|
YARINLARA DOĞRU
(13) BİZ BU DÜNYANIN NERESİNDEYİZ?(2)
Başlığımıza bakıp da, “Neresinde olursak olalım, fark eder
mi efendim! Zaten “dünya” demek, alçak demek değil mi? Onun
bir tarafında olmanın ne anlamı vardır ki?” demeyelim
lütfen.
Bizler, çukurların mebzul olduğu, zulmün ve zalimlerin
bastonsuz gezdiği, hak ve hukukun toz duman olduğu böylesi
alçak bir dünyada kendimize yine de erdemli bir taraf,
şerefli bir mekân bulabiliriz herhalde.
Böyle bir mekân yoksa “örtün, topyekûn ölelim.”
Din Ve İmanı Akçe mi Edinelim Yoksa..
İnsanların inançları ve idealleri uğruna mücadele vermesi ne
güzeldir. Âkif’imizin deyişiyle “Bir hilal uğruna batan
güneş olmak” alkış tutulacak, takdir ve tasvip edilecek bir
hal değil midir?
İnanç ve idealleri, ideolojileri istismar etmek, “dine
hizmet ve cihad” sloganlarıyla, şu veya bu “İZM” adına
insanları kandırmak ise en iğrenç, en aşağılık bir hal olsa
gerek.
Her dizesi bir atasözü olan Ziya Paşa, bakınız ne diyor bu
konuda:
İman ile din akçedir erbab-ı gınada
Namus-u hamiyet sözü kaldı fukarada.
Ve ağzı kalabalık “laf ebeleri” için, karnı tok “şiş
göbekler” için, ahlâk ve “namus abidesi” gibi görünenler
için de şu teşhisi koyuyor:
Onlar ki, verir lâf ile dünyaya nizamat
Bin türlü teseyyüb bulunur hanelerinde.
Bu vesileyle Neyzen’in dizelerini de hatırlayalım:
Kime sordumsa seni doğru cevap vermediler;
’Kimi hırsız, kimi alçak, kimi deyyus dediler.
’Künyeni almak için partiye ettim telefon,
’Bizdeki kayda göre şimdi o ….. dediler!’
Şimdi bir daha soralım kendimize: “Din ve imanı akçeye
çeviren din bezirgânları tarafında mı yer alalım, yoksa
namus ve hamiyetli bir hayatı tercih edenlerle birlikte mi
kalalım?
Şair Neyzen’in portresini çizdiklerine alkış mı tutalım,
yoksa bu tür karakterlerin yüzüne tükürenlerden mi olalım?
İbrik mi Olalım, Leğen mi?
Söz şairlerden açılmışken Nabi’yi de hatırlayalım. O da
diyor ki:
NABİ edemez kısmet-i Hakk’ı idrak
Çalâk ise de ne denlü akl-ı derrâk.
İbrik-ü leğen madeni vahiden iken
Birinde su pak, birinde nâ pak.
Evet, akıl birçok şeyi kavramakta mahir olmasına rağmen,
aynı hamurdan yaratılmış olan insanoğlunun iyilerinin ve
kötülerinin olmasını anlamakta zorlanıyor gerçekten. İyiler
ve kötüler, güzeller ve çirkinler, namuslu ve namussuzlar
hepimiz aynı çamurdan değil miyiz? Tıpkı ibrik ve leğenin,
aynı metalden imal edildiği gibi. Gel gör ki, ikisi de aynı
metalden olmasına rağmen, ibrikte temiz su vardır, leğende
ise pis su.
Şimdi kendi kendimize bir kere daha soralım mı?
Bizler, namusluların yanında mı yer alalım, yoksa ötekilerin
mi?
Leğen gibi pis suyu barındırma görevini üstlenmeyi mi tercih
edelim, yoksa temiz suyu mu?
Şunu iyi bilelim ki, ruhlarımızın sesini dinlersek
ibrikleşiriz, ama nefsi emarenin sesini dinlersek
leğenleşiriz. Çamurlaşırız, yani ilkel halimize dönüşürüz.
Geliniz, Yahya Kemal’in ifadesiyle bizler, ne harabî olalım
ne de harabati. Ama kökleri mazide olan bir ati olalım.
Bu yazımızı da Milli Şairimizin dizeleriyle bitirelim.
Bakınız ne diyor o güzel şair:
“ Zulmü alkışlayamam, zalimi asla övemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdı mı hatta boğarım…
- Boğamazsın ki!
- Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam.
(…….)
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim.
Onu dindirmek için kamçı yerim çifte yerim.
Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım:
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım….
“Safahat”ın tamamını okuduğumuzda Merhum Âkif’in de bir
“tarafta” yer aldığını görürüz. Bizim yerimiz, onun ve
hısımlarının yanı mı olsun, yoksa hasımlarının yanı mı?
Ben derim ki, bizlerin yeri onun Âsımlarının yanında olsun.
Velhasıl
Bizlerin yeri, bunalmışları, dalalette olanları kurtarmaktan
yana olsun.
Bizlerin yeri, gerek Ebu Gureyb’te gerek Guantanamo’da,
gerekse dünyanın çeşitli bölgelerindeki gizli esir
kamplarında, işkence, eza ve cefalara maruz kalan
mazlumlardan yana olsun.
Bizim yerimiz, bir zamanların popüler deyimiyle ifade
edersek: “sağcımız ve solcumuzla dünyamızda “Hakça bir
Düzen”in oluşması için gayret göstermek ve dua etmekten yana
olsun.
Bizlerin yeri, birilerinin kanları ve gözyaşları üzerinden
refah arayanları, İslâmofobi paranoyasını uyduranları ikaz
ve buna inananları uyarmaktan yana olsun.
Bizlerin yeri, 2012 yılı başlarında medyada teşhir edilen ve
hunharca öldürüldükten sonra üzerlerine çiş yapılan Afgan
askerlerinin durumunu görerek, aziz vatanımızın aynı akıbete
duçar olmaması için müteyakkız davranmaktan yana olsun.
Bizlerin yeri, Irak’ta ve diğer ülkelerde oluşturulan
kamplarda çocuklara ve kadınlara hakaret, tecavüz ve işkence
edenleri telin etmekten, bu hareketi yapanları ikaz etmekten
yana olurken, aynı akıbete ülkemizin de uğramaması için
sağduyudan taraf olsun.
Bize göre bu taraf belirleme ve taraf olma konusu, iyiden
iyiye sorgulanması gereken bir konu. Gelecek yazımızda devam
etmek üzere kalınız sağlıcakla..
Şerif Ali Minaz
Eğitimci
E-Posta : simavi-48@hotmail.com |