|
ŞEYHİ
DİNLİYORUZ(24) UYKUMUZA DA MI ÇENGEL ATTILAR?
Fıtratımız Ve Uykumuz
Şeyh Abdullah Ağabey, bu haftaki sohbetine yine “Sevgili
kardeşlerim” diyerek başladı ve şöyle devam etti:
"Şimdi sizlere, bir adı da “doğru yolda yürüten” anlamına
gelen HÜDA adlı Kitabımızdan üç kısa âyet mealini okumak
istiyorum. Lütfen, unutmamak için dikkatlice dinleyiniz.
“Uykunuzu dinlenme vesilesi yapmadık mı?
Geceyi örtü gibi yapmadık mı?
Gündüzü geçiminizi sağlama vakti kılmadık mı? (Nebe’
78/9,10,11)
Allah bizleri yaratırken her şeyimizi en mükemmel bir
biçimde tasarlamıştır. Geceleri uyumamızı, gündüzleri de
çalışmamızı irade buyurmuştur. Çevremizi ve bünyemizi buna
göre düzenlemiştir.
Uzmanların ifadelerine göre, geceleyin karanlıkta uyumak,
bilhassa kanser türü hastalıklara karşı önemli bir koruma
sağlamaktadır. Çünkü karanlık odada yattığımızda vücudumuz
kansere karşı koruma sağlayan melatonin hormonunun salgısını
hızla arttırıyor.
Bu hormon ışıklı bir ortamda salgılanmadığı için kanser
hücreleri daha çabuk gelişmekteymiş.
İnsan bünyesini iyi tanıyanlar: “Gece lambası dahi olsa
uyurken ışıktan kaçının,” diyorlar ve ilave ediyorlar: “İlla
ki bir ışık istiyorsanız oldukça solgun ve kırmızı bir renk
tercih ediniz,” uyarısında bulunuyorlar.
Kanserle Savaş Dairesinin yetkilileri de, belediyelere bir
çağrıda bulunuyorlar: “ Geceleri ışıl ışıl cadde ve sokaklar
istemiyoruz. Sağlığımız için gereksiz aydınlatmalar yaparak
karanlığımızı kısmayınız lütfen(!)”
Evet, adı geçen anti kanserojen hormonu vücudumuz karanlık
bir ortamda, saat 23.00 ile 05.00 arasında tam olarak
salgılamakta ve hücrelerimiz yenilenmektedir. Böylece
bağışıklık sistemimiz düzenlenmektedir.
Bu melatonin hormonu sayesindedir ki, vücudun biyolojik
saati korunuyor, ritmi ayarlanıyor. Üreme sistemi gelişiyor.
ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, düzenli gece uykusu
alanlara göre uykusunu düzenli alamayanların, kansere
yakalanma riski beş kat daha fazla. Çağımızın bu vebasından
Rabbimiz korusun bizleri.
O halde sevgili kardeşlerim! Gece mutlaka karanlık ortamda
uyuyalım.
Erken yatıp, erken kalkalım. Özellikle bu hormonun
salgılandığı saatleri uyku ile geçirelim.
Uykunun Diğer Yararları
Bu bağlamda dilerseniz uykunun diğer yararlarını da
hatırlayalım:
Sindirim sistemimizin hızla çalışmasına vesile olur.
Bağışıklık sistemimiz kendi içinde yoğun bir faaliyete
geçer.
Ve özellikle vücudumuzu kaplayan cildimiz yoğun bir çalışma
temposu içine girer. İlginçtir ki, cildimizde beliren
kırışıklıklar güzel bir uyku sonucunda kaybolup giderler.
Biliyor musunuz, bizler uyurken, vücut ısımızın 2 derece
artmasıyla birlikte, organizmamız bol miktarda sıvı üretir.
Bu nedenle, sabahları uyandığımızda saçlarımızın nemlenmiş,
şekillerinin bozulmuş olduğunu görürüz. Yağ bezleri geceleri
yenilendiğinden, uyku sırasında yağ salgılaması genelde
azdır.
Büyüme hormonu artar, buna mukabil stres hormonu düşer.
Şunu unutmayalım: Gece alacağımız bir saatlik bir uyku,
gündüzün iki saatlik uykusuna bedeldir.
Gece Uykularının Dört Katili
Kardeşlerim!
Bu seküler çağda gece uykularının dört katili var:
Kapitalizm, işret âlemleri, Tv. Dizileri ve kaygılarımız,
yani gam ve kederlerimiz. Bunlara interneti de ilave
edebiliriz.
Şu vahşi kapitalizm var ya, onun acımasız uygulamaları,
bizim fıtratımızı alt üst etti. Onu iyi tanıyalım. Daha çok
üreteceğim, daha çok tükettirip daha çok kazanacağım derken,
bizleri her tarafı tuzaklarla dolu bir hayatın içine attı.
Şairin dediği gibi:
“Öyle bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.”
Evet, çalışmak, üretmek, israfa kaçmadan ürettiklerimizi
tüketmek güzel; ama bu, fıtratımızı, yaratılış yasalarımızı,
sağlığımızı bozmadan güzeldir.
Saat Kulelerine Niçin Saldırdılar?
Vahşi kapitalizmin acımasız anlayışı, daha çok kazanabilmek
için bir zamanlar çağdaş kölelerini, günün 16 saatinde
fabrikalarda çalıştırdı. Kentlerin meydanlarına dev saat
kuleleri inşa edildi; işçiler işlerine geç kalmasınlar,
zamanında işe gelsinler diye. Ama bıçak kemiğe dayanınca
isyan eden işçiler, ilk önce bu saat kulelerine hücum ederek
kapitalizme karşı öfkelerini söndürmeye çalıştılar. Tarumar
ettiler saatleri. Ettiler etmesine, ama kapitalistlerin
iştahlarını ve hırslarını kıramadılar bir türlü. Kapitalizm
başka bir usul geliştirdi: Gece vardiyaları.
Kapitalizmin görevi, hedefe ulaşabilmek için durmadan yeni
yollar keşfetmekti. Çünkü onlara bu yolu açan fikir babaları
Adam Smith idi. O, ta 1776 yılında yazdığı “Milletlerin
Zenginliği” adlı kitabında onlara şöyle diyordu:
“Bu yol (kapitalizmin yolu), insan ruhunun köklerinde var
olan bencillik ve aç gözlülük ilkesine dayanır. İlk bakışta
bu yol, her ne kadar ahlaken bir düşüklük gibi görülse de,
toplumsal fayda açısından yararlı bir yoldur. Çünkü insan,
bencil çıkarları peşinde aç gözlüce koşarken piyasalar ve
ekonomi canlanır ve bu sayede bolluk gelir.”
Sevgili Kardeşlerim!
Görüyorsunuz, aç gözlülüğümüzü tatmin etme, ilerleme ve daha
çok üretme adına heba edilen gece uykularının temeli böyle
dinamitlendi. Eh, “kahrolası dünyada evlad-ü ıyal var” diyen
garibanlar da onların bu dinamitleriyle hayatlarının berhava
edilmesine rıza gösterdiler.
Bunun yanında bir de, gece âlemleri var. Para babaları bu
sektörü de geliştirdiler. Bu mekânlarda çılgınca uygulanan
eğlence ve işretler de gece uykularının katili oldular.
Ya gam ve kederlerimize ne demeli. Gelecek kaygılarımız,
takıntılarımız, sonu gelmez emellerimizi tatmin
edemeyişimiz, fındıkkabuğunu doldurmayacak şeyleri sorun
haline getirmemiz. Bunlar değil midir uykularımızın
katilleri. “Duvarı nem, insanı gam yıkar” dememiş midir
atalarımız. Evet. Bunları da hayatımızdan atmamız gerekir;
sağlığımız için, mutluluğumuz için.
Velhasıl
Tüm bu uygulamalar insanoğlunun fıtratını bozdu; baksanıza,
hiç tanımadığımız hastalıklarla tanıştık bu çağda. Durmadan
yaygınlaşan kanser, obezite, stres ve ruhsal sendromlar
/hastalıklar/ bu uygulamanın sonunda çıktı meydana. Dün
adını bile duymadığımız, “Kaliforniya Sendromu, Stokolm
Sendromu…” gibi sendromlarla tanıştık bu gün.
Geliniz, yukarıda üç soru cümlesiyle özetlediğim ilahi
çağrıya kulak verelim: Ne zaman çalışılması, ne zaman
uyunması gerektiğini, ne kadar üretilmesi, ne kadar
tüketilmesi gerektiği konularında bir daha düşünelim. Biraz
sorgulayalım kendimizi.
Şu gerçeği de hatırlayalım: Zürafaların 2 saat, fillerin 3,
köpek balığının 5, kedinin 12,5, farelerin 13 ve yarasaların
20 saat uyuduğunu, uyku süresinin vücut büyüklüğü ya da
yaşam süresi ile orantılı olduğunu ve uykunun basitçe bir
dinlenme olmadığını bilelim.
Uykularımızı da vücut yapımıza göre düzenlemeyi unutmayalım.
Saygı ve selâmlarımı sunarken, kalın sağlıcakla diyorum…
Şerif Ali Minaz
Eğitimci
E-Posta : simavi-48@hotmail.com |