|
ŞEYHİN SOHBETİ(18)
ATATÜRK'E BEDDUA VE ŞEYHİN RÜYASINDAKİ TÜRKİYE
Dervişin Soruları
Şeyh Efendi bu günkü sohbetine başlamadan önce yine bir
derviş söz alarak bazı sorularla sözlerine şöyle başladı:
“Abdullah Abi!” dedi. Önce zatıâlinize ve değerli
arkadaşlarıma en kalbi saygı ve selamlarımı sunuyorum.
Geçenlerde bir makale okudum. Bu makale, aklımda bazı
istifhamlara yol açtı. Gerçi soracağım sorulardan bir
kısmının cevabını mezkûr makalede buldum, ama arkadaşlarımın
dikkatini çekmek için ben yine tekrarlayacağım. İzninizle
ben, öncelikle sorularımı sormak ve daha sonra da bu
makaleyi özetlemek istiyorum.
Sorularımı şöyle sıralayabilirim: Bizlerin bilgi
kaynaklarımız neler olmalıdır? Rüya gerçeği nedir? Rüyalar
bizi hakikate götürür mü? Rüyaların Kur’an’da yeri var
mıdır? Akıl ve rüya birbiriyle çatışırsa ne yapmalıyız?
İstihare ve istişare nedir? İstişarî bir kararı rüyalar
bozar mı? Kahır duası nedir? Hangi şeyh ülke geleceğini
rüyasında görmüştür?
ZAMAN TÜNELİNDE BİR ŞEYHLE TANIŞALIM
Bu sorulardan sonra sizlere bir şeyhten söz etmek istiyorum.
İ.Kara’nın “Şeyhefendinin Rüyasındaki Türkiye” adlı esrinden
esinlenerek Dr. Hayati Bice 26.10.2011 tarihli bir makale
hazırlamış. Anlatmak istediğim şeyh, bu makalenin konusu
olan kişidir.
Şimdi kendimizi zaman tüneline atalım ve sanal olarak
1930’lu yıllara ışınlayalım. Orada bir şeyh ile tanışmanızı
istiyorum. Adı, Şeyh (Mevlüt) Rahmi Baba. Bu Şeyh Efendi,
İstanbul’da medrese eğitimi aldıktan sonra, II. Abdülhamit
döneminde İstanbul' da Şeyhülislâmlık dairesinde bir süre
görev yapmış, daha sonra atandığı Sivas Zara Rüşdiyesi' nde
müderrislik vazifesi almıştır.
Subay olan babası Mahmud Niyazi Bey' in 93 Harbi' nde Kars
cephesinde şehit olmasından sonra, mürşidinin de tavsiyesi
ile annesi ve bir kız kardeşi ile ata ocağı Yozgat' ın
merkez ilçesine bağlı Türkmensarılar köyüne dönmüştür.
Burada ziraatla uğraşmayı sürdürürken bir yandan da köy
imamlığı yapmıştır. Bu görevini 1936 da vefat edinceye dek
sürdürmüştür.
Şeyh Efendi neden köyüne dönmüştür? Çünkü bu şeyh,
30.11.1925 tarihinde kabul edilen ve 13.12.1925 tarihli
Resmi gazetede yayınlanan 677 numaralı yasanın kanun
zedelerinden olmuştur. Onu darbe zede yapan bu kanun: “Tekke
ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir
Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun”dur.
Adı geçen yasa ile sadece o günlerin İstanbul’unda 400
civarında tekke ve dergâh kapatılmış, şeyhler ve dervişler
takibe alınmıştır.
Şeyhimiz, Nakşî-Kadirî icazetine sahiptir, amma o, daha çok
Kadirî usulünü öne çıkartan bir meşreptedir.
KAHRİYE DUASINA DAVET
İşte bu zat, bir gün şeyh ve halife arkadaşlarını Anadolu'
nun bir köyüne; tahminen adı geçen köyüne gizlice davet
eder.
Neden mi?
' Kahriye' okumak için.
Nedir kahriye ve kim içindir derseniz, derim ki: Kahriye; '
Ya Kahhâr' zikrini çekerek Mustafa Kemal' in ve rejiminin '
kahrolması ve perişan olması” için dua etmektir. Bu amaçla
yapılan bir davet, şeyhler tarafından kabul görür ve gizlice
davete icabet ederler.
İcabet ederler etmesine de, tam bu kahriyenin okunacağı
sabaha doğru Şeyh Rahmi Baba, bir rüya görür. Bu rüya, onun
bütün niyetlerini altüst eder. Şöyledir bu rüya:
BURAYI ŞUNA VERİN!
Bir dünya haritası vardır ortada ve üzerinde Türkiye. Öyle
bir Türkiye ki, toprakları dünyanın diğer bölgelerinden
bariz bir şekilde ayrılmışçasına yemyeşildir. Gelin görün
ki, bu ülke sınırlarının ötesi simsiyahtır ve dahi alçak,
hayli kalın duvarlarla çevrilidir.
Peygamber Efendimiz (s.a.s) bu haritanın başındadır ve
insanların gözü önünde dünyayı yeniden dizayn etmektedir;
şurayı şuna, burayı buna verin diye emirler vermekte,
etrafındakiler de gerekeni yapmaktadırlar. (Gerçi o yıllarda
bu taksimi Batılı emperyal güçler de yapmıştı, ama her
neyse…)
Mustafa Kemal, bu haritanın Trakya bölgesi gibi bir yerinde
durmaktadır. Yüzü Peygamber Efendimiz’e dönük değildir,
duruşundan anlaşıldığına göre de, mahcup ve tedirgin bir
haldedir. Bu yüzden olsa gerektir ki, Efendimiz' e
bakamamaktadır. Sıra Türkiye' nin kime verileceğine
geldiğinde Şeyh Efendi pürdikkat kesilir ve taksimi takip
eder.
Evet, sıra Cennet vatanımıza gelmiştir Peygamber Efendimiz
yüzünü çevirmeden yalnız eliyle işaret ederek ' burayı şuna
verin' buyururlar. Efendimizin, burası dediği yer Türkiye'
dir. “ŞU” dediği de Mustafa Kemal' in ta kendisidir.
Böyle bitmiştir dünyanın ve ülkemizin taksim ediliş rüyası.
RÜYANIN YORUMU
Şeyh Efendi kan ter içinde uyanır. Düşüncelidir. Niyetiyle
rüyası arasında bir müddet gider gelir. Yerinden kalkıp,
abdestini alır, namazı cemaatle kılmak için arkadaşlarının
yanına gider. Namaz eda edilir, dua biter ve Fatiha çekilir.
Herkesin kahriye okumaya geçilecek dediği bir anda Şeyh
Efendi misafirlerine rüyasını detaylı bir şekilde anlatır ve
dahi yorumunu da şöyle yapar:
“Türkiye yemyeşil olduğuna göre, bu, hayra ve İslâm' a
alâmettir. Memleketteki durumun iyi olduğunu gösterir.
Etraftaki duvarların kalın ve siyah oluşuna gelince; bu da,
tedirginlik vericidir. Zira siyah küfür işaretidir, fakat
ihata duvarlarının alçak oluşları, mevcut menfi durumun çok
uzak olmayan bir zamanda aşılabileceğini göstermektedir.
GerekEfendimiz'in M. Kemâl’e karşı tavrı, gerekse Mustafa
Kemal'in oradaki duruşu olumsuzdur, ama Türkiye' yi ona
veren Hz. Peygamber’dir. Bu durumda bizler buna karşı
çıkamayız.”
İşte böylece Kahriye okumaktan vazgeçilir ve şeyhler,
halifeler memleketlerine dönerler.
Abdullah Abi! Ben bu tarihi olayı burada sizlere aktarıp
noktalarken, rüyanın yorumunu bir başka sohbetimizde sizden
de dinlemek istiyorum. Ama sizden önce arkadaşlarımın da
sosyal medyamız Fatih aktüel. Com’da yorumlarını yapmalarını
rica ediyorum ve yorumlarını yapmadan önce şu soruları da
kendi kendilerine sormalarını istirham ediyorum:
Acaba şeyh Rahmi Baba, rejimin uygulamalarından, baskı,
takip ve tevkiflerinden yılmış ve korkmuş muydu da böylesi
bir rüya görmüştü?
Rahmi Baba da, meslektaşı ve Halveti Şeyhi Kuşadalı (ö:1845)
gibi, tekke ve zaviyelerin devrini yitirmiş, miadını
doldurmuş olduğuna mı inanıyordu? Bunun için mi böyle bir
rüya görmüş oldu?
O da, tekkesi yanan Kuşadalı gibi: “Çok şükür merasimlerden
kurtulduk,” diyenlerden miydi?
Yoksa bu çağrı, tabandan gelebilecek potansiyel bir tepkiyi
önlemek için, yönetim ile Rahmi baba arasında cereyan eden
organize bir iş miydi? 28 Şubatçılar gibi bir tür balans
ayarı böylesi bir rüya ile mi yapılmak istenmişti?
Derviş sözlerini bitirdi ve tekrar saygı ve selamlarını
sunarak yerine oturdu.
Şeyh Abdullah Abi, sohbetine, dervişe teşekkür ederek
başladı ve dedi ki:
Sevgili okuyucu. Şeyhin cevaplarına bir sonraki yazımızda
devam edelim inşallah. Selam, sevgi ve saygılarımla şimdilik
kalın sağlıcakla.
Selâm ve saygılarımla,
hoşça kalınız.
Şerif Ali Minaz
Eğitimci
E-Posta : simavi-48@hotmail.com |