|
YARINLARA
DOĞRU(24) İNKILAPLAR VE BİZLER
İnkılap kelimesini lügatler, “Bir halden bir başka hale
dönüşmek” şeklinde tanımlıyorlar. Galiba değişim, bizlerin
hamurunda var olan bir özellik olsa gerek.
Yaratan’ın Kitap’taki şu buyruğu bu gerçeğe işaret etmiyor
mu: “Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık. Sonra onu en
aşağı dereceye indirdik. İnanıp da, yararlı işler yapanlar
hariç” (95/ 4,5,6)
Değişmek, dönüşmek, halden hale geçerken hep tırmanışta
olmak, olgunlaşmak ne güzeldir. Aşağılara doğru iniş yapmak,
fikirsiz, amaçsız, olduğu yerde saymak, ilerilere
tırmanamamak ne çirkin bir hal, ne büyük bir gericiliktir!
Değişirken ibrikleşmek ne hoş, ama dönüşürken leğenleşmek ne
kötü!
Ömür içinde nur akan oluklarda yol alırken değişime,
tekâmüle uğramak ne büyük bir mutluluk!
Ama koskoca bir ömrü, içinde kir akan oluklarda tüketmek;
orada “esfel-i sâfilin”e doğru yol almak ne kadar züldür
Karşı olduğu bir ideolojinin, “Stockholm Sendromu” geçirerek
bir numaralı savunucusu olmak; Pav.lus’un temsilcisi haline
gelmek ne garip!
Değişim, iki tarafı keskin bir kamaya benziyor. Onu,
doktorun elindeki neşter gibi kullanabilenlere ne mutlu! Ama
onun diğer yüzünü kullanarak intihar edenlere ne yazık.
Özgür irademizi hiçe sayarak, tepeden inme dayatmalarla,
zorbalıkla getirilen değişim ne denli onur kırıcı!
Hiç onayımıza sunulmadan, kerhen katılmak zorunda olduğumuz
değişimler ne kadar can sıkıcı!
Evet, en güzel bir kıvamda yaratılan bizler, sürekli bir
değişimle mükellefiz. Düşüncelerimizde ve davranışlarımızda
tekâmül etmekle;
Varlığa da, yokluğa da direterek, varsıllığın ve yoksulluğun
karşısında bükülmeyerek ruhsal olgunluğa ulaşmakla
sorumluyuz.
Mutluluğa açılan yolların en güzelini arayıp bulmakla ve o
yoldan yürümekle;
Hayat yolunda uçurumlara doğru mesafe almaya koyulduğumuzda
Kitap’ın: “Nereye gidiyorsun?” sorusuna kulak vermek
zorundayız.
Son zamanlarda sıkça kullanılan “değişim” sözcüğünün anlamı
ve hedefi bu olsa gerek.
Tarih boyunca tüm Peygamberlerin ve aklı başında
filozofların bizi davet ettikleri şey böylesi bir değişim
değil midir?
Hatalara düşmek, yanılmak, yanlış yapmak “Beşer” olmamızın
bir gereğidir. Ama arınmak, tövbe etmek, iyiye ve güzele
dönüş yapmak da, beşer olmamızın ve kendimizi değişime tabi
tutmamızın doğal bir sonucu olmalıdır.
Yakın Tarihteki Dönüşümler Ve Bedelleri
“Tarih nedir?” Diye sorsalardı, en güzel cevaplardan biri
herhalde şöyle bir cümle olurdu: “İnsanoğlunun, değişimi
kabul edenleriyle etmeyenleri arasındaki mücadelesidir.”
Ne gariptir ki, toplumsal değişimler, çoğu zaman kan ve
gözyaşıyla gerçekleşmiştir.
On yıllar, hatta yüzyıllarca tepemizde “Demoklesin kılıcı”
gibi duran rejimler ve değişimler, maalesef güzel bir dünya
bırakmamıştır insanlığa. Öylesine değişimler vardır ki,
onlar, bizlere medeniyet ve uygarlık adı altında en kanlı ve
en pahalı bir hayat tarzını sunmuşlardır. Kapitalizm,
Komünizm, Faşizm gibi kavramlar ne yazık ki, özlenen
değişimi getirememişlerdir. Onlarla gelen değişim(!)
bizlere, işgal edilmiş ve köleleştirilmiş bir dünya,
kirletilmiş bir tabiat, milyonlarca aç ve sefil insan
sunmuştur.
Mesela; Çarlık Rusya’sını, Komünist Rusya’ya dönüştürmek ve
bir “Bolşevik İhtilali” gerçekleştirmek için altı milyon
insanın kanı akıtılmış, milyonların gözyaşı dökülmüştür.
Daha dün (2010) (Duma) Smolensk kenti yakınlarındaki
Katyn’de bulunan 1803 Polonyalı cesedin, 8 bini subay olan
22 bin Polonyalının, 1940 yılında, Stalin’in emriyle Sovyet
askerlerince öldürülen insanlar olduğu, Rusya Federasyonu
Meclisince onaylanmıştır
Kamboçya’nın kanlı kızıl diktatörü Pol Pot, değişim uğruna o
küçücük ülkede en az bir buçuk milyon vatandaşının canına
kıymıştır.
Meselâ; A.B.D.’nin, Irak’ı, despotizmden kurtarıp
demokrasiyi (!) getirme operasyonunu da hatırlayalım. Kendi
kayıtlarına göre sadece 2003 yılındaki işgalde 66 bin kişi
hayatını kaybetmiştir. Bu harekât, 650 bin (bir iddiaya göre
de, bir buçuk milyon) insanın ölümüne, beş milyon insanın da
ülkesini terk etmesine sebep olmuştur.
Irak’ta 550 bilim adamı öldürülmüş ve böylece hafızası
silinmiş, koskoca bir ülke “beyin ölümüne” terk edilmiştir.
Bütün bunlar değişim ve dönüşüm adına yapılmıştır.
Iraklı yazar Layla Anvar’a göre ise, ülkesinde, 45 bin bilim
insanı vardı. Bunların 3 bini öldürüldü. Binlercesi ülkeden
kaçtı, kaçırıldı, çok sayıda insan da kayboldu.
Değişim ve dönüşüm adı altında yapılan hareketler, bu
dünyanın beşeri coğrafyasında yer yer ve zaman zaman çıkan
yangınlara benziyor. Kişi ve toplumların bir kısmı, bu
yangınlara kucak kucak odun taşıyorlar. Basın yayın
organlarıyla, yazar ve çizerleriyle, bombalarıyla,
füzeleriyle, tank ve toplarıyla taşıyorlar odunları.
Bir kısmı da kova kova, tanker tanker su taşıyor;
değişimlerin getirdiği yangını söndürmek için. “Arap Baharı”
adı verilen son toplumsal dönüşümler inşallah böylesi bir
yangına dönüşmez.
İslâm Peygamberi Ve Değişim
Tüm Peygamberler ve bilhassa İslam peygamberi ve Müminler,
toplumu böylesi yangınlardan korumak veya yangını söndürmek
için su taşıyanlardandı
Hz. Peygamber, hayatı boyunca 27 gazaya katılmış ve bunların
yalnızca dokuzunda savaş yapılmıştır. Bu dokuz savaşın
sonunda değişim isteyenler toplam 139 şehit vermiştir.
Değişime diretenler ise inatları uğruna toplam 216 kayıp
vermiştir.
23 yıl süren bir DEĞİŞİM mücadelesi sonunda Hz. Peygamber’e
tabi olanların sayısı milyonları bulmuş, bu insanların
oturdukları bölgeler ise geniş bir coğrafyayı oluşturmuştu.
Bu kadar kısa bir zamanda genişleyen İslâm ülkesinde, bunca
savaşlara rağmen ölen ve şehit olanların sayısının az oluşu,
Hz. Peygamber’in insan kanına ve canına ne denli önem
verdiğini göstermektedir..
O, insanlığın yaşantısını ve düşünce tarzını değişime
uğratan bir inkılâbı gerçekleştirirken kan dökülmemesine
azami derecede dikkat gösteriyordu. Oysa erdemleri anlata
anlata bitirilemeyen 1789 Fransız ihtilâli, gelirken bile
milyonlarca Fransız’ın ve Avrupalının kanına girdi. Ne
gariptir ki, emperyal güçler, böyle bir dini kılıçtan
ibaretmiş gibi göstererek “İslâmofobi” gibi bir kavramı
dünya kamuoyunun zihnine yerleştirme densizliğinde
bulunmaktadır.
Terörle, baskıyla, milyonların kanı ve gözyaşıyla gelen
değişimler, rejimler çok kısa sürede yok olup gitmişlerdir.
Ama Peygamberi değişim 1400 yıldır hala canlı ve hayattadır.
Çünkü Peygamberi değişimde, şiddetin ve baskının,
despotizmin panzehri olan sevgi ve gönül seferberliği
vardır. Şiddet ve despotizmin getirdiği dönüşümde ise bir
ideoloji uğruna milyonlarca insanın kurban edildiği yas dolu
bir ayin vardır.
Velhasıl
Görülüyor ki, toplumsal değişimlerin birçoğu, kanla
gerçekleşiyor, ama bireysel değişimler öyle değil; bu
değişim, kan istemiyor. Bu değişim, azim ve kararlılık
istiyor. “Ne yapıyorum, nereye gidiyorum? Değişmem gereken
yönlerim nelerdir? Sorularını kendimize sormamızı istiyor.
Sonra da, iyiyi, güzeli ve doğruyu seçip orada karar
kılmamızı gerektiriyor.
Geliniz, iç ve dış dünyamızı değiştirerek birilerinin
dayatmasına gerek duymadan erdemlere doğru her daim tekâmül
edelim.
Geliniz, gerek toplumsal, gerek bireysel değişim ve
dönüşümlerimizi sevgi ve gönül seferberliği ile yoğuralım.
Geliniz, değişimlerimiz kendimizle, Yaratıcımızla,
çevremizle barışık olmaktan yana olsun.
Geliniz, Kitap’ın şu uyarısına kulak verelim: “Allah, bir
topluma verdiği nimeti, onlar iyi hallerini değiştirmedikçe
değiştirmez.” (8/53)
Geliniz, toplumsal değişim ve dönüşümlerimiz hep iyi ve
güzele doğru olsun da, Allah’ın bizlere bahşettiği nimetler
daim olsun. Şu güzel vatanımız gülistanımız olsun.
En güzel değişimleri zihinsel, ruhsal ve bedensel dünyamızda
gerçekleştirmemiz dileklerimle…Ve’s-SELAM.
Şerif Ali Minaz
ssimavi-48@hotmail.com |