|
Röportaj] Dağlıca belgesini veren kaynakla görüşmeyi sürdürüyoruz
Taraf Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı Yasemin Çongar,
dünyanın her yerinde yazabilme cesaretini gösteren medyaya
belgelerin sızdırıldığını savunuyor.

Bir ülkede kötü giden bazı şeylerin ortaya çıkarılması için
devletin kaynaklarına ulaşmanın da gazetecilerin görevi olduğu
görüşünde. Ellerinde çok somut, kendilerini ikna etmeyen belge
olmadan hiçbir haberi yayınlamayacaklarını belirtiyor. Taraf'ın
haberi üzerine Genelkurmay'ın, 'Dağlıca belgesini sızdıran
köstebeği yakaladık' şeklindeki açıklamasını soran Nuriye Akman'a,
Çongar'ın cevabı da çok tartışılacak: "Dağlıca belgesini bir haber
kaynağından alan muhabir arkadaşımız aynı haber kaynağı ile
görüşmeye devam ediyor."
Çongar, Taraf'ın finansal bağımsızlığı konusundaki spekülasyonlara
da tepki gösteriyor. Gazeteye mali destek sağlayan herhangi bir
şirket, kurum, cemaat olmadığını vurguluyor. Gazetenin sahibi
Başar Aslan'ın zarar etmesine rağmen Taraf'ı çıkardığının altını
çiziyor.
Alkım Yayıncılık'ın geliri gazetenin döndürülmesine yetiyor mu?
Yetmiyor. Başar Aslan bu işe girişirken "Türkiye'nin en dürüst, en
prestijli gazetesine sahip olmak istiyorum" demişti. Bunun
getireceği parasal yükü de karşılayabildiği noktaya kadar
karşılamaya, hatta zarar etmeye razı oldu.
Ne zamana kadar zarar edebilir ki?

Açıkçası bilmiyorum. Çok ciddi bir mali sıkıntıya rağmen bu gazete
çıkıyor. Başar Bey'in kendi geliri kullanılıyor bu faaliyet için.
Şu ana kadar bir tek Mehmet Betil'in sınırlı bir mali katkısı
oldu. O sınırlı mali katkı ile belki ortaklığı gündeme gelebilir.
Bunun dışında Taraf'a mali destek sağlayan herhangi bir şirket,
devlet, kurum, cemaat yok.
Günde 500 bin dolar zarardan bahsediliyor. Bu rakam doğru mu?
Çok samimi söyleyeyim. Bu rakamları bilmiyorum. Bana çok abartılı
bir rakam gibi geliyor. Bir sıkıntı var. İlk başta bulduğumuz
formül Taraf'ı 1 liradan satmaktı. Bu bağımsızlığı sağlayabilecek
bir şeydi. Fakat 1 lira okurumuza pahalı geldi. Kırk kuruşa indik.
Şimdi 60-70 bin ortalama satışa ulaştık. Bunun getirdiği bir ilan
artışı da oluyor tabii.
Ama gazete çok masraflı bir iş. İlanlar yetmiyordur.
Taraf diğer gazetelere kıyasla tabii ki masraflarını çok kısıtlı
tutmak zorunda. Küçük bir gazeteyiz. 70 kişilik bir kadromuz var.
Ankara'da küçük bir büromuz var. Onun dışında yerleşik bürolarımız
yok. Gerçekten çok küçük paralar karşılığında muhabirlik yapan,
hatta tamamen gönüllülük esasına göre Taraf'a yazan arkadaşlarımız
oldu. Tam kadrolu olmayan bu arkadaşlarla yurtdışı muhabirlerimiz
hak ettiklerinin altında ücretlerle çalışıyorlar. Tam zamanlı
olarak Taraf'a çalışan kadronun piyasa ortalamasında bir ücret
alması hedefimiz.
Peki siz yönetici kesimi de hak ettiğinizin altında mı
alıyorsunuz?
Valla ben bu konuda bir şikâyette bulunamam. Tam kadrolu
muhabirler hak ettiklerinin altında almıyorlar. Yöneticilerin de
işte Ahmet Bey olsun, ben olayım, Alev olsun aldığımız para piyasa
standardının altındadır.
Milliyet'te aldığınızdan daha az mı alıyorsunuz?
Ben Milliyet'te Washington temsilcisiydim. Dolar olarak alıyordum.
CNN Türk üzerinden başka bir gelirim vardı. Onun çok gerisine
düştüğümü söyleyemem şu anda. Ama herhangi bir gazetede şu anki
konumda olsam herhalde daha yüksek alırdım. Şuna yürekten
inanıyorum ki Taraf çok daha fazla satacak, daha çok ilan alacak
ve içine girdiği mali krizi de aşacak.
Resmi ilanlar konusunda durum nasıl? Vakıfbank kanalı ile
hükümetin sizi desteklediği iddiaları var.
Hükümet bizi desteklemiyor. Vakıfbank ilanı ne kadar aldık
bilmiyorum. Bizim gazetenin değil, doğrudan Alkım'ın, Başar Bey'in
devletle normal kredi ilişkilerinde bazı sıkıntılar yaşadığını
biliyorum. Devlet ve hükümet tarafından özel bir destek gelmedi.
Hatta belki zorlaştırıcı birtakım adımlar attılar.
Taraf "Fethullahçı" mı!
Vallahi biz Fethullahçı değiliz demek bana komik geliyor. Ama
değiliz. Bir kere cemaat mensupları çıkarmıyor bu gazeteyi.
Cemaatten gelen herhangi bir mali destek kesinlikle yok. Herkes
kendinden çok emin bir şekilde yazıyor ama nerede o paralar merak
ediyorum. Yani eğer Fethullah Gülen Amerika'dan para gönderiyorsa
o paralar bize ulaşana kadar o gemi okyanusta batıyor herhalde.
Size Soros'tan da mı para gelmiyor!
Soros'tan da para gelmedi. Ama nasıl bir mantıktır ki, hem bizim
zararımızı hesaplıyorlar, bilmem kaç milyar dolar gibi acayip
rakamlara ulaşıyorlar hem de her yerden para geliyor bize. O para
geliyorsa biz o parayı ne yapıyoruz? Öyle bir para olsa herhalde
ooo biz bugün altmış sayfa bir gazete çıkarıyorduk, kuşe kâğıda
basardık. Seksen tane ekimiz vardı. Yok.
Peki kaynağı ne bu iddiaların?
Biz gerçekten cesur, dürüst, bütün güç odaklarına mesafeli bir
gazetecilik yapıyoruz. Biz hükümeti de çok sert bir şekilde
eleştiriyoruz, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni de. Biz yeri geldiğinde
Fethullah Gülen cemaatini de yine aynı şekilde eleştirebiliriz.
Yeri geldiğinde şu bankayı da, şu işadamını da, şu kurumu da
eleştirebiliriz. Gerçekten bağımsızız. İyi gazetecilik yaptığımız
için bizi karalıyorlar. Siz böyle bir gazetecilik ortaya
koyduğunuz zaman, böyle bir gazetecilik ufku taşımayan, böyle bir
gazeteciliğin yapılması durumunda kendi gazeteciliğinin aslında ne
kadar sığ, ne kadar yandaş ve ne kadar başka çıkarların hayata
geçirilmesine hizmet eden bir gazetecilik olduğunu kavrayanlar bir
şekilde bizi karalamaya çalışıyorlar. Ki biz çok merkezdeki
insanlarız. Yani Ahmet Altan, Alev Er, ben böyle radikal,
marjinal, uçlarda insanlar değiliz.
Sen 21 yaşında İsrail ordusunda yer almışsın Yasemin! Bunu niye
saklıyorsun!
Geçen gün gazetede oturuyorduk. Ahmet Altan, kendisine gelen bir
e-maili okurken bana 'Sen 21 yaşında İsrail ordusunda mı görev
yaptın?' dedi. Hep beraber gülmeye başladık. İlk defa İsrail'e 35
yaşımda gazeteci olarak gittim. Sonra bir kere daha gittim
gazeteci olarak. Herhangi bir orduda görev yapmadım. Elime hiçbir
zaman silah almadım. Ne diyebilirim? Gülüp geçiyorum. Şimdi bakın
benim hakkımda yazılanlar, İsrail örneğinden yola çıkarak, işte
ailem Sabetayist, Selanikli ve dönme. Yani büyükbabamın Selanik'te
bir dönem çalıştığı doğru. Ailede hiç Yahudi yok. Dönme de yok.
Ayrıca olsa ne olur? Kocam da Yahudi değil. Güya kocam Yahudi
olduğu anlaşılmasın diye adını Christ'e çevirmiş. Bunu bile
yazabildiler. Bunları okuyup gülüyoruz.
Bu kadarla kalsa iyi. Senin ve kocanın CIA için çalıştığı
söyleniyor.
Evet söyleniyor. Ne diyebilirim? Ben Washington'da gazeteci olarak
yaşadım. Kocam bir dönem diplomatlık yapmış bir akademisyen. Ve
böyle bir bağlantı kesinlikle yok. Ama bunu söylemek durumunda
kalmak bile bana komik geliyor. Herhalde CIA eğer Türkiye'deki
gazeteleri izliyorsa internetten izliyorsa, yazılanları görüp
acayip eğleniyorlardır.
Kocan Dışişleri Bakanlığı'ndan mı emekli?
Evet. Endüstriyel tasarım mezunudur. Uluslararası ilişkiler mezunu
değildir. Ama biz tanışmadan çok önce Dışişleri'nin sınavına
girmiş, kazanmış. Ve Dışişleri'nde ağırlıklı olarak basın ataşesi,
kültür ataşesi olarak görev yapmış çeşitli ülkelerde.
Şu anda Afganistan'da mı?
Hayır, burada. İstanbul'da yani. George Washington
Üniversitesi'nde bir doktora tezine başladı. İngiliz kolonyalizmi
döneminde işte Hindistan'da, Pakistan'da, Afganistan'da görev
yapmış bir İngiliz sömürgecisinin hayatıyla ilgili bir tarih
doktorası yapıyor.
Yasemin rahatsız olmazsan, kolyen haç mı?
Haç değil bu. Herkes haç zannediyor. Bir arkadaşım Mısır'dan
getirdi. Eski Mısır'da bereket sembolü. Ben dindar değilim. Çok
Müslüman da değilim, Hıristiyan da değilim. Kocam ateist. Ben
ateist değilim.
6 yaşındaki kızını nasıl yetiştiriyorsunuz?
Christ daha böyle Tanrı yoktur diyerek yetiştirme yanlısı. Ben
agnostiğim ve Tanrı yoktur diyemem. Bu bir demokrat tevazu. Ben de
böyle yetiştirmek yanlısıyım. Tartışıyoruz. Ben kendi düşüncemi
ona söylüyorum. O da kendi düşüncesini bana söylüyor. Sonuçta
dindar olmayacak. Christ meraklı değildir ama ben dine çok
meraklıyım. Benim yüksek lisans tezim post modern Tanrı düşüncesi
ve post modern dinler üzerineydi. Öyle bir akademik merakım var.
Ayrıca camiye, kiliseye gitmeyi severim. Kocam Amerikan toplumunun
geneline aykırı bir şekilde küçük yaşta Marksizm ile tanışmış.
Marksizm çerçevesinde dini anlamış. Tabii Amerika'daki dinin o çok
güçlü rolüne de tepki duymuş. Amerika gerçek anlamda laik bir ülke
olduğu için dinin toplumsal alanın her köşesine nüfuz etmesine
izin veriliyor. Dünyayı din üzerinden algılamak çok yaygın. Ve
tepki görmüyor. Ama buna kişiler tepki duyabiliyorlar. O tepki
duyanlardan biri de benim kocam.
Başar Bey yayın toplantısına girer mi?
Asla girmez. Gazeteye bile uğramaz. Bazen gelir Ahmet Bey ile bir
çay içer. Bugüne kadar Taraf'ın yaptığı hiçbir manşet, hiçbir
birinci sayfa, hiçbir haber, Taraf'taki herhangi bir yazarın bir
yazısı konusunda önceden ya da sonradan bu niye olmuş, bunu niye
böyle yaptınız demedi. Başar Bey Ahmet Altan'a ve Alev Er'e bence
çok büyük bir güven duyuyor, dürüst bir gazete yapacakları, kendi
demokrat kişiliklerinin dışında herhangi bir şey yapmayacakları
konusunda.
Son zamanlarda neden Taraf'a geliyor önemli haberler?
Dünyanın her yerinde gazeteciler devletin elindeki belgelere,
bilgilere ulaşmaya çalışırlar. Zaten gazeteciliğin amaçlarından
biri devlet gibi çok kapalı bir yapının biraz daha şeffaf olmasını
sağlamaktır. Eğer Türkiye'de birtakım şeyler kötü gidiyorsa neden
kötü gittiğini araştırmanın esas yolu da devletin bu kaynaklarına
ulaşmaktır. Bu tür belgeler, bilgiler yine dünyanın her yerinde
sızar. Sızdırılır. Ve Taraf'ın bu konuda biraz daha şanslı olması
bence haber kaynaklarının Taraf'ın bunu yayınlama cesaretine sahip
olduğunu görmeleri. Bize ulaşan bilgi ya da belgeleri ya ikinci,
üçüncü kaynaklardan çek ederek, teyit ederek doğruluğundan emin
olmamız lazım ya da elimizde çok somut, otantik olduğuna bizi
inandıracak bir formatı olan bir belge olması lazım. Bunun
dışındaki şeyleri yayınlamıyoruz.
Genelkurmay bir açıklama yapmıştı Dağlıca belgesini sızdıran
köstebeği yakaladık diye. Sonra ne oldu?
Dağlıca belgesini bir haber kaynağından alan muhabir arkadaşımızın
aynı haber kaynağı ile görüşmeye devam ettiğini söyleyebilirim.
Yani eğer ortada bir köstebek varsa ya açıklama yanlış yahut da
başka bir köstebek mi yakalandı?
Bilmiyorum. Genelkurmay o Dağlıca belgesinin elimizdeki
orijinalini bizden istedi. Genelkurmay askerî savcılığının bize
ilk gönderdikleri faks son derece kaba, tehditler, ne istediği tam
anlaşılmayan, Genelkurmay gibi ciddi bir kuruma kesinlikle
yakışmayan, Genelkurmay gibi bir kurumun herhangi bir gazete
yönetimiyle kurması gereken asgari saygı ilişkisini içermeyen bir
mektuptu. Biz o mektuba birinci sayfamızdan cevap verdik. Bir kere
bizimle bu üslupla konuşamazsınız. Dağlıca belgesi otantik bir
belge. Ve Türk ordusunun Dağlıca baskınını önceden bildiğini
kanıtlayan bir belge. Gerekirse bu belgeyi hukuki sürece sokarız.
Gerektiğinde takdim ederiz dedik. Bu sözümüzde de durduk. O baskın
tehdidini içeren fakstan sonra CD'leri gönderdik. Daha sonra
Genelkurmay bir yazı daha gönderdi bize. Bu sefer mektup
formatında posta ile iletilmiş, çok daha saygılı bir dil ile
yazılmış, o dediğim asgari saygı düzeyinde tutulan makul bir
dildi. Dedi ki bize gönderdiğiniz örneği inceledik. Ama bu
kopyalanmış bir örnek. Lütfen kopyalamadığınız halini bize
gönderin. Biz de o çerçevede gerekeni yaptık.
NURİYE AKMAN
|