|
FENER BALAT AYVANSARAY'A
TURİST AKINI
Semt
her gün binlerce turist tarafından geziliyor, tarihi
mekanların resimleri çekiliyor, otantik kaffelerde
dinleniliyor, Semtin sıcak yüzlü insanları ile Enternasyonal
yeni dostluklar kuruluyor,

Fener, Balat, Ayvansaray
Tarihi Sur içi İstanbul’un haliç kıyılarındadır.
Yakın zamana kadar bölgede Yoğun Müslüman nüfusun içinde,
Rum, Musevi ve Genelde Kumkapı - Samatya civarında olan
Ermeni küçük bir nüfusun toplumsal ve kültürel yaşamların
harman olduğu, Huzurla yaşanan bir birlikteliğe şahit olmuş
Fener, Balat ve Ayvansaray bugün, büyük çoğunlukla güneydoğu
ve kırsal alanlardan göçen Müslüman bir nüfusu
barındırmaktadır.

Günümüzde, harap yapıların bulunduğu Fener ve Balat
semtleri, tümüyle bir yıkıntıya dönüşme tehlikesiyle karşı
karşıyadır. Birçoğu Vakıflar ve Milli emlak müdürlüğüne ait,
Bir kısmı İse İBB ve Fatih belediyesine ait bazı yapılar
tamamen çökmüştür, ayakta kalanların yaklaşık %20’si kötü
durumdadır.

Son günlerde yapılan bir değerlendirmeye göre, alandaki
toplam 1401 parselden, 102’si (7%) kullanılmamaktadır, 68
bina (%5.4) tamamen, 124 bina (%9.7) ise kısmen boştur.
Semtin fiziksel ve toplumsal yoksullaşmasının nedenlerinden
bazıları, haliç sahil bandının istimlâk edilerek yeşil alana
dönüştürülmesi sonucu kaldırılan fabrikaların, iş yerlerinin
sebep olduğu nüfus hareketidir.
Semtteki tersanelerin Tuzla’ya taşınması nedeniyle ekonomik
durumu iyi ailelerin semti terk etmesi sonucu, semte yeni
gelenlerin Fener ve Balat semtlerindeki mimari yapının
korunmasına, binaların onarımı ve bakımına yetecek yeterli
ekonomik kaynaklara sahip olmayan sosyo-ekonomik olarak
kırılgan bir nüfusa ev sahipliği yapmasındandır.

Fener
Rum Patrikhanesi’nin Önce Fethiye camii bitişiğinde, sorada
burada bulunmasından dolayı, Fener, 17-19 yy. döneminden
beri Rumların yoğun olduğu bir bölge olmuştur. 17.yüzyılda,
Fener, kesme taştan evleri ve zengin süslemeli bina
cepheleriyle seçkinlerin ve burjuvaların tercih ettiği bir
yerleşim mekânı olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu döneminde,
Fener’de oturan, iyi eğitim görmüş ve bir kaç dil bilen
Rumların önemli bir bölümü tercüman ya da diplomat olarak
üst düzey devlet görevlerinde bulunmuşlardır.
18. yüzyılda aristokrat Rum aileleri Patrikhane civarında
ahşap ya da kagir villalar inşa etmeye başlamışlar, ancak
yerleşim yapısı 19. yüzyılda önemli ölçüde değişmiş, Fenerin
ileri gelen aileleri semtten ayrılarak, Boğaz kıyısındaki
Tarabya, Kuruçeşme veya Arnavutköy gibi köylere
yerleşmişlerdir.
Geride kalan memurlar,
zanaatkarlar ve küçük tüccarlar, bölgede yangından sonra
boşalan parsellerde inşa edilen sıra evlere yerleşmişlerdir.
19.yüzyılın sonlarında İstanbul’un Adalar, Kadıköy, Şişli
gibi burjuva semtlerine doğru yaşanan ilk göç dalgasıyla
nüfus yapısında köklü bir değişim başlamış fakat Fener,
1960’lı yıllara kadar Bir miktar Rum ve Yahudi yaşamaya
devam etmişlerdir.
1960’lı yıllarda Rumların kitlesel olarak ülkeden
ayrılmasıyla yaşanan ikinci göç dalgasından sonra semte
özellikle Karadeniz Bölgesi’nden gelen düşük gelirli bir
nüfus yerleşmiştir. Bu arada kontrolsüz gelişen sanayileşme
nedeniyle semtin karakteristik kıyı özelliği de bozulmuş,
haliç sanayi artıklarıyla dolmaya, kirli suyu kokmaya,
çevresini oldukça rahatsız etmeye başlamıştır.
Fener’in de dahil olduğu Haliç’in güney kesimi, özellikle
1980 yılından sonra çok önemli fiziksel değişimlere sahne
olmuştur. 1984 ile 1987 yılları arasında, Fener’deki
18.yüzyıldan kalma son taş binaların büyük bir kısmı ile
Balat İskelesi’nin de bulunduğu Haliç kıyısındaki binalar,
dönemin Belediye Başkanı’nın yönlendirdiği geniş ölçekli bir
program çerçevesinde yıkılmış, bu uygulamadan, kıyı
surlarının dışında sadece bir kaç tarihi yapı
kurtulabilmiştir. Yıkılan binaların yerinde düzenlenen yeşil
alanlar, aradaki yoğun taşıt yolu nedeniyle semt halkı
tarafından kullanılamamakta, semt halkı hala yeşil alan
sıkıntısı çekmektedir.
Balat
Balat özellikle İstanbul Musevileri açısından tarihi önem
taşımaktadır. İstanbul’un fethinden sonra kente getirilen
Makedonya Musevileri ile İspanya’dan göç edenler bu semte
yerleştirilmişlerdir. Balat, burada yaşamış küçük bir Ermeni
cemaatinin varlığıyla birlikte Bizans döneminden beri
Musevilerin yaşadığı semt olmuştur.
Bu arada bazı kaynaklar bu
semtleri Rum-Yahudi-Ermeni semtleri gibi tanıtmış olsalar
bile işin gerçeği bu değildir.
Fener, Balat; Ayvansarayı gezecek olursanız sadece sahil
bandında son 60 yılda yanarak, yıkılarak kaybolmuş camileri
saymaz isek mevcut ayakta olan ve 1453 den beri ibadete açık
olan 20 civarında cami göreceksiniz. Bunlardan iki tanesi
kiliseden dönme camidir, Haz. Cabir ve Gül Camii.
Her biri 1453-1474 yılları arasında yapılmış olan bu
camiler İstanbul’un fethinden itibaren Fener-Balat_Ayvansaray’ın
çoğunlukla Müslüman mahalleleri olduğunun belgeleridir.
Bazı Misyoner kafalılar, semtin bu gerçeğini görmemezliğe
gelerek, Azınlık psikolojisi ile böyle iddialar ortaya
atıyorlar. Gelip semti görenler, semtteki camilerin ve
Türbelerin tarihi ve sıklığı karşısında okuduklarına hayret
ediyorlar.
19. yüzyıla kadar, Balat’ın modern mimariye dudak ısırtan
nizami, geometrik sokakları gemiciler, denizciler mekânıydı.
1894 yılındaki depremin ve semtin yapısını derinden
etkileyen yangınların ardından, semtin nüfus yapısı da büyük
değişikliğe uğramıştır.
19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren semtin en zengin
kesimi buradan ayrılarak bugün de Hahambaşılık’ı ve önemli
sinagogları da içeren Musevi kurumlarının bulunduğu
Galata’ya taşınmıştır. 20. yüzyılda, özellikle İsrail
devletinin kurulmasından sonra Balat nüfusunun yaklaşık
dörtte biri Balat’tan ayrılmıştır. Bu dönemden sonra
Balat’taki Musevi cemaat nerede ise bitme noktasına
gelmiştir.
Karadeniz Bölgesi ve özellikle Kastamonu’dan gelen yeni göç
dalgası semtin çehresini büyük ölçüde değiştirmiştir.
1984 yılı sahil bandının yıkılmasıyla semt tamamen kaderine
terk edilmiştir.
2005 yılında Fatih belediyesinin hazırladığı kentsel dönüşüm
projesine mazeret olması gerekçesiyle kamusal tapusu olan
binalar “ tarihi SİT alanı” gerekçesi ile çok ağır
yaptırımlar istenerek kiracıları tarafından basit onarım
yapılmasına izin verilmemiş, adeta çökmesine yol
hazırlanmıştır.
Doğrudan mal sahibi olan
kişilere de aynı gerekçelerle onarım müsaadesi verilmemiş,
gösterilen dolambaçlı yolu aşamayan mülk sahipleri evlerinin
onarımını yapamadıklarından dolayı semtin %50 si çöküntü
alanı haline gelmiştir.
Şimdi ise belediye hayata
geçirmeye çalıştığı bir proje ile bu tarihi semti binaları
ve mukimleri ile birlikte yok etmeye, yerine betonarme,
imitasyon görünümlü modern binalar yapmaya çalışmaktadır.
Kentsel ve Mimari Çevre
Günümüzde, Fener ve Balat semtleri kuzeydeki Bizans dönemi
surları ile güneydeki bölgeyi çevreleyen yamaçlar arasında
bulunmaktadır. Haliç kıyısını izleyen ve çevre yoluna
bağlanan transit yol sayesinde semte ulaşım kolaydır.
Fener ve Balat, birbirini dik açı ile kesen bir yol düzenine
sahiptir. Semtlerin tipik kentsel yapısı, bölgeyi tahrip
eden yangın sonrası parselasyondan kaynaklanır. Cumbalarıyla
ahenkli bir görünüme sahip cepheler ve günümüzde cemaat
yokluğundan dolayı bazıları kapanmış gayrimüslimlere ait
dini yapılar, bölgenin mimari karakterini belirler.
Semtlerdeki binalar bir ila dört katlıdır. Bunların yarıdan
fazlası 1930 öncesi yıllarda inşa edilmiş olup semtin özgün
karakterini oluştururlar. 1930-1950 yılları arasında yapılan
binalar ise bu mimari karakteri devam ettirmekle beraber
dönemin özelliklerini de yansıtmaktadır.
1950 sonrası yap-satçıların
inşa ettiği betonarme apartmanlar semtin kimliğine bir
miktar gölge düşürmüş olsa da semt hala görülmeye değer
tarihi bir müze gibidir.
Semti her gün binlerce turist görmeye gelmektedir. Bunlar
genelde yaya olarak İstanbul’u görmeye, Fotoğraf çekmeye
meraklı misafirlerdir. Bu turist potansiyeli nedeniyle
semtte turistik amaçlı hizmet veren lüks ve tarihi otantik
restoran, Kaffeler açılmaya başlanmıştır.
Semtteki tarihi müze
konumunda birçok eser ya atıl bırakılmış, yada kilit altında
tutularak turizmin hizmetine sunulmamaktadır.
Günümüzde fatih belediyesinin uygulamaya çalıştığı proje
Dünya kültür mirasını yok etme anlamını taşıyacak kadar
vahim bir projedir. Hala bir adım geri atmadığını gördüğümüz
Hükümet ve Belediyemiz haziran seçimlerinden hemen sonra
onayını aldığı on kadar ayrı projeyi hemen hayata
geçireceğinden endişe ediyoruz.
Son olarak buradan Hükümetimize, belediyemize ricada
bulunarak, Bütün dünyanın tepkisini çekecek böyle bir
projeyi hayata geçirmesi yerine, semtteki tarihi dokuya
zarar veren, zamanında kaçak yapılan binaların orijinaline
uygun yapılması için projeler geliştirin. Orijinal binaları
deprem gerekçesi ile yıkmanız cinayettir, 40 yıl yaşadığım
bu binalar sağlam yığma dolgu tuğladan inşa edilmiş, kat
araları ahşap, katlar kalın çelik putrellerle bağlanmış
olduğundan depreme en dayanıklı yapılardır.
Belediyemizin burada
yapacağı tek tedbir Öncelikle Dalan zamanında açılan
Haliç-Yenikapı kolektörü nedeniyle zemin yapısında meydana
gelen tahribattır, Birde elektrik, su, doğalgaz ve lağım
kanallarının bina temellerine verdiği zararlardır. Binaların
2-3 metre olan temel altlarına Fiber beton pompalanması ile
zemin kuvvetlendirildiği takdirde bu binaları inanıyorum ki
8-9 şiddetinde deprem bile yıkamayacaktır.
Devlet!
Fener, balat, Ayvansaray’ı yok etmekten vaz geç….
Devlette devamlılık esastır, öncelikle yanlış mücadelelerle
tahrip ettiğiniz zemini fiber beton takviyesi ile
kuvvetlendirin, kamu kurumlarına ait binaları ya satın yada
onarın,
SİZDEN BAŞKA BİR BEKLENTİMİZ YOK, GÖLGE ETMEYİN BAŞKA
İHSAN İSTEMİYORUZ. |