|
CUMHURBAŞKANININ SEÇİMİ
KONUSUNDA ZORUNLU BİR AÇIKLAMA
Doç. Dr. Kemal Gözler
Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi
Türk Anayasa Hukuku Sitesi Editörü
Şimdiye kadar 184-367 tartışmasından uzak durmaya
özel çaba sarf ettim. Özellikle de bu konuda,
gazete ve televizyonlara görüş açıklamaktan özenle
kaçındım. Çünkü bilimsel tartışmanın yerinin,
gazeteler ve televizyon ekranları değil, kitaplar
ve bilimsel dergiler olduğuna inanan biriyim.
Kaldı ki anayasa hukuku alanında apaçık yanlış
olan bir görüş açıklandı diye, bu görüşün yanlış
olduğu yolunda beyanat vermek gerektiğine de
inanmıyordum. Nasıl birisi çıksa ve iki kere
ikinin dört değil, beş ettiğini söylese, matematik
profesörleri bunun yanlış olduğu yolunda
gazetelere ve televizyonlara beyanat vermek
zorunda değiller ise, aynı şekilde Cumhurbaşkanı
seçimi için toplantı yetersayısının 184 değil, 367
olduğunu söyleyen birisinin görüşünün yanlış
olduğunu söylemenin gereğini hissetmedim. Toplantı
yetersayısının 367 olduğu görüşü, benim açımdan,
ayrıca tartışılmasına gerek olmayan apaçık yanlış
bir görüştü ve bunun yanlış olduğunun söylenmesi
dahi bir “abesle iştigal” idi.
Ben böyle düşünüyor iken ve 367 konusunda bir
görüş açıklamamış olmama rağmen, adımın
“367’ciler” ile birlikte anıldığını fark ettim. Bu
nedenle “367’ci” değil, “184’çü” olduğumu açıklama
ihtiyacını hissettim. Diğer yandan benim apaçık
yanlış bulduğum görüş Anayasa Mahkemesi tarafından
fevkalade yanlış bir kararla benimsenmiş oldu.
Nihayet 367 lehine propaganda yapanlar, söz konusu
sorunun anayasa hukuku doktrininde tartışmalı
olduğunu, anayasacıların çoğunun 367’ci olduğunu
iddia etmeye başladılar. Oysa gerçekte 4-5
anayasacı dışında kalan meslektaşlarımızın ezici
çoğunluğu 184’çüdür ve özel konuşmalarında
toplantı yetersayısının 367 olduğu yolundaki
görüşün uydurma bir görüş olduğunu ve Anayasa
Mahkemesi kararının da yanlış bir karar olduğunu
söylemektedirler. Anayasa hukuku, bu alanda yüksek
lisans dahi yapmamış, hayatında anayasa hukuku
alanında tek bir kitap, tek bir makale dahi
yazmamış kişilerin ahkam kestiği bir alan haline
geldi. Bu kişilerin yaptığı açıklamalar yüzünden
halkın Anayasaya ve giderek hukuka güveni
sarsıldı. Halkın gözünde anayasa hukuku kuralları,
isteyenin istediği gibi yorumlayabileceği kurallar
haline dönüştü. Artık böyle bir durumda susmanın,
bir anayasa hukukçusu olarak, mesleğime
saygısızlık olacağı kanısına vardım ve aşağıdaki
açıklamayı yapmaya karar verdim. K.Gözler.
I. TOPLANTI YETERSAYISI 184’TÜR
Bilindiği gibi Sabih Kanadoğlu tarafından
Türkiye’de Cumhurbaşkanı seçmek amacıyla TBMM’nin
toplanabilmesi için TBMM Genel Kurulunda en az 367
milletvekilinin bulunması gerektiğini iddia
edilmiştir[1]. Bu iddia, anayasa hukukçularının
çoğunluğu tarafından olmasa bile bazıları
tarafından da desteklenmiştir. Ancak bu
düşüncenin, kanımızca, 1982 Anayasasının 96 ve
102’nci maddeleri karşısında savunulabilir bir
yanı yoktur. Zira 1982 Anayasasının 102’nci
maddesinde öngörülen yetersayılar, “toplantı
yetersayısı” değil, “karar yetersayısı”dır.
102’nci maddede TBMM’nin kaç milletvekili ile
toplanacağına ilişkin bir özel hüküm yoktur.
Toplantı yetersayısına ilişkin bir özel hüküm
olmadığına göre, toplantı yetersayısı, Anayasanın
96’ncı maddesinin “Anayasada başkaca bir hüküm
yoksa Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam
sayısının en az üçte biri ile toplanır” diyen
birinci fıkrası hükmüne göre belirlenir. Yani
Cumhurbaşkanının seçimi amacıyla TBMM’nin
toplanabilmesi için en az 184 milletvekilinin
Genel Kurulda bulunması yeterlidir[2].
Başka Ülkelerde Durum Nedir?- Bu arada belirtelim
ki, Cumhurbaşkanı seçimi için toplantı
yetersayısının 367 olduğunun söylenmesi, söz
konusu toplantı yetersayısının “özel toplantı
yetersayısı” veya “nitelikli toplantı yetersayısı”
olduğu anlamına gelir. Sadece 1982 Türk
Anayasasında değil, incelediğimiz yabancı
anayasalarda da cumhurbaşkanının seçimi için
öngörülmüş bir “özel toplantı yetersayısı” veya
“nitelikli toplantı yetersayısı” yoktur. Bu konuda
bkz. Kemal Gözler, “Cumhurbaşkanlarının Seçimi:
Karşılaştırmalı Anayasa Hukuku İncelemesi",
Terazi: Aylık Hukuk Dergisi, Yıl 2, Sayı 9, Mayıs
2007 , s.19-29. Bu makalede açıkladığımız gibi
yabancı ülkelerin anayasaları da,
cumhurbaşkanlarının seçimi için, bizdekine benzer,
“nitelikli karar yetersayıları” öngörmüş, ancak
aynı anayasalar, bu konuda bir “nitelikli toplantı
yetersayısı” öngörmemiştir. Nihayet belirtelim ki
Türk anayasa hukuku literatüründe 2007 yılına
kadar “nitelikli toplantı yetersayısı” kavramı,
hukuk kuralı olarak varlığını bir yana bırakınız,
doktrinde kavram olarak dahi işitilmemiş bir
kavramdır. Yine belirtelim ki, biz gerek
Fransızca, gerek İngilizce anayasa hukuku
literatüründe şimdiye kadar “nitelikli toplantı
yetersayısı (qualified quorum, quorum qualifié)”
diye bir kavrama rastlamadık. Bunlar
göstermektedir ki “nitelikli toplantı yetersayısı”
kavramı Türkiye’de geçtiğimiz aylarda uydurulmuş
bir kavramdır.
II. CUMHURBAŞKANININ UZLAŞMAYLA SEÇİLMESİ ŞART
DEĞİLDİR
Hatırlanacağı üzere, bazıları, Anayasamızın
Cumhurbaşkanının uzlaşmayla seçilmesini şart
koştuğunu iddia ettiler. Anayasamızın
Cumhurbaşkanının tarafsız olmasını öngördüğü husus
doğrudur. Tarafsız bir Cumhurbaşkanının da
uzlaşmayla seçilmesinde yarar vardır. 1982
Anayasası da pek muhtemelen bu nedenle
Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk iki turunda
Cumhurbaşkanının TBMM üye tamsayısının üçte iki
çoğunluğuyla seçilmesini öngörmüştür. Ancak 1982
Anayasası bu şartı üçüncü ve dördüncü turda
aramayarak Cumhurbaşkanının TBMM üye tamsayısı
salt çoğunluğuyla seçilmesine imkân tanımıştır.
Dolayısıyla Anayasamız Cumhurbaşkanı uzlaşmayla
seçilmesini arzu etmiş, ama bu şekilde
seçilemediği takdirde de TBMM’nin salt çoğunluğuna
tek başına Cumhurbaşkanı seçme yetkisini
tartışmasız olarak vermiştir.
III. TBMM’NİN CUMHURBAŞKANI SEÇME KARARI ANAYASA
MAHKEMESİ TARAFINDAN DENETLENEMEZ
Çünkü:
1. TBMM’nin Cumhurbaşkanı seçme kararı, bir
“kanun” değil, bir “parlâmento kararı”dır.
(“Parlâmento kararları”nın ne olduğu konusunda
daha fazla bilgi edinmek için izleyen linki
tıklayabilirsiniz: http://www.anayasa.gen.tr/parlamento-karari.htm
).
2. Parlâmento kararları ise, üç istisna (TBMM
İçtüzüğü, yasama dokunulmazlığının kaldırılması
kararı, TBMM üyeliğinin düşmesi kararı) dışında
Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenemez. Çünkü
Anayasa Mahkemesi görev ve yetkileri Anayasanın
148’inci maddesinde sınırlı bir şekilde
sayılmıştır. Anayasamız 148’inci maddesinde
Anayasa Mahkemesine parlâmento kararlarını
denetleme yetkisini vermemiştir. Anayasa
Mahkemesinin yukarıdaki üç istisna dışında
parlâmento kararlarının niçin denetleyemeyeceği
konusunda daha fazla açıklama için izleyen
linkleri tıklayabilirsiniz:
http://www.anayasa.gen.tr/pk-denetim-kisa.htm ;
http://www.anayasa.gen.tr/pk-denetim-uzun.htm )
3. Ancak Anayasa Mahkemesi, bazı parlâmento
kararlarını “içtüzük düzenlemesi niteliğinde”
görüp denetleyebilmektedir. Anayasa Mahkemesinin
bu içtihadı yanlıştır. Çünkü Anayasa Mahkemesi
parlâmento kararlarına karşı açılmış iptal
davalarında aslında bu parlâmento kararlarının
İçtüzüğe uygun olarak alınıp alınmadıklarını
denetlemektedir. Bir parlâmento kararının TBMM
İçtüzüğüne aykırı olarak alınmış olabilir (ki
Cumhurbaşkanı seçiminde böyle bir aykırılık da
yoktu). Zira parlâmento kararının İçtüzüğün bir
maddesine aykırı olarak alınmış olması, İçtüzüğün
o maddesinin değiştirildiği veya yeni bir İçtüzük
düzenlemesi yapıldığı anlamına gelmez. Böyle bir
durumda olsa olsa İçtüzüğe bir aykırılık söz
konusudur. Hukukun genel teorisinde bir
düzenleyici işleme (norma) aykırı bir bireysel
işlem (karar) yapılması, o düzenleyici işlemin
(normun) değiştirildiği anlamına değil, o bireysel
işlemin (kararın) o düzenleyici işleme (norma)
aykırı olduğu anlamına gelir. Bunun aksinin
düşünülmesi tüm hukuk mantığının tepetaklak
edilmesi demektir. Nasıl fail suç teşkil eden bir
fiiliyle ceza kanununun bir maddesini ihlâl
ederek, ceza kanununun o maddesini değiştirmiş
olmuyorsa, Türkiye Büyük Millet Meclisi de
İçtüzüğün bir maddesini ihlâl ederek o maddeyi
değiştirmiş olamaz. Bu konuda daha fazla açıklama
için izleyen linki tıklayabilirsiniz:
http://www.anayasa.gen.tr/ictuzuk-niteligi.htm .
Anayasa Mahkemesinin yapması gereken şey, Deniz
Baykal ve arkadaşlarının yaptığı başvuruyu,
yetkisizlik nedeniyle reddetmekten ibaretti.
IV. CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ SÜRECİNE GİREN TBMM,
ERKEN SEÇİM KARARI ALABİLİR Mİ? VEYA ERKEN SEÇİM
KARARI ALAN VEYA ÖNGÖRÜLEN SÜRE İÇİNDE
CUMHURBAŞKANI SEÇEMEDİĞİ İÇİN SEÇİMLERİNİN
YENİLENMESİ GEREKEN TBMM, ÇALIŞMAYA DEVAM
EDEBİLİR, ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ YAPABİLİR Mİ?
Erken seçim ve anayasa değişikliği gündeme
geldiğinde bazıları tarafından, Cumhurbaşkanlığı
seçim süreci başladıktan sonra ve özellikle
öngörülen süre içinde Cumhurbaşkanı seçilememesi
nedeniyle seçimlerinin yenilenmesi söz konusu olan
TBMM’nin başka bir konuda çalışamayacağı ve
dolayısıyla Anayasa değişikliği yapamayacağı
yolunda görüşler de ileri sürülmeye başlandı.
Kanımızca bu görüşlerde de tutarlılık payı yoktur.
Çünkü Türk anayasa hukukunda “parlâmentonun
sürekliliği (devamlılığı, istimrarı)” ilkesi
geçerlidir. Bu ilke ilk defa 1921 Anayasanın
“madde-i münferide”sinde, TBMM’nin “müstemirren
müçtemi” olduğunu ilân edilerek kabul edilmiştir.
Aynı ilke, 1924, 1961 ve 1982 Anayasaları
dönemlerinde de geçerli olmuştur. Bu ilkeye göre,
mevcut bir parlâmentonun yetkileri, yeni
parlâmento seçilip göreve başlayınca kadar devam
eder; dolayısıyla ülke yasama organsız kalmaz. Bu
ilke uyarınca parlâmento, tatilde veya ara vermede
olsa bile, kendi istediği her zaman toplanabilir
ve çalışabilir. Dolayısıyla TBMM’nin seçimlerinin
yenilenmesine Cumhurbaşkanı veya TBMM’nin kendisi
tarafından karar verilmiş veya Cumhurbaşkanı
seçilemediği diye seçimlerinin otomatik olarak
yenilenmesi durumu ortaya çıkmış olsa TBMM
çalışmaya devam edebilir ve yetkileri tamdır.
Hatta TBMM bu sebeplerle tatile girmiş veya
çalışmalarına ara vermiş olsa bile, parlâmentonun
sürekliliği ilkesi uyarınca, yeni seçimlerden
sonra olacak Meclisin ilk toplantısına kadar,
istediği her zaman tekrar toplanabilir ve istediği
her konuda karar alabilir ve kanun çıkarabilir,
anayasa değişikliği yapabilir.
Türkiye'de parlâmento sürekliliği ilkesi
Anayasamızın 77’nci maddesinde “yenilenmesine
karar verilen Meclisin yetkileri, yeni Meclisin
seçilmesine kadar sürer” denerek ayrıca ve açıkça
hükme bağlanmıştır.
Yukarıdaki sebeplerle kanımızca TBMM Cumhurbaşkanı
seçim sürecinde iken erken seçim kararı alabilir;
kanun çıkarmaya devam edebilir ve gerekiyorsa
anayasa değişikliği de yapabilir. Ayrıca
belirtelim ki, aksi yöndeki görüş sadece hukuken
yanlış değil, sağduyuya da aykırıdır. Eğer bu
dönemde TBMM çalışamayacak ise, TBMM’nin yetkileri
artık sona erecek ise, Türkiye’de savaş ilân etmek
gerekse bu nasıl ilân edilecek, Türkiye’de
olağanüstü hâl ilân etmek gerekse bu nasıl ilân
edilecektir.
Parlâmentonun sürekliliği (devamlılığı, istimrarı)
ilkesi konusunda daha fazla bilgi için bkz.: Kemal
Gözler, Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Bursa, Ekin,
2007, s.286.
V. ANAYASA MAHKEMESİ PLANLANAN ANAYASA
DEĞİŞİKLİKLERİNİ İPTAL EDEBİLİR Mİ?
Muhtemelen önümüzdeki günlerde planlanan anayasa
değişiklikleri gerçekleştirilirse bu anayasa
değişikliklerinin de anayasaya aykırı olacağı,
zira bu dönemde yukarıdaki şekilde TBMM’nin
anayasa değişikliği yapma yetkisinin bulunmadığı
iddia edilecektir.
Bu iddianın nasıl yanlış olduğu yukarıda
açıklandı. Anayasamızın 77’nci maddesine göre
TBMM’nin yetkileri yenisi seçilinceye kadar devam
eder. Bu bize göre bu tartışma gerektirmeyecek
kadar açık bir konudur. Ancak aynı konu yarın bir
gün Anayasa Mahkemesinin önüne gelirse Anayasa
Mahkemesi yine Anayasanın 77’nci maddesindeki açık
hükme rağmen yanlış karar verebilir. Zira bize
göre toplantı yetersayısının 184 olduğu da aynı
derecede açık bir husustu. 102’nci maddede özel
bir toplantı yetersayısı öngörülmemişti ve 96’ncı
madde uyarınca toplantı yetersayısı 184 idi.
Toplantı yetersayısı gibi açık bir hususta yanlış
karar veren Anayasa Mahkemesinin benzer bir
açıklıktaki diğer bir konuda da yanlış karar
vereceğinden korkulabilir. Anayasanın 102’nci
maddesini yanlış yorumlayan Anayasa Mahkemesinin,
Anayasanın 77’nci maddesini doğru yorumlayacağını
bize kim garanti edebilir?
Anayasamızın 148’inci maddesi, Anayasa Mahkemesine
Anayasa değişikliklerini, esas bakımından değil,
sadece şekil bakımından denetleme yetkisi
vermiştir. Şekil bakımından deneti ise 148’inci
maddeyle göre “teklif ve oylama çoğunluğuna ve
ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup
uyulmadığı hususları ile sınırlıdır”. Dolayısıyla
bir anayasa değişikliği TBMM üye tamsayısının üçte
biri tarafından teklif edilmiş ve üye tamsayısı
beşte üçü veya üçte ikisi tarafından kabul edilmiş
ise Anayasa Mahkemesinin bu anayasa değişikliği
üzerinde yapabileceği bir şey Anayasamıza göre
yoktur; dolayısıyla Anayasamıza göre ortada
korkulacak bir şey bulunmamaktadır. Ancak bu
sadece Anayasamıza göredir. Anayasa Mahkemesinin
böyle bir konu önüne geldiğinde ne karar
vereceğini kimse bilemez.
Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanının halk tarafından
seçilmesine ilişkin değişikliği, bu değişiklik
Anayasadaki bütün şartlara uygun olarak
gerçekleşmiş olsa ve dahi Anayasa Mahkemesinin
yetkisi şekil denetiminden ibaret olsa bile
Anayasa Mahkemesi yapacağı bir yorumla tüm bu
engelleri aşıp söz konusu anayasa değişikliği
iptal edebilir.
Anayasa Mahkemesinin anayasa değişikliklerini
denetleme ihtimali, Cumhurbaşkanlığı seçimini
denetleme ihtimalinden daha yüksektir. Yukarıda
açıklandığı gibi Cumhurbaşkanlığı seçme kararı bir
parlâmento kararıdır ve Anayasa Mahkemesinin böyle
bir parlâmento kararı denetleme yetkisi yoktur;
oysa Anayasa Mahkemesinin anayasa değişikliklerini
denetleme yetkisi zaten şekil bakımından vardır.
Anayasanın kendisine vermediği bir yetkiyi
kullanan bir Anayasa Mahkemesinin, Anayasanın
kendisine sınırlı olarak verdiği yetkiyi sınırsız
olarak kullanması, yani sadece şekil denetimi
yapma yetkisi var iken, 1961 Anayasası döneminde
de olduğu gibi şekil görüntüsü altında esas
denetimi de yapması muhtemeldir.
VI. TÜRKİYE’DE ANAYASA YARGISI KALDIRILMALIDIR
VEYA HİÇ OLMAZSA ANAYASA MAHKEMESİ ÜYELERİNİ TBMM
SEÇMELİDİR
Anayasa Mahkemesinin yukarıdaki yanlış kararları,
Türkiye’de Anayasa yargısının meşruluğu sorununu
bir kez daha gündeme getirmiştir. Cumhurbaşkanı
seçimi konusunda Anayasa Mahkemesinin verdiği bu
karar, bugüne kadar verdiği ilk yanlış karar
değildir. Örneğin Anayasa Mahkemesi 1990’lı
yıllarda Anayasanın 91’inci maddesinde yazmadığı
hâlde, TBMM’nin Bakanlar Kuruluna KHK çıkarma
yetkisinin verebilmesi için ivedilik, zorunluluk
ve önemlilik olmak üzere üçte şart aramış ve
böylece KHK çıkarma yolunu, bu yol Anayasayla
hükümetlere tartışmasız olarak verilmiş olmasına
rağmen kapatmıştır. Yine Anayasa Mahkemesi 1991
yılında verdiği bir kararla olağanüstü hâl kanun
hükmünde kararnamelerinin yargısal denetimini
yapmıştır. Oysa Anayasamızın 148’inci maddesinin
birinci fıkrasında açıkça “olağanüstü hallerde,
sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun
hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından
Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa
Mahkemesinde dava açılamaz” denmektedir. Yine aynı
Anayasa Mahkemesi 1993 yılında Anayasa tarafından
kendisine verilmemiş olmasına rağmen, kendisinin
kanunlar hakkında “yürürlüğü durdurma kararı”
verme yetkisine sahip olduğunu iddia etmiş ve o
zamandan bu yana da anayasal dayanağı olmayan bu
kararları verebilmiştir. Anayasamızın 153’üncü
maddesinin ilk fıkrası “iptal kararları gerekçesi
yazılmadan açıklanamaz” diyor. Oysa pek çok defa
televizyonda Anayasa Mahkemesi Başkanının veya
Başkanvekilinin “şu kanunu iptal ettik” diyerek
basın açıklaması yaptığını görüyoruz. Oysa basın
açıklamasıyla duyurulan iptal kararının henüz
gerekçesi yazılı değildir ve muhtemelen de aylar
ve hatta yıllar sonra yazılacak ve Resmi Gazetede
yayınlanacaktır. Anayasa Mahkemesinin
Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin son iptal kararı da
gerekçesi yazılmadan Başkanvekili tarafından basın
açıklaması yoluyla kamuoyunu duyurulmuştur. Acaba
Anayasanın bekçisi olduğunu iddia edilen Anayasa
Mahkemesi, Anayasanın 153’üncü maddesinin ilk
fıkrasına niçin uymuyor? Anayasa Mahkemesinin
verdiği pek çok yanlış kararın açıklanması ve
eleştirisi için bkz.: Kemal Gözler, Türk Anayasa
Hukuku, Bursa, Ekin, 2000, 1071 s. Özellikle,
s.860-977; Kemal Gözler, İdare Hukuku, Bursa,
Ekin, 2003, 2 Cilt, 2800 s.). Anayasa koyucu
Anayasaya istediği hükmü koysun; Türkiye’de
Anayasa Mahkemesi değişmedikçe Anayasada değişen
bir şey olmayacaktır. Çünkü Anayasa Mahkemesi,
Anayasa hükümlerini istediği gibi yorumlamaya
kendisini yetkili görmektedir. O nedenle yapılması
gereken şey, şimdiki anayasa değişikliği
teklifinde olduğu gibi, Anayasa Mahkemesinin
yanlış yorumladığı Anayasa maddesini yanlış
yorumlamaya el vermeyecek şekilde tekrar kaleme
almak[3] değil, bir anayasa değişikliği yaparak
Anayasa Mahkemesini kaldırmaktan ibarettir.
Zaten anayasa yargısının meşruluğu sorunu, sadece
bizde değil, Dünyanın başka ülkelerinde de teorik
olarak tartışmalıdır. Bu konuda bkz.: Kemal
Gözler, “Anayasa Yargısının Meşruluğu Sorunu",
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
Dergisi, Cilt 61, Sayı 3, Temmuz-Eylül 2006,
s.131-166. < http://www.anayasa.gen.tr/mesruluk.htm
>
Kanımızca yapılması gereken şey, bir Anayasa
değişikliği yoluyla, Anayasamızın 146-153’üncü
maddelerini ilga ederek Anayasa Mahkemesini
kaldırmak, Türkiye’de anayasa yargısına bir son
vermektir. Bunun yapılması arzu edilmiyorsa hiç
olmazsa, Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçimi tarzı
değiştirilmelidir. Türkiye dışında Anayasa
Mahkemesine parlâmentonun üye seçemediği başka bir
ülke yoktur. Bütün ülkelerde Anayasa Mahkemesi
üyelerinin tamamı veya önemli bir kısmı parlâmento
tarafından seçilmektedir. Türkiye’de de bunu
yapmak gerekir. Şu anki sistemde Anayasa Mahkemesi
üyelerinin önemli bir kesimi başka hâkimler
tarafından seçilen üçer aday arasından
Cumhurbaşkanı tarafından atanmaktadır. Böyle bir
sistemin örneği batı demokrasilerinde yoktur.
Çeşitli ülkelerde Anayasa Mahkemesi üyelerinin
seçilmesi usûlü konusunda bkz.: Kemal Gözler,
“Anayasa Mahkemesi Üyelerinin Seçilmeleri: Bir
Karşılaştırmalı Anayasa Hukuku İncelemesi”, <
http://www.anayasa.gen.tr/aym-uyesecimi.htm >.
VII. YAPILMASI DÜŞÜNÜLEN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNDE
CUMHURBAŞKANININ TEK BAŞINA YAPABİLECEĞİ İŞLEMLER
AYRICA VE AÇIKÇA SAYILMALIDIR
Türkiye’de şimdiye kadar Anayasanın 104’üncü
maddesinde sayılan Cumhurbaşkanının görev ve
yetkilerinden hangilerini, Başbakan ve ilgili
bakanların karşı-imzalarını almadan tek başına
yapabileceği konusu gerek uygulamada, gerekse
doktrinde tartışmalıdır. Zira 1982 Anayasasının
mevcut hâlinde bu konuda boşluk vardır.
Anayasamızın 105’inci maddesinde, Cumhurbaşkanının
tek başına yapabileceği işlemler olduğunu kabul
edilmekte, ancak bunların neler olduğunu
sayılmamaktadır.
Cumhurbaşkanının sadece halka seçtirilmesi
Türkiye’de Cumhurbaşkanı - Hükümet çatışması
sorunun çözmeye yetmez; tersine Cumhurbaşkanı ve
Hükümet ayrı partilerden olduğu takdirde bu
çatışmanın şiddetini dahi arttırabilir. Zira yeni
sistemde Cumhurbaşkanı, kendisini de halkın
seçtiği ve demokratik meşruluktan yararlandığını
ve Anayasanın 104’üncü maddesi tarafından
kendisine verilen yetkileri tek başına
kullanabileceğini iddia edebilir. O nedenle
Cumhurbaşkanının Başbakan ve bakanların
karşı-imzası olmadan tek başına kullanabileceği
yetkilerin neler olduğunun Anayasada ayrıca ve
açıkça belirtilmesi, Anayasal sistemimizin krizsiz
bir şekilde işlemesi açısından uygun olur.
Karşı-imza kuralının ne olduğu ve bu konunun
değişik ülkelerde nasıl düzenlendiği ve Türkiye’de
Cumhurbaşkanının tek başına yapabileceği işlemler
konusundaki tartışma hakkında bkz.: Kemal Gözler,
Devlet Başkanları: Bir Karşılaştırmalı Anayasa
Hukuku İncelemesi, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları,
2001, Dördüncü Bölüm, s. 235-262 (
http://www.anayasa.gen.tr/devletbaskanlari.htm ).
VIII. YAPILMASI DÜŞÜNÜLEN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNDE
CUMHURBAŞKANININ KHK’LERİ, BAKANLAR KURULU
KARARLARINI VE ÜÇLÜ KARARNAMELERİ İMZALAMAYI
REDDETME YETKİSİNE SAHİP OLUP OLMADIĞI SORUNU
AÇIKLIĞA KAVUŞTURULMALIDIR.
Türkiye’de Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanlığı
döneminde gerek, bu Cumhurbaşkanı ile gerek Ecevit
Hükümeti, gerekse şimdiki Hükümet arasında derin
bir kararname krize yaşanmıştır. Cumhurbaşkanı
Sezer, Ecevit Hükümetinin çıkardığı pek çok kanun
hükmünde kararnameyi ve keza bazı bürokratların
atanmasına ilişkin üçlü kararnameleri imzalamayı
reddetmiştir. Aynı şekilde Sezer, AK Parti
Hükümetinin bürokrat atamasına ilişkin çıkardığı
pek çok üçlü kararnameyi de imzalamayı
reddetmiştir.
Anayasamızda (m.89) Cumhurbaşkanının bir kanunu
imzalamayı reddetmesi durumunda ne yapılacağı,
yani Cumhurbaşkanı ile TBMM arasında bir çatışma
çıkarsa bu çatışmanın çözüm yolu gösterilmiştir.
Bilindiği gibi Cumhurbaşkanı bir kanunu
beğenmiyorsa onu 15 gün içinde bir defa daha
görüşülmek üzere TBMM'ye iade eder. TBMM tekrar
aynı kanunu aynen kabul ederse Cumhurbaşkanı bu
kanunu onbeş gün içinde imzalayıp Resmi Gazetede
yayımlamak zorunda kalır. Böyle bir Cumhurbaşkanı
arzu ediyorsa bu kanuna karşı Anayasa Mahkemesinde
iptal davası açabilir.
Benzer bir usûl, anayasa değişikliği yoluyla,
Bakanlar Kurulunun KHK’leri, kararları ve
atamalara ilişkin üçlü kararnameler konusunda da
benimsenebilir. Örneğin Cumhurbaşkanına
beğenmediği KHK, Bakanlar Kurulu kararı ve üçlü
kararnameleri bir veya iki hafta içinde Bakanlar
Kurulu veya Başbakanlığa geri gönderme yetkisi
tanınabilir. KHK ve Bakanlar Kurulu kararlarında
Bakanlar Kurulunun veya üçlü kararnamelerde
Başbakan veya ilgili bakanın geri gönderme üzerine
ısrar etmesi üzerine Cumhurbaşkanının yine bir
veya iki hafta içinde söz konusu KHK, Bakanlar
Kurulu kararı veya üçlü kararnameyi imzalayıp
Resmi Gazetede yayımlamak zorunda olduğu anayasa
değişikliği yoluyla hüküm altına alınabilir.
Cumhurbaşkanının yayımlanmış KHK’lere karşı
Anayasa Mahkemesi iptal davası açması zaten
mümkündür. Cumhurbaşkanına bu şekilde yayınlamak
zorunda kaldığı Bakanlar Kurulu kararı ve üçlü
kararnamelere ilişkin Danıştayda iptal davası açma
yetkisi de Anayasa değişikliği yoluyla
tanınabilir.
Türkiye’de Cumhurbaşkanı-hükümet çatışması
konusunda bkz.: Kemal Gözler, Cumhurbaşkanı-Hükûmet
Çatışması: Cumhurbaşkanı Kararnameleri İmzalamayı
Reddedebilir mi?, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları,
2000, VIII+80 s. [ http://www.anayasa.gen.tr/catisma-intro.htm
]
--------------------------------------------------------------------------------
[1]. Sabih Kanadoğlu, “AKP Tek Başına Seçemez”,
Cumhuriyet, 26 Aralık 2006.
[2]. Ergun Özbudun, “Cumhurbaşkanı Seçimi ve
Anayasa”, Zaman, 17 Ocak 2007.
[3] Yeni Anayasa Değişikliğinde Anayasa
Mahkemesinin yanlış yorumladığı 96’ncı maddenin
ilk fıkrası şu şekilde tekrar kaleme alınmaktadır:
“Türkiye Büyük Millet Meclisi, tüm toplantı ve
yapacağı seçimlerde üye tamsayısının en az üçte
biri ile toplanır. Türkiye Büyük Millet Meclisi,
Anayasada başkaca hüküm yoksa toplantıya
katılanların salt çoğunluğu ile karar verir; ancak
karar yeter sayısı hiçbir şekilde üye tamsayısının
dörtte birinin bir fazlasından az olamaz”. Oysa
96’ncı maddenin mevcut şeklî de gayet açıktır.
96’ncı maddenin mevcut halini yanlış
yorumlayanların, yarın yeni şeklini doğru
yorumlayacaklarını kim garanti edebilir? Ülkemizde
son üç ayda tartışılan hususlar, 20 yıldır anayasa
hukukçuların aklının ucundan dahi geçemeyen
şeylerin birileri tarafından düşünülüp
gerçekleştirilebileceğini göstermiştir.
--------------------------------------------------------------------------------
Copyright (c) Kemal Gözler. 2007.
Bu sayfaya izin almadan link verilebilir ve bu
sayfadan
"Bu metin metin Kemal Gözler, “Cumhurbaşkanının
Seçimi Konusunda Zorunlu Bir Açıklama”,
<www.anayasa.gen.tr/cb-secimi.htm>den alınmıştır"
şeklinde kaynağı gösterilerek kısmen veya tamamen
alıntı yapılabilir.
Editör: Kemal Gözler
E.mail: kgozler[at]hotmail.com
Ana sayfa: www.anayasa.gen.tr
Bu sayfa: www.anayasa.gen.tr/cb-secimi.htm
Konuluş Tarihi: 3 Mayıs 2007
Güncelleme Tarihleri: 4, 5, 6 Mayıs 2007
Son Güncelleme: 7 Mayıs 2007
|