.

Gecenin en karanlık anı  Sabaha en yakın zamandır.

DEMOKRATİK HAYATIMIZIN ÖNÜNE ÇIKARILAN ENGELLERİ AŞACAĞIZ, BÜTÜNLEŞMEYİ MECLİSTE SAĞLAYACAĞIZ DARBELERE, ENTRİKALARA HAYIR

Suni birleşmelerin erken iflası
Siyaset tıkanınca, siyasi partilerde siyasi söylemin, değişim fikrinin yerini, “denge, makul olma, merkez” gibi kavramlar alır.

Türkiye bu durumun pek çok örneğini yaşamıştır.

Ecevit'in DSP'sini 1999 seçimlerinde birinci parti yapan böyle bir dalgaydı. RP-FP ekolü karşısında “DSP-MHP-ANAP üçlüsü”nü iktidarda bir araya getiren seçimler “istikrar” ve “makul merkez” gibi fikirleri ve sözleri dolaşıma sokmuştu.

Ne var ki, pek beklenen olmadı.

1999-2002 arası, Türkiye'nin siyasetsizliğin içine gömüldüğü, “siyaset-pay-pazarlık” ilişkilerinin doruğa çıktığı bir dönemi oluşturdu. Büyük yolsuzluklar, banka ve basın sistemi iflası, ülkeyi alt üst eden büyük ekonomik krizler bu dönemin ürünleri oldu.

Siyasetsiz bir merkezin, suni bir merkez inşasının faturası böyle yaşandı.

Sonrası malum: 2002 seçimleri tüm iktidar partilerini tasfiye etti.

Her üçü de barajın altında kaldı…

1999'daki “yapıştırma ve kırılgan siyasi merkez” aslında, 1997'de 28 Şubat günlerinde başlatılan bir topyekûn faaliyetin eseriydi.

Bu faaliyet RP-FP karşısında merkez sağın DYP ve ANAP'ın birleşmesini talep ediyor, olmadı RP-FP'nin oylarının tırpanlamasını ve onu dışarıda bırakacak bir koalisyon düzenini arzuluyordu. Askerin istediği buydu, medya bu yörüngede operasyon yapıyordu, bir darbe olmamasının önkoşulu, siyasetin normalleşmesi olarak görülüyordu.

Ama her kötü inşaat gibi bu inşaat da çöktü…

Ne yazık aynı garip adımlar bugün de atılıyor…

Hedef ortada: AK Parti'nin oylarının tırpanlanması, AK Parti karşısında merkez ve solun birleştirilmesi, AK Parti'yi dışarıda bırakacak merkez koalisyonları üretecek oy oranlarına ulaşılması…

Çabalar bu yönde…

Perde arkasında aynı “suflör”, asker var…

Yöntemler aynı…

“Merkez medya” günlerdir, adeta bir anda ortaya çıkmışlar gibi liselerde namaz kılan öğrencilerin resimlerini manşet yapıyor, kimi yerel aktörlerin, memurların manasız sözlerini bunlar ülkenin en önemli olaylarıymış gibi manşete taşıyor…

Panik, kutuplaşma, tehlike, kuşatılmışlık fikirleri işleniyor…

Bu ortamda merkez partiler arası siyasetsiz, şekli, nafile evlilikler deneniyor.

CHP, hemen hiçbir oy potansiyeli olmayan DSP'yi kendi şemsiyesinin altına aldı. ANAP ve DYP arasında yaşanan, büyük alkışlarla karşılanan birleşme girişimi bir skandala dönüştü ve başarısızlıkla sonuçlandı. İktidar kavgaları, liste kavgaları derken Çiller ve Yılmaz arasındaki kişisel yarışma bu kez Ağar ve Mumcu arasında ortaya çıktı.

“Suni birleşmelerin erken iflası”, tepeden yapılan, siyaseti ikame etmesi beklenen “vitrin manevraları”nın bugün artık hiçbir anlam taşımadığını göstermektedir.

Ortada: DYP (DP) ve ANAP'ın nişan bozan gençler gibi davranması her iki partiyi de şimdiden sarstı. ANAP'tan milletvekili ve yönetim istifalarını, bu kez DP'den gelen istifalar izlemeye başladı. Örneğin Mehmet Ali Bayar, Deniz Ülke Arıboğan milletvekili adaylıklarını geri çektiler. Mesut Yılmaz merkez sağ projesinin çöktüğünü tescil ederek Rize'den bağımsız aday oldu.

28 Şubat günlerinde bu tür gelişmelere yakından ve içeriden tanıklık etmiş olan Aydın Menderes şöyle yorumluyor bu durumu:

“DYP ve Anavatan, millî iradenin önünü kesmek için biraraya getirildi. Milli iradenin işleyişini durdurmak için birlikte Meclis'e girmeyerek büyük yanlış yaptılar. Yaptıkları yanlış onları takip etti…”

Oyun bu kez daha erken bozulmaya başladı…

Umarız tümüyle bozulur, Türkiye'yi yeniden uzun yıllar sürecek bir istikrarsızlık ve askeri vesayet dönemine sokacak siyasi mühendislik girişimleri sonuçsuz kalır ve siyaset-toplum ilişkileri doğal dengesine oturur.
Ali Bayramoğlu
alibayramoglu@tnn.net