cc. kainatı yaratırken gücü yettiği halde 6 evrede
yarattığını beyan ediyor, halbuki bir "Kûn" emri ile nice
kainatlar yaratmaya Kâdir'dir.
O halde neden kainatın evreler halinde yaratıldığının
sırrını anlayabilmek mümkün değildir, sanırız ki Allah cc.
insanların bilimsel tekamülü konusunda bir cetvel düzeninde
kainatı yaratmayı uygun buldu, insanoğlu bu yaratılış
cetvelinde keşfettiği sayfalar bir sonraki sayfanın
bilinmezliği ile insanın keşif serüvenini hep canlı
tutmaktadır. Bilimsel hayat nesilden nesil'e böyle devam
etmektedir.
Şöyle ki televizyonu bilmeyen kişi televizyon teknolojisinin
cahili değildir, ne zaman televizyonu öğrenir bu tekniğin
öğeleri hakkında cahil olduğunu anlar, otomobili bilmeyende
bu teknolojiyi öğrenince bilmediklerini anlar, hatta dünyada
veya uzayda neyi bilmediğimizi bilemeyiz, bilemediğimiz bir
şeyin farkına varınca bilinmeyen bu unsurun araştırmasına
başlarız.
Size bilinmeyen bir şey söyle dendiğinde hiçbir şey
söyleyemezsiniz, söyleyeceğiniz mutlaka bilinen bir şeyin
zıttı veya benzeri olacaktır.
Her zaman söylerim, kainatta benzeri veya zıttı olmayan bir
şey söyleyin ömrüm boyunca köleniz olayım. Bu meydan
okumamın arkasındaki gerçek Allah'ın görülmez, Gerçeği
bilinmezliğinin ispatı içindir.
Çünkü varlık aleminde insanoğlu bir şeyin yokluğunu
öğrendiği zaman onun varlığını fark eder.
Allah'ın yokluğu asla mümkün olmadığından bize şah
damarımızdan yakın olmasına rağmen varlığını göremiyoruz.
Şöyle ki; Kör için renkler tektir, "renksizlik" , Sağır için
sesler tektir "sessizlik" gibi hayatı beş duyumuzla anlarız.
insan beş duyusu ile çiftleri algılayabilir, ısıyı
kaybedince ısının varlığını anlar, ışığı kaybedince ışığın
varlığına şahit olur.
Kainatta sabit ısı olsaydı farkına varamazdık, sabit ışık
olsaydı ışığı bilemezdik.
İşte Allah cc. da mutlak tek olduğundan dolayı şah damarımız
kadar yakınımızda olan yüce Allah'ı beş duyumuzla
bilemiyoruz, bu ise doğal bir durumdur.
O zaman bilemeyeceksek neden sorumluyuz derseniz ?
Hayır Allah cc. bilinir, Nasıl mı? Tabiî ki varlık aleminde
sadece insanda olan AKIL ile.
Hayvanlarda, bitkilerde hatta atomda, hücrede olan zekâdır,
Akıl sadece insanda vardır. Akıl ile zekâ günümüzde çok
karıştırılmaktadır. zekâ görülen, bilinen, tutulan bir nesne
üzerine gerçekleşen, fark edilen düşünceye denir.
Akıl ise görülmeyen, tutulmayan, bilinmeyen bir konu üzerine
gerçekleşen düşüncedir.
Mesela: hayvanlar ateşin yaktığını ancak yandıklarında
anlar, insan ise ateşin yaktığını öğrendiğinde anlar.
Çocukluğumuzda Gülhane'deki hayvanat bahçesine çok giderdik,
bazı ziyaretçiler maymunların karşısında sigara içerdi, ve bazen
maymunlara verirlerdi. sönük sigara alan maymun
insanların yaptığı gibi sigarayı dudaklarında tutar,
bezende yemeye kalkardı.
Zaman zaman birileri yanık sigara verirdi, sigarayı alan
maymun yanan tarafını dudağına götürdüğünde veya eline
değdirdiğinde hemen atar bir hafta boyunca seyircilerden
sigara almazlardı. sonra unutur gene alırlardı.
Bilimsel bir deneyde on maymunun olduğu
bir kafesin içine elektrik verilmiş bir dal muz koyarlar,
maymunlar hemen saldırır lakin muz'a dokunan çarpıldığı için
bir daha dokunmaz, diğer maymunlar arkadaşlarının muzlardan
kaçtığını gördüğü halde onlarda gider muz almaya çalışır,
çarpıldıktan sonra vazgeçtikleri görülmüştür, Maymunlar
çaresiz muzların etrafında döner rengi, kokusu ile gerçek
olan bu muzlara dokunamazlar.
Aynı deney bir gurup insanın bulunduğu salonda
gerçekleştirilir. salonun ortasına getirilen bir dal nefis
muz misafirlerin ikramına sunulur, bir kişinin çarpılarak
muzdan elini çekmesi ile muzlarda elektrik olduğu öğrenilir
ve elektrik kesilmeden kimse muzlara dokunmaz. İşte akıl ve
zekanın farklılığını ortaya koyan gerçek.
Allah cc. kendi varlığının bilinmesi için
kainatta bazı bilimsel olmayan, bilim zincirine girmeyen
hadiseler yaratarak varlığını insanlara hatırlatır.
Bu bilim dışı hatırlatmaların en önemlisi Kutsal
kitaplardır. Bilhassa Kur'an-ı Kerim bu konuda mucizelerle
doludur. Henüz yeni ulaştığımız bilimsel gerçeklerin 14 asır
önce yazıldığı bilinen bir kitapta açıklanmış olması gerçek
bir mucizedir.
Birde hayatın içerisine saklanmış mucizeler vardır. bunların
en enteresanlarından örnekler verecek olursak yağmur-kar
taneleri güzel bir misaldir. takriben 5-10 bin metreden yere
düşen bu taneler asla birbirlerine değmez ve sabit hızda
inerler,yerçekim kanuna göre bu taneler çok hızlı yere
çakılmaları gerekirken gayet nazlı ve sabit hızla nasıl
inmektedirler bunu bilemiyoruz. Sun-i tohumlama ile yağmura
dönüştürülen bulutlardan yere inen su damlaları ise normal
yerçekim kanuna göre inmekte, mahsullere büyük zarar
vermektedir. Bu nedenle tarım arazileri üzerinde artık
yağmur tohumlaması yapılmamaktadır.
Bir başka örnek Su dur, Bilinen bütün
elementler ısındığında genleşerek atomlar birbirinden
uzaklaşarak hacmi büyür, soğuyunca küçülür, su (0) dereceye
kadar bu kanuna tabidir, ısındıkça genleşir, 90 dereceden
itibaren buharlaşarak genleşmesine devam eder, ısı kaybıyla
sıfır dereceye inen su diğer cisimler gibi hacminin
küçülmeye devam etmesi gerekirken hacmi genişlemeye
başlayarak buz kütlesine dönüşür, bu bilinen fizik
kanunlarına aykırı bir durumdur bilim bu konuda somut bir
açıklama yapamamaktadır.
Eğer su diğer elementler gibi hacmi küçülmeye devam etseydi,
donan su Buz, Su'dan ağır olacağından batacaktı ve
dünyamızın %75'i oluşturan denizlerin çoğunluğu dipten
donarak, denizlerdeki mevcut hayat mümkün olmayacaktı.
Denizlerin yokluğu ise dünyamızın kirliliği nedeniyle bütün
hayatın yok olmasına sebep olacaktı, veya mevcut hayat
dünyada olmamış olacaktı.
Bu misalleri çoğaltmak mümkündür, Allah
bazen tabiat kanunları ile bazen gönül'e düşen bir nur ile
bilinir, ve kul iman eder, bu nurun kalbe inmesinin tek yolu
talep etmektir.
Kul Aklı ile düşünerek İbrahim as. peygamber gibi kainatta
bir Allah arayacak olursa mutlaka bulacaktır. Bu şekilde
hayatına anlam katacak mutlaka mutlu olacaktır. sosyal
katmanı ne olursa olsun.
Son olarak: Benim
gönlüme bu ateş Yasin süresinin 80. ayeti vesilesi ile indi
sizlerle paylaşmak
isterim.
Ekteki yazımı
tıklayınız |