|
Süleymaniye’de Geç
Revivalizm
Süleymaniye semtinde
bir şeyler oluyor. Belediye tarafından binalar sahiplerinden
satın alınıyor, bunların yıkılarak yerlerine ‘yeni
geleneksel ahşap konutlarının inşa edileceği’ söyleniyor.
Bunun için de mimari ‘tasarım’ çalışmaları yapılıyor. Peki
bu operasyonun gerekçesi ne? Bölgedeki ahşap yapı stoğunun
hızla erimesi, semtin bir çöküntü alanı haline gelmesi.
Belediye bu operasyonla bu gidişe karşı durmayı hedefliyor.
Kent yönetimi bugüne kadar inşaat şirketlerinin yaptığını
yapıyor: Kendi mimarına işi veriyor. Yapıları kamulaştırmaya
gerek duymadan satın alıyor. Tasarım kararları alıyor. Bir
mimar tıpkı bir şirketle iş yapar gibi kent yönetimine bağlı
olarak proje yapıyor, tasarım hizmeti yerine getiriyor. Kent
yönetiminin bir şirketi tarafından yürütülen bu operasyon
sonucunda yapılacak olan konutların gene bu şirket
tarafından satılması söz konusu olabilecek. Belediyenin
kamusal nitelikli bir operasyonu bir şirket gibi
gerçekleştirmesi söz konusu. Böylece İstanbul’da kamunun
piyasa aktörü gibi hareket ettiği yeni bir dönem başlıyor.
1. “Süleymaniye Projesi”, bir kamu projesi olmakla birlikte,
konsepti tartışılmamış, mimari hizmet türü nesnel koşullara
kavuşturulmamış bir tasarım ve inşaat projesi.
2. Bu projede yer alan örnekler 20. yüzyıl başına ait ahşap
yapıların taklitlerinden oluşuyor. Bölgedeki ahşap yapı
stoğundan ve bazı varsayımlardan yola çıkarak, taklit
yapıların yapılmasının güncel koruma pratikleri ile bir
ilgisi olması mümkün değil. Bu projelendirme süreci ile
yapılan uygulama bölgedeki mimarlık kalitesini olumsuz yönde
etkileyecek ve İstanbul’un Tehdit Altındaki Dünya Kültür
Mirası Listesi’nde yer alması için bir yeni gerekçe
oluşturacak.
3. Bu durumda bölgedeki kültür varlıklarında sürmekte olan
tahribatın devam edeceği açık. Önemli olan kaybolmuş kültür
mirasını varsayımlara göre inşa etmek değil, şu anda
mevcudiyetini koruyan yapıların korunması olmalı. Yanı
başında korunmaya muhtaç kültür mirası dururken, onu
kaderine terkedip, imitasyon yapılar yapmanın nasıl bir
koruma anlayışı ile bağdaştırıldığı anlaşılamıyor. Asıl
hedef binaların taklitlerini varsayımlara göre yeniden inşa
etmek değil, şu anda mevcudiyetini koruyan yapıların
korunması olmalı. Süleymaniye, son on yıllardaki büyük
kayıplara rağmen, hala çok sayıda tarihi yapı stoğuna sahip.
Bunlardan bazıları küçük müdahalelerle bazıları ise daha
kapsamlı restorasyon projeleri ile kurtarılmayı beklemekte.
Bu yapılar koruma altına alınmayıp kendi hallerine
bırakılıyor. Buna karşılık kaynak, emek, zaman şuursuzca
harcanırken gerçek değerler tek tek kaybedilecek, fakat
artık yerlerinde olmadıkları için İBB Süleymaniye Projesi
kapsamına girmeye, yeni inşaat alanı olarak
değerlendirilmeye hak kazanabilecekler.
4. Bu uygulamanın devam etmesi, zaman, para, emek kaybının
yanı sıra dünyada kabul görmüş koruma ilkeleri çerçevesinde,
anlamlı ve doğru bir koruma bilinci ile kazanılabileceklerin
kaybı; bu değerlere sahip olmakla dünyaya borçlu olduğumuz
geleceğe aktarılacak bilginin kaybı. Eğer, İstanbul’da şu
sıralar sürmekte veya başlamak üzere olan bu proje
durdurulmazsa, yapılması gereken tek şey kalıyor: Bugün
yapılmakta olanlar için bütün duyarlı insanlara çağrı
yapılması. Çünkü bu yapılmazsa İstanbul’un araştırmacıları,
akademisyenleri, mimarları, siyasetçileri büyük bir vebal
altına girecekler.
5. Buna karşılık toplantıda bölgedeki tarihi yapı stoğunun
nasıl onarılacağına, kendi evini tamir etmek isteyen
kişilerin kamu destekleri ile nasıl bir yöntemle
yönlendirileceklerine dair bir bilgi yok. Oysa bugün küçük
müdahaleler ile bir çok yapıyı özgün halleriyle korumak
mümkün. Özgün örneklerin giderek azaldığı dikkate alınırsa,
kamu tarafından önceliğin bunlara verilmesi gerekli.
6. Bölgede yaşayan halk, mülk sahipleri ile ilgili hiç bir
program bulunmamakta. Onların binaların satarak semti
tkerketmeleri bekleniyor. Oysa bu ölçekteki kentsel
uygulamalar yalnızca fiziksel çevre ile ilgili tasarımlardan
ibaret olmamalı.
7. İstanbul’da belli amaçlarla yeniden canlandırma projeleri
yapılabilir. Örneğin değişik dönemlere ait konut tipleri
varsayımsal olarak inşa edilebilir. Ancak bu canlandırma
işlemleri güncel müzeografik düzenlemelerle yapılmalı ve
koruma uygulaması olarak adlandırılmamalı. Bir
dokümantasyonla, kavramsal yapısı profesyonelce kurgulanarak
gerçekleştirilmeli.
8. Bölgedeki yapıların istimlakı, yıkımı ve yerlerine yeni
inşaat söz konusu olduğuna göre, altındaki katmanlar
hakkında bir araştırma yapılması zorunlu. Bu zorunluluk
Türkiye’nin taraf olduğu uluslar arası sözleşmelerle de
teyit edilmiş durumda. Proje bu katmanları dikkate almayı ve
bu araştırma sürecini profesyonelce kurgulamayı hedeflemeli.
9. Bu aşamada mimarlıkla ilgili bir yaklaşım ortaya konması
yerine mimarlıkla ilgili hizmetlerin nasıl alınacağı
konusunun esaslara bağlanması gerekli. Çünkü bu kapsamdaki
bir çalışmanın nasıl seçildiği belli olmayan bir mimarlık
hizmeti alınması ile değil, profesyonel bir yaklaşıma ve
kamu hizmetlerinde gözetilmesi gereken esaslara göre
düzenlenmesi beklenmeli. İBB yönetimi profesyonel mimari
hizmet alımlarını kurallı bir biçimde yapmak zorunda.
10. İstanbul Müze-Kent Projesi, profesyonel bilgiden
yararlanma, katılımcılık açısından farklı bir kurumlaşma
öngörmektedir. Bu nedenle gönüllü bir Danışma Kurulu
oluşturulmuştur. İlk yapılan toplantıda Sayın Kültür ve
Turizm Bakanı bütün uygulamaların bu kurulun bilgisi ve
öngördüğü prensipler dahilinde yapılacağını belirtmiştir.
Ancak bu Danışma Kurulu’nun bilgisi olmadan kararların
alınmakta ve uygulamaların yapılmakta olduğu görülmektedir.
İhale, satın alma, personel görevlendirme gibi işlerin genel
teamüllere ve görevlendirme ilkelerine göre Danışma Kurulu
tarafından esaslar belirlendikten sonra yapılması gerekli.
Bunun aksi yönündeki işlemler Danışma Kurulu’nun
görevlendirme ilkelerine aykırı.
11. Sonuçta İstanbul’da 2005 yılının ikinci yarısında, yerel
yönetimin inisiyatifi ile büyük bir şevk ve yüksek
bütçelerle başlanan, şehrin tarihinde nadir rastlanan ve
benzer felaketlerle sonuçlanacak, Türkiye’nin ve İstanbul’un
mesleki ve profesyonel itibarını sarsacak olan bir inşa
faaliyeti söz konusu. Bölgede hala, 19. yüzyıl sonlarına ve
20. yüzyıl başlarına ait ahşap yapılar bulunuyor. 20.
yüzyılın ortalarından itibaren başlayan hızlı çöküş 21.
yüzyılın başlarında kültür varlıklarını korumakla ilgisi
olmayan profesyonellik dışı bir mimarlık anlayışının, yeni
bir modanın ortaya çıkması ile doruk noktasına ulaşmıştır.
Bu moda, hiç şüphe yok ki kendisini uzun yıllar yaşatmayı
başaramayacak ancak İstanbul’da, özellikle eski dokunun az
da olsa korunduğu bölgelerde, eşi görülmemiş bir kamusal
operasyonla 21. yüzyıl öncesine ait hiçbir yapının kalmaması
ile sonuçlanacak.
12. Projede, parsellerin derinliklerinin azaltılması ve
ortada bırakılacak boşlukta “kamusal yeşil alanlar“
oluşturulması öngörülmektedir. Ayrıca bölgede bir “Osmanlı
ilkokulu” inşa edilmesi düşünülmektedir. Bu iki kavram,
Süleymaniye projesinin “21. yüzyıl Osmanlı Mimarisi” olarak
adlandırılabilecek modaya getirdiği yeni yorumlar.
13. İlginç olan bu moda yapıların profesyonel, güncel mimari
özellikler taşımaması, Geç Osmanlı dönemi konut mimarisini
andıran bir tiyatro/gösteri mekanı yaratması. Malzeme ve
yapım tekniği seçimi bakımından da 1970 yıllarının
tartışılan inşaat örnekleri ile yakınlık göstermekte. Adalar
ortasındaki ‘kamusal yeşil alanlar’, kaldırılması gerekirken
arttırılan tevhit şartları ve bunun sonucu olarak ortaya
çıkan çok büyük konaklar kavramı da kente dair olmayan,
adeta yüz yıl önceki tepeden inmeci bu ideolojik
transformasyonun bir göstergesi.
14. Bu ve benzeri modalar, bölge sakinleri tarafından kabul
edilip benimsenmemiş olacaktır ve büyük ihtimalle bu bölgeye
kamu kendi çalışanlarını yerleştirmek zorunda kalacak.
İstanbul’da başlayan ve buradan Anadolu’ya yayılan (fakat
Anadolu’da dağınık şekilde, dar alanlarda kısa süreli
uygulamalar görülmektedir) bu akımın kaynağı ve nedeni çok
ciddi akademik sorunlara da işaret etmekte. Bu durumu
farkına varılmamış modernleşme, bir tür geç revivalizm
olarak yorumlayanlar da var. Dönemin (2005) restorasyon
bilgisi, deneyimi, iletişim olanakları vs göz önüne
alındığında, bu sonucun profesyonel açıdan kabul edilmesi
mümkün görünmemekte.
15. Toplantıda, Süleymaniye Projesi’nin sunumu başlığı
altında, İBB’nin çeşitli birimlerinin uzun yıllardır
sürdürmekte oldukları çalışmalardan seçkilerin yanı sıra,
Pervititch, Alman Mavisi gibi haritalardan örnekler
gösterilmiştir. Tepebaşı Bimtaş ofisinde uzun süredir
çalışmakta olan proje grubunun hangi konu üzerine
odaklandığı, Danışma Kurulu ile ilişkisinin nasıl olacağı
açıklık kazanmamıştır.
Bu yazıda ortaya koymaya çalıştığımız nedenlerle, bu mimarın
yaklaşımının bir özel, kendisine ait bir taslak çalışma
olarak değerlendirilmesini, kent yönetimine mal edilmemesini
ve kamu kaynaklarının kavramsal temeli oluşmamış, yöntemsel
araçlara kavuşmamış bir süreç içinde kullanılmamasını ve
aşağıdaki önerimiz doğrultusunda bir çalışma yapılması
gerektiğini kamuoyuna duyurmak istiyoruz.
Öneriler:
1. Proje hedeflerinin Danışma Kurulu aracılığıyla, ilgili
bütün kurumlara ve kişilere açılarak atölye çalışması
biçiminde belirlenmesi önerilmektedir.
2. Proje çalışma grubunun iş programının Danışma
Kurulu’ndaki tartışmalar çerçevesinde oluşturulması
önerilmektedir.
3. Bu proje için alınması gereken mimarlık hizmetleri yasal
koşullara uymalı. Bu nedenle İhale ile alınacak hizmetlerin
bütün profesyonellere açık olması ve tanımlanan proje
hedeflerine göre profesyonel kurumların katılımının teşvik
edilerek gerçekleştirilmesi önerilmektedir.
4. Çalışmanın ilk adımını oluşturması gereken derinlemesine
bir arşiv ve literatür araştırmasının eksikliği
hissedilmektedir. Süleymaniye hakkında bugüne kadar (en
azından 1960’lardan beri) hem mimarlık, hem şehircilik, hem
sosyoloji alanında yapılmış araştırmalardan yararlanmakta
fayda olacaktır.
Tarih: 29 Kasım 2005 Yazan: Korhan Gümüş
Kaynak:
ARKİTERA |