|
HÜSEYİN GÜLERCE
h.gulerce@zaman.com.tr
Askeri tahrik edenler, şimdi
panikteler...
Ergenekon soruşturmasındaki son gözaltılar neden bir şaşkınlık
meydana getirdi ve "ne oluyor?" sorusu aynı anda neden herkesin
aklına düştü?
Çünkü çok önemli bir ilk yaşandı. Dokunulmaz kabul edilenlere
dokunuldu.
Jandarma Genel Komutanlığı'ndan ve İstanbul 1. Ordu
Komutanlığı'ndan emekli olmuş iki orgeneralin gözaltına alınmasına
kimse ihtimal vermiyordu. Hatta bu iş emekli tuğgeneral Veli
Küçük'te noktalanır diye düşünülüyordu. Darbe için epeydir uğraşan
çevrelerde işte bu yüzden şaşkınlık, şoka dönüştü. Dilleri
dolaştı. Başta Sayın Baykal, neredeyse ağızlarının söylediğini
kulakları duymadı. Gün boyu askeri tahrik ettiler, "artık
darbecilere de dokunulsun" diyenleri tehdit ettiler, hükümete,
"sonun kötü olur" dediler. Hâlbuki basit bir soruya cevap
aramalıydılar: Askerî lojmanlara, orduevlerine gidiliyor,
gözaltılar oluyor. Fenerbahçe orduevinde em. Org. Eruygur'un ofisi
aranıyor. Bunlar askere rağmen yapılabilir mi? Nitekim,
Genelkurmay dün açıkladı: "Askeri tesislerde yapılan arama savcı
katılımıyla asker tarafından yapıldı."
Ergenekon soruşturmasının geldiği en önemli nokta, Silahlı
Kuvvetler'in, kendi içinde yanlışlara artık müsamaha göstermeme
kararlılığıdır. Panikleyenler, bozgun psikolojisine girenler işte
bu gerçek yüzünden şaşkın, üzgün ve çaresizler... Bu gerçek,
Türkiye'nin demokratikleşme yürüyüşünde yeni bir kilometre
taşıdır. Bir sivil olarak Sayın Baykal'ın, yargıya, Genelkurmay
kadar saygılı davranmayışının ardında sahi ne var? Hele hele Sayın
Baykal'ın, İstanbul'un büyük sermaye sahiplerine yönelik üstü
örtülü tehdidinin anlamı ne? "İstanbul'un tuzu kuru çevrelerinin
kulaklarına küpe olsun" derken ne demek istiyor? Ne yani büyük
sermayenin içinde Ergenekon'a finansman sağlayanlar var da, CHP
lideri; "sıra size de gelecek..." tehdidi mi yapıyor?
Manzara-i umumiye, 9 Mart (1971) darbesi için hazırlanıp da 12
Mart'ta okkanın altına gidenlerin durumunu hatırlatıyor. Değilse,
bazı çevreler neden bu kadar panikte? Hitler, McCarthy
hatırlatmaları neyin nesi? Neden canları bu kadar sıkılıyor? Siz
değil miydiniz "Susurluk çözülsün" diyen? "Sonuna kadar gidilsin"
diye bir dakika ışık söndüren?
Önümüzde tek bir soru duruyor: Demokrasi istiyor muyuz, istemiyor
muyuz?
İstiyorsak, demokrasi düşmanlarının safında olamayız, onlara sahip
çıkamayız... Nokta dergisi 2003 ve 2004 yılında dönemin Deniz
Kuvvetleri Komutanı ve Jandarma Genel Komutanı'nın içinde olduğu "Sarıkız"
ve "Ayışığı" kod adlı darbe hazırlıklarını açıkladı. Üzerine
gidilmedi. Darbe belgelerinin gerçek olduğu belgelendi. Yani
üzerine mi yatılsın? İspanya, İtalya, Yunanistan, Güney Kore
darbecileri mahkûm etti. Güney Kore ve Yunanistan'da hâlâ hapiste
çürüyen darbeciler var. Türkiye'de kendisini devlet yerine koyan,
hukuk tanımayan, kendilerine dokunulamayacağını söyleyenler
görmezden mi gelinsin? İstenilen bu mudur? Bir zamanlar bir
Başbakan, Susurluk için "fasa fiso" demişti. Fasa fiso neymiş o da
gördü. Devlet çetelerden, hukuk dışı yapılanmalardan temizlenmeden
bu ülkeye demokrasi asla gelmeyecektir. Yaşadığımız, Türkiye'nin
demokrasi sınavıdır.
Netice olarak hepimiz sakin, soğukkanlı ve yargı sürecine saygılı
olmalıyız. Özellikle askeri kışkırtanlar bu huylarından
vazgeçsinler. İşte Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ,
Başbakan'la yaptıkları son görüşmede, gözaltılar konusunun
geldiğini iddia edenleri komploculukla suçlayıp, Silahlı
Kuvvetler'in yıpratılmaması çağrısı yaptı. "Bu komplo teorileri
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin birlik ve bütünlüğüne, emir-komutasına
zarar vermeye yönelik bazı amaçlara hizmet etmiyor mu?" diye
sordu.
Askeri kışkırtanlar, demokrasinin kuyusunu kazmaya çalışanlar
oyunlarının bozulmasından rahatsız oldular. Milleti ve onun
iradesini hafife alanların sonu daima çıkmaz sokaktır. Er ya da
geç...
03 Temmuz 2008, Perşembe
|