|
YARINLARA
DOĞRU (17) MAVERA İLE BAĞIMIZI KOPARMAYALIM
Böyle Diyor Şair:
“Ölüm güzel şey,
Budur ötelerden haber.
Güzel olmasaydı
Ölür müydü Hz. Peygamber.
Böyle sıralamış mısralarını Koca Şair bir şiirinde. Ondan
“güzel şey” diye söz ediyor.
Alman Filozof ve Teolog Heidegger de diyor ki: “Ölüm,
fiziksel hayatın sonudur, ama bu ölüm düşüncesi hayatınızı
kurtarabilir.”
Nedendir bilmem, biz Âdemoğulları, ölüm karşısında çok
farklı düşünceler taşır ve ruh hallerine bürünürüz.
Bazılarımızın Ona Bakışı
“ Meselâ; bazılarımız ondan korkarız: “Benim sadık yârim
kara topraktır,” bile diyemeyiz.” İnce ve uzun bir yolda
gidiyoruz gündüz gece” deriz de, toprakla bitiverecek
zannederiz yolculuğumuzu. Unutuveririz veya kabullenemeyiz o
toprağın öbür tarafa geçiş kapısı olduğunu. Cesedimizin
topraktan geldiğine, yine onunla hem hal olacağına iman
edip, ruhumuzun ötelere doğru yol alacağına akıllarımız
yatmaz bir türlü. Evet, “MAVERA” ile göbek bağlarını
koparanlarımız vardır aramızda maalesef.
Her şeyin toprakta bittiğini düşünmek ne kötü. Tabii ki,
toprak çok önemli. Ölümüzü de dirimizi de barındıran o.
Yediğimizi bitiren, içtiğimizi çağlayanlarla bize sunan o.
Âdem babamızın hamurunu, suretini oluşturan o.
Bedenlerimizin gelişi ondan, dönüşü de ona. Âmenna. Ama
Babamızın ruhu ona ait değil ki. O, İlahi bir nefhanın ürünü
değil mi? Dolayısıyla toprakla kayıtlı değil ruh. O,
toprağın ötesi âleme ait.
Bazılarımızın aklı, her şeyin layık olduğu yeri bulmasını
ister de, ruhumuzun ve bedenimizin gerçek yurtlarına
dönmesini neden kabullenemez acaba? Hedonizm bataklığına
(dünya zevklerine) boydan boya daldıkları için midir ki,
ölüm gerçeğini hakkıyla kabullenemezler?
Kimilerimiz, Kitaptaki: “Her nefis ölümü tadacaktır.”
Gerçeğini kabullenip, gayet doğal karşılarken, kimilerimiz
de cenaze tabutlarındaki bu ayetin söylediği gerçeği “sinir
bozucu” olarak görmesi şaşırtıcı gerçekten.
Kimilerimiz her dem ona hazırdır; tıpkı Lâ Edri gibi şöyle
derler:
“İrişince “İrciî” emri
Dedim Allah’a: “Eyvallah”
Kimilerimiz de o kaçınılmaz son gelince kaçacak delik
ararlar; ama heyhat!
Kimilerimiz, ölüm anını sevgiliyle buluşma anı olarak görüp
onu aşkla şevkle beklerken, kimilerimizin de bu kelimeyi
duyunca ruh kimyası bozulmaktadır.
Birkaç Anekdot
Dedemin Duası
Biz Kitaplılar yeri geldiğinde seve seve ölümle buluşmayı
arzularız. Şanlı tarihimizde bunun sayısız örneklerinin
olduğunu da biliriz. Milli şairimiz Kitaplıların bu
arzusunu: “Bir hilâl uğruna Ya Rab ne güneşler batıyor,”
mısraı ile ne güzel dillendirir.
Dedem Murat Hüdâvendigar, Kosova Savaşının arifesinde,
zifiri karanlığın çöktüğü bir gecede ellerini açmış Rabbine
yalvarıyordu. Dudaklarından dökülen cümleler arasında şunlar
da vardı: “ Rabbim! Şu kullarını küffar elinde mağlup
düşürüp helak eyleme. Bizleri mansur ve muzaffer eyle!
Askerlerimizin helakini bana gösterme. Benim canımı al, ama
onları muzaffer kıl..”
Asiller de Ölümden Korkuyor
Adı, Pautus; Romalı bir aristokrat. İmparatoru devirmek için
ayaklandı, ama ne yazık ki kıyamı başarıyla sonuçlanmadı.
Ve Pautus, tez zamanda yakalandı, yargılandı ve hakkında
malum sonuçla karar verildi: ÖLÜM!
Bir hücreye atıldı, eline de bir bıçak verildi. Bıçak da
neyin nesi ki demeyiniz. Çünkü asiller, cellat gibi adi bir
adamın eline teslim edilemez ve böylesi adamlar, onlara el
süremezlerdi. Asil adam yiğitçe ölmesini de bilmeliydi.
Pautus içeride, karısı da hemen kapının yanında
beklemekteydi. Yiğit kocası kendini öldürecek ve karısı da
bunu gururla alkışlayacaktı. Ne yazık ki, içeriden ayak
sesleri geliyor, ama “AHHH,”gibi bir ses gelmiyordu. Bir
asil için ölememek ne kadar utanç verici ve yüz
kızartıcıydı.
Kadın, Pautus’un kendi kendini öldüremeyeceğini anladı ve
kapıyı aralayıp kocasının elinden bıçağı aldı, sevgili
eşinin karnına sapladı ve büyük bir cesaretle çıkardı.
Sonra da, kocasının avuçlarına kanlı bıçağı tutuştururken
hafif ve titrek bir sesle şöyle dedi:
“Pautus, no dole” yani “Pautus, acımıyor.”
Geleceğe Ait Sözümüz Olsun
Ayşe Şasa Hanım, Kemal Tahir’den şöyle bir anı aktarır:
Hapiste iken; cezaevi yönetimi, kendisinden idamlık bir
mahkûmu teselli etmesini ister. O da, mahkûmun yanına varır
ve iki rekât namaz kılışını izledikten sonra sohbet etmeye
başlar. Ne yazık ki, bu sohbet birkaç cümleden öteye gitmez.
Cümleler, kelimeler boğazda düğüm düğüm olup nutku tutulur.
Sonra şu gerçeği itiraf eder:
"Bu dünyada söylenecek her söz geleceğe ilişkindir. Yarını
olmayan, birkaç saat sonra ölecek olan bir idam mahkûmuna
söyleyecek hiçbir sözümün olmadığını anladım ve hücreyi terk
ettim."
Temennilerimiz o dur ki, geleceğe dönük sözlerimizle
birlikte yönümüz yarınlara doğru olsun.
Yarınlara ait olan sözlerimiz ve ümitlerimiz Kitaba
dayansın; Kitabi olsun ki, sözlerimiz boşlukta kalmasın,
ümitlerimiz seraba dönüşmesin.
Bedenlerimiz asli mayasına kavuştuğu gün, ruhlarımız için
“Şeb-i Aruz” olsun.
Öylesine iman edelim, öylesine yaşayalım ki; Filozofun
dediği gibi hem bu dünyamızı hem ebedi hayatımızı kurtarmış
olalım.
Kalınız sağlıcakla. Ve’s-SELAM.
Selam ve saygılarımla hoşça kalınız…
Şerif Ali Minaz
serif simavi <simavi-48@hotmail.com> |