|
KURBAN (2)
Kurban Bayramı Yaklaşırken
Bir önceki yazımızda da“Kurban”dan söz ettik: Kurbanın
psikolojik ve sosyal yararlarından, kurbanla ilgili ayeti
nasıl anlamamız gerektiğinden, kurbanla bize verilmek
istenen mesajlardan…
Bu yazımızda da birkaç noktaya temas etmek istiyorum.
Müslüman bir ülke olan Türkiye’mizde, bu kamusal bayram
yaklaşırken bir kısım medya, her nedense bir telaşa kapılır.
Geçmiş yıllardan manzaralarla eli bıçaklı adamları, böğüren
ve acı çeken hayvanları, hijyenik/sağlıklı/ olmayan
ortamları, akan kan ve atık sakatatları sürekli bizlere
gösterirler. Onlar bunları yaparken ne demek istediklerini
anlamakta gerçekten zorlanırız.
Yıllardan beri adam gibi kurbanlarımızı kesecek tesisler
kuramadık, yazıklar olsun bize mi demek istiyorlar acaba?
Yoksa “21. yüzyılda nedir bu çağdışı ibadet ve gelenekler”
mi demek istiyorlar?
Ya da, çağımızda, insanın ve toplumun tüm ihtiyaçları
düşünülerek şehirler kurulurken, Müslümanların adam gibi
kurbanlarını kesebilecekleri tesisleri kurmayı düşünmeyen
yetkilileri ayıplıyoruz mu demek isterler?
Eğer, Müslümanların bu bayramlarını, bir hayvan katliamı
gibi göstermeye çalışıyorlarsa, kınıyoruz bu anlayışı biz.
Böylesi bir ülkede, böylesi bir çağda böylesi kafalar
kınanmaz da ne yapılır?
Siz, ey bu ülkede en çok et yiyenler! Sizler, fakir ve
fukaranın, sadece yılda bir kez et yiyebildiği bir bayramdan
bahsetmeden önce, lütfen bizi fiili durumdan haberdar
eyleyiniz. Bu ülkede her gün milyonlarca hayvan kesiliyor.
Bize bu hayvanların nasıl kesildiklerini gösterin lütfen.
Hijyenik şartlar altında mı kesilir? Kanları akıtılarak mı,
yoksa balyozlanarak mı? Besmeleli mi, yoksa besmelesiz mi
kesilir?
Her gün et yiyiniz, ama bayramlarımızı hafife almayınız
lütfen. Lütfen, varsa noksanlarımız, yardımcı olunuz da
giderelim bu noksanlarımızı elbirliği ile.
Ne Kadar Hayvan Kurban Ediliyor?
Kurbanlarımız hakkında konuşurken veya yazarken, Tarım ve
Köyişleri Bakanlığı'nın 2010 yılı verilerine dayanarak
verdiği aşağıdaki bilgileri unutmayınız lütfen: Ülkemizde 11
milyondan fazla büyük baş, 27 milyon civarında da, küçükbaş
havyan bulunduğunu hatırlayınız!
Ve her yıl 11 milyon civarındaki hayvanın yaklaşık yüzde
30'unun kesildiğini, bu yüzde otuzun sadece 5'te 1'inin
kurban için kesilmekte olduğunu ve bunların da zaten ihtiyaç
sahiplerine, fakir ve fukaranın sofrasına gittiğini düşünün
lütfen!
Ayrıca yılda 9 milyon kadar da küçükbaş havyan kesildiğini,
bunun 7 milyonunu sizlerin yemekte olduğunuzu, sadece 2
milyonunu da bu Müslüman halkımız tarafından ibadet amacıyla
kurban için kesildiğini biliniz!
Psikolog ve Psikiyatrlara Ne Demeli?
Bir de, bu bayramlarda psikolog veya psikiyatrist adı
altında ortaya çıkan ve konuşan akıl hocalarına ne demeli?
“Aman, çocuklarınıza hayvanın kurban edilişini
göstermeyiniz. Bıçak ve kan, onların ruh dünyalarını
zedeler, travmalara yol açar,” gibisinden uyarılar insanı
gerçekten dehşete düşürüyor. Şunu bilmek isteriz. Bu sözleri
söyleyenler acaba dünyadaki hangi psikoloji ekolünün
tilmizidirler ve hangi toplumda yaşamaktadırlar?
Yüzyıllardan beri, kurbanlık hayvanı seven, okşayan, ona
günlerce yem ve su veren, onunla oynayan, onu kınalayan,
süsleyen ve günü gelince o hayvanın gözlerini bağlayıp
kurban eden milyonlarca çocuk travma mı geçirmiştir? Sizin
bakış açınıza göre, bugünün orta ve yaşlı kuşağının hepsi
çocukluklarında bu travmayı yaşayan hastalıklı insanlardır.
Siz bilir misiniz ki, bizler onu kurban ederken bir yandan
kurbanlığımızı okşarız, bir yandan da tekbir getirir,
besmele çekeriz. Bunu yaparken o hayvanı tıpkı bir İsmail
gibi teslimiyet haline sokarız; ondaki gerilimi ve stresi
atarız. Böylece ondaki stresten dolayı hormonlarının
salgılayacağı bir takım zararlı toksinlerin oluşmamasına
veya atılmasına yol açarız. Bu bakımdan diyebiliriz ki,
kurban eti, insan sağlığına en yararlı olan ettir.
Ayrıca acı çekmemesi için elimizden geleni yaparız.
Bıçağımızı iyice bileriz, üç ayağını bağlarken bir ayağını
serbest bırakırız ki, kesim işleminden sonra kanı iyice
aksın ve eti hijyenik/sağlıklı/ hale gelsin.
“Kırk söz bir büyü yerine geçer” derler ya. Maalesef biz de
bu tür sözlerle bazen büyüleniyoruz adeta. Bırakın Allah
aşkına, bu toplum Müslüman bir toplumdur. Bu ülkede
yüzyıllardan beri kurbanlar kesilmektedir, kimse bunalım
filan geçirmemektedir. Belki bunalım geçirenler, Müslüman
bir toplumdan rahatsız olanlardır. Başka sloganlar üretelim
lütfen; bu toplumu rahatlatacak ve felaha kavuşturacak
sloganlar.
Sizden Bir Ricamız Var
Kurbanla çocuk travması arasında ilişki kurmaya çalışan
çağdaş psikologlarımızdan bir de ricamız var.
Yapısında kan dökme, vahşet, fitne ve fesat çıkarma özelliği
olan biz insan toplumlarını bu kan dökme vahşetinden kurban
geleneği kurtarıyor olabilir mi? Siyasi, etnik, mağduriyet
ve ideolojik nedenlerle kin ve nefretle dolan kişi ve
toplumlar birden canavarlaşıveriyorlar. Kurban geleneği
toplumun bu negatif enerjisinin boşalmasına neden olabilir
mi? Çünkü bazı araştırmacılara göre biz insanların
bilinçaltlarında, atalarımızdan gelen genler vasıtasıyla
tevarüs ettiğimiz ve bilinçaltımızda muhafaza ettiğimiz
negatif veriler vardır. Bizler, Âdem’in çocukları olarak
Habil ve Kabil’in de torunlarıyız. Buna göre Kabil’den gelen
ve bilinçaltımıza hapsedilen bu negatif öldürme dürtüsünü,
kurban keserek pozitif hale dönüştürmüş olabilir miyiz?
Psikologlarımız lütfen bunu araştırma konusu yapsınlar.
Çünkü çağımıza ve tarihe baktığımızda, Haçlı ordularının,
sokaklarını kan seline dönüştürerek işgal ettikleri Kudüs’ü,
Hz. Ömer hiç kan dökmeden fethetmişti. Bunda kurban
geleneğinin etkisi olabilir mi?
Bu gün Filistin ve Ortadoğu’da gösterdikleri vahşetle,
çoluk-çocuk, asker – sivil, kadın ve erkek demeden katliam
yapan İsrail’e karşılık Osmanlı yönetiminin ve adaletinin
hasreti çekilmesinde kurban geleneğinin ne denli tesiri
vardır? Bu sorunun yanıtını bulmaya çalışınız lütfen. Bir
yanda, kurban geleneğinden yoksun Almanların bir zamanlar
sergiledikleri Nazi vahşeti ve Sırpların Boşnaklara
uyguladığı vahşet ve katliam; öbür yanda da, fethettiği ülke
halkının tarlasındaki mahsulüne bile zarar vermek istemeyen
kurban gelenekli toplumlar.
Bir tarafta, dikta rejimi yıkmayı, özgürlük ve demokrasi
getirmeyi vaat ederek Irak topraklarına tonlarca patlayıcıyı
fırlatıp Bağdat’ı günlerce döven ve milyonlarca masumun
kanını akıtan ABD; öbür yanda da, geleneğinde kurban olan ve
yıllar önce Mekke şehrini, kimsenin burnunu kanatmadan
fetheden İslâm ordusu.
Bu ve bunun gibi onlarca sonuçta kurban geleneğinin tesiri
var mıdır?
Yüzyıllarca arenalarda masum insanların, kölelerin, aç aslan
ve kaplanlar tarafından parçalamasını zevkle seyredenlere
karşılık, kurban geleneğine sahip toplumların, av amaçlı
dahi olsa hayvanların bile katlini caiz görmemelerinin
altında hangi sosyolojik ve psikolojik yapı vardır?
Günümüzde hâlâ “sözde soykırım(!)” iddiaları ile ülkemizin
başına musallat olanların bir zamanlar sergiledikleri ve
aşağıdaki satırlarla dillendirilen şu vahşet dolu tabloyu
gözlerinizin önünde canlandırın lütfen. Bu vahşeti kurban
kesen bir toplum asla ve asla göstermez. Buyurun bu
satırları beraber okuyalım:
“ Ermeni ordusuna Taşnak komitacıları hâkimdi. Bu komitanın
büyük hırsı, sadece bir imha ve intikam savaşından ibaretti.
Çılgın hesaplaşmanın bir türlü sonu gelmiyordu. Erzurum yolu
üstündeki Cinis köyü karşısında Evreni köyünde, kadın,
erkek, çocuk bütün köylüler öldürülmekle kalmamıştı.
Öldürülenlerin vücutları parçalanarak, kollar, bacaklar,
kafalar, kasap dükkânlarındaki etler gibi, duvarlara,
çivilere, çengellere asılmıştı. Fakat bunları yapanların
hırsları bununla da sönmemişti. Köyde ne kadar hayvan ele
geçmişse; mandalar, sığırlar, davarlar, kümes hayvanları,
hatta köpekler öldürülmüş, parçalanmıştı. Yerlere
serilmişti. Cinis’te ise bütün köy halkını ayakta ve köyün
ağzında bekliyor gördük. Fakat bunlar bir ölü kafilesiydi.
Köyden çıkarılanlar, köye gireceğimiz yol üstünde
süngülenirken birbirlerine sokulan ve yapışan kadın, erkek,
çocuk bu insanlar, dayanılmaz bir soğuk altında kaskatı
donmuşlar ve öylece kalmışlardı.. (Suyu Arayan Adam, s.120)
İşte kurbansız bir toplumun sergilediği vahşetten bir tablo.
Lütfen ilminizi ve dikkatinizi bu sorular üzerine
yoğunlaştırınız. Yoğunlaştırın da, bizi bilgilendiriniz
sevgili sosyologlarımız, sayın psikolog ve
psikiyatristlerimiz!
Şerif Ali Minaz
Eğitimci
E-Posta : simavi48@gmail.com |