|
422 YIL SONRA
MİMAR SİNAN'I KABRİ BAŞINDA ANDIK
Mimar
Sinan veya Koca Mi’mâr Sinân Âğâ (Sinaneddin Yusuf –
Abdulmennan oğlu Sinan 422. ölüm yılında Hüzünlü bir şekilde
andık.
Etkinlik hakkında bizleri bilgilendiren, sayın Süleyman Faruk Göncüoğlu'nun
kurucu başkan olarak görev aldığı, İstanbul Şehri Kültür
Tarihi Araştırmaları, Mimar Sinan'ın vakıf senedindeki
hususiyetler ve Mimar Sinan - Osmanlı medeniyetine dikkati
çekmek yanında vakıf senedindeki hususiyetleri kısmen de
olsa gerine getirebilmek için bu görevi üstlenmiştir.
Muharrem ayı ve Mimar Sinan etkinliği, 3 yıldan beri her
muharremin 10 da vakıf senedinde yazıldığı usulde
gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır.
Bu yıl ilk defa Kabri başında
Mimar Sinan'ı anma etkinliğimizi Süleymaniye Camii
Restorasyonunu üstlenen Güryapı inşaatın Ykb. Hasan Gürsoy
sponsorluğunda gerçekleştirilmiştir.
Katılımcılar arasında, Fatih üniversitesi öğrencileri olduğu
gibi, Piri Reis üniversitesinden, Yıldız Teknik
üniversitesinden ve İstanbul üniversitesinden pek çok
öğretim görevlisi, öğretim üyesi ve öğrenci arkadaşlarımızda
katılarak şereflendirmişlerdir. Şeklinde beyanatları
olmuştur.
ETKİNLİĞE KATILIMIN YOĞUN OLMASI İÇİN GAYRET SARF ETTİK.
Etkinliği
öğrendiğimizde
heyecanlanmıştık, Çünkü, Koca Sinan'ın Şahsiyeti gerektiği
gibi toplumsal bilince sunulmadığından şikayetçiydik, İlk
okulumun Adının Mimar Sinan olması, büyüdüğüm semt koca
mimarın kabrinin bulunduğu yer olunca manevi bir yakınlık
oluyor, Bu nedenle 5-6 haber ve semt sitesinde etkinliği bir
hafta önce duyurusunu yapmaya başladık, Çevremizdeki
dostlarımızı etkinlik sahibi gibi davet ettik, Lakin
Gönlümüzün istediği kişisel yoğunluğun olmadığını görünce
Ülkem adına, Ülkemin geleceği adına üzüldük, Dünyada böyle
rağbet gören bir dehaya verdiğimiz değer, onu anmak için bir
iki saatimizi ayırmamak bana çok ağır geldi.
Anma Töreni İstanbul Müftülüğünün önündeydi, Lütfedip
İstanbul Müftü yardımcımız Ömer Kardaş katılarak
açılış duasını eda ettiler, Fatih ilçe müftümüz İsmail İpek, Fatih belediye başkan
yardımcısı Hasan Suver, Mimarsinan İlköğretim okulu müdürü
ve bir gurup öğrencisiyle birlikte törene katıldılar.
Süleyman Faruk Göncüoğlu, Etkinliğe ne zaman ve neden
başladıklarını anlattığı konuşmasında Kısaca Mimar Sinan'ın
hayatını ve benimde ilk defa duyduğum Sinan'ın önemi bir
vasiyetini katılımcılara duyurdu.
Mimar
Sinan'ın vakfiyesi için!
16 Aralık Perşembe günü Mimar Sinan'ın vakfiyesinin gereğini
tekrar hayata geçirmek için Süleymaniye'de öğle namazı
sonrası buluşup dualar edildi, aşure dağıtıldı
Mimar Sinan'ın aziz hatırasına..
Mimar Sinan’ın mimarlık tarihimizdeki önemi herkesin
malumudur. Osmanlı coğrafyasında inşa ettiği ya da
talebelerine inşa ettirdiği dört yüze yakın eser
Osmanlıların yeryüzüne kazıdıkları silinmez imzaları olarak
hala önemini korumaktadır. Her ne kadar bu eserlerden
bazıları yok edilmiş de olsa var olanları bile birer mimari
şaheser olarak geniş bir coğrafyada insanlara hizmet vermeye
devam etmektedir.
İyi bir mimar iyi bir Mü'min
Mimar
Sinan iyi bir mimar olmanın yanında iyi bir mümindir. Devasa
eserler inşa ederken kendi kabrini gayet mütevazı bir
şekilde yaptıran Sinan, vakfiyesinde ihtiyaç sahiplerini de
düşünerek gelirinin bir kısmının fakirlere dağıtılmasını
istemiştir. Uzun yıllar önce yayınlanan fakat daha sonra
kadir bilmezliğimizden dolayı unutulan Mimar Sinan’ın
vakfiyesi onun hatırasına büyük saygı duyan Süleyman Faruk Göncüoğlu tarafından tekrar hatırlatıldı.
Müslümanlar için birçok önemli olayın vuku bulduğu Muharrem
ayında yapılmak üzere büyük mimarın bizden istediği bazı
şeyler tekrar gündeme getirildi. Gelirinin büyük bir
kısmını vakfiyesinin şartları gereğince zaten dağıtan Sinan,
her sene Muharrem ayında da vakfının akarından 300 akçe
ayrılarak bu ayın onuncu gününde vakfın Süleymaniye imareti
yakınındaki büyük evinde çeşitli yemekler hazırlanarak
fukaraya dağıtılmasını istemiştir. Yemekten sonra da okunan
hatmin duasının edilmesini, 60 akçe kadar bir meblağın da
dua edenlere ve mecliste bulunan fakirlere sadaka olarak
dağıtılmasını vasiyet etmiştir.
Kabri başında yâd edildi.
Malum olduğu üzere bugün birçok vakfın geliri çeşitli
şekillerde talan edilmiştir. Eminiz ki medar-ı iftiharımız
Mimar Sinan’ın da artık fakirlere dağıtılacak bir vakfı
kalmamıştır. Bununla birlikte İstanbul’un siluetini
oluşturan, üç sultana baş mimarlık yapmış bu güzel insanın
vasiyetini bir avuç insan yerine getirmeye çalışacak.
İmzasını atarken “El-fakiru’l-Hakir Ser Mimaranı Hassa”
(Değersiz ve muhtaç kul, saray Mimarı) sıfatını kullanan
Mimar Sinan Ağa’nın Süleymaniye’deki mütevazı kabri başında
16 Aralık Perşembe günü toplanan kadir bilir katılımcılar
tarafından Öğle namazını müteakip kabri başında dua edildi
gelen misafirlere aşure dağıtıldı..
Birçok internet haber sitesinden duyurusunu yaptığımız Koca
Sinan'ı anma toplantımıza gelenlerle, Sinan'ın muhteşem eseri
Süleymaniye camiinde öğle namazında maalesef üç saf cemaati
dolduramadık.
Davete icabet edeceklerin namaza gelmediğini düşünerek türbe
önündeki etkinliğe geldiğimizde hayal kırıklığım doruk
noktaya ulaşmıştı.
Hava serindi, yağmur yağabilirdi lakin Osmanlı tarihinin,
Dünya mimarlık tarihinin en büyük dehası Mimarımız anısına
düzenlenen "KABRİ BAŞINDA" bu ilk anma toplantısı olma nedeniyle, bu
eksikliği hisseden binlerce kişinin Süleymaniye'yi
dolduracağını bekliyordum.
Acaba çok mu şey istiyordum diye kendime sordum, hayır çok
az şey istiyordum, lakin Türk milletinin bu duyarsızlığı
nedeniyle 600 yıl Dünyaya hükmeden bir medeniyetin bütün
parlak unsurları elimizden alınıyor,
Değerlerimize,
Dehalarımıza sahip çıkamıyoruz.
Piri reisin Atlas okyanusunu keşfettiğini, ilk saatin
Osmanlı sarayında kullanıldığını, ilk ağır topları bizim
yaptığımızı daha nice ilkleri Selçuklu ve Osmanlı
medeniyetinin eseri olmasına rağmen. gerektiği gibi sahip
çıkamadığımız için bu parlak tarih levhalarına herkes sahip
çıkıyor biz sadece seyrediyoruz.
Masonların sahip çıktığı Koca Sinan, hakkını bu millete
helal etmeyecektir.
“Tezkiretü’l Bünyan ve Tezkiretü’l Ebniye” adlı bir eser kaynak
gösterilerek,
Sinaneddin Yusuf , Kayseri’nin Agrianos (bugün Ağırnas)
köyünde hristiyan (Ermeni veya Rum olarak doğmuştur.
1511'de Yavuz Sultan Selim zamanında devşirme olarak
İstanbul’a gelmiş yeniçeri ocağına alınmıştır. şeklinde
tevil edilerek Koca Sina'nın Türk olmadığı yazılıp
çizilmektedir.
Osmanlının en bilinen devirlerinde yaşayan, bu kadar meşhur
bir insan yüz yıllık ömründe Türk imparatorluğu ve İslam
dinini yüceltmek adına böyle muhteşem eserler ortaya koymuş
biz bu dehanın şeceresini bilemiyoruz?
Bu kaynak gösterilen kitap doğru tefsir edilmeli,
Devletimizin bekası için Böyle büyük insanların
bilinmezlikleri utancından kurtulmamız gerekiyor,
Bu kaynak doğru olsa RUM_ERMENİ çelişkisi olmaması lazım,
kaldı ki
Abdulmennan oğlu Sinan, yüz yıllık ömründe hiçbir yerde
Hıristiyan bir aileden olduğunu beyan ettiği görülmemiştir,
Öyle olsa bile, Türk
Hıristiyanlarımız Osmanlıda çoktu, İstanbul'da Patriklikleri
vardı, ve Türk Hıristiyan Karamanlar Mübadele sırasında
Yunanistan'a gönderildi.
Koca Sinan'ın nesebine atılan bu iftirayı bu millet
yutmamalıdır,
Biz gereken araştırmayı yapmaya devam edeceğiz.
Koca Sinan'ın hayatını tefsir edenlerin ne kadar yanlış
yazdığını göreceğiz; Aşağıdaki bilgiler tertip bakımından
kendini anlatan birinin sözleri olamaz, bu yazıyı yazanlar
kendi düşüncelerini, Sinan'ın sözleri gibi yazmaya çalışmış,
edebi kabiliyetleri olmadığı için böyle adeta
çuvallamışlardır.
Biz Ne kadar inanmıyor olsak ta örnek babında wikipedia
kaynağı yazıyı (Bazı yorumları silerek) aşağıya aldık. Bu
konuda yetkili olan kurumlarımızı, Osmanlıca bilen
akademisyenlerimizin bu sözlükteki yanlış ve taraflı bu
bilgiye müdahale etmelerini bekliyoruz.
« “Bu değersiz kul , Sultan Selim Han’ın saltanat bahçesinin
bir kulu olup , Kayseri sancağından Acemi oğlanlar arasından
sağlam karakterlilere uygulanan kurallara bağlı olarak kendi
isteğimle dülgerliğe seçildim. Ustamın eli altında , tıpkı
bir pergel gibi ayağım sabit olarak merkez ve çevreyi
gözledim. Sonunda yine tıpkı bir pergel gibi yay çizerek ,
görgümü artırmak için diyarlar gezmeye istek duydum. Bir
zaman padişah hizmetinde Arap ve Acem ülkelerinde gezip
tozdum.
Her saray kubbesinin tepesinden ve her harabe köşesinden bir
şeyler kaparak bilgi, görgümü artırdım. İstanbul'a dönerek
zamanın ileri gelenlerinin hizmetinde çalıştım ve yeniçeri
olarak kapıya çıktım ” »
Yeniçerilik dönemi
Abdulmennan oğlu Sinan , Mimar olarak Yavuz Sultan Selim’in
Mısır seferine katıldı. 1521 yılında Kanuni Sultan
Süleyman’ın Belgrad Seferine Yeniçeri olarak katıldı.
1522’de Rodos Seferine ve Belgrad Seferine Atlı Sekban
olarak katılıp, 1526 Mohaç Meydan Muharebesi’nden sonra,
gösterdiği yararlıklar sebebiyle takdir edilerek Acemi
Oğlanlar Yayabaşılığına (Bölük Komutanı) terfi ettirildi.
Sonraları Zemberekçibaşı ve Başteknisyen oldu.
1533 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın İran Seferi sırasında
Van Gölü’nde karşı sahile gitmek için Mimar Sinan iki
haftada üç adet kadırga yapıp donatarak büyük itibar
kazandı.
İran Seferinden dönüşte, Yeniçeri Ocağı’nda itibarı yüksek
olan Hasekilik rütbesi verildi. Bu rütbeyle, 1537 Korfu,
Pulya ve 1538 Moldavya seferlerine katıldı.
1538 yılındaki Karaboğdan Seferinde ordunun Prut Nehri’ni
geçmesi için köprü gerekmiş bataklık alanda günlerce
uğraşılmasına karşın köprü kurulamamış görev Kanuni’nin
veziri Damat Çelebi Lütfi Paşa’nın emriyle Abdulmennan oğlu
Sinan’a verilmiştir.
« Hemen adı geçen suyun üstüne bir güzel köprünün yapımına
başladım. 10 günde yüksek bir köprü yaptım. İslam ordusu ile
bütün canlıların şahı , sevinçle geçtiler. »
(Tezkiretü’l Bünyan ve Tezkiretü’l Ebniye
Köprünün yapımından sonra Abdulmennan oğlu Sinan 17 yıllık
yeniçerilik hayatından sonra 40 yaşında Başmimarlık görevine
atanır.
« Yeniçeri ocağındaki yolumdan ayrılacak olma düşüncesi elem
verse de sonunda yine mimarlığın camiler inşa edip birçok
dünya ve ahret muradına vesile olacağını düşünüp kabul
ettim. »
(Tezkiretü’l Bünyan ve Tezkiretü’l Ebniye
Başmimarlık dönemi
1538 yılında Hassa başmimarı olan Sinan , baş mimarlık
görevini I. Süleyman,II. Selim ve III. Murat zamanında 40
yıl süre ile yapmıştır.
Mimar Sinan’ın, Mimarbaşılığa getirilmeden evvel yaptığı üç
eser dikkat çekicidir. Bunlar: Halep’te Husreviye Külliyesi,
Gebze’de Çoban Mustafa Külliyesi ve İstanbul’da Hürrem
Sultan için yapılan Haseki Külliyesidir.
Halep’teki Hüsreviye
Külliyesinde, tek kubbeli cami tarzı ile, bu kubbenin
köşelerine birer kubbe ilave edilerek yan mekânlı cami tarzı
birleştirilmiş ve böylece Osmanlı mimarlarının İznik ve
Bursa’daki eserlerine uyulmuştur. Külliyede ayrıca, avlu,
medrese, hamam, imaret ve misafirhane gibi kısımlar
bulunmaktadır. Gebze’deki Çoban Mustafa Paşa Külliyesinde
renkli taş kakmalar ve süslemeler görülür. Külliyede cami,
türbe ve diğer unsurlar ahenkli bir tarzda
yerleştirilmiştir.
Mimar Sinan’ın
İstanbul’daki ilk eseri olan Haseki Külliyesi, devrindeki
bütün mimari unsurları taşımaktadır. Cami, medrese, sübyan
mektebi, imaret, darüşşifa ve çeşmeden oluşan külliyede
cami, diğer kısımlardan tamamen ayrıdır.
Mimar Sinan’ın Mimarbaşı olduktan sonra verdiği üç büyük
eser, onun sanatının gelişmesini gösteren basamaklardır.
Bunların ilki İstanbul’daki Şehzade Camii ve külliyesidir.
Dört yarım kubbenin ortasında merkezi bir kubbe tarzında
inşa edilen Şehzade Camii, daha sonra yapılan bütün camilere
örnek teşkil etmiştir.
Süleymaniye Camii, Mimar Sinan’ın İstanbul’daki en muhteşem
eseridir. Kendi tabiriyle kalfalık döneminde, 1550-1557
yılları arasında yapılmıştır.
Mimar Sinan’ın en büyük eseri ise, 86 yaşında yaptığı ve
“ustalık eserim” diye takdim ettiği, Edirne’deki Selimiye
Camiidir (1575).
Mimar Sinan, Mimarbaşı olduğu sürece birbirinden çok değişik
konularla uğraştı. Zaman zaman eskileri restore etti. Bu
konudaki en büyük çabalarını Ayasofya için harcadı. 1573’te
Ayasofya’nın kubbesini onararak çevresine, takviyeli
duvarlar yaptı ve eserin bu günlere sağlam olarak gelmesini
sağladı.
Eski eserlerle abidelerin yakınına yapılan ve onların
görünümlerini bozan yapıların yıkılması da onun görevleri
arasındaydı. Bu sebeplerle Zeyrek Camii ve Rumeli Hisarı
civarına yapılan bazı ev ve dükkânların yıkımını sağladı.
İstanbul caddelerinin genişliği, evlerin yapımı ve
lağımların bağlanmasıyla uğraştı. Sokakların darlığı
sebebiyle ortaya çıkan yangın tehlikesine dikkat çekip bu
hususta ferman yayınlattı. Günümüzde bile bir problem olan
İstanbul’un kaldırımlarıyla bizzat ilgilenmesi çok ilgi
çekicidir.
Büyükçekmece Köprüsü üzerinde kazılı olan mührü, onun aynı
zamanda mütevazı kişiliğini de yansıtmaktadır. Mühür
şöyledir:
« El-fakiru l-Hakir Ser Mimaranı Hassa ”
(Değersiz ve muhtac kul, Saray özel mimarlarının başkanı) »
Mimar
Sinan'ın hayatı ve eserleri için tıklayınız
http://www.fatihhaber.com/mimar-sinan.htm |