|
Dünyada
sanayileşen ülkelerin atmosfere saldıkları sera etkisi yapan
gazlar küresel ısınmanın başlıca sebebi olarak görülüyor.
Gelecek nesillere daha iyi bir dünya bırakabilmek amacıyla, artan
enerji ihtiyacını karşılamak için alternatif yakıt kaynakları,
yeni teknolojiler, çevreye zarar vermeyen sistemler araştırılıyor.
Kömür, petrol gibi fosil yakıtların ve nükleer enerji yerini
yenilenebilir enerji kaynaklarının alması amaçlanıyor.
Ülkemizin üç tarafı denizle çevrili ve deniz kıyılarına kurulan
bir sistemle dalgalardan enerji üretilebilir. Neden bunu
denemiyoruz? İkinci olarak İstanbul Boğazı’nda dip akıntı hızı
20m/s’yi buluyor. Buraya su altı türbinleri konularak enerji
üretmemiz mümkün.
Boğazlarımızdaki geniş alanda kurulucak mini türibinler deniz
canlılarının hayatını ve göçünü asla etkilemeyecektir.
Ülkemizde moda olan muhalefet duygusu nedeniyle buna karşı
çıkanlar olacaktır, lakin İstanbul ve Marmara bölgesine enerji
veren santraller malesef petrol türü ve doğal gaz yakıtları
kullanmaktadır, bu yakıtların çevreye verdiği zehirli zararlar 1.
Derece kanser sebepleri arasında sayılmaktadır, Kanser olan sadece
insanlar değil çevre ve tabiatta kendi yapısı gereği kanser
olmaktadır.
Günlük hayatımızda teneffüs etmekte olduğumuz her metreküp havada
milyonlarca olumsuz gaz vardır, bunların tamamı petrol sınıfı
gazlardır, ayrıca hayatımızı kuşatan radyo ve ultraviyole ışınları
yayan teknolojik araçlar (telefon,lamba,bilgisayar) gibi unsurlar
hayatımızı moloküler açıdan etkilemekte, vucudumuzda Fizyon ve
Füzyon kanunu gereği etkileşimlere sebep olarak, başta Kanser ve
türevleri rahatsızlıklara,ölümlere sebep olamaktadır.
Ülkemiz güneşli gün sayısı bakımından pek çok Avrupa ülkesinden
iyi durumda, İspanya'nın uyguladığı gibi güneş enerjisinden
yararlanılabilir. Örneğin çok güneşli yerlere estetik tasarımlı
güneş pilleri konulabilir.Her evin çatısına güneş pili şart
koşulup, evin tüketiminden fazla elektrik üretiliyorsa devlete
evimizden ürettiğimiz enerjiyi satabiliriz. Nükleer enerji
konusunda ise siyasi liderlerimiz 'Avrupa'da herkes kullanıyor
bizim ne farkımız var?' diyorlar. Farkımız daha hidroelektrik
potansiyelimizin sadece %30’unu kullanıyor olmamız.
Hayatta herşey enerjiye bağlı. Enerjisiz olmaz. Bu bağımlılığımız
enerji kaynaklarına sahip olan güçlere esaretimizi de beraberinde
getiriyor. Şimdilik sahip olduğumuz enerji kaynağı dünyanın
imkanlarını savurganca kullandık. Kullanmaya da devam ediyoruz.
Enerjide Dünyanın yaşayacağı önemli bir tehlike ırk, dil, din,
ülke ve coğrafya tanımayacaktır. Bu kaynakları kullananlar olarak
uluslararası işbirliğine, yaptırımlarla desteklenmiş eylem
planlarına, dünya kamuoyunun duyarlılığına acilen ihtiyaç vardır.
Dünya hepimizin.
Ekonomi, sonsuz insan ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kullanılan
kıt kaynaklarların idaresidir. İnsan ihtiyaçları sonsuz olamaz,
değildir de zaten. İnsanın sonsuz istekleri onu insan olmaktan
çıkartır. Herşeyi isteyen kişi açgözlüdür, bencildir. Dünyadaki
herşeyin sınırlı miktarlarda olduğu, kıt olduğu zaten biliniyor.
Bilim insanları bizi uyardıkça silindir sayısı abartılmış, kişisel
araçlar daha popüler oldu. Şehir merkezinde arazi aracı ile
gezenleri ayıplamak yerine onlardan biri olmayı tercih etmek bizi
bu noktaya getirdi. Sanayi Devrimleri ile öyle bir hale geldik ki.
Hiç ihtiyaç duymadığımız halde ileri teknoloji ürünü eşyalarımız
olmaya başladı. Astronot giysilerinde kullanılan malzemelerden
yapılmış eşofmanlarımız, uzay aracı yüzeyinin kaplandığı teflondan
tavalarımız oldu. Dedelerimizden 4 kat daha zengin ve lüks
hayatımız olmasına rağmen 4 kat mutlu olamadık. Daha kötüsü 4 kat
daha sağlıksız olduk. Şimdilerde ise bu dolu dizgin gidişin
durmasından korkuyoruz. Hatta durdurmamak için daha da büyük
tehlikelere, nükleer enerjiye kapı açıp buna muhtaç olduğumuza
kendimizi inandırmaya çalışıyoruz.
Fosil yakıtların kullanıldığı tesislerin yarattığı kirliliğin
örneklerini gördük, görmeye devam ediyoruz. Bir an önce temiz
enerji kaynakları kullanımına başlanmalı. Türkiye bu açıdan zengin
bir ülke.
|