VUSLAT VE VEDA ÜZERİNE

 Şerif Ali Minaz                                                 İnsanlar çula düştü
Emekli Öğretmen                                                   Paraya pula düştü
                                                                            Sana gönül vermek de
                                                                   Bu garip kula düştü. (Ayhan Ünal)        

Dilimizde “V” harfiyle başlayan birçok kelime vardır. Bu kelimeler aslında hayatı anlamlandıran, hayatı izah ve ifade eden kelimelerdir. Meselâ; Vade, vuslat, visal, veda, vurgun, vefa, vera, vareste.. bunlardan bir kaçıdır.
Eski hattatlarımız, çalışmalarını daha çok “V” yani “Vav” harfi üzerinde sürdürmüşler. İnsanın şöyle bir soru sorası geliyor: “ Onların, VAV’ın üzerinde bu denli yoğunlaşmaları, bu hayatî öneminden dolayı mıdır acaba?”
Bu konuda bazı mekânlarda levhalaştırılmış meşhur bir söz vardır. “İttekul vavât” yani “vavlar” konusunda dikkatli olunuz” diye başlayan bu söz, birçok hattatımıza da ilham kaynağı olmuştur. Söz konusu bu güzel sözde, sorumluluğu büyük olan ve “V” ile başlayan kelimelere dikkatimiz çekilmekte, bunların: Valilik, Vezirlik, Velilik, Vekillik, Varislik ve Vakıf yöneticiliği olduğu ifade edilmektedir.
Bu yazımızda, ilk başta sözünü ettiğimiz kelimelerden birkaçı üzerinde duralım ve düşünelim istiyorum.
Meselâ, vuslat kelimesiyle başlayabiliriz. Hayatın başlangıcı vuslat değil midir? Ta ruhlar âleminde Rabbimizle buluşup onunla mükâleme ederken/sohbet ederken/:
“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sualine: “Belâ/Evet, Sen bizim Rabbimizsin/” diye cevap vermişiz. Rab ile bu sözleşmemiz bir vuslat anında olmamış mıdır?
Sonra, şu dünya hayatımıza daha ana rahminde bile başlamadan önce, babalarımızın sperminin rahme düşmesi ve ana yumurtasıyla buluşması da bir vuslat değil midir? Bu vuslattan dokuz ay sonra oradan ayrılarak bu dünyaya ayak basmamız ise hem bir firak yani veda hem de bir vuslattır. Bu, öylesine bir veda ve vuslat ki, feryad’ü figanla beraber gelen bir vuslattır. Çünkü her birimiz ana rahminden ayrılırken hep ağlayarak vasıl olduk bu dünyaya.
Vuslatların çoğunda visal vardır, mutluluk, sevinç ve sürur vardır. Dünyaya vuslatımız da, bize çok tatlı geldi, gülmeyi, neşelenmeyi, mutlu olmayı öğrendik burada. Ana rahmine veda etmenin hüznünü, firakın acısını çoktan unuttuk dünyaya vuslat etmekle.
İşte hayat, hep böyle devam edip gidiyor; bir vuslat bir veda, bir hüzün bir sevinç, bir feryad ve figan, bir pür neşe..
Aşk Ve Hiç
Çoğu zaman zannederiz ki, vedalar hüzün, vuslatlar mutluluk getirir. Bu sanımız ne denli doğrudur acep? Hangi âşık vardır ki, sevgilisine vasıl olunca bu dünyanın en mutlu insanı olmuştur. Mecnun mu, Kerem mi..? Onların vuslatları aşk ateşlerinin sönmesine vesile olmamış mıdır? Mecnun’a: “Benim aradığım Leyla bu değildir” dedirten vuslat değil midir? Evet, birçok vuslat vardır ki, ya aşk ateşini söndürür veya varlığımızı sonlandırır. Pervaneleri görmüyor muyuz? Onlar ateş yandığı sürece onun etrafında döner dururlar. Ama lamba sönünce durağanlaşırlar, atıl hale gelirler. Ateşe yani maşukuna kavuşunca ise yanıp kül olurlar. O halde varlığın sırrı, vuslat ve vedada değil; aşkın bizatihi kendisindedir.
Onun için denmiştir ki:
“Âlemi âlem yapan beş nokta üç harftir,
Âdemi de âdem yapan beş nokta üç harftir.”
Yani aşktır, cezbedir âlemi düzene sokan. Âdemi adam yapan da odur.
Aşk olunca vuslatın da, vedanın da pek anlamı kalmaz. Bundan dolayıdır ki Koca Yunus:
Cennet cennet dedikleri,
Birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver sen anı
Bana seni gerek seni, diye niyaz eylemiştir.
Bu dünya hayatına geldik, güldük, oynadık, yedik içtik, neşelendik, ama dünya vuslatımız, pazardan bir kefen bezi alarak yine veda ile sonuçlanmayacak mı?
Buraya veda edişimizle, “elestü birabbiküm” sorusuna, “belâ” /evet/ cevabını verdiğimiz yere dönmüş olmayacak mıyız? Oysa bizler, o “evet” yanıtını verdiğimiz yeri çoktan unutmuştuk, ama dönüşümüz, dünyaya veda edişimiz yine oraya vuslatla sonuçlanacak.
Nice firaklar, nice vedalar vardır ki âdemleri vurgun yemişe döndürür. Nice vuslatlar da vardır ki, âdemi atalete, durağanlığa hatta helâke götürür.
Bu bakımdan aşk çok önemlidir, ama aşkın bizi götürmesi gereken bir de “HİÇ” anlayışı vardır. O da, dedem Osmanlı’nın kullandığı “beş nokta üç harf” ile yazılır; tıpkı “AŞK” gibi.
Hiçlik, Gandi’nin dediği gibi bu dünya hepimize yeteceği, fakat hırslarımıza asla yetmeyeceği bilincinde olmak demektir.
Hiçlik, bu dünya pazarından bir kefen bezinden başka bir şey götüremeyeceğimizi anlamaktır.
Veda ve vuslatlarımızda aşk varsa ardından hiçlik gelir. İşte bu iki duygu ve düşünce, bizleri veraya ve vefaya götürür.
Veraya götürür; yani bize çirkinliklerden sakınma alışkanlığını, öteleri, uzakları görebilme yeteneğini verir, bize bizden, bize şah damarımızdan daha yakın olan Yaradan’ımızın çok yakınımızda olduğu duygusuna ulaştırır bizleri.
Ve sonra da vefaya vasıl eder, kavuşturur.
Ünlü Kur’an Tefsircimiz Elmalılı da bu konuyu şöyle dile getirir:
“Hicran ( veda) ile visâl (kavuşma)in çarpışmadığı hiçbir sevgi anı düşünülemez. Nasıl ki, elektrikte artı ve eksi iki zıt akım birleşmedikçe faydalı bir akım meydana gelmiyor. Tıpkı bunun gibi, kalpte de elem ile haz, korku ile muhabbet kaynaşmadıkça sevgi akımı meydana gelmez. Göz yaşları ise hikmet nurunu ortaya çıkarır. Bundan dolayı Allah sevgisi, hem bilgiyi ve davranışı güzel bir sonuca ulaştırır, hem de hikmetin bir kanadı olur. Allah korkusu da bilgi ve davranışı her türlü kötülükten ve bozukluktan koruyan hikmetin başıdır. Ayrıca aşkta sevgi ve muhabbet yükseldikçe korku ve endişe de yükselir. Yükselmenin zevk ve heyecanı, düşmenin korkusuyla orantılıdır.
Gönül ister ki, tüm vedalarımız ve vuslatlarımız, bizleri gerçek aşka, sevgiye, hiçliğe ve vefaya götürsün. Bizlere sevgilileri ve dostları unutturmasın. Aşk ve Vefa duygusu, hayatımızın temelini oluşturan taşlardan olsun. Her daim Rabbimize, anamıza, babamıza, dostlarımıza sevgi ve vefa borcumuzun olduğu bilinci içimizde canlı dursun. Vedaların, ayrılıkların sonu, vefasızlıklar olmasın.
Bütün bu yazdıklarımı Mevlâna’nın şu dizeleriyle özetleyip noktalamak isterim:
Her gün bir yerden göçmek ne iyi,
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş,
Her gün bir yere konmak ne güzel,
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş,
Hayatımızın kaçınılmaz ikilisi olan vuslat ve vedalarımızın, aşk, sevgi, saygı ve vefalarla dolu olması dileklerimle…
            
Şerif Ali Minaz
Eğitimci
E-Posta : simavi48@gmail.com

 

Yazarın önceki Yazıları

YORUMLAR: