|
YARINLARA
DOĞRU(25) YÖNETEN VE HAPSEDİLEN KİTAPLAR
Kitap Ve Biz
“ Niçin okudum kitaplar niçin sizi?
Niçin göstermediniz saadetlerin çalkalandığı denizi?
Hangi sahifenizi muskalaştırmalıydım,
Okumak için sizi.”
Sevgili okuyucu, bu yazımıza, Merhum Nihat Sami Banarlı’nın
bu mısralarını sizlerle paylaşarak başlamak istedim..
Evet, etle tırnak ne ise, kitap ve biz de oyuz.
Güneş ve dünyamız ne ise, kitap ve biz de aynı şeyiz.
Güneşsiz bir dünya nasıl kapkaranlık ise, kitapsız insan da
işte odur.
Tarih boyu bize yol gösteren onlar olmuş.
Onlar bizsiz; biz de onlarsız olmamışız hiçbir zaman,
Onun içindir ki, meleklere imandan sonra, kitabı da “iman
esasları” arasında mütalaa etmişiz.
Bir dönem Tevrat’a, bir dönem Zebur ve İncil’e ve en son
Kur’an’a sarılmışız; onları ve onları getiren elçileri
kılavuz edinmişiz kendimize.
Akıl yoluyla, beş duyumuzla, deneylerimizle bulamadığımız
doğruları, onlar söylemiş bize.
İyiye ve güzele; hakka ve hakikate onlar yönlendirmiş
bizleri.
Yoldan çıkanları onlar yola getirmiş. Yola gelmeyenleri
“Kitapsız” diye adlandırmışız.
Bizler, “Kitaplı” olmakla iftihar etmişiz, ediyoruz da.
“Âlemlerin Rabbi” cümlesiyle başlayan Kitabımız, “Tüm
insanların Rabbi” cümlesiyle bitmiş.
Rab, eğitmen, öğretmen demekmiş. Rabbimiz, buyruklarını
yazdırarak kitaplarıyla öğretmiş bize.
Bir de, bu kitaplardan esinlenerek, derin tefekkür, deney ve
gözlemlerin sonucu kaleme alınmış kitaplar varmış.
Meselâ; bir zamanların Farabi ve Gazalileri, İbni Rüşd ve
İbni Heysemleri gibi yüzlerce bilim adamının yazdığı
eserler, yüzyıllarca insanların düşünce ve davranış
dünyalarına ışık tutmuş. İbni Sina’nın Kanun adlı eseri,
defalarca Latinceye tercüme edilmiş, 18. Yüzyıla kadar Batı
dünyasını aydınlatmış.
Bizler Kitaplı olmakla övünürken bazen de: “Hangi Kitap?”
sorusunu sormadan edemiyoruz kendi kendimize.
Sahiden, bizler hangi kitabın kitaplılarıyız? Anlayarak veya
anlamadan ayda, yılda kaç kez kitabımızı elimize alıp
okuyoruz? Onunla barışık mıyız?
Bir yandan bu soruların cevabını düşünürken, pratik
ateizmden de söz etmek isterim.
Pratik Ateistler
Evet, bizler bir yandan “KİTAPLIYIZ!” diye övünürken, bir
yandan da, pratik ateizme doğru ayağımızı kaydırmış
olmayalım sakın.
“Ateizmin Çıkmazı” adlı kitabın yazarı Etienne Gilson,
eserinde, “pratik ateizm”den bahsediyor. Ve hatırladığım
kadarıyla yazar bunu şöyle açıklıyor: İnsanlar, ibadethaneye
gider, orada Rableri ile baş başa kalırlar, O’na canı
gönülden ibadet ve taatte bulunurlar; ama dışarı
çıktıklarında sanki Tanrı yokmuş gibi yaşarlar. Kitaplı
olmayı, ondaki tanrı buyruklarını unuturlar. İşte bu
insanlardır Pratik ateistler. Bunlar, Ateistlerden de
tehlikelidirler,” diyor mealen.
Yazarın değindiği gibi modern çağın insanları, hayatlarına
anlam kazandıran, iç ve dış dünyalarını aydınlatan,
ekonomik, aile ve bireysel hayatlarına yön veren kitapları
mabetlere hapsettiler. O kitaplar, onların sadece
ibadethanelerde yanlarında oluyor veya “Ben de kitaplıyım”
diyebilmek için yer alıyor hayatlarında.
Bir de, sadece biz Müslümanlar, Kutsal Kitabı ezberleme gibi
çok güzel bir gelenek oluşturmuşuz tarihsel süreç içinde.
Ama zamanla o ezberler de, hafızalarda zincirli kalmış
maalesef. İçindeki yazılanların eyleme dönüştürülmesi
unutulmuş veya ihmal edilmiş.
Bizler onların asıl fonksiyonlarını unutmuş gibiyiz sanki.
Onları, ya çok güzel kılıflar içine koyup duvarlara asmışız,
veya geçmişlerimizin ruhlarını şad etmek amacıyla okunur
hale getirmişiz ya da kütüphane raflarına kaldırmışız. İyi
de, yerleri boş kalmış mı sanki? Hayır. Çünkü biz kitapsız
olamayız. Onların yerlerine başka kitaplar ve başka
kavramlar peydahlandı. Yeryüzü insanlarına o kitap ve
kavramlar yön verdi ve veriyor şimdi.
Meselâ mı?
Adam Smith’in “Milletlerin Zenginliği” adlı eseri 1776’dan
bu yana üzerimizde en etkin olan bir kitaptır. Bu kitap,
Kapitalizmin temellerini atmış, sonra bu sistem(!) “Vahşi
Kapitalizm”e dönüşmüş ve hâlâ da yeryüzünün büyük bir
bölümünün ekonomik ve sosyal hayatında geçerliliğini
sürdürmektedir. Bu kitabın ve benzerlerinin oluşturduğu
“Vahşi Kapitalizm”, uygulamaları sonucunda toplumları,
volkanik bir dağ gibi infilak etme noktasına getirmiştir. Bu
gerçeği gören Bay Soros ve arkadaşlarının: “Eğer bu yanardağ
bir gün patlarsa hepimiz külleri arasında kalırız. O infilak
etmeden servetlerimizin yarısını, ezilen sınıflara
dağıtalım,” demelerine rağmen, vahşet ve dehşet, açlık ve
yoksulluk diz boyu olmuştur dünyamızda.
Evet, bu kitap 18. Yüzyıldan bu yana insanoğlunun büyük bir
kesiminin kaderine hükmetmektedir. Bu kitap, dağlar kralı
aslanın hoşuna giden bir paylaşımdan yana olmuştur her
zaman: Dokuz kula bir pul; bir kula dokuz pul.
Miadı dolan yüzlerce kitap gibi, onun da miadı dolmak üzere
gibidir sanki..
Meselâ; Bir Başka Kitap
Öbür tarafta bir başka kitap daha var; Karl Marx’ın Das
Kapital’i. O da, tam yüz yıl boyunca insanoğluna bir cennet
vadetmiş, sosyalizmin kutsal kitabı olmuş, kanlı devrimlerle
milyonların düşünce ve davranışlarında önemli bir yer işgal
etmişti.
Sosyalizm, 1960’lı yıllarda ülkemizde ve diğer İslâm
dünyasında bile en romantik yıllarını yaşarken biraz da
Barış Manço’dan esinlenmişti. İçine, “bir tutam nane-limon
kabuğu, bir tutam hatmi çiçeği ve çörek otu” yerine; biraz
milliyetçilik, biraz vatanperverlik, biraz da, ayet ve hadis
karıştırılarak “İslam Sosyalizm”i icad edilmişti.
Ne gariptir ki, bu kitaptan esinlenen Komünizm, gün geldi,
Glasnost Perestroyka (açıklık ve yeniden yapılanma)
hareketiyle gücünü yitirdi, yaşlı bir ihtiyar gibi köşesine
çekildi, Das Kapital ise, kitap raflarında etkisiz ve
yetkisiz hale geldi.
Ve Faşizmin önde gelen isimlerinden olan Hitler de, bize
kitapların hediye ettiği bir despot liderdi. 16 yaşında okul
hayatına son verdi, ama o, A. Huxley’in dediği gibi “amansız
ve çılgın bir okuma tiryakisiydi. O, yalnızca tarih
kitaplarını okuyordu; gerçeği bulmak için değil; sadece
saplantılarını doğrulamak için okuyordu.
Velhasıl
Görülüyor ki, biz Âdemoğulları kitapsız yaşamamışız ve
yaşayamıyoruz da. Bu kitaplar kâh beşerin kaleminden çıkmış,
kâh vahiy ürünü bir kitap olmuş. Bazen Laikliğin hatırı için
vahiy ürünü olandan şiddetle sakınmış ve kaçınmışız bizler.
Ama aradığımız huzuru bir türlü yakalayamamışız.
On yıllara, hatta yüzyıllara hâkim olmuş, sonra da, iflâs
etmiş ideoloji ve kitaplar bize güzel bir dünya bırakamadı
ne yazık ki. Onlar, bizlere tarihin en kanlı ve en pahalı
bir uygarlığını takdim ettiler. Dünya savaşlarını onlar
yaşattı bize. Sadece “Bolşevik İhtilali” altı milyon insanın
kanını akıttı, milyonların gözyaşını döktürdü. Kapitalizm,
Komünizm ve Faşizm gibi kavramlar uğruna milyonlarca insan
birbirini katletti.
Bu kitaplar ve ideolojiler, İşgal edilmiş ve köleleştirilmiş
bir dünya, kirletilmiş bir tabiat sundu bizlere!
Mademki biz “kitapsız” olamıyoruz, o halde, bizlere gerçek
mutluluğu sunamayan bu kitapların yerini bundan böyle başka
kitaplar almalı değil mi? Bunlar hangi kitap veya kitaplar
olmalı dersiniz?
Bir zamanlar beşere “saadet asrı” diye bir mutluluk çağı
sunan Kitabı insanlar yeniden keşfedebilir mi acaba?
Siz ne dersiniz?
Yazımızı Necip Fazıl’ın şu dizeleriyle noktalayalım:
Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!
Bireysel ve toplumsal hayatımızda bize mutlu bir dünya
bahşedecek olan bir Kitapla buluşmamız dileklerimle
sağlıcakla kalınız
Şerif Ali Minaz
serif simavi <simavi-48@hotmail.com> |