| . |
|
SÜLEYMANİYE İÇİN YENİ
BİR HAYAL KURMAK
Mimar Sinan Güzel
Sanatlar Üniversitesi'nde düzenlenen Çarşamba
Konuşmaları'nın bu yılki son konuğu Julia Strutz oldu.
Strutz, "Yeni İstanbul için Eski İstanbul Tahayyülleri:
Süleymaniye Kentsel Dönüşüm Projesi" başlıklı bir konuşma
gerçekleştirdi.
SÜLEYMANİYE PROJESİNDEN BİR KESİT
Julia
Strutz, aslında bir sosyolog ve tarihçi. Belçika'dan
Türkiye'ye gelmiş ve şu anda İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde
tarih üzerine yüksek lisans yapıyor. Yüksek lisans tezinde
Süleymaniye çalışan Strutz, konuşmasında bölge ile ilgili
yaptığı tüm çalışmaları özetledi. Tarih okumak ve özellikle
İstanbul'da Süleymaniye gibi özel bir bölgede çalışmak adına
önce Türkçe ve sonra da Osmanlıca öğrendiğini belirten
Strutz, bölge ile ilgili eski envanterlerden yaptığı
araştırmalarla ve bunların sonuçlarıyla, eskiden ilham
alarak Süleymaniye için yeni bir hayal kurmak istiyor.

Konuşmasında öncelikle tarihin ne demek olduğundan başlayan
Julia Strutz, daha sonra Süleymaniye'nin bugünkü durumundan
bahsederek birtakım demografik örnekler verdi. Süleymaniye,
bugün yaşayanların seyyar satıcılık, çöpçülük, otoparkçılık
yaparak geçindiği, nüfusunun %70'inin erkek olduğu ve
%11'inin de okuma yazma bilmediği bir bölge.
Strutz, Süleymaniye'nin
algılanmasının önemini ve toplumsal belleğimizdeki yerini
anlatmak için İlber Ortaylı'dan bir alıntı yaptı: "Süleyaniye
1,5 kilometrekarelik alanıyla bizim kimliğimizdir, nüfus
kağıdımızdır. Bizim bu memleketteki tapumuzdur. Buradaki
laubali davranışımız, büyük şehrin hengemesine bu muhiti
bırakmamız, düpedüz intihardır..."

SÜLEYMANİYE KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJESİNDEN BİR CEPHE ÖRNEĞİ
Bugün Süleymaniye için öngörülen "Kentsel Dünüşüm" adı
altında, yine üst gelir grubuna hitap eden ve eski Osmanlı
konaklarını canlandırarak bu bölgeye tamamen bu yönde bir
kimlik verecek olan çalışmalar, Ortaylı'nın bahsettiği
"intihar" durumunu nasıl yansıttığını ise gözler önüne
seriyor.

SÜLEYMANİYE KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJESİNDEN BİR CEPHE ÖRNEĞİ
Daha sonra
Süleymaniye'deki koruma çalışmalarını anlatan Strutz, bölge
ile ilgili hazırladığı haritaları gösterdi. Süleymaniye'deki
parsellerin mükiyet durumunu, 1800'lü yıllarda binalar için
verilen vergilerin miktarını, binalarda kimlerin yaşadığını,
buradaki demografik ve sosyal yapıyı, altyapı durumunu
gözler önüne seren bu haritaların sonucunda Süleymaniye için
bir tablo çizen tarihçi, katılımcılarla birlikte bölge için
alternatif çözümlerin ne olabileceği ile ilgili karşılıklı
konuşma yaptı.
19. yüzyılda Süleymaniye'de farklı gelir gruplarından gelen
ve farklı dünya görüşleri olan insanlar bir yaşam alanını
paylaştılar. Böyle bir şey bugün de mümkün mü? Bu hedefe
ulaşmak için buradaki kentsel dönüşüm projesi nasıl olmalı?
Kaynak:http://www.arkitera.com/h59585-suleymaniye-icin-yeni-bir-hayal-kurmak.html
|
|
|
|
 |
YORUMLAR:--------------------------------------------------------------------------------
Süleymaniye için yapılan ve akıbeti belli olmayan projeler
bitmiyor.
Yıl 1962, Prof. Dr. Sedat Hakkı Eldem, Süleymaniye ve çevresine
ilişkin bir proje yapıyor. Ama, neden uygulanmıyor, niye rafa
kalkıyor belli değil.
Yıl 1977, İstanbul Belediyesi tarafından hazırlanan ve bölgedeki
2200 tarihi evi kapsayan ‘Süleymaniye Projesi’ de ortadan
kayboluyor.
Yıl 1994, Recep Tayyip Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediye
Başkanı, “Süleymaniye restore edilecek” diyor, ancak Erdoğan
başkanlıktan ayrılıyor, proje erteleniyor.
Kaynak sorunu, yetersiz bütçe derken uygulanamayan projelerin
ardından, 30 Haziran 2005 ‘Dünya Mimarlar Kongresi’, İstanbul’da
toplanıyor, Süleymaniye saklanıyor mimarlardan.
Türkiye ne kadar farkındaysa, dünya da o kadar farkında
Süleymaniye’nin yok olduğunun. Ne kadar saklanmaya çalışılsa da,
UNESCO Direktör Yardımcısı, “Süleymaniye’yi kurtarmak için adım
atmazsanız İstanbul’u Dünya Kültür Mirası Listesi’nden çıkarmak
zorunda kalacağız” diyor.
Bu arada Ulusal Ahşap Birliği (UAB) ile Kültür Bilincini
Geliştirme Vakfı (KBGV), iki ayrı projeyle İstanbul’un kültürel
mirasını kurtarmak için harekete geçiyor. UAB, Siemens Ev
Aletleri’nin sponsorluğunda Zeyrek’teki ahşap evleri restore
etmeye başlıyor. Evler geleneksel teknikle aslına uygun olarak
onarılıyor. Ulusal Ahşap Birliği Yıkılan 6 yapının 2sini
kurtarıyor.
UNESCO’dan geçtiğimiz yıl, Süleymaniye’de ve tüm kentte
geleneksel ahşap mimari kültürünün yok edildiği uyarısı geliyor.
Birleşmiş Milletler’in bir organı olan kuruluş, kendi
kültürümüzü yok ettiğimiz için bizi uyardıktan sonra bu konuda
önlem alınmaya başlanıyor.
Neden bu uyarı?
Anıtlar Kurulu kararıyla yıkımına izin verilen evlerin yerine,
dış cephesi eski binanın aynısı olması şartıyla betonarme
binalar inşa ediliyor. Böylece koruma sağlanıyor, kültür
aktarımı yapılıyor sanılıyor.
Ve geliyoruz 2004’e, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir
Topbaş Süleymaniye Projesi’ni açıklıyor ve ekliyor: “Bu evler
tabii öncelikle mülk sahiplerine ait ama bir kültür mirası
olarak da tüm milletin malı. AB ülkelerinde olduğu gibi biz de
bu eserleri ülke adına kamulaştırıp, insanlığa yeniden
kazandırmalıyız. Önümüzdeki yıldan itibaren Süleymaniye için
özel bir bütçe ayıracağız, 3-4 yıl içinde 400 binanın restore
edilmesi için start verdik. Süleymaniye iş merkezi olmaktan
çıkarılacak, yeniden konut alanına dönüştürülecek. Yakılıp,
yıkılarak otoparka dönüştürülen konaklar da orijinaline uygun
olarak yeniden inşa edilecek.”
Proje’nin amacı; tarihin en büyük iki imparatorluğuna başkentlik
yapmış olan İstanbul’u, dünyanın sayılı kültür başkentlerinden
biri haline getirmek. İstanbul’da yaşayan insanların kültürel
kimliklerini güçlendirerek, yaşadıkları kente sahip çıkmalarını
sağlamak.
Bu amaç doğrultusunda, tasarıya göre, Unkapanı’na kadar inen
bölgede birçok özel bina kamulaştırılarak yıkılıyor, yerine de
depreme dayanıklı yalancı tarihi yapılar yapılıyor. Botanik
bahçesi ile İstanbul Üniversite’nin ünlü giriş kapısı ve
bahçesine de yeni fonksiyonlar veriliyor. Yapıların önü asfalt
yollarda kaplanıp, granit kaldırımlar tasarlanıyor. İstanbul
müze-kent oluyor! Kimlik korunuyor!
Yapı dergisinin Kasım ayı sayısına yazdığı yazıda, Doğan Kuban,
İstanbul’un olağanüstü bir müze olduğundan bahsediyor ve
“İstanbul müze-kent” sloganı arkasında yatan düşünceleri
öğrendiğinde düştüğü dehşeti anlatıyor. Tarih bilincimizin yok
olduğunu vurguluyor.
Prof.Dr. Doğan Kuban, Süleymaniye ve Şehzade gibi büyük sanat
yapıtlarının etrafına sahte dokular ve binalar yapmak kentin
tarihine ve kültürüne hakarettir diyerek belediye sorumlularına
ve proje hazırlayanlara Türk kent dokusunun özelliklerini
hatırlatmak gerektiğini düşünüyor; yapıların apartman
olmadığını, evlerin çoğunun bahçeli olduğunu, yapıların eşit
yükseklikte omadığını, sağır bahçe duvarının sokak dokusunda
önemli fizyonomik bir öğe olduğunu ve sokakların kaldırımsız,
yürüyen insanlar için olduğunu hatırlatıyor.
Henüz uygulamaya geçmeyen projenin akıbetinin ne olacağı ise
merakla bekleniyor ve en önemlisi köklü geçmişi olan müze
İstanbul, muammaya ilerliyor.
Kaynak:
ARKİTERA
|