|
Sınır ötesi değil sınır içi
operasyon
Randevu ile operasyon
Oysa Türkiye’de her gün bir kaç askerin ve polisin, kendi
vatanında pusuya düşürülerek şehit olduğu haberleri eksilmiyor.
Çeşitli illerde yapılan cenaze törenlerinde “kanı yerde
kalmayacak” edebiyatından bıkan insanlar kesin önlemler alınmasını
istiyorlar. İki İsrail askerinin kaçırılması karşısında, bu
eylemin kaynaklandığı ülkelere karşı İsrail’in takındığı tavır;
her gün birkaç şehit veren ülkemizde bir takım beklentilerin
doğmasına neden oluyor. Türk halkı da, teröristlerin barındığı ve
yerleştiği ülkelere aynı karşılığın verilmesini istiyor.
Siyasi iktidarın ABD’den izin alarak ve operasyon yapacağı
ülkelerden adeta randevu isteyerek yaydığı sınırötesi oprerasyon
haberleri, istenen sonucu almaktan uzak kalıyor. Bütün bunların
üzerine İran’ın, hiç haber vermeksizin, üstelik uluslararası
alanda bunalım yaşadığı günlerde, Irak’ta Kandil Dağı’nı top
atesine tuttuğu haberleri, kendi yönetiminden umduğu etkinliği
bulamayan Türk halkı arasında güvensizliğin yaygınlaşmasına neden
oluyor.
Yukarıdaki olgulara bakarak, sınırötesi operasyon istekleri haklı
ve yerinde görülebilir.
Daha önce de sınırötesi operasyonların yapıldığı ve Türk askerinin
karda kışta yapılan bu sınırötesi operasyonlarda destanlar yazdığı
bilinmektedir. Ama buna rağmen başarılı olunamamış, terörün önü
alınamamış ve her gün şehit haberlerinin eksilmediği bu günlere
gelinmiştir.
Dışarıda değil içeride
Çünkü asıl teröristler, terörü destekleyenler, bölücü, gerici ve
tetikçiler dışarıda değil, içeridedir. Bu bakımdan yapılması
gerekli asıl şey; sınırötesi operasyon değil, sınıriçi
operasyondur. Sınır içindeki gerici ve bölücü odakların,
destekçilerinin kafası ezilmeden, sınırötesi yapılacak askeri
harekatların hiçbir değeri olmayacaktır.
Sınırötesi operasyonları yapan İsrail’de hiç kimse, kendisine
yöneltilen terörist eylemleri desteklemediği gibi, yasaları da
böyle bir düşüncenin iletilmesine izin vermemektedir. İsrail
ulusuna, güvenliğine karşı en ufak bir eleştiri yapan kişi, ağır
şekilde cezalandırılmaktadır. İsrail’in nükleer santral ve atom
enerjisi üreten tesislerine karşı çıkan Mordehay Vanunu isimli
İsrail vatandaşı teknisyen, casus filmlerine taş çıkaracak
hilelerle bir başka ülkeden kaçırılarak İsrail’e getirilmiş,
yargılanmadan mahkum edilmiş ve tecrit edilmiştir. İsrail’de hiç
kimse, Vanunu’ya neden böyle bir muamele yapıldığını sorgulamak
bir yana, yaşayıp yaşamadığını dahi soramamaktadır. Türkiye’de ise
teröristlerin posterleri açılmakta, sloganları atılabilmektedir.
Türkiye’de alnına “vicdani retçi” diye bir yafta yapıştırılan
asker kaçakları baş tacı edilirken, İsrail’de toplumdan
dışlanmakta ve cezalandırılmaktadır. İşte İsrail, ABD tarafından
desteklenmesinin yanında, sınıriçi operasyonunu tamamladığı için,
sınırdışı operasyon yapabilmekte ve haklı veya haksız olmasına
bakılmaksızın yaptığı operasyonda başarılı olmaktadır.
Düşünce özgürlüğünü, Türkiye’yi parçalamak için bir araç olarak
görenlerin kullandığı bir diğer olgu da “sivil itaatsizlik” tir.
Uygulandığı ülkelerde, kendi vatandaşlarının hak ve özgürlüklerini
sağlamak, kamuyu ve devleti güçlendirmek için kullanılan sivil
itaatsizlik, bu kesim tarafından Türkiye’de, ülkenin birliğine ve
dirliğine yöneltilen bir tehdit olarak sunulmakta ve geniş
kitlelere ayaklanma çağrıları yapılarak suç işlenmektedir.
Bunların amacı kavram kargaşası yaratarak, kendi malum ve meşum
emellerine kavuşmak için her yolu ve yöntemi kullanmaktır.
Mayın yerine aydın
Türkiye’de; bazı kişi ve çevreler terörist, gerici ve bölücü
eylemleri açıktan desteklemekte ve bunlara yardımcı olmaktadır.
Yasalar da buna izin vermektedir.
Herkes tarafından kişilikleri ve kimlikleri bilinen bazı siyasi
partiler, Belediye Başkanları, İl Başkanları, sözümona aydınlar,
teröristlerle el sıkışıp tebrik etmekte, terörist ölülerini büyük
törenlerle kaldırıp, özel mezarlıklara gömmekte arkasından
methiyeler düzmektedirler. Her gün ve açıktan yapılan ve suç
teşkil eden bu eylemler karşısında, yetkili ve etkili kişi ve
makamlar; gözlerini, kulaklarını, ağızlarını kapatmakta görmezden
gelmektedirler.
Böyle bir ortam karşısında sınırötesi operasyon yapılmasının ne
değeri olacaktır? Yapılması gereken şey; öncelikle iç operasyon
yapılması, içeride çöreklenen gerici ve bölücü örgütlerin
temizlenmesidir.
Yabancı devlet ve kurumların, sınırötesinde bulunan örgütlerin,
bir başka ülkeye veya Türkiye’ye karşı düşmanca tavır takınmaları
yadırganan bir durum olmamalıdır. Nihayet bunlar, başka ve yabancı
kuruluşlardır. Yarar ve beklentileri farklı ve çatışma halindedir.
Devletler ve dış örgütler arasında dostluk ilişkileri olabileceği
gibi düşmanlık çatışmaları da olabilir. Asıl şaşılası nokta; yurt
içinde bulunan, yasalara göre Türk vatandaşı sayılan kişi ve
kuruluşların, sınırlarımız içinde ve açıkca düşmanlık
yapmalarıdır. Yollara mayın veya aydın döşeyerek patlatmaları,
arkadan hançerlemeleri ve hatta gözümüzün içine baka baka ihanet
etmeleridir. Yollara “aydın döşemek, mayın döşemekten” daha ucuza
gelmektedir. Asıl göz yumulmayacak ve üstesinden gelinmesi gereken
ihanet çemberi, yurt dışında değil, yurt içinde bulunmaktadır. Bu
nedenle yapılması gereken öncelikli ve asıl operasyon, sınıriçi
operasyondur.
Aydınların karanlığı
Bir şehit babası; şehit oğlunun cenaze töreninde, duyduğu büyük
üzüntünün etkisi ile, amacını aşarak siyasilere hakaret etti diye
mahkum edilmekte, bu şehit babasına hiç bir şekilde sahip çıkmayan
aydınlar, Türkiye Cumhuriyeti’ne hakaret ve küfür edenleri
savunmakta, işlenen sucu övmekte ve suça katıldıklarını
açıklamakta bir sakınca görmemektedirler.
Gazetelerde isimleri yayınlanan ve esasen kamuoyunda kimlikleri
bilinen bir takım aydınlar! “Türklüğe, Cumhuriyete, Devlete küfür
ve hakaret ettiği için yargılanan ve mahkum edilen Agos Gazetesi
yazarı Hırant Dink’in, işlediği suça aynen katıldıklarını” ilan ve
ifade ederek kendilerini ihbar ettiler. Adı geçen yazarın bir
ermeni gazetesinde “Türk’ün zehirli kanı akacak ve yerini
ermeninin asil kanı alacaktır” dediği hatırlanırsa, işlenen ve
imzacı aydınların katıldıkları suçun boyutu ortaya çıkacaktır.
Sayıları ve kimlikleri belli bu imzacı aydınlar, yazar çizerler,
gazeteciler, hukukcular, profesörler; suçu ve suçluyu övmekte, suç
işlemeye tahrik etmekte, halkı kin ve düşmanlığa tahrik ederek
aşağılamakta üstelik kendilerini ihbar ettikleri halde haklarında
hiç bir soruşturma yapılmamaktadır. Bir ulusa, insanlara hakaret
etmenin, suçu paylaşmanın, suçluyu övmenin adı düşünce özgürlüğü
değil bir başka şey olmalıdır.
Savunmak yasak, sövmek serbest
Gene bir takım aydınlar, TCK.nun 301. maddesinin kaldırılması için
yoğun bir kampanya yapmaktadırlar. Aydınlar (!) karşı çıktığına
göre bu 301. maddenin çok kötü bir madde olduğu düşünülebilir.
Maddenin ne olup, ne olmadığına bakıldığı zaman, numarası verilen
maddenin kötü olup olmadığı veya kaldırılmak istenmesinin ardında
yatan asıl neden anlaşılacaktır.
Kaldırılması istenen 301.maddenin başlığı “Türklüğü, Cumhuriyeti,
Devletin Kurum ve Organlarını aşağılamaktır.” Madde içinde ise;
Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin yargı organlarını, Ordu ve Emniyet
Teşkilatını alenen aşağılayan, küfür ve hakaret eden kişinin
cezalandırılacağı yazılıdır. Yani madde; Türkiye Cumhuriyetine,
devlete, yargı organlarına, ordu ve emniyet örgütüne hakaret
etmeyi ve aşağılamayı yasaklamaktadır. Üstelik bu işi alenen yani
açık şekilde yapan kişileri cezalandırmakta, biraz olsun gizli
kapaklı yapanlara göz yumulacağını söylemektedir. Bu maddenin
kaldırılmasını isteyen kişiler; Türkiye Cumhuriyetine ve en
değerli kurumlarına açıktan hakaret edilmesini istemiş olmuyorlar
mı ?
Demek ki bu kişiler; Türkiye Cumhuriyetine, Hakimine, Savcısına,
Ordusuna, Emniyetine küfür ve hakaret edilmesinin serbest
bırakılmasını istiyorlar. Bu ülkede yaşayan, ekmeğini yiyen ve
nimetlerinden herkesten fazla yararlanan bazı kişilerin, böyle bir
suçun işlenmesini savunduklarını ve aynen katıldıklarını ifade ve
beyan etmeleri hayret vericidir.
Atatürk’ün izlediği yol
Teröre, terörle karşılık veren İsrail’in eylemlerini “kendini
savunma hakkı” olarak niteleyen batılı ülkeler, Türkiye’nin
kendini savunma hakkını çok görmektedirler.
Kendi ülkelerinde azınlık tanımayan ülkeler, Türkiye’de olmayan
azınlıkların temelini atmaktadırlar. Alt kimlik-üst kimlik,
türkiyelilik safsatası yapan kimi çevreler de bu oyunun aleti
olmaktadırlar.
Kendi resmi dilinden başka ana dil tanımayan, kendi dilini
konuşmayı zorunlu kılan, bir başka dilde konuşan azınlıklara hayat
hakkı tanımayan AB ülkeleri, Türkiye’de ana dil adı altında,
toplum tarafından benimsenmeyen ve konuşulmayan yerel lehçeleri
yerleştirmeye çalışmaktadırlar.
ABD’nin ve AB’nin yarı resmi toplantılarında, basın yayın
organlarında, Türkiye’nin de büyük bir kısmını içine alan hayali
bir kürt devletinin sınırları çizilmekte, bu tasarım üzerinde
konuşmalar planlar yapılmakta ama yetkili ve etkili kişiler bundan
hiç gocunmamaktadırlar.
AB uyum yasaları, Türkiye’ye zarar veren yasalardır. Bu ülkelerin
baskı ve telkini altında çıkarılan yasalarla, terörle mücadele
etmek imkansızdır.
Yapılması gereken şey; sınırötesi operasyondan önce, sınıriçi
operasyondur. Çünkü asıl tetikçiler içeride bulunmaktadır. Atatürk
İlke ve Devrimleri kapsamında milli birlik ve bütünlük
sağlanmadığı sürece, terörist, bölücü ve gerici eylemleri
durdurmak mümkün değildir.
Bunun için izlenecek yol, Atatürk’ün izlediği yoldur. Atatürk, bu
zor yolda başarıya ulaşmanın tılsımını da vermiştir: “Cebren ve
hile ile aziz vatanın kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine
girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi
bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve
daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip
olanlar gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler.
Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin
siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakru zaruret
içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı!
İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk İstiklal ve
Cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki
asil kanda mevcuttur.”
Ve bu görev, eninde sonunda başarılacaktır
Erdem Akyüz
http://www.platformtr.com/sinirotesi-degil-sinirici-operasyon-4122.html
|