|
YARINLARA
DOĞRU(2) O DOMUZLAR KÂBE’DE CİRİT ATSAYDI
Ah Şu Domuzlar!
Şu domuz meselesi ne dilimizden ne de gündemimizden düşmüyor
maalesef. Sanki birileri kasıtlı olarak gündeme getiriyor bu
hayvanları. İşte Ocak 2012’nin bir haberi:
“Ankara Esenboğa Havaalanı’nda İslam dininin haram kıldığı
domuzun, çocuklara sevdirilmek istenmesi amacıyla başvurulan
yöntem vatandaşların tepkisini çekiyor.
İç hatlar katında çocukların oynaması için konulan
dokunmatik oyun konsolu, görenleri hayrete düşürüyor. Touch
Toy markalı oyunun içinde çiftlik hayvanları arasına domuz
da eklenmiş. Tavuk, ördek, inek gibi hayvanların arasında
maalesef domuz da boy göstermiş.
Aileler, bu duruma: ‘Kelime tamamlama’ adı altında domuzu
çocuklarımıza sevdirmek ve çocukların hafızasına
yerleştirmek istiyorlar” şeklinde tepki gösteriyorlar.”
Aslına bakarsanız, domuzların girmediği yer yok gibi. Çizgi
filmlerden tutunda, bazı lokantaların mutfaklarına, bazı
kasapların vitrinlerine kadar sinsice, “koyun eti”adı
altında hem de.
“Tamam da, bu haberin konumuzun başlığı ile ne alakası var,”
demeyelim. Şöyle bir alakası var. Lütfen okumaya devam
edelim.
Toplumsal Tahrik Ve Kaoslar
Şimdi biraz gerilere doğru gidelim: Bir zamanlar “İki
Kutuplu Bir Dünya” vardı. Henüz “Yeşil Tehlike” yoktu o
zamanlarda; sadece “Kızıl tehlike” vardı. Bir yanda hür ve
kapitalist dünya, öbür yanda da, komünist veya sosyalist
dünya. Bu iki dünya arasında kıyasıya bir mücadele devam
ederdi. Psikolojik savaş, soğuk savaş, sıcak savaş, ekonomik
savaş… gibi tabirler hep o dünyadan kalan kavramlardır. Aslı
varsa şimdilerde bu savaşların bittiğini söylüyorlar. “İki
kutuplu dünya da yok artık”, diyorlar. Ama bana öyle geliyor
ki, gözünü hırs bürümüş âdemoğlu, gizliden gizliye bu
güzelim dünyamızda acımasız bir şekilde savaşlarını hala
sürdürüyor. Domuzlar ve domuzluklar hala gündemi işgal
ediyor. Ama bizim algılarımız ve hafızalarımız zayıfladı.
Nisyan İle Malûl Olduk
Sokrat yazının icad edilişini değerlendirirken: “Bir şeyler
öğrenmek isteyenleri hem ukalalaştırdı hem de unutkan
yaptı.” demiş.
Evet, yazı ve kitle iletişim araçları geliştikçe kültür veya
zehir aktaran kaşıklar da çoğaldı. Artık zehiri altın
kaşıklarla sunuyorlar; bal da onun suç ortağı oluyor. Ve
bizler de doğru yanlış demeden habire öğreniyor ve hızla
unutuyoruz. Ayağımızı denk atabilmek için bir şeyleri sıkça
hatırlamamız ve hatırlatmamız gerekiyor bu çağda.
İletişim araçlarının haber bombardımanlarıyla bizler
sosyologların diliyle “narkodizasyona” sürükleniyoruz, yani
adeta uyuşturuluyoruz. İşte şimdi bu narkodizasyon halimizi
kısmen atabilmek için bir konuyu hatırlayalım istiyorum.
Malumdur ki, her ülkenin heberalma servisleri vardır.
ABD’nin CİA’sı, Sovyetlerin KGB’si, İsrail’in MOSSAD’ı ve
bizim de MİT’imiz. Gizli örgütler kendi aralarında çoğu
zaman kanka olur ve işbirliği de yaparlar. Bu örgütlerde
çalışan ajanların bazıları da anılarını yazarlar.
Mossad’ın Cia’ya Sızdırdıklarında da Domuz Var
Eski CİA ajanlarından olan Robert Baer anılarını
dillendirdiği bir kitap yazıyor ve bu kitap Türkçemize de
kazandırılıyor. Kitabın adı: “ Görmedim, Duymadım,
Bilmiyorum.”
Yazar bu kitapta ilginç olayları ve planları anlatıyor.
Meselâ; 1967 Arap-İsrail savaşı sonrasında Mossad
yetkilileri, bir planlarını CİA ajanlarıyla da paylaşmışlar.
Bu plana göre, İsrail gizli servisi bir Sovyet askeri
uçağını kaçıracak ve bu uçakla, içine doldurdukları canlı
domuzları Kâbe’nin ve Mekke’nin belirli yerlerine alçaktan
uçuşla bırakacaklardı. Böylece İslâm dünyasında hem
Sovyetlere karşı bir nefret, hem de bir kaos yaratmış
olacaklardı. Ne var ki bu plan gerçekleşmemiş.
İşte böyle sayın okuyucu, domuzlar bu dünyada var olduğu
sürece, biz bu denli domuzlukları daha çok seyredeceğiz
galiba. Ama biz yine de soralım: “O domuzlar, Mekke ve
Kâbe’de cirit atmış olsalardı ne olurdu acaba?” Düşünelim ve
yazalım lütfen!
Selam ve sağlıcakla kalınız..
Şerif Ali Minaz
Eğitimci
E-Posta : simavi-48@hotmail.com |