|
. |
|
|
|
Gecenin en karanlık anı Sabaha en yakın zamandır.
|
|
|
|
 |
|
Mehmet Y. Yılmaz
Sivillerin, sivilleşme ihtiyacı
GENELKURMAY’ın internet sitesinde yayımlanan bildiriden sonraki
gelişmeler, Türk demokrasisinin "sivilleşme ihtiyacının" herkesten
ve her şeyden önce "siviller için gerekli" olduğunu ortaya
koyuyor.
11 / 06 / 2007 09:10
Genelkurmay Başkanlığı’nın bildirisinden sonra "durumdan vazife
çıkaranların" ilk eylemlerinin, Ankara’daki cenaze töreni olduğu
görülüyor.
Cenaze töreninde atılan sloganların bir bölümüne hákim olan
anlayış ve atılan sloganların sözleri sivil bir demokraside yeri
olamayacak şeyler.
Askerlerin alkışlandığı, hükümetin bakanlarının yuhalandığı yer
bir miting alanı değil, cenaze töreni.
Cenazeye saygı, sadece bizim değil, insanlık tarihinin en eski
geleneklerinden biridir ve bir cenaze töreninin bu tür bir
gösteriye sahne olması kabul edilemez.
"Hepimiz askeriz, Tayyip’lere yeteriz" sloganı ise başlı başına
darbe şakşakçılığından başka bir şey değil.
Hiç kuşkusuz ki doğru duruş "Hepimiz seçmeniz, Tayyip’lere
yeteriz" olmalıydı.
AKP hükümetinin terörle mücadele ve Kuzey Irak politikalarını ben
de eleştiriyorum.
Ve bunun gereğini bir vatandaş olarak yerine getirme yöntemim
belli. 22 Temmuz’da seçim var ve memnuniyetsizliklerimizi orada
göstermemiz gerekiyor.
Vatandaşın yapması gereken şeyi askerden beklemesi, her şeyden
önce demokrasi kültürümüzün yetersizliğinden, demokrasinin
kurallarını yeterince içselleştirememiş olmamızdan kaynaklanıyor.
Bunun da en büyük nedeni demokrasimizin geçtiğimiz 47 yıl içinde
sık sık askeri müdahalelerle kesintiye uğraması olmalı.
Bu kadar askeri müdahaleden sonra gelebildiğimiz yer de ortada.
Memnun olan askerden bir müdahale daha beklemeye devam etsin!
'Küçük Amerika' için bir test!
GEÇEN hafta başında İstanbul’da bir seminer veren "senaristlerin
hocası" Amerikalı Robert Mc Kee’den hafta içinde söz etmiştim.
Mc Kee’nin bu seminerde anlattığı konulardan biri de kendi
ülkesine yönelik bir eleştiriydi.
Ünlü "hoca" ülkesinde artık sadece homoseksüellerin ve yaşlı
insanların el ele tutuştuğunu, romantizmin artık öldüğünü
anlatıyordu.
"Bugün Amerika’da bir kadına çiçek, mektup, mesaj yollarsanız
polisi arayıp, taciz edildiğini söylüyor" diye anlatıyor.
Bu ülkede artık sokakta gördüğünüz bir minik çocuğun saçını bile
okşayamıyorsunuz, çünkü bakıcısı ya da annesi polisi arayıp, sizin
bir çocuk tacizcisi olduğunuzu ihbar edebiliyor.
Bunun filmler ve gazete haberleriyle beslenen bir tür paranoyaya
dönüştüğünü ve bununla mücadele etmenin artık çok güç olduğunu
söylüyor.
Toplumsal paranoyaların, insanların günlük yaşamlarını nasıl bir
cehenneme çevirebileceğini bizler de iyi biliyoruz aslında.
Bir düşünün bakalım nelerden çok korkuyoruz?
Ve bu korkumuzun maddi bir temeli var mı?
Ne de olsa burası "Küçük Amerika", niteliği farklı da olsa
toplumsal paranoyalarımız bizim de var.
Ve bu paranoyalar bize nelere mal oluyor?
Haftaya başlarken bunu düşünmek içinizi sıkabilir ama biliyorsunuz
ki bu tür şeylerle mücadele edebilmek her şeyden önce sorunun
varlığını kabul etmekle başlıyor!
|
|
|