|
İslamsızlığı düşünmek
Aslında birilerimiz, 'Çoğunluğun inanç özgürlüğü'nden söz edip, "Laiklik
tarifi yapalım" derken de zaruri bir talepte bulunmuş olmaktayız, "İslami
bir yönetim altında farklı din ve mezheplerin inanç özgürlüğü nasıl
sağlanacak?" sorusunu sorarken de olabilecek bir kaygıyı
seslendirmekteyiz, "Kendini İslam'la tanımlayan bir ülke dünyada nasıl bir
stratejik konum edinir ve bunun Türkiye'ye artısı-eksisi ne olur?"
sorusunu sorarken de, gerekli bir güvenlik sorununu gündeme getirmiş
olmaktayız.
Rusya Devlet Başkanı Putin İslamsızlığı düşünebilir mi?
Bence hayır!
Avrupa İslamsızlığı düşünebilir mi?
Bence hayır!
Amerika İslamsızlığı düşünebilir mi?
Bence hayır!
İslamsızlık; yani İslam'ı yok farzederek devlet politikası oluşturmak...
İslam'la ilgili konularda kafası estiğince davranmak.
Bu, bünyelerinde azınlık halinde Müslümanlar yaşayan şu saydığım ülkeler
için bile mümkün değil.
Hatta Çin bile, içindeki Müslüman nüfusu çok küçük oranlarda bulunmasına
rağmen, "İslamsızlık" üzerine bir devlet politikası oluşturamaz.
Oluşturur, ancak bunun için çok yoğun toplumsal sorunları göze almak, ve
uzun vadede politika ıslahı yapmak kaydıyla... Nitekim, Rusya 70 yıllık
politikalarını ıslah etmek zorunda kalmıştır, Avrupa'da İslam'a yönelik
başına buyruk politikalar ciddi toplumsal sancılar oluşturmuş ve
Avrupa'nın en başat rengi olan çok kültürlülüğün sorgulanmasına yol
açmıştır. Amerika, 11 Eylül sonrasındaki İslam'ı dışlayıcı görünüm veren
politikaları sebebiyle ciddi sancılar içine girmiştir.
"İslamsız" politika oluşturamamanın iki sebebi vardır:
1. Kendi içindeki Müslüman topluluklarla sancısız ilişki.
2. Bu ülkelerin dünyadaki Müslüman toplumlarla olmazsa olmaz ilişkilerini
sağlıklı yürütmek...
Gelelim Türkiye'ye...
"İslamsızlık" başlığından yola çıkmamızın Türkiye'deki sorunları tahlil
amacı taşıdığını tahmin etmek zor değil.
Soru şöyle sorulabilir:
-Türkiye İslamsızlığa oynayabilir mi?
Ben bunun cevabını "Sancıları ve Umutları ile Türkiye Gerçeği" başlıklı
konferanslarımda yüksek sesle veriyorum:
-Türkiye İslamsız olamaz. Türkiye'yi İslamsız düşünmek 1000 yıllık tarihi
yeniden yazmaya kalkmak demektir. Ve Milli Mücadele'nin üstünü çizmek
demektir, onun içindeki İslam unsurunun, Balıkesir Zağanos Paşa Camii
minberinde okunan hutbenin üstünü çizmek demektir. Büyük Millet Meclisi
açılırken okunan duaların, Buhar-i Şeriflerin üstünü çizmek demektir.
Çanakkale'nin, İstanbul'un Fethi'nin, Malazgirt'in, Anadolu'nun
İslamlaşmasının ve vatan haline gelişinin üstünü çizmek demektir. Bunların
üstü çizilebilir mi?
Ben şunu da söylüyorum:
-Cumhuriyetin derinliklerinde İslam vardır. Cumhuriyet'i kuranlar,
İslamsız bir Cumhuriyet'in olmayacağının derin bilinci içinde idiler. Ve
Cumhuriyet'i kuranlar, bana göre bu vatanın İslamsız korunamayacağının
bilinci içinde idiler.
Bunu herkesle tartışabilirim.
***
Peki ya şimdi tartıştıklarımız?
Yani "İslam'ı ne yapalım?" eksenindeki tartışmalar? "İslam ve tehlike"
kavramlarının bir arada zikredilir olması? Cumhuriyet'le İslam arasındaki
mesafeleri derinleştirmek için gösterilen özel gayretler? Devlete,
"İslamsız" bir misyon yüklemekteki aşırı gayretkeşlik?
*** Ben şunu da söylüyorum:
-28 Şubat bir İslam'ı azaltma operasyonu idi.
Cumhuriyet döneminde İslam-Toplum-Devlet arasındaki ilişki sancılı bir
alan oldu. Bu sancı, siyasetten eğitime, bürokrasiden ekonomiye hemen tüm
hayatta sancılar oluşturdu.
Neden?
Devlet taa baştan "İslamsızlığı" mı öngördü?
Bunun böyle olamayacağını en uç örneklerden yola çıkarak anlatmaya
çalıştım. Yani eğer Putin İslamsızlığı öngöremiyorsa, eğer Bush
İslamsızlığı öngöremiyorsa, Blair, Chirac, Merkel ya da öteki Avrupa
ülkeleri liderleri İslamsızlığı öngöremiyorlarsa, halkı Müslüman bir ülke
olan Türkiye'nin, Amerika'dan ödünç alarak söylersek, 'Kurucu
Babaları'nın, İslamsız bir Türkiye öngördüklerini düşünmek bile akla
ziyandır.
Demirel der ki:
-Müslümanlık Cumhuriyet'in temelinde var. Cumhuriyet'in başında Türkiye
dine sarılmıştır. Bir defa Cumhuriyet'i kuran Atatürk değil mi? Atatürk
laik bir Cumhuriyet kurmamıştır. 1924 anayasasında "Devletin dini
İslam'dır" ibaresi vardır. TC devleti kuruluşunda dini olan bir devlettir.
TC devletinin kuruluşu yanlışsa o başka.
Buradan ben, 'Kurucu Babalar'ın bir İslam devleti hedeflediklerini de
söylemek istemiyorum. "Laikleşme süreci" Osmanlı'nın son döneminden
itibaren devrede olan bir yöneliştir. Cumhuriyet'in kurucuları da muhtemel
ki nihai anlamda bir "Din devleti" kurmak istemediler. Zaten 1937'de de
laiklik Anayasa'ya girdi.
Ama buradan "İslamsız" bir devlet hedeflendiği sonucu da çıkmaz. Bunun
imkansız olduğunu kurucu liderler bilirler. En azından 'Toplum İslamı'nı
kontrol etmek gibi bir idari zaruret ile karşı karşıya bulunduklarını
görürler.
Peki nasıl olacaktır bu?
Toplumun Müslümanlığının üzerine giderek mi?
İslam'ı, devletin toplumla ilişkisinde bir engel olmaktan çıkaracak yeni
yorumlarla yorumlayarak mı?
Yoksa Toplum-Devlet-Din arasında bir uzlaşma alanı oluşturarak mı?
Devletin kimi yönelişlerinin son maddeye göre, kimi yönelişlerinin ikinci,
kimi yönelişlerinin de birinci maddeye ya da bir ve ikinci maddeyi
birlikte devreye sokarak oluştuğunu söylemek mümkün.
Kanaatimce devlet kafasını toparladığında, şöyle düşünmüştür:
-İslamsız olmaz, çünkü İslam bu ülke insanının mayasıdır. Öz dokusudur.
İslamını çıkardığınızda ortaya başka bir toplum çıkar. Ve o toplumla, bu
vatanın dirliğini, düzenliğini ve savunmasını sağlayamazsınız. Öyleyse bu
ülkede İslam, olmazsa olmazdır ve bir biçimde var olmalıdır.
Bazan da devlete "İslamsızlığın da olabileceği" gibi bir düşünce empoze
edilmiştir.
Bence bu dönemlerin bir bölümü kafa karışıklığı ile alakalıdır, bir bölümü
kötü niyetlidir, ama her halükarda, "İslamsızlık" düşüncesi Türkiye için
son derece olumsuz bir yöneliştir.
***
-İslam olmazsa olmazdır, ama ne kadar olsun?
Devletin zaman zaman bu noktada da kafasının karıştığını söylemek mümkün.
-Ne kadar olsun?
Bu soru, eminim ki, devlet kadar Türkiye'nin gidişatı ile alakalı pek çok
insan ve sivil toplum kuruluşu açısından da kafa yorulan bir konudur.
Belki burada soruyu birkaç parçaya bölerek de ortaya koymak faydalı
olacaktır:
1. İslam ne kadar bir İslam'a razı olur?
2. Kendini Müslüman olarak tanımlayan bir insan, hangi ölçüde bir din ile
Allah'la kendisi arasındaki ilişkinin sağlıklı bir ilişki olabileceğine
inanır?
3. Türkiye, hem kendi toplumsal yapısı, hem devlet-toplum ilişkileri, hem
farklı din-mezhep yönelişleri hem de uluslararası ilişkiler açısından
nasıl bir "İslam ülkesi" görüntüsü verme gereği duyar?
Aslında birilerimiz, 'Çoğunluğun inanç özgürlüğü'nden söz edip, "Laiklik
tarifi yapalım" derken de zaruri bir talepte bulunmuş olmaktayız, "İslami
bir yönetim altında farklı din ve mezheplerin inanç özgürlüğü nasıl
sağlanacak?" sorusunu sorarken de olabilecek bir kaygıyı
seslendirmekteyiz, "Kendini İslam'la tanımlayan bir ülke dünyada nasıl bir
stratejik konum edinir ve bunun Türkiye'ye artısı-eksisi ne olur?"
sorusunu sorarken de, gerekli bir güvenlik sorununu gündeme getirmiş
olmaktayız.
Belki en az yapılması gereken şey, birbirini suçlayıp, kamplara ayrışarak
soruna yaklaşmak ve sorunu "gücü yeten yetene" ortamına havale etmektir.
İkinci yanlış, sorunu yok farzetmek, yasaklarla, devletin toplum üzerinde
güç kullanımı ile sorunun çözüldüğünü farzetmektir.
Üçüncü yanlış, toplum içindeki kimi kesimlerin "İslam çoğalırsa benim
başıma ne gelir?" kaygısını dikkate almamaktır.
Dördüncü yanlış, toplumun maddi ve manevi kaynaklarını, ülke için bir
zenginliğe dönüştürmekteki zaaf ve daha kötüsü, bunları birbirimize karşı
savaş malzemesi haline dönüştürmektir.
Son söz:
Türkiye İslamsız olmaz, İslam'la nasıl olacağını ise akl-ı selim, hiss-i
selim içinde akil adamlar gibi konuşmamız lazım.
|