|
ŞEYHİN
SOHBETLERİ(17) BİR ÂYET VE BİR BÖCEK
Sevgili okuyucu! Şeyh Abdullah Ağabey, Felak suresindeki bir
ayeti yorumlarken sözü “Ağustos Böceği”ne getirmişti. Şimdi
birlikte dinleyelim onun bu sohbetini.
KORKULU ANLARIN YOL ARKADAŞI
Kardeşlerim!
Felak suresindeki “Ve ortalığı kapladığında karanlığın
şerrinden (Allah’a sığınırım)” anlamına gelen
“Ve min şerri ğasikın izâ vekab” ayetini okuduğumuzda da
“Ağustos Böceği”ni hatırlamamak mümkün müdür?
O, gecelerin sessizliğini yırtarak bizlerin imdadına
yetişir, içimizdeki ürpertiyi ve korkuyu atar. Senenin belli
bir mevsiminin gecelerinde her daim yanımızda olan çevre
dostumuzdur o bizim. Aslında gecelerin o korkusunu
üzerimizden atmaya çalışan ve bu böceğe eşlik eden başkaları
da vardır: Meselâ; Ebabil kuşları, bülbüller, baykuşlar,
yusufçuklar, Florya kuşları ve martılar bu kervana
katılanlardandır. Bu kervana Ağustos böceği ile birlikte
çekirgeler de katılırlar.
Bu sohbetimde sizlere gece kervanına katılan bu böceğin
hikâyesinden özellikle söz etmek istiyorum. Çünkü o, ünlü
edebiyatçılara da konu olmuş bir böcektir.
Yüce Rabbimiz, bu böceği sanki biz kullarının ruh dünyasında
gece karanlığı ile oluşan korkuyu hafifletmek için yaratmış
gibidir. Aslında o, Allah’ın varlığını bizlere anlatmaya
çalışan milyonlarca “yazısız ayet”ten bir tanesidir.
Onu bir çokları sevmezler; tembeldir derler, üretken
değildir derler, zamanını hep “cırcır”la, “gırgır”la
geçiriyor derler..Meselâ; ünlü hikayeci La Fontaine, bu
böceği küçümser, tembelliğinden söz eder. Ama bakınız
Ağustos böceği ona lisanı hal ile nasıl cevap verir.
Dilerseniz birlikte dinleyelim onun serzenişlerini.
BÖCEĞİN SERZENİŞİ
--“ Ey masalcı amca!
Benim hakkımda yalan yanlış yargıda bulunarak beni
hemcinsleriniz arasında kötü gösterdiniz. Tembellikle itham
ettiniz, karıncanın kapısında dilenci gibi gösterdiniz beni.
Oysa sizin hemcinsiniz olan Şair ve mütefekkir Sezai Karakoç
Bey, bakınız beni nasıl müdafaa ediyor ve size nasıl cevap
veriyor:
“ Ey masalcı adam, iftira ettin sen
Bu harikalar harikası böceğe
Onu suçladın tembellikle
En çalışkan onu görüyorum ben.
Hiçbir karşılık beklemeden
Tanıtıyor bize yazı, ağustosu, çamı, çınarı.”
Doğrusu bu dizeler beni çok mu çok hoşnut eyledi. Teşekkür
ediyorum Sezai Amcama.
Size gelince sevgili masalcı amca! Aslında ben, zatı âlinize
fazla kırgın ve küskün değilim; çünkü siz beni yeterince
tanıyamadınız. Bilir misiniz ki, ben, sizlerin 50.60.80.90
ve hatta yüz yıl yaşadığınız dünyaya gelebilmek için tam 17
yıl larvada bekleyip durdum. Siz ise dokuz ayda, hop diye
geliverdiniz bu dünyaya. Larvada beklediğim 17 yılın birçoğu
ağaç diplerinde, toprak altında geçip gitti. Ve bir ağustos
sabahı, uzun ve şeffaf kanatlarımla dünyama gözlerimi açtım.
Beni durmaksızın şarkı söylemekle ayıplıyorsunuz. Oysa hangi
şarkı boş yere söylenir ki? Şarkılar duygularımızın
tercümanı değil midirler? Onlar, ya bir vuslatı, ya bir
firakı, ya bir aşkı veya bir dostluğu dile getirirler. Benim
şarkımda ise bunların hepsi mevcuttur; evet, siz bunu
biliyor musunuz?
Ben, sizin dünyanızda çok kısa süre kalan bir misafirim; üç
veya dört haftalık bir misafir. Bu kadar uzun bir
bekleyişten sonra geldiğim bu dünyada, ben şarkı
söylemeyeyim de kim söylesin be masalcı amca! Sizin
gevezelik olarak nitelendirdiğiniz bu şarkıyı ben, tam 17
yılda besteledim. Ve üç beş haftada da bitirmem gerekir.
Sizin bundan haberiniz var mıdır?
Sonra sevgili amcam, beni kış gelince karıncanın kapısında
bir dilenci olarak tanıtıyorsunuz ve karıncaya: “Yazın
çalan, kışın oynar, haydi oyna!” dedirtiyorsunuz bana. Oysa
benim kışın hayatta olmadığımı bile bilmiyorsunuz be amca.
Bizler şarkılarımızı boşuna söylemeyiz. O anda biz,
birbirimizle haberleşiriz, hemcinslerimizin bir derdi var
mı, yok mu onu öğreniriz. Sizin bundan da haberiniz yok
galiba.
Gül, bülbül ile birlikte nasıl bir güzellik ve bütünlük arz
ediyorsa, geceler de bizimle güzelleşiyor ve bütünleşiyor
sevgili hikâyeci amca.
UYARIYOR VE ARKADAŞ OLUYORUZ
Her şeyden önemlisi biz bu şarkılarımızla gecelerin
korkunçluğunu sizin üzerinizden atıyoruz. Hani Yüce
Kur’an’daki, Rabbimizin: “ Ortalığı kapladığı zaman
karanlığın şerrinden bana sığının” diye sizlerin dikkatini
çektiği o korku ve ürperti veren karanlık var ya. İşte
bizler, gecelerin o korku ve ürperti veren yüzünü,
sessizliğini sizin üzerinizden atmaya çalışıyoruz
şarkılarımızla. “ Sizlere: “Korkmayın karanlıklardan, yalnız
değilsiniz bu ortamlarda, sığının Rabbimize korkulacak
şeylerden, bakınız biz de buradayız şarkılarımızla,” demek
istiyoruz.
Bir hususu daha hatırlatmama izin veriniz masalcı amca.
Biliyorsunuz bizim kanatlarımız da var, Bazen yükseklerde
uçarken sizin yaşadığınız hayatın çirkefliklerini de,
birbirinize karşı hazırladığınız tuzakları, hile ve
desiseleri de görüyoruz. Birbiriniz hakkında beslediğiniz
kin ve nefretleri hissediyor, yaptığınız dedikodulara şahit
oluyoruz. İşte bizler bu şarkılarımızla siz insanları
uyarıyoruz; uzak durun bu çirkefliklerden, düşmeyin
tuzaklara, hayatın kötülüklerinden ve kötülerden sığının
daima Rabbimize diyoruz.
Bundan böyle şarkılarımızı bu şekilde okuyacağınızı ve
anlayacağınızı ümit ediyorum sevgili La Fonten Amca. Siz
bizi yeterince tanımadığınız için tembellikle, gevezelikle
ve dilencilikle itham ettiniz. Keşke yazmadan önce beni bir
dinleseydiniz. Edebiyatçılar da bilim adamı sayılırlar.
İnceleyip araştırmadan yazmamalıdırlar değil mi efendim? Ama
yine de ben sana hakkımı helal ediyorum; senden yıllar sonra
yaşadığım 2011 yılının bir Ağustos gecesinde.”
VELHASIL
Sevgili kardeşlerim!
İşte böyle serzenişte bulunuyor Ağustos Böceği. Hayvancağız
yerden göğe haklı. Bu Batılılar hep böyledir zaten. İslâm ve
İslâm dünyasını da yanlış tanımadılar mı?. Müslümanlar ve
İslâm Peygamberi hakkında da tıpkı bunun gibi yalan yanlış
yazıp çizmediler mi ve hala bu yanlışa devam etmiyorlar mı?.
Sığınalım tüm şerlerden ve şerirlerden Rabbimize.
Bizler de, bilmediğimiz konularda yalan yanlış konuşmaktan
sakınalım. İyice araştırıp öğrenmeden bir şey hakkında
konuşmayalım. Kâinatta var olan her mahlûkun bir amaca
yönelik olarak yaratıldığının bilincinde olalım ve onların
her birinin “yazısız ayetler” olduğunu unutmayalım. El
emeği, göz nuru ile ortaya konulmuş eserlerin kıymetini de
bilelim. Onları zamanında ve yerli yerinde
değerlendirelim.Sonra bizlerin de tıpkı Ağustos Böceği gibi,
özenle oluşturulmuş bestelerimiz olmalı. Hiç zaman
kaybetmeksizin bizler de şarkımızı söylemeliyiz. Bu öyle bir
beste ve öyle bir icra olmalıdır ki, bizlere hem dünya hem
ahret mutluluğumuzu bahşedebilsin. Bizler, bu üç günlük
dünyada karıncalar gibi durmaksızın mal ve servet biriktirip
de, bestesi ve icrası olmadan çekip gidenlere üzülelim,
onlar için “ah” çekelim.
Selam ve dua ile kalın sağlıcakla.
NOT: Tüm okuyucularımıza ve ayrıca değerlendirmelerde
bulunarak katkıda bulunan “Ben de Bilirim,” “Tulumbacı
Ağası” ve “ Bir Dost” rumuzlu okurlara teşekkürlerimi arz
ediyorum.
Selâm ve saygılarımla,
hoşça kalınız.
Şerif Ali Minaz
Eğitimci
E-Posta : simavi-48@hotmail.com |