'Güzel ve Dahi'den utanmalı mı?
“Asmayalım da besleyelim mi?” özdeyişinin mucidi olan şahıs, şu
“Güzel ve Dahi” programında, kendisine “galiba astubaydı” diyen
genç kızın acınası halinden kendisinin sorumlu olduğunu düşünmüş
müdür acaba?
Kuş beyinli olmak! ""Kuş bakışı"

YÜKSEL IŞIK (*)
Günümüzde her şeye şov gözüyle bakılıyor. Hemen hergün, sokakta,
okulda, derste, sırada, otobüste, vapurda, trende
karşılaşabileceğimiz gencecik çocuklar, renkli camın arkasında
seyirlik bir nesne olarak, bilgisizliklerini bir erdemmiş gibi
sergiliyorlar; ekranın karşısında bizler, onları çok uzaktan
kendimizle hiç ilişkilendirmeden seyretmeyi sürdürüyoruz.
Bilgisizliğin kol gezdiği “Güzel ve Dahi” programında, ortalama
bilgi ve kültür düzeyinin altındaki herkesin bilebileceği sorulara
verilen tuhaf ve anlamsız yanıtlar karşısında ağlayacağımıza
katıla katıla gülüşümüz de, kendimize ve içinde yaşadığımız
topluma yabancılaştığımızı gösteriyor.
Dışa vuran toplumsal cehaletimiz karşısında paniğe kapılacağımıza
herkesin adı geçen programdan bahsediyor olması rating almak
olarak yorumlanıyor. Programı izlerken, nedendir bilinmez,
zihnimi, Sivas'ta yangınlara bıraktığımız Behçet Aysan'ın, “ne
leylakların/ tomurundan/ haberiniz var/ ne önünüzden/ kara bir
tabut/ gibi geçen geceden” dizeleri meşgul ediyor. Bütün bir
toplum olarak, oğullarımız, kızlarımız renkli cam karşısında bizim
cehaletimizi dışa vuruyor; ama biz kendimizle hiç
ilişkilendirmeden katıla katıla gülüyoruz; ağlanacak halimize!
ASTSUBAY KENEN EVREN
Semra Özal'ı kocasıyla birlikte hatırlayan “güzel ve dahi”
yarışmacılar, soru Fazıl Say'a gelince ancak Hande Ateizi
kopyasıyla bilebiliyor. Pavorotti fotoğrafına Bill Gates, Bill
Clinton fotoğrafına Bush Clinton yanıtı sizi rahatsız etti mi?
Türkiye tarihinin son 40 yılına damgasını vurmuş Bülent Ecevit
için, “DYP'li” diyen “güzel”in bilgi dağarcığının müsebbibi kim?
Haydi diyelim, Adolf Hitler'i tanımamasını anlayışla karşılayalım;
ancak toplumu tepeden tırnağa depolitize etmekle övünen Kenan
Evren için “Kemal mi, Kazım mı, astsubaydı galiba” demesine ne
demeli? tam bir kara mizah örneği gibi duruyor.
Cahillikleriyle pes dedirten “güzel” kızlarımızın yüz kızartıcı
bilgileri karşısında Murathan Mungan'ın, “Hani şarkılar bizi bu
kadar incitmezken/Hani körkütük sarhoşken gençliğimizden/Daha biz
kimseye küsmemiş/Daha kimse ölmemişken/Eskidendi, çok eskiden”
dizelerine sığınarak kaçış yolu arıyorum. Hayat kaçışa izin
vermiyor ve zihnim müsebbipe takılı kalıyor. Müsebbip ararken,
gözüme Ahmet Telli'nin “Kara tahtaları/Yeşile çevirdiler de/Yeşil
umutlarını/Karaladılar çocukların” dizeleri ilişiyor.
Toplumsal cehalet, 12 Eylül'ün hepimizi hem ideolojik hem de
fiziken yenmesine imkan tanımıştı; aynı darbe, cehaletten güç
almış; toplumu daha da cahilleştirmişti. Hani Can Yücel, “Belki de
baskın korkusuyla vefasız, akıntıya atılan/Kitaplar var ya
onlardan/Öğrenmiş Marx'ı, gümüş balıkları/Ve belki de onun için o
kadar/O kadar aydınlık ortalık...” diyor ya; işte o kitapları
kimseler okuyup da çağına karşı sorumluluk hissetmesin diye
kamyonlara doldurup küf kokulu depolarda çürüten ve bununla da
yetinmeyip, o kitapları okumak isteyen gencecik dimağlarımızı
hapse attırmışlardı. Müsebbipler, renkli camda yarattıkları
cehalet abidelerini seyrederlerken ne hissetmişlerdir acaba?
Örneğin “asmayalım da besleyelim” özdeyişinin mucidi olan şahıs,
şu “Güzel ve Dahi” programında, kendisine “galiba astubaydı” diyen
genç kızın acınası halinden kendisinin sorumlu olduğunu düşünmüş
müdür acaba?
ÇÜRÜMÜŞLÜKTEN KURTULMAK
Yüzleri kızarmış mıdır acaba, kendilerinin çeki düzen verdiği
Türkiye'de yetişen çocukların sabah akşam konuştuğumuz Irak'ın
başkenti sorusuna önce Lübnan; sonra da Musul yanıtını
verdiklerinde? Bu ülkenin Cumhurbaşkanı'nı dahi tanımamış
olmalarından yüzleri kızarmış mıdır acaba? Bu kadarına da pes,
keşke kitap okudukları için 18 yaşındaki çocukları hapse atmamış;
darağacına çıkarmamış olsaydık demişler midir acaba?
Demeleri lazım; çünkü bu sürecin müsebbibi onlardır. 12 Eylül'den
önce, kitap okumamak, neme lazımcı olmak, gününü gün etmek, hem
gençler arasında hem de bütün bir toplumda utanılacak bir durumdu.
“Güzel ve Dahi”yi izlerken, kendimden utanıp, kanalı zaplıyorum.
Gencecik çocuklarımız, hiçbir bilgi birikimi gerektirmeyen ve
hergün gözlerinin önünde olup bitenleri bile tanımaktan
yoksunsalar, bu durum, aynı zamanda bizim yenilgimizi de
resmediyor. Telli, bir başka şiirinde, “Yenildik;/Şimdi kim
bilebilir zakkumun/O kekre tadını bizim kadar/Tenimize sinmiş
sülfür kokusunu/ Soluğumuzdaki cıvayı kim duyar” diye soruyor.
Bütün bir toplumu teslim almış bu çürümüşlükten artık kurtulmak;
gencecik çocuklarımızın renkli camda eğlence malzemesi olmaktan
artık utanmamız gerekiyor. Tam da seçim arifesinde silkinip,
geleceğimize sahip çıkalım.
*Araştırmacı - Yazar
|
|
|