|
. |
|
|
|
Gecenin en karanlık anı Sabaha en yakın zamandır.
|
|
|
|
 |
|
01 Temmuz 2007
Hepimizden saklanan büyük skandal!
Amerikan askerleri tecavüz, adam öldürme, Atatürk'e ve Tük
bayrağına hakaret dahil olmak üzere Türkiye'de sayısız suç
işlemelerine rağmen ceza almadılar. Amerikalı askerlere görev
başındayken müdahale edilmiyordu... İşte Türkiye'deki Amerikan
dehşetinin kronolojisi...
Marshall Yardımı ve NATO görevleri nedeniyle Türkiye’de bulunan
Amerikalılar, 1950–1970 yılları arasında Türk bayrağına ve
Atatürk’e hakaret başta olmak üzere ırza geçmek, kaçakçılık, adam
öldürmek, esrar satmak gibi sayısız suç işlemiş, ancak bu suçların
hiç birisinden ceza almamışlar.
Kırmızı Çizgi Dergisi’nin Temmuz sayısında İlhami Yangın imzasıyla
yayınlanan araştırmaya göre, Türkiye’de görev yapan Amerikalı
askeri ve sivil personelin çok sayıda suç işlediği, bunların
çoğundan ise ceza bile almadığı ortaya çıkıyor. Türkiye NATO’ya
üye olduktan sonra ülkemizdeki Amerikalı asker ve uzman sayısı 30
bine ulaştı. İkili anlaşmalar gereğince, Amerikalılar görev
başındayken Türk polisi onlara müdahale edemiyordu.
Bu ise Amerikalıların cesaretini arttırdı, güpegündüz adam
vurdular, sokakta insanlara saldırdılar, bayrağımıza ve Atatürk’e
hakaret ettiler. Öte yandan, Amerikan asker ve uzmanlarının
işledikleri suçların basın organlarında yayınlanmasına da yasak
getirilmişti.
Amerika İle İlişkiler Başlıyor
1869 yılında Sultan Abdülaziz zamanında Amerika’dan Türkülerimize
konu olan 600 bin Martini tüfek ile 114 bin Spingfield tüfeği
alındı. Bu silahlar Amerikan iç savaşından (1861–1865) arta kalan
silahlardı. Savaş bittiği için Amerikalılar ellerinde kalan işe
yaramaz silahlarını satmak için Türklerle anlaşmıştı.
Amerika ile ikinci münasebetimiz Birinci Cihan Harbi sonrasında
oldu. Amerikalı General James G. Harbourd emrinde 15 asker, 31
sivil 46 kişilik yüksek mütehassıs heyeti ile emrinde Amerika’nın
Akdeniz’de üstlenmiş savaş sahnesindeki kuvvetli donanması, o
günün değeri 750 bin dolar tahsisatı olduğu halde Türk
topraklarına ayak bastı. Amerikalı General’in görevi Türk
topraklarında bir Ermeni devleti oluşturmaktı.
General Harbourd ve yanındaki heyet Doğu Anadolu’yu gezdi, bölge
halkıyla görüştü. 20–22 Eylül 1919’da Sivas’da bulunan Mustafa
Kemal Paşa’yla da bir görüşme yaptı. Bu görüşme Türk tarihindeki
en önemli görüşmelerden birisidir. Mustafa Kemal Paşa, Amerikalı
meslektaşını Ermeni propagandasına kanmaması için uyardı. Bölgenin
tamamen Türklerden müteşekkil olduğunu anlattı.
Görüşme sonrası ikna olan General bir rapor yazarak Anadolu’nun
Ermeni propagandasına feda edilmesinin tarihi bir hata olacağını
belirtti. Bölgenin tarih boyunca da Türk yerleşimi olduğunu
söyleyen General Harbourd, Ermeni devleti kurulması fikrinden
vazgeçilmesini istedi.
“Well Come Missouri”
Amerika ile üçüncü önemli münasebetimiz yine bir savaş sonunda
oldu. İkinci Dünya Savaşı’nın galiplerinden Sovyetler Birliği’nin
diktatörü Stalin, Kars/Ardahan ve Boğazlarda üs kurma hakkı talep
edince, Türkiye 1948’de Marshall yardımı almaya ve 1951 yılında
NATO’ya girmeye mecbur kaldı.
Stalin’in üs isteğinden hemen sonrasında Türk-Amerikan diplomatik
ilişkileri hızlanmaya başlamıştı. Türkiye’yi, Sovyetlere kaptırmak
istemeyen Amerika, Stalin’in üs talebinin hemen ardından aradığı
fırsatı bulmakta gecikmedi. Washington’da vefat eden Türkiye’nin
Amerika Büyükelçisi Münir Ertegün’ün cenazesinin Türkiye’ye
gönderilmesi gerekiyordu. Amerika bunun için donanmasının en gözde
zırhlısını Missouri’yi görevlendirdi. Japonya’nın teslim
antlaşması da döneminin en büyük zırlısı olan bu gemide
imzalanmıştı.
1 Nisan 1946 günü Missouri zırhlısı Cebelitarık Boğazı’ndan
Akdeniz’e girdi. Washington’da ölen Türkiye Büyükelçisi Münir
Ertegün’ün cenazesini Türkiye’ye getiriyordu. Zırhlının süvari
kaptanı Rascol H. Hillenkolt’un yanında Truman’ın özel temsilcisi
Alexander Weddel vardı.
İstanbul’da ise konukları iyi ağırlamak için hummalı bir çalışma
sürmekteydi. PTT Missouri için seri bir hatıra pulu bastırmış,
Tekel ise piyasaya Missouri adında bir sigara çıkartmıştı.
Gazeteler bütün sayfalarını Missouri’nin ziyaretine ayırmıştı.
Gemi Dolmabahçeye yanaşacağı için Karaköyden Beşiktaş’a kadar
bütün evler aynı renge boyandı. Taksim alanında ampullerden
kocaman bir Missouri maketi yapılmış, geceleri ışıl ışıl
yanmaktaydı. Ayrıca camilerin minarelerine İngilizce “Well Come
Missouri” yazan mahyalar asıldı.
Tramvaylar, otobüsler, taksiler gelen emirle yıkanıp temizlendi.
Gazetelerde taksiciler, dolmuşçular röportajlar veriyor, dost
Amerikan askerlerine bedava hizmet edeceklerini, hiç birinden para
almayacaklarını söylüyorlardı.
Türkiye’deki bütün genelevler taranarak en güzel kadınlar İstanbul
genelevine taşındı. Ayrıca İstanbul genelevi en seçkin doktorların
başkanlığında inceden inceye gözden geçirildi. Bütün kadınların
temiz ve güzel elbiseler giyinmesi sağlandı. Missouri zırhlısı
gidene kadar Türk erkeklerinin içeriye alınmaması emri verildi.
Esnaflar zabıtalar tarafından tek tek tembih edilerek para vermek
istemeyen Amerikan askerlerinin zorlanmaması istendi.
Ayrıca Eniyet Müdürlüğü Amerikan askerlerine yardımcı olmaları ve
ihtiyaçlarını karşılamaları konusunda bütün polis ve bekçilere
kurs verdi. Amerikan askerlerine kolaylık gösterilecek, kesinlikle
kötü davranılmayacaktı.
İstanbul’un hem valisi hem de belediye başkanı olan Lütfü Kırdar
Taksim Belediye Salonu’nda Amerikan Başkanı’nın özel temsilcisi ve
gemi komutanları onuruna büyük bir ziyafet düzenlemek için
çalışmalar yapıyordu. Ankara’dan gelen bir emirle konukların
Dolmabahçe Sarayı’nda ağırlanması daha daha uygun görülerek
hazırlıklar saraya kaydırıldı.
5 Nisan 1946 Cuma sabahı Missouri Zırhlısı Dolmabahçe önünde
demirledi. On binlerce İstanbullu ünlü zırhlıyı ve Amerikan
askerlerini görebilmek için Dolmabahçe önüne gelmişti.
Elçinin cenazesi kimsenin umurunda olmamıştı. Bu nedenle, ne zaman
nasıl çıkartılıp nereye götürüldüğünü kimse göremedi. Ortalık
bayram yeri gibiydi. Bu arada Amerikan başkanının özel temsilcisi
ve komutanlar zırhlıdan çıkarak onurlarına düzenlenen yemeğe
gitti.
Truman’ın özel temsilcisi Weddel, Dolmabahçe Sarayı’ndaki yemekten
sonra Milli Şef İsmet İnönü ile görüşmek üzere Ankara’ya hareket
etti.
Bu arada binlerce Amerikan askeri İstanbul sokaklarına dökülmüştü.
En kısa zamanda hepsi körkütük sarhoş olmuş, İstanbul tarihinde
hiç yaşanmamış garip bir durum çıkmıştı ortaya. Önde sarhoş
Amerikan askerleri, onların arkasında onların her istediklerini
yerine getirmek için didinen görevliler. Barların, gece
kulüplerinin önlerinde, yollarda “Yes! Yes!” diye bağıran muhabbet
tellalları.
Amerikan askerleri güpegündüz yollarda, tramvaylarda, kızlara
sarkıntılık etmeye başladılar. Karşı koyan, kadın, kız, nişanlı,
kardeş Amerikan askerlerinden dayak yemezse, polisten azar
işitiyordu.
Çok zaman geçmedi ki karakollar dolmaya başladı. Ancak karakolları
dolduranlar sarkıntılık eden Amerikan askerleri değil, şikâyetçi
olan İstanbullulardı. Polisler her ne olursa olsun Amerikan
askerlerinin karakola getirilmemesi için emir almışlardı.
Missouri Zırhlısı 9 Nisan 1946 günü İstanbul’dan ayrıldı. Ancak
yapılan anlaşma uyarınca daha fazla sayıda Amerikan askeri, uzmanı
ve personeli Türkiye’ye gelecekti. Bu sayı Türkiye’nin NATO’ya üye
olmasıyla birlikte 30 bin kişiyi aşacaktı.
Türkiye Teksas’a döndü
Amerikalılar gelmeden kısa bir süre önce gazetelerde Amerika’yı
öven Türklere Amerikalıları sevdirmeyi amaçlayan yayınlar
yapılmaya başladı. Gün geçmiyordu ki, “Amerikalılar Türkiye’de
petrol buldular”, “zengin olduk”, “zengin maden yataklarımız gün
ışığına çıkacak”, “petrol yataklarımız Suudi Arabistan’dan fazla”
haberleri çıkmasın.
Ve Amerikalılar geldiler
7.09.1950. Ankara Yenişehir’de oturan Mr. Morris adındaki
Amerikalı uzman kapısınının önünde bıraktığı motorsikletinin
çamurluğuna dokunan 11 yaşındaki Turhan adındaki çocuğu evinin
penceresinden av tüfeği ile vurdu. Yaralı çocuk hastaneye
kaldırıldı. Mr. Morris görevi başında olduğunu söylediğinden
polisler dokunamadı. Amerikalı ceza almadı.
3.01 1953. Amerikan Kongresi üyelerinden Mr. Sonston, Kongrede
yaptığı konuşmada Türkiye’deki Amerikalıların sekreter adı altında
metres tuttuklarını söyledi.
20.11.1957. Samsun’da Şehir Gazinosu’nda Amerikalılar Atatürk’ün
resmini yırttılar.
1957 yılında Ankara, İzmir ve İstanbul’da yalnız erkek çocukların
çalıştırıldığı fuhuş evleri çoğaldığı tespit edildi.
30.09.1955. Samsun’da içki içen on kadar Amerikan askeri ara
sokaklarda nara atarak gezerken kızlara sarkıntılık yaptılar.
Kendilerini önlemeye çalışan ve efendi olmaya davet eden mahalle
bekçisini dövdüler. Olaya vatandaşlar da müdahil oldu. Amerikalı
askerler kendilerini önlemeye gelen jandarmalara da saldırıp bir
jandarma eri ve bir bekçiyi ağır yaraladılar. Çünkü karşılarındaki
erler ve bekçiler aldıkları emir nedeniyle Amerikalı askerlere zor
kullanama konusunda uyarılmışlardı. Sonunda halk galeyana gelerek
Amerikalı askerlerin hepsini dövdü.
28.06.1955. Bir Amerikalı Hilton Oteli asansöründe görevli kıza
tecavüz etmeye kalkıştı. Kızın bağırması üzerine yetişenler kızı
kurtardı.
18.03.1959. Bill adındaki bir Amerikalı 15 yaşındaki bir kıza
tecavüz etti.
23.04.1959. Tuslog’da çalışan Amerikalılar gece kulubünde Türklere
çatarak kavga çıkarttılar. Dışarı çıkartılan Amerikalılar burada
da nara atarak etrafa küfredince toplanan halk tarafından
yuhalandılar. Amerikalılar polis kordonu altında evlerine
götürüldüler.
13.08. 1959. Amerikalı çavuşların yönettiği büyük bir kaçakçılık
çetesi yakalandı. İki Amerikalı general ve iki albaydan oluşan bir
heyet Türkiye’ye geldi. Bu heyetten sonra bir başka heyet daha
Türkiye’ye gelerek olayın basına yansımaması için uyarıda
bulundular. Heyet hükümetten bu işi kapatmasını istedi. Mahkemeye
yayın yasağı kondu. İki Amerikalı mahkeme esnasında tanıkların
önünde Atatürk’e küfretti. Bütün bu olanlara ve tanıklara rağmen
Amerikalılar delil yetersizliği gerekçe gösterilerek bütün
suçlardan beraat ettiler.
14.09. 1959. Amerikalı bir çavuşun evini randevu evine çevirdiği
tespit edildi 3 Amerikalı fuhuş yaparken yakalandı.
7.11.1959. tarihi itibarıyle Türkiye içerisinde serbestçe çalışan
dört Amerikan mahkemesi vardı. Amerikalılar Türkiye’de 300’den
fazla suç işlemişlerdi.
15.04.1961. Amerikalı astsubay Calvin Hubert, yol dışındaki bir
çimenlikte uyumakta olan bir erimizi cipiyle kasten çiğneyerek
öldürdü. Gelen polislere görevli olduğunu söyleyerek serbest
bırakıldı.
18.04.1961. Amerikalı bir subay biri on iki yaşında olan iki Türk
çocuğunu özel arabası ile çiğneyerek öldürdü. Ceza almadı.
15.06.1961. Evinde fuhuş yaptıran bir Amerikalı karakola gelmeyi
reddetmişse de polis kendisini karakola götürdü. Amerikalının
küçük yaştaki kızları çalıştırdığı tespit edildi.
16.07.1961. Amerikalılar plajda halka ellerinde saldırmalarla
hücum ettiler. Gelen polislere ise görevleri başında olduklarını
söylediler. Ceza almadılar.
18.03.1962. Bir Amerikalı çavuş Gebze yolu üzerinde bir Türkü
çiğneyerek öldürdü.
7.10.1962. Amerikalı kadın Binbaşı Miltret Butler bir Türkü
çiğneyerek öldürdü.
21.10.1962. Adana İncirlik Üssü Sendika Başkanı Canan Bıçakçı bir
açıklama yaparak üste çalışan Türk görevlilere Amerikalıların kötü
davrandığını, sürekli hakaret bulunduklarını ve küfür ettiklerini
söyledi.
22.10.1962. Amerikalı Çavuş John Menemen yolu üzerinde bir Türkü
çiğneyerek ölümüne sebebiyet verdi.
11.08.1963. İzmir’de büyük seks partisi. Radar üssünde görev yapan
Amerikalılar seks partisi düzenlediler. Camlar açık olduğu için
halk ortalıkta dolaşan çırılçıplar kızlar görünce polise haber
verdi. Amerikalılar gelen polislere görev başında olduklarını
söyleyince polis müdahale edemedi. 15 kadar küçük kıza tecavüz
edildiği halde, Amerikalılara dokunulamadı.
6.05.1964. Tuslog’da görevli bir Amerikalı yüzbaşı ve çavuş Türk
bayrağına hakaret etti.
11.05.1964. Bayrağı yırtan bir Amerikalı Wilburd Martin “Bütün
Türkler …. Çocuğudur” diyerek hakaret etti.
13.06.1964. Bir Amerikalı asker Türk kadınına cebren tecavüz etti.
24.06.1964. Adana’da John adındaki bir Amerikalı çavuş mahalle
bekçisini vurdu. Bekçi Resul ağır yaralı.
28.11.1964. Bir Amerikalı çavuş zorla bir kızın evine girmek
istedi. Mahalle halkı kızın bağırması üzerine olaya engel oldu.
Kız sinir krizleri geçirdi.
6.12.1964. Ankara. Amerikalı çavuş Veysel adındaki Türkü
arabasıyla ezdi.
20.04.1966. Ankara’da çavuş Glen bütün mahallenin gözü önünde bir
bayanın kapısına dayandı ve kırmak istedi vatandaşlar olaya engel
oldu.
16.05.1966. Büyükadada otuz Amerikan askeri içki içtikten sonra
etrafa saldırdı, vatandaşları dövdü, sarhoş Amerikan askerlerine
polis müdahale edemedi.
6.08.1966 Çavuş Keith Esentepe’de Mediha isimli bir kadını ezerek
ölümüne sebebiyet verdi.
Aynı tarihte Diyarbakır’a 20 kilometre uzaktaki Pirinçlik hava
alanında korumakla görevli Türk birliğinin başındaki subaya
Amerikalı subay silah çekti. Birliğin başındaki Türk teğmenin adı
Yılmaz Baysan’dı. Amerikalılar teğmeni silah zoruyla hapsettiler.
Türk birliğindeki diğer askerler silahlarını alarak komutanlarını
kurtardılar.
16.61961. Amerikalı S.W Topkapı Sarayı Bağdat Köşkü’nden sedef
kakmalı takımları çalarken yakalandı. İfadesinde Türkiye’yi çok
sevdiğini amacının hırsızlık değil Türkiye’den anı götürmek
olduğunu söyledi.
(Komünist propagandasına malzeme olmasını engellemek amacıyla
Amerikalıların Türkiye’de işledikleri suçlara büyük ölçüde sansür
uygulanmış, sadece Amerikalıların isimleri değil mağdurların
isimleri bile gizli tutulmuştur.
İnönü: “Sökebilirsen sök!”
Amerikalı uzmanlar, askeri ve sivil devlet kademelerine
dolmuşlardı. İsmet İnönü bu konuda şunları söylüyor:
“Daha bağımsız, şahsiyetli dış politika izlenmesini istiyorsunuz.
Herkes aynı şeyden bahsediyor. Nasıl yapacağım ben bunu? Karar
vereceğim ve işi teknisyenlere havale edeceğim. Onlar etraflı
çalışmalarını yapacaklar, tekliflerini hazırlayacaklar.
Yapabilirler mi bunu?
Hepsinin etrafında uzman denilen yabancılar dolu. İğfal etmeye
çalışıyorlar. Muvafak olamazlarsa işi sürüncemede bıraktırmaya
çalışıyorlar. O da olmazsa karşı tedbir alıyorlar. Bir görev
veriyorum. Neticesi bana gelmeden Washington’a gidiyor. Sonuç
memurumdan önce sefirden öğreniyorum. Böyle mi teslim ettik biz bu
devleti? Bana şimdiye kadar bunlar tarafından hazırlanmış
derdimize deva tek rapor göstermediler. Hepsi yasak savma
kabilinden şeyler. Ne yapıyorsak kendi elemanlarımızla yapıyoruz.
Peki, bu binlerce adam “avara kasnak” gibi dolaşmıyorlar ya?
Elbette kendileri için önemli marifetleri var.
İstiklal Harbi’nden sonra sulh anlaşmasında esas mücadele bu
uzmanlar konusunda oldu. Yoksa hudutlar fiili bir durum idi.
Tazminat işini iki devlet aramızda hal ederdik. Bütün mücadele
idaremize tasallut yüzünden çıktı. Bir tek uzman vermek için büyük
tavizlerde bulunmaya hazırdılar.
Dayattık. Biz onların ne için ısrar ettiğini biliyorduk. Onlar
bizim niçin inatla reddettiğimizi biliyorlardı. Böyledir bu işler.
Peygamber edası ile size dünyaları vaad ederler, imzayı attınız mı
ertesi günü gelmişlerdir. Ondan sonra sökebilirsen sök… Gitmezler.
Ancak bu meselenin üstüne vakit geçirmeden eğilmek lazım. Yoksa ne
bağımsız dış politika, ne bağımsız iç politika güdemezsiniz.
Havanda su döğersiniz. Fakat zannetmeyinki kolay bir iştir.
Savuşturulan iki üç badire bunun yanında hiç kalır. Teşebbüs
ettiğinizde başımıza neler geleceğini kestiremem.
Kırmızı Çizgi
|
|
|