|
Fethullah Gülen: Gidişim
kendimceydi, dönüşüm de öyle olacak
İnsan başkalarının "birinci, ikinci, üçüncü..." demesiyle birinci,
ikinci, üçüncü olmaz; fakat, eğer bazı çevreler, bir insanı yerden
yere vuruyor ve onu sürekli sıfırlıyorlarsa, işte o zaman onu
belli numaralara yerleştirmeye kadirşinaslık nazarıyla
bakılabilir.
Karar, vicdanları rahatlattı
Ben, "Yaşayan En Büyük 100 Entelektüel" listesinin en üstünde yer
almış olmamı, arkadaşların âsâr-ı bergüzîdelerine terettüp eden
semeratın tek bir şahsa verilmesi olarak kabul ediyorum.
Ben arkadaşlara "çok sevinmeyin" dedim. Evet, "önemli değil"
dedim. Basit bir mesele, dünyaya ait bir mesele, dünyanın bilmem
kaç senede ne kadarına tekabül eden bir mesele. Bu sevinilecek,
öyle-böyle küstahça, şımarıkça, hoplanacak zıplanacak bir mesele
değil. Biz bir yerde gerçekten seviniriz; Allah'ın huzuruna
çıktığımızda bize "Giriniz emn u eman içinde Cennet'e!.."
denilirse, işte orada hakiki sevinci ve mutluluğu duyarız.
Elinizde olmayarak içinize bir inşirah akabilir. Tekdirler insanda
sarsıntıya sebebiyet verdiği gibi, takdirler de bir yönüyle
insanda inşirah ve sevinç meydana getirebilir; fakat üzerinde çok
durmamalı -bağışlayın- halk ifadesiyle es geçmeli onu. Esas "Cenâb-ı
Hak bizi öbür tarafta tastamam sevindirsin" demeli
Bununla beraber, söz konusu anketi ve beraat kararını hafife
almıyorum; bir yandan dünyanın kabulü, diğer taraftan da adaletin
temsilcilerinin insafla verdikleri bir kararda dik durmaları ve
karakterlerinin gereğini sergilemeleri çok önemli hadisedir. Hele
böyle iki hadisenin üst üste gelmesi Cenâb-ı Hakk'ın inayeti ve
ihsanıdır.
Türk okullarını ziyaret etmenin suç sayılamayacağı da tescillendi
Bu iki meseleyle aynı zamanda Cenâb-ı Hak başka meseleleri de
çözmeyi murad buyurmuştur. Yani bir başkasının sizin okulları
ziyaret ettiğinden dolayı suçlanması meselesi var. Şimdi orada
tescil ediliyor, bir kere daha tespit ediliyor: Bu mesele suç
değil. Okul açmak dünyada, öğretmen göndermek suç değil.
Dolayısıyla onları gidip ziyaret etmek niye suç olsun ki!..
Milletin okulları, sonra adı onların Türk okulları, o okulların
adları Türk okulları. Türkiye'de yetişmiş eğitimciler,
öğretimciler gidip oralarda eğitim yapıyorlar.
Evet o nisbetle bazılarını karalama meselesini âdet haline
getirmişlerdi. Orada esasen o iddianame hazırlanırken adamlar ne
biliyorlarsa ne ediyorlarsa o bilme ve etmenin çoğu da bu montaj
yapılmış bantlardandı. Bantlardan montaj yapılmış, başından
sonundan kesilen şeylerden sun'i olarak suçlar icat edilmişti,
ihdas edilmişti. Ne kadar yapmışlarsa bir sene, iki sene
çalışmışlardı; haberimiz vardı ondan. Biz buraya geldiğimiz zaman
patladı o mesele. Yani "Geriye ihtiyat olarak elimizde bazı şeyler
kalsın, belki onları da kullanırız gelecekte!" dememiş, hepsini
kullanmışlardı. Şimdi mahkemenin kararı "Bunların hepsi boş,
havada şeyler!" falan demek manasına gelir. Dolayısıyla o türden
yeni böyle suçlarla sizi tecrim etmeye, o mevzuda bir dava açmaya
hakları yok.
Artık bu mesele şahsî bir mesele olmaktan çıkmıştır; bir heyet
meselesi, bir hareketin meselesi ya da Türk toplumunun
meselesidir, yani milyonlarca insanın böyle azmini, cehdini,
kastını ortaya koyduğu, sürekli o niyetle oturup kalktığı mesele
haline gelmiştir. Bu açıdan onların bütününü ferahlatmak, rahat
hareket etmelerini sağlamak küçük bir hadise değildir. Şahsa bakan
yönüyle önemsiz olsa bile, umuma bakan yönüyle küçük değildir,
Allah'ın izni inayetiyle.
Mahkeme safhası benim için ızdırapsız oldu, diyemem
Yaklaşık sekiz senedir süren o dava süreciyle alakalı olan biten
her şeyi unuttum. Mutlaka insanız.. bir insan küre-i arzın
üzerinde zıplasa ve bunu ölçecek onun ihtizazlarını,
titreşimlerini ölçecek bir aletimiz olsa, bu tek insanın zıplaması
ile bile bir ihtizaz meydana gelir orada. Şimdi biz etten kemikten
varlıklarız; dolayısıyla orada böyle bir darbe yedikten sonra
insanın "ben sarsılmadım, bende bir ihtizaz meydana gelmedi"
demesi hilaf-ı vaki bir beyan olur. Ama Allah'a imanımız var.
Evet, iman teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül de saadet-i dareyni
netice verir. O iman sayesinde "Allah'ım var, bugünümü bütün bütün
karartabilirler ama yarın aydınlık, Allah'ın izni inayetiyle."
diyebilir insan. Mutlaka moral bozucu şeyler olmuştur; şu
olmuştur, bu olmuştur; belki bazı şeyleri Allah'a havale etme gibi
şeyler de olmuştur; fakat faydasız şeylere girilmemiştir, telaşa
kapılma olmamıştır. Belki size saygılarından, sevgilerinden dolayı
telaş yaşayan insanların telaşı da ta'dil edilmeye çalışılmıştır.
O kadar çok merak etmeyin, önemli değil. Dünya ondan ibaret değil
ki. Yani burada değil de gider orada bir yerde bir hücreye
koyarlar, ölürsün orada; çok bir şey değil. Önemli olan senin
nasıl öleceğin ve Allah'a nasıl yürüyeceğindir.
Ama "o mahkeme safhası benim için ızdırapsız oldu" diyemem.
Değişik zamanlarda hemen her anti-demokratik harekette, her
darbede, darbe türü şeylerde, post-modern darbelerde her defasında
halk ifadesiyle diyeceğim, argo da diyebilirsiniz, bir tebelleş
olma hadisesi söz konusu oldu, her defasında hemen. Hepsinde de
belli sıkıntılar çekildi.
Fakat itiraf etmeliyim; bu dönem benim için daha sıkıntılı oldu.
Ciddi bir şey yapamadım böyle, kendi kitaplarımla meşgul olamadım,
muttarit arkadaşlarımızla öyle orada takip ettiğimiz gibi günde
dört-beş saat böyle kitap mütalaa edemedim, müzakere edemedim. Bir
yönüyle böyle benim dokuz-on senem beyhude geçti, israf oldu.
Bunlardan dolayı da benim en acılı yıllarım oldu, ızdırap yıllarım
oldu. Allah öyle bir şeye maruz bıraktı.
Dönüş ne zaman ve nasıl?
Ben değişik zamanlarda yurtdışına çok çıkan insanlardan biriyim.
Bu Amerika'ya bile bu bilmem kaçıncı gelişimdir benim. İlk defa
92'de geldim, iki buçuk ay kaldım buralarda. 94'te bir daha
geldim, 96'da geldim, 97'de geldim, en son 99'da mı ne geldik
buraya. Sonra Avrupa'ya defaatle gittim ben, hizmet
müesseselerine, arkadaşlarımızın yanına, değişik yerlere... Belki
hizmetimizin olduğu okulların bulunduğu yerlere gitmedim. O da ruh
haletim, belki onda da benim şu andaki durumumu okumak mümkün
olabilir.
Hayatımda hiç öyle gürültülü, patırtılı gidip gelmedim ben. Hiç
istikbale gitmedim, istikbal (karşılanma) isteğinde bulunmadım. Bu
açıdan da ne karakter bakımından, ne mezhep bakımından, ne ülke
bakımından birilerinin ısrarla benzetmeye çalıştıkları Humeyni ile
hiçbir zaman bir alakam olmadı.
Hele onun hesaplarıyla, onun arka plandaki mülahazalarıyla filan
diyecek olurlarsa; Allah rızasının dışında bir şey düşünmeyi ben
hayatımı israf saydım şimdiye kadar. Sen Allah diyorsan, Allah
için işliyorsan, Allah için başlıyorsan, Allah için oturuyorsan,
Allah için kalkıyorsan bu sana yeter bence. Başka mülahazalara
girmemelisin.
İnsanı karakteriyle, şahsıyla bilemeyince öyle ezbere
konuşabilirler. Vehim.. şeytanın onların içine attığı bir vehimdir
o. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'e karşı o müşriklerin
kalbine attığı türden, dürtüler türünden vehimdir bunlar. Çoğu
paranoya yaşıyor. Çoğu aleyhinize sizin o düşmanlık duygularını
tetiklemeye matuf bunları söylüyor. Ve bunları söyleyenler de
belki hani görüşen, konuşanlardan bir iki insan vardır da genelde
sizi tanımayan insanlar. Sizi bilmeyen insanlar.
Dünyanın dört bir yanına gitmiş arkadaşlarımızın hiçbirisi öyle
bir alâyişe talip olmadı. Gelirken öyle bir istikbal beklemedi.
Adlarından, namlarından öyle bahsedilmesini istemedi. Onların
hepsi birer meçhul kahraman olarak kaldılar oldukları yerde. Bu
bizim genel ahlâkımızdır. Allah'la münasebetimizin bir çeşit bizim
hayatımıza aksedişinden ibarettir. Muhammedî ruhun (sallallahu
aleyhi ve sellem) gereğidir. O açıdan, o türlü iddialar fevkalade
sevimsiz. Onu diyenler de, bu mahkemede belli beklenti içinde
olanların şimdi mahcup oldukları gibi, karın ağrısına girdikleri
gibi, bir gün beni orada duyduklarında yine mahcup olacaklar.
Ben, kendi ülkemin çocuğuyum
Ha.. gitme meselesine gelince, gider miyim, gitmez miyim ayrı bir
mesele. Ülkem tabii, burada onun elli yerden, yüz yerden gelmiş
toprak parçaları var, ben onları koklayıp teselli buluyorum. Ben
kendi ülkemin çocuğuyum. Ben dıştan ithal edilmiş ve milletin
başına musallat olmuş tufeylilerden değilim. O ülkenin çocuğuyum
ben. Onun bir avuç toprağını dünyalara değişmem. Bütün Amerika'yı
verseler, Korucuk köyü, fakir bir köydür, ben o köyü vermem. Ruh
haletim budur. Fakat bir şey var: Benim inandığım bir dava var,
bir hizmet var, Din-i Mübin-i İslam'a hizmet var ve ülkemde
huzursuzluğun çıkmaması, hele dine karşı bir tavır alınmaması..
bunlar benim gaye-i hayalim, düşüncem, mefkûrem.
Yahya Kemal'in, bir şiirinde dediği gibi, "Bizden olmayanlar bizi
anlamazlar." Esas tam o toprağın çocuğu olmak lazım ki, o toprağı
koklaya koklaya yetişmiş olmak lazım ki, eğile eğile onun
çaylarından su içmiş olmak lazım ki, onun kırlarında koşmuş olmak
lazım ki, onun çiçeklerini koklayarak büyümüş olmak lazım ki,
Anadolu'yu bilmek lazım ki sizin hissiyatınızı anlasınlar. Sizden
olmayanlar sizi anlayamazlar. İşte öyle vahi vahi iddialarla
efkârı bulandırmak ister, millette paranoya duygusunu tetiklerler.
Bunların hepsi boş şeyler.
Arz ettiğim gibi, o gidiş bir gün, Cenab-ı Hakk'ın muradı öyle ise
tahakkuk ettiği zaman, onlar sadece duyarlar; belki derler "Gelmiş
mi gelmemiş mi; acaba gelmişse nerede duruyor, nasıl geldi de biz
görmedik?!."
Kendime göre bir gidişim vardı benim. Onu daha evvel de arz ettim
ben, Türkiye'ye dönsem kendim gibi dönerim, yani şimdiye kadar
nasılsam öyle. Karakterimi namusum sayarım. Karakterime kıymayı
namusuma karşı tecavüz sayarım ben. Konuşurken de, biriyle bir
muhaverede bulunurken de, bir muamelede bulunurken de onu korumaya
fevkalade hassasiyet göstermişimdir. Evet, bilmeyen bilmez. İşte
bilmeyenler böyle ezbere konuşuyorlar ve bir gün kim bilir onların
da pek çoğunun bu ezberi bozulacak, Allah'ın izni inayetiyle. O
ülkede yine imtizac, mezc, te'lif ve terkip oluşacak Allah'ın
inayetiyle. Herkes birbirini olduğu yerde kabullenecek, birbirine
karşı saygılı olacak. Olacak.. o zaman onlar, bir şairimizin
dediği gibi "Ettiklerine nadim olup ağlayacaklar."
İçimde kimseye karşı hınç taşımıyorum
Şimdi Hazreti Pir'in dediği gibi, o kötülük yapanlar, "bir an
evvel derdest edilsin" falan diyenler, daha ilk günlerde "idam"
diyenler... Hatta şunları da yazdılar; "Falan yerdeki teröristbaşı
çıkarılsın da bu oraya konsun!.." Oraya zaten F tipi falan
dediler, bütün bunlar hepsi söylendi. "Bunlar" bağışlayın, bir
insan olmasa karşınızdaki belki şöyle demek icap eder: "Densizce
ifadelerdi bunlar ve densiz insanların ifadeleriydi." Ama o da
üslubumuza aykırı bir şey, onu da demeyelim.
Böyle diyenlere karşı ben Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'in
dediği gibi, Hazreti Pir'in dediği gibi, "Beni memleket memleket
sürgüne gönderenlere hakkımı helal ediyorum, zindanlarda yer
hazırlayanlara, idam sehpası hayal edenlere hakkımı helal
ediyorum." Hak iddia etmeyeceğim.
Fakat bu işlerin içinde bir Allah hakkı varsa; ben zavallı,
dinimden dolayı bunlara maruz kaldımsa, Efendimiz'in yolunda
yürümeye, düşe kalka yürümeye çalıştığımdan dolayı bunlara maruz
kaldımsa, din dedimse, Din-i Mübin-i İslam'ı gerçek çehresiyle
aksettirmeye çalıştımsa; bundan dolayı da onlar bana takıldılarsa,
orada Allah hakkı, Peygamber hakkı var, o beni aşar. O mevzuda bir
şey diyemem. Yoksa kırk seneden beri aleyhimde yazı yazan insanlar
bile mahkeme-yi kübrada karşıma çıksa "ben bir şey istemiyorum"
derim Allah'a; şu anki ruh haletini koruyorsam "ben bir şey
istemiyorum" derim. İçimde hınç taşımıyorum kimseye karşı.
Ama sevinenlere gelince; onlar da bir mü'mine karşı tavırlarından
dolayı, onun bir şeyden böyle kurtulmasına seviniyorlarsa, Allah (celle
celâluhu) o sevinçlerini, o sürurlarını devam ettirsin. Ve
inşaallah tam sevineceğimiz bir günde tam sevindirsin Allah.
O mevzuda olumlu karar verenler de hakkaniyetin gereğini, adaletin
gereğini yapmışlar, her şeye rağmen şu türlü söylentilere, bu
türlü söylentilere, bir kısım böyle olumsuzluklar isnadına rağmen
hak terazisinin hâlâ böyle dümdüz durması, doğru tartması meselesi
Türkiye adına ümitlerimizi bir kere daha güçlendirmiştir bizim. O
kadar tahribata rağmen, o kadar baskılara rağmen en azından medya
yoluyla baskılara rağmen adaletin böyle tecelli etmesi Türkiye'de
hâlâ hak adına, adalet adına hüküm verecek hâkimlerin bulunduğunu
gösteriyor ve bu da Türkiye adına bizi ümitlendiriyor Allah'ın
izni ve inayetiyle.
*www.herkul.org adlı siteden alınmıştır.
FETHULLAH GÜLEN
26 Haziran 2008, Perşembe
ZAMAN VİDEO SAYFASI
http://www.zaman.com.tr/multimedya.do
|