|
İsimleri yerli, cisimleri yabancı ünlüler!

Bizler, Sequela'yı "Mesut Yılmaz'ın reklamcısı" olarak
tanımıştık... Ama, en çok da; "Sakın anneme reklamcı olduğumu
söylemeyin... O, beni genelevde kemancı sanıyor" sözüyle...
14 / 05 / 2008 06:51
HASAN KARAKAYA'nın yazısı...
İsimleri yerli, cisimleri yabancı ünlüler!
Hani, bir zamanlar Sequela adlı bir "reklamcı" vardı...
Bizler, Sequela'yı "Mesut Yılmaz'ın reklamcısı" olarak
tanımıştık... Ama, en çok da; "Sakın anneme reklamcı olduğumu
söylemeyin... O, beni genelevde kemancı sanıyor" sözüyle
tanımıştık... Sizin anlayacağınız; annesinin "genelevde kemancı"
zannettiği Sequela, aslında bir "reklamcı"ydı ama, annesi bunu
bilmiyordu...
Aslına bakarsanız; Kamuoyunda "Türk milleti"nden olarak tanınan
birçok kişinin de, "Sequela'nın annesi"nden pek farkı yok...
Çünkü, "Türk" zannettiklerimizin çoğu ya Ermeni, ya Rum, ya da
Yunan... Ama, ortak noktaları "Hıristiyan" oluşları!..
Yücel Aşkın'ın, üniversite bahçesine "Kuş" kılıfı altında "Haç'lı
heykeller" diktiğini biliyorsunuz...
ORTAK ÖZELLİKLERİ “YABANCI”LIKLARI!
Yargılandığı "Tarihi eser kaçakçılığı" davası sürecinde incelenen
1019 eserden oluşan koleksiyonunun önemli bir bölümünü
"Hıristiyanlığın sembolü Haç"ların oluşturduğu belirlenmişti.
Hakkındaki usûlsüzlük iddialarıyla ilgili savunmasında da
mütedeyyin çevrelere saldıran Aşkın, "Radikal İslâm'ın kalesi
olmuş bir üniversitede görev yapıyoruz. Biz geldikten sonra bazı
değişimler yaşandı. Bundan rahatsız olanlar var" ifadelerini
kullanmıştı.
Üniversitenin İlahiyat Fakültesi'ni de kapatan Rektör Aşkın'ın,
Ermeni asıllı Agop Vartovyan'ın torunu olduğu herkes tarafından
biliniyor.
AK Parti iktidarının hazırladığı YÖK Yasa Tasarısı'na karşı
çıkarak, büyük bir provokasyona soyunan ve "Gerekirse yeni
Kubilaylar oluruz" ifadelerini kullanan Dokuz Eylül Üniversitesi
Rektörü Emin Alıcı da, son olarak İslâmiyet'i geri kalmışlığın
sebebi şeklinde göstererek, "1450'li yıllarda matbaa bulundu ve
hızla Avrupa'da yayıldı. Biz, 250 yıl sonra matbaayı
kullanabildik. Matbaayı Müslüman olmayan halk kullandı. Keşke o
zamanlar Anadolu Müslüman olmasaydı.." deme cür'etini
göstermişti... Emin Alıcı'nın nüfus cüzdanının din hanesinde ise
"Hıristiyan" yazdığını bilmeyen yok!
Emin Alıcı'nın dedelerinden birinin adı Artin, diğeri ise Ohanis.
Şimdi de Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin Başkanı ve YÖK üyesi
Türkan Saylan'dan söz edelim...
Saylan'ın, eğitimin bütün kesimlerinin temsil edildiği 17. Milli
Eğitim Şûrası'ndan oylama sonucunda 4'e karşı 66 oyla "Katsayı
adaletsizliğine son verilsin" yönünde karar çıkması karşısındaki
tavrı, hâlâ hatırlarda...
İçine sindiremediği "Herkes üniversiteye eşit şartlarda girsin"
kararını "hazırlanmış bir oylama" şeklinde değerlendiren Türkan
Saylan'ın da Hıristiyan kökenli olduğu biliniyor...
Türkan Saylan'ın Nüfus Kayıt Örneği'nde annesinin asıl isminin
Lilimina Raiman olduğu görülüyor. Aynı zamanda YÖK üyeliği de
yapmış olan Türkan Saylan'ın 1924 İngiltere doğumlu olan annesi
Lilimina Raiman, 1936 yılında Leyla ismini almış.
İstanbul ili Eminönü ilçesine kayıtlı Türkan Saylan'ın anne
tarafından dedesinin ismi Raber Ragman, anneannesinin ismi ise
Minaverlig.
Türkan Saylan'ın annesi Leyla Hanım'ın din hanesinde "Katolik
Hıristiyan" yazıyor.
BÜTÜN BUNLAR TESADÜF(!) MÜ?
Oldu olacak, "sondan bir önceki" haberi de aktarayım:
"TMSF'nin el koyduğu İktisat Bankası'nın eski sahibi Erol Aksoy'un
86 yaşında ölen annesi Stavrinia Melek Aksoy, Rum Kilisesi'ndeki
cenaze töreninin ardından son yolculuğuna uğurlandı. Stavrinia
Melek Aksoy için Arnavutköy Taksiarhis Rum Kilisesi'nde, 7 Mayıs
günü cenaze töreni düzenlendi. Törenden önce matem için çanlar
çalındı.
Çok sayıda ünlü ismin yer aldığı "kilisedeki ayin"de, Aksoy
Ailesi'nin büyük üzüntü yaşadığı görüldü.
Kiliseye gönderilen çok sayıda çelenk dikkat çekti. Stavrinia
Melek Aksoy'un naaşı, kilisedeki cenaze töreninin ardından
Arnavutköy Rum Mezarlığı'nda toprağa verildi.
Açık söyleyeyim; bu haberi okuduğumda çok şaşırmıştım... Çünkü
ben; Erol Aksoy'un annesinin "Rum ve Hıristiyan", babasının ise
"Müslüman" olduğunu bilmiyordum... "Adına" bakıp, onun "öz be öz
Türk" olduğunu sanıyordum!..
Gelin, görün ki;
"Sequela'nın annesi"nin; oğlunu "genelevde kemancı" zannetmesi
gibi; ben de ilk zamanlar Yücel Aşkın'dan Emin Alıcı'ya, Türkan
Saylan'dan Erol Aksoy'a kadar, bütün "ünlü isimler"in "ad"larına
bakıyor ve onların "Türk" olduğunu zannediyordum!..
Meğer, onların hepsinin isimleri "yerli" ama, cisimlerinde
"yabancı"lık varmış!..
"Yabancı"lıkları sadece "cisim"leriyle sınırlı kalsa, yine iyi...
Ama, "eylem" ve "söylem"leri de hep "Türkiye aleyhine"ydi!..
Diğerlerinin neler söyleyip, neler yaptıklarını yukarıda
özetledik...
Erol Aksoy'un yaptıklarını da hatırlıyor olmalısınız... "Show TV"
ve "Cine-5"te bir zamanlar yayınlanan "porno" derecesindeki
"müstehcen film"ler ile "kırmızı noktalı film"lerin, bu milletin
ahlâkında ne büyük "tahribat"lar yaptığını söylemeye bilmem gerek
var mı?..
Söyleyin Allah aşkına;
Toplumun ahlâkının dejenere edilmesinde ve "milletin ruh kökü"ne
yönelik saldırılarda "rol ve görev" alan insanların hemen hepsinin
"Rum!.. Ermeni!.. İngiliz!..", kısacası "Hıristiyan" olmaları bir
"tesadüf"(!) müdür?..
Bu "yerli düşmanlığı"nın temelinde, onların birer "yabancı"
olmalarının hiç mi rolü yoktur?..
KİM BU LEYLA GENCER?
Alın işte... Kartel televizyonları ve gazeteleri, şimdi de Leyla
Gencer'le yatıp, Leyla Gencer'le kalkmaya başladı...
Habire onu pompalıyorlar!..
"Haber"lerde o!.. "Progam"larda o!..
Peki, kimdir bu Leyla Gencer?..
Buyrun, haberi okuyalım:
"Dünyaca ünlü Türk soprano Leyla Gencer, dün Milano'daki evinde
solunum ve kalp yetmezliğinden öldü!.. Gencer için Pazar günü
Milano'da La Scala Operası'nda ve Santa Babila Kilisesi'nde bir
tören düzenlenecek... Sonra, vasiyeti gereği krematoryumda
yakılacak olan Gencer'in külleri, İstanbul'a getirilerek yine
vasiyeti üzerine Ortaköy'de bir törenle Boğaz'ın sularına
dökülecek."
Haberler böyle!..
Bilmem, hiç dikkatinizi çekiyor mu;
"Müslüman" birisi vefat ettiğinde, "bilinçli" bir şekilde onu
"yok" sayan, cenaze törenlerine katılan onbinlerce insanı
görmezden gelen kartel medyası; bir "Hıristiyan" veya "Yahudi"
öldüğünde, öylesine sahip çıkıyor ki; sanki ölen kendi
"anne-babaları"dır!..
Öylesine sahip çıkıyorlar ki;
Leyla Gencer, sanki dünyanın görüp-göreceği "ilk ve son
soprano"dur!..
"Oysa" diyor Murat Bardakçı;
"Leyla Gencer, batının sanat çevrelerinde yer edinebilmiş nadir
Türk vatandaşlarından ve 20. asır opera tarihinin başarılı olmuş
sanatçılarındandır, bunda şüphe yok. Ama, birileri şimdilerde
yaptıkları gibi Gencer'i "son diva" yahut "Maria Callas'ın
rakibesi" diye nitelemeye başladılar mı, iş değişir ve başka bir
hâl alır."
(...)
Ve, işin açıkça söylemem gereken asıl önemli tarafı:
Bu isimlerin yanında bir "Leyla Gencer" maalesef yoktur! Leyla
Gencer beğenilmiş ve takdir görmüş bir sanatçıdır; fakat adı bu
sopranolarla bir arada anılmamıştır."
Engin Ardıç ise, bambaşka bir "Leyla Gencer portresi" çiziyor ve
diyor ki;
“Erkekçe söyleyeyim: Ben ki opera hastasıyım, bir kere bile
dinleyemedim!..
Leyla Gencer'den söz ediyorum tabiî... La Diva...
Ya da, "Cenker"... Gencer derseniz kimse tanımaz, İtalyanca
okunduğu gibi söyleyeceksiniz.
Genco'yu da "Cenko" okurlar ya...
Soruyorum: Atıp tutanlar, ahkâm kesenler, hanginiz bir tek arya
dinlediniz ondan?..
Parlak devri ellili yıllardı, hayatta mıydınız o dönemde, yoksa
operadan anlayacak yaşta mı?..
Yirmi sekiz senedir sahneye çıkmıyordu, yirmi dokuz sene evveline
kadar La Scala'ya mı takılıyordunuz gidip gidip?
Ya plakları, diyeceksiniz...
Uzun süre plak yapmadı ki!..
Türkiye'yi unutun, Leyla Gencer'in ülkesinde Leyla Gencer'den üç
dakikalık "single" bile bulamazsınız.
Ama sallamaya gelince, iş kolaydır: "Maria Callas'ın en büyük
rakibesiymiş"...
Hayır, o Renata Tebaldi'ydi... Leyla Hanım'ın asıl iyi bir "Donizetti
yorumcusu" olduğu söylenir, işe bakın, benim de en sevmediğim
operacıdır Donizetti.
"Donizetti rönesansı" dedikleri de, adamın en hurda, en kıyıda
köşede kalmış, en kötü operalarına çok az kişi tarafından "entellik
ayağından" ilgi gösterilmesinden ibarettir.
Fazıl Say gibi ağlayıp zırlayacağına "vakitlice" Türkiye'yi terk
etmiş, bununla da akıllılık etmişti. Çünkü buraya sekiz numara
büyük gelecekti.
Polonezköylü olduğunu, Minakowski ailesinden geldiğini de biliyor
muydunuz? Burada kalıp ne yapacaktı? Üçüncü derecenin ikinci
kademesinden emekli olmak için mi kalacaktı burada?
"Anadolu'daki köklerini unutmamış"...
Yok yahu, hangi kökü vardı Anadolu'da?
Yoksa "armonize edilmiş" türkü mü söylüyordu Milano'da?..”
İSİMLERİ YERLİ, KENDİLERİ YABANCI
Bu konuları bilmediğimiz için, "bilenler"in yazılarından aktarma
yaptım ki; Leyla Gencer'i daha iyi tanıyasınız...
Gördüğünüz gibi, "Türkiye'ye her şeyiyle yabancı" bir kadın...
"Din"iyle yabancı, "kültür"üyle yabancı, "müziği"yle yabancı!..
Hatta, "ölü"süyle bile yabancı!..
Evet, "yakılacak" kadar yabancı!..
Gelin, görün ki;
"Hocaların hocası bir Müslüman" öldüğünde umursamayan ve "tek
sütuna bir haber" bile vermeyen kartel medyası; isimleri "Türk"
ama, cisimleri "Hıristiyan/Yahudi" olan "yabancı"ları öve öve
bitiremiyor!..
Öyle allayıp-pullayıp sunuyorlar ki;
"Vay beee" diyor insan,
"Ne büyük insanmış da, hiç haberimiz yokmuş!"
Ama, olmuyor işte... "Ölüm"leri ile, "ne" olduklarından haberimiz
oluyor!.. Kiminin "Ermeni", kiminin "Rum", kiminin "İngiliz"
olduğunu öğreniyoruz!..
Ama onların çoğu, "yaşadıkları" sürece kendilerini gizlediler!..
Sanki, "Reklâmcı Sequela'nın gizlediği" gibi gizlediler!..
"Sakın Türk Milleti'ne Hıristiyan olduğumuzu söylemeyin!.. Onlar
bizi öz be öz Türk sanıyor!"
Hee... Gerçekten de öyle sanıyorduk!..
Öyle sanıyor ve "Bir Türk; Türk'ün inanç ve değerlerine bu kadar
nasıl saldırır?" diye meraklanıyorduk!..
İşte şimdi meraktan kurtulduk;
Meğer onlar "yerli" görünümlü "yabancı"ymış!..
www.bizkaclirayiz.com.tr
İtiraf etmek gerekir ki; Tuncayım Özkanım'la ilgili en güzel
başlığı, dünkü Radikal gazetesi atmış... Tuncayım Özkanım'la, çok
güzel kafa bulup, gırgırlarını geçmişler!..
Evet, "www.bizkaclirayiz.com.tr" başlığı
Tuncayım Özkanım'ın kafa yapısını çok iyi ortaya koyuyor...
Biliyorsunuz, "AK Parti aleyhtarı" yayınları, "bizkackisiyiz.com"
gibi "ulusalcı" kampanyaları ve "miting" organizeleriyle tanınan,
bu haliyle de bir "ideoloji adamı" ve "vatansever" görüntüsü veren
Tuncayım Özkanım'ın, aslında nasıl bir "parasever" olduğu çıktı
ortaya!..
Herhalde duydunuz... Tuncayım Özkanım'ın başında bulunduğu
Ulusalcı Kanaltürk, Bugün gazetesinin sahibi Akın İpek'e
satılmış... Demek oluyor ki; Kanaltürk'ün izleyicileri "az"
kişiymiş ve değirmeni döndürememişler!
Tuncayım Özkanım da, kanalı satmış... Artık, "Biz kaç kişiyiz"
diyemeyecek... "Kaç lira" olduklarını söyleyecek... "Herkesin bir
fiyatı vardır" derlerdi de inanmazdım.
Vakit
http://www.cafesiyaset.com/haber/20080514/Isimleri-yerli-cisimleri-yabanci-unluler.php
|