|
Röportajlar
'Demirel cemaatleri hep kandırdı'
Sabah gazetesi yazarı Ecevit Kılıç merak edilen soruları Zaman
gazetesi yazarı ve Gülen cemaatini en iyi bilen isimlerden biri
olan Ali Bulaç'a sordu.
30 / 06 / 2008 16:53
ECEVİT KILIÇ'ın röportajı...
Sabah gazetesi yazarı Ecevit Kılıç bu soruları Zaman gazetesi
yazarı ve Gülen cemaatini en iyi bilen isimlerden biri olan Ali
Bulaç'a sordu. Aynı zamanda sosyolog olan Bulaç'ın cemaati analiz
ettiği "Din, Kent ve Cemaat- Fethullah Gülen Örneği" adlı kitabı
da geçtiğimiz günlerde yayımlandı.
Beraatın onanmasını bekliyor muydunuz?
Açıkçası bekliyordum. Çünkü Yargıtay 9. Daire, zaten beraat kararı
vermişti. Yargıtay Başsavcısı itirazda bulunmuştu ama onun
itirazından önce Hocaefendi'nin avukatlarının talebi vardı; "Hocaefendi
bir suç işlemişse uygulansın ve cezasını çeksin. Ama bir suçu
yoksa da beraatı onaylansın." Önce "terör örgütü" dediler, sonra
böyle bir şey olmadığı ortaya çıktı. Sonrasında da çete kavramını
ortaya çıkardılar ama orada da çete yok, lideri vardı. O nedenle o
da makul değildi. Şimdi doğru bir karar çıktı.
Kapatma davası nedeniyle yargı kararlarının tartışıldığı ilginç
bir dönemde bu karar çıktı...
Yargı, karar verdiğinde elindeki hukuki donelere bakar. Fakat
hepimiz biliyoruz ki aynı zamanda yargı kararlarının politik bir
boyutu da vardır. Bu sadece Türkiye'ye özgü değil. Ülkenin içinden
geçtiği sosyal ve politik konjonktürü de göz önünde bulundurur.
"BERAAT KARARI AKP KAPATILIRSA TEPKİLERİ AZALTIR"
Gülen kararında böyle bir durum mu var?
Hayır, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun bu durumu göz önünde
bulundurarak bir karar verdiğini söylemiyorum. Fakat bu kararın şu
anda içinden geçmekte olduğumuz politik süreçle ilgili bir
okunması icap ederse; yüzde 50'nin üzerinde seçmeni olan iki
partinin kapatılmakla yüz yüze olduğu bir dönemde Hocaefendi'yle
ilgili alınan bu karar yargıya olan güveni daha çok artırmıştır.
Yargının elini güçlendiren, onunla ilgili güvenirliği artıran bir
faktör oldu. Buradan şu meşru sonucu çıkarabilir miyiz? Eğer
Anayasa Mahkemesi AK Parti'nin kapatılması yönünde karar verirse
genel olarak yargıya yöneltilen eleştirilerde bir azalma olur mu?
Tabiki olabilir. Kendiliğinden böyle bir sonuç çıkarabiliriz.
AKP kapatılırsa bile bu karar nedeniyle tepki verilmez mi
diyorsunuz? Evet, yargıya olan tepkiler az olur. Bu kararın böyle
bir tesiri vardır, olacaktır da.
Beraat kararının var olan siyasi atmosfere başka ne etkilere olur?
Hocaefendi, merkezi bir şahsiyet. Sadece Türkiye'de değil tüm
dünyada takip ediliyor. Onunla ilgili böyle bir karar alınmış
olması onu Türkiye'de takip eden, seven, onun görüşleri
doğrultusunda hareket eden on binlerce insanı sevindirdi. Fakat
seveni olduğu kadar sevmeyeni de var. Onlar da bunu Türkiye için
iyi telakki etmedi. Ama genel olarak bu karar Türkiye'ye bir
rahatlama getirdi.
"GÜNÜN BİRİNDE MUTLAKA DÖNECEK"
Gülen Türkiye'ye dönecek mi?
Zaten dönüşünün önünde bir engel yoktu. Şimdi de yakın zamanda
döneceğini zannetmiyorum. Çünkü bu konuda spekülasyonlar yapıldı,
"Humeyni gibi gelebilir, Türkiye İran'a mı benziyor" gibi. O
bunları, Humeyni ile bir analoji yapılmasını kesinlikle istemiyor.
İkincisi "Bu kararı bekliyordu da beraatı onandı hemen geldi,
demek ki bir suçu var" denilecek. Buna izin vermez. Sonra iki
partinin kapatılması gündemde, seçim var, Ergenekon operasyonu
var... Sıcak bir siyasi mevsim yaşıyoruz, bu nedenle kendisi
üzerinden spekülasyon olsun istemez. Spekülasyon olmaz da. Fakat
10 senedir kendi ülkesinden uzakta... Mutlaka günün birinde döner.
Cemaatten bahsederken "hareket" sözcüğünü kullanıyorsunuz. Cemaati
böyle mi tanımlıyorsunuz?
Cemaate, Türkiye'nin sivil topulumu diyorum. Sivil toplum
cemaatler üzerinden yükselecektir. Sivil toplum sipariş üzerinden
olmaz. Dışardan da ithal edilemez. Devlet veya aydınlar çıkıp
Sivil topum kuracağız" derse olabilir ama marjinal kalır.
Çevreciler, feministler, barış gönüllüleri gibi. Devletin
yarattığı sivil toplum örgütlerinden ise ADD, ÇYDD var. Bunlar
sivil devlet kuruluşudur. STK değil SDK. Sadakatleri de
devletedir. Asıl olan bu toplumun kendi iç dinamiğinden çıkardığı
sivil toplum kuruluşlarıdır. Cemaatlerdir.
Gülen'i nasıl tanımlıyorsunuz?
Sivil ıslahatçı.
Sivil hareketlerde seçim sistemi vardır. Oysa cemaatte bu yok...
Seçim şart değil. Sivil hareketin belli kriterleri vardır.
Gönüllülük mevcuttur. Seversin katılırsın. İkincisi hükümet
dışıdır. Bu cemaatin devlete karşı olduğu anlamına gelmiyor. Ne
devletin uzantısıdır ne de devlete karşıdır. Hocaefendi'nin kritik
noktaları da devlete sorduğunu zannediyorum. Mesela Papa'yla
görüşmeye gittiğinde Dışişleri Bakanlığı ve devletin üst düzey
yöneticileriyle görüştü, onlar da "Git" dedi. Devlete rağmen bir
şey yapmıyor.
"BAKMIŞSINIZ Kİ BİR SABAH SESSİZCE TÜRKİYE'DE"
Devlette örgütlendiği iddiaları var. Örneğin polis teşkilatı...
Herkes devletle iyi ilişki kurmak ister. Çünkü herkesin işi
düşüyor devlete. Ama devleti ele geçirmek başka bir şey. Ya devlet
nasıl ele geçirilebilir ki? Bu patolojik bir şey. Bir grup diyor
ki "Eğer memur CHP'liyse normal devlet memurudur. Ama CHP'li
değilse devleti ele geçiriyor demektir." Bürokrasi
kontrollerindeyse güçlü devlet, değilse ele geçirilmiş devlet. Bu
ülkenin vatandaşıysa, diplomasi yetiyorsa o devlet memurudur. Bu
memurların birilerini sevmesi, sempatizanı olması da normal.
Gülen'in dönüşü nasıl olur?
Dönerse, öyle kalabalık karşılamayla değil, kimsenin haberi
olmadan bir bakmışsınız sabahleyin Türkiye'de.
ABD, Yeşil Kart talebini reddetti. Terk etmek zorunda kalırsa ne
olur?
Aynı durum daha önce de yaşandı. Talebi reddedilmişti. Zaten
Hocaefendi, 10 senedir orada yaşıyor. Dolayısıyla talebin
reddedilmesi önemli bir faktör değil. Bir de Amerika'dan da
ayrılacak olsa Türkiye'ye geleceği anlamına gelmez. Bakarsınız,
başka bir ülkeye gider. Yeşil Kart verilememesi Türkiye'ye
dönüşünü zorunlu kılmaz.
DEVLETTEN DESTEK
Gülen'in 10 yıldır yurtdışında olması cemaati nasıl etkiledi?
Hocaefendi'nin Türkiye'yi terk edip Amerika'ya gitmek zorunda
kalması hareketin küreselleşmesine, Amerika'ya, Latin Amerika'ya
ve Afrika'ya yayılmasına sebep oldu. İnsanlar onu görmek, ziyaret
etmek, onunla konuşmak için Amerika'ya gittiler. Gittikçe orayı
tanıdılar, iş kurmaya başladılar, buradaki işlerini tasfiye edip
oraya yerleştiler. Ondan sonra okullar açtılar. Hocaefendi'nin
gidişi hareketi sekteye uğratmadı, zayıflatmadı tam aksine
harekete küresel bir ivme kazandırdı. Türkiye'nin küreselleşme
sürecine dahlini sağlayan tek kurum Türk okullarıdır. Türkiye, ilk
defa Misak-ı Milli sanırlarının dışına çıkıp Şili'den Yemen'e
kadar 148 ülkede örgütlendi.
Bu okullara yönelik ciddi eleştiriler de var. Okullarla amaçlanan
ne? Türkiye'de birikmiş inanılmaz bir enerji var. Bilgi, teknoloji
ve sermaye birikimi mevcut. Fakat Türkiye'deki idari merkez bu
enerjinin açığa çıkmasını, merkeze akmasını önlüyor. İdare, 20.
yüzyılın ilk yarısından bu yana henüz gelmedi. İdari merkezin,
altın çağı 1950 öncesidir. Ama toplum gelişiyor. Ya toplumsal
merkez idari merkezle çakışacak ya da hayattan kopacak. Ya da
birileri ortaya çıkıp, "Çıkıp dünyaya kendimizi anlatalım. İyi
insanlar olduğumuzu söyleyelim ve iyi insanlar yetiştirelim. Bu
insanlara Müslüman insanın güzelliğini gösterelim. Dinimize,
ülkemize hizmetimiz olur" der. Gülen hareketi bunu yaparak bizi
anlatıyor. Bunun ne gibi zararı olabilir onu anlamıyorum. Ayrıca
Gülen'in yaptıklarını Türkiye'nin uzak mesafede Türkiye'nin
politik ve stratejik çıkarlarıyla örtüşüyor.
Nasıl?
Frankofonlar gibi. Adam Meksikalı, Brezilyalı ama Türkçe
düşünüyor, Türk yazarlarını okuyor, Türkiye'yi seviyor. Mezun
olduktan sonra kendi ülkesinin bürokrasisinde ve politik hayatında
görev alıyor. Bu devletin çıkarlarıyla çok da kopuk değil. Şunu da
söylemem lazım; Türk okulları, Türk devletinden bağımsız,
onaylamamasına rağmen kurulan okullar değil. Devletin içinde de
destek görüyorlar. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Anayasa
Mahkemesi'ndeki davada suçlanmasının nedeni Dışişleri Bakanı
olduğu dönemde Türk okullarının desteklenmesi için genelge
yayınlamasıydı. Fethullah Hoca da sık sık "Türk devletinin izni ve
bilgisi dışında bir şey yapmıyorum" diyor.
"DEMİREL CEMAATLERİ HEP KANDIRDI"
Cemaatin AKP'yle ilişkileri nasıl?
Cemaat eskiden bir partiyle dolaylı ilişki kurduğunda o partide
kendilerini güvende hissediyorlardı. Nur cemaatleri Adalet
Partisi'yle böyle bir ilişki içindeydi. 28 Şubat'tan sonra ise bu
durumun istismar edilmelerine neden olduğunu gördüler. Mesela
Demirel, "Size bu kadar milletvekili vereceğim" diyordu. Liste
açıklanınca hiç milletvekili yoktu. Nedeni sorulunca da "Ben
varım, ben sizdenim" diyordu. Demirel, hayatı boyunca Nur
cemaatlerini böyle kandırdı. Sonra da 28 Şubat'ın mimarlarından
oldu. Bu açıdan 28 Şubat çok öğretici oldu. Bir partiye destek
vermek yanlıştır, partilerden bağımsız hareket etmek gerekiyor.
Yapılması gereken Türkiye'nin demokratikleşmesi ve
sivilleşmesidir. "Daha çok demokrasi, daha çok AB uyum süreci daha
çok insan hakları" diyoruz. Bundan dolayı biliyorum ki AK Parti
kapatılırsa kimse arkasından ağlamayacaktır. Çünkü önemli olan
siyasal sistemimizin demokratikleşmesidir.
Gülen, yaşayan en büyük entelektüel seçildi...
O listenin ilk 10 sırasını İslam dünyasından isimler aldı. Batı'da
entelektüel hayat sona ermiştir. Entelektüel ve kültürel bakımdan
dünyanın ağırlık noktası İslam dünyasına doğru kayıyor. Çünkü
İslam dünyasında derin bir kriz var. Entelektüeller derin bir
krizin içinden çıkar. Refah toplumunda entelektüel olmaz.
Fethullah Hoca'nın düşüncesinin arkasında İslam'ın varlık görüşü
var. Hocaefendi, hem Batı'yı iyi biliyor hem de İslami
bilimlerini. Bu onu entelektüel yapıyor. Yüksek donanıma sahip,
bilgi birikimi çok iyi. Ama cemaat entelektüel yetiştiremiyor,
cemaatte entelektüel yok. Kalın bir aydın tabakası var.
Ama internette tıklanma sonuçlarına göre seçilmedi mi?
Bunun mutlaka payı vardır ama sadece bu değil. Dünyanın çeşitli
dillerini çevrilmiş kitapları var, şu anda hakkında yüzlerce
araştırma yapılıyor. Sadece "Hocaefendi'yle konuşmak istiyorum"
diyerek yurtdışından bana gelen 53 randevu talebi var.
Sabah
|