Fatih'in Tarihi Envanterinin başına gelenler

Sekizbin Yıllık Tarihi suriçi ve bünyesindeki anıt eserler Kimlerin insafına kaldı?

Fatih'in Tarihi Envanterinin başına gelenler
08 Temmuz 2014 - 04:55

Atalarımızın genelde koruyarak 20 yy. getirdiği Roma, Bizans, Osmanlı eserleri 1940'lardan itibaren yoğun talana maruz kalarak çoğunluğu yok olmuş, Kalan birkaç eser ise yoğun rant ve cehalet baskısı ile aslınla alakası olmayan şekilde, Modern ihtiyaçlara göre restore ediliyor.

 

Bu tarih katliamının son kurbanı Tekfur sarayı oldu. 2002 yılından itibaren restorasyonu ağır-aksak devam eden yapı restorasyonunda son rütuşlar yapılıyor.

Bina ortaçağ yapısından çok, Gümüzde imitasyonu yapılan modern turistik tesis mantığı ile adeta yenilemeye tabi tutulduğunu görüyoruz. 

Ülkemizin ve ilgili batı kuruluşlarının sitem ettiği uygulamalardan dönüş yapmayı düşünen olmadı. Ve yakında Tekfur Palace olarak hizmete girecek olursa şaşmayacağız.



 

Yapı hakkında envanter bilgisi hakkında tıklayınız: 

 

Bir Bizans sarayı "ehli" ellerce nasıl yok edilir?

 

Prof.Dr. Engin Akyürek TAYHaber'de yer alan yazısında soruyor: Bir Bizans Sarayı "ehli" ellerce nasıl yok edilir? Yanıt: Tamamlanarak. Akyürek'in yazısı şöyle:

 

Bizans İmparatorluk Sarayı 12. yüzyıldan itibaren Edirnekapı’nın kuzey tarafında yer alan Blakhernai Sarayı’na taşınmış, imparatorluk buradan yönetilmiştir. Halk arasında Tekfur Sarayı olarak bilinen yapı, bu saray kompleksinin güney ucundaki birimdir. Saray kompleksinin diğer birimleri büyük ölçüde yok olmuş, yalnızca bu yapı günümüze kadar ulaşabilmiştir.

 

Konstantinopolis’in Osmanlılar tarafından ele geçirilmesinin ardından çeşitli amaçlarla kullanılmış olan yapı, 18. yüzyılda çini imalathanesi, 19. yüzyılda ise cam imalathanesi olarak kullanılmıştır. 1864 yangınında büyük zarar gören yapı 20. yüzyıl ortalarında çeşitli onarımlar geçirmiş, avluya açılan kemerleri taşıyan situnlar yenilenmiştir.

 

1970 yılında Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne bağlanarak bir ‘müze’ sıfatı kazanmıştır.Theodosius surlarına bitişik olarak inşa edilmiş olan yapı, dikdörtgen planlı, üç katlı bir binadır. Giriş katı dört kemerli bir açıklıkla doğrudan kuzey tarafındaki avluya açılmaktadır. Zemin katta bulunan üç sıra sütun, birinci katın tonozlarını taşımaktaydı. İkinci kat zemini ise olasılıkla ahşaptandı. İkinci kat dört duvarındaki pencereler ve güney doğu köşesinde konsollara oturan büyük balkonu ile kentin ve Haliç’in güzel manzarasına hakim bir mekandı. Ayrıca bu katın güney duvarında bir çıkma üzerine oturmuş küçük bir şapel yer almaktaydı. Yapının iç kızmında bir merdiven izi görülmediğinden, üst kata olasılıkla batı tarafında yer alan rampadan ulaşılmaktaydı.

 

Bizans sivil mimarisinin İstanbulda ayakta kalabilmiş tek örneği olması bakımından Tekfur Sarayı’nın mimarlık tarihinde özel bir yeri vardır: avluya bakan kuzey cephesinin bezemesi, yapının giriş katının üst katlarla bağlantısının olmaması ve tamamen avluya açılıyor olması, iç duvarlardaki nişler, konsollar üzerine oturan balkonu ve özellikle de bir çıkma üzerine inşa edilmiş minik şapeli ile eşsiz bir örnektir. Bu şapel, ancak bir kişinin içine girip ibadet edebileceği boyutlarda bir ‘özel ibadethane’dir. Şapeli örten küçük kubbenin yarısı dışarı taşkın, çıkmanın üzerinde durmaktadır. Doğu tarafındaki apsisi ise yine bir küçük yarım kubbe ile örtülmüştür. Bu kişisel şapel eşsiz bir örnektir.

 

Bizans saray mimarisi konusunda önemli bir bilgi kaynağ da olan bu çok değerli yapının başına ne yazık ki ‘restorasyon felaketi’ geldi. İnşaat alanına konulan tabeladaki başlık, bu felaketi tanımlamaktadır: “Tekfur Sarayı Tamamlama İnşaatı”!

 

Tamamlama sözcüğü işin ne menem bir şey olduğunu gösteriyor. Sadece dört beden duvarı kalmış olan yapı, mevcut haliyle konsolide edilip korunmak yerine tamamlanıyorsa, özgün niteliği yok olacak demektir. Nitekim öyle de oldu. 



 

1. Zemin kata yeni sütunlar dikildi ve duvarlardaki izleri dışında hiçbir kalıntısı bulunmayan kat tonozları tamamlandı, avluya açılan giriş katından yeni imalat birinci kata çıkan, orijinalde olmayan bir merdiven konuldu.



 

2. Bütün pencereler orijinal biçimleri bilinmemesine karşın tamamlandı, çift camlı pencere kanatları takıldı. Bunlar sadece malzeme olarak değil, görünüm itibarıyla da modern pencerelerdir.

 

Pencere üzerlerindeki süs keramikleri yeni üretim olarak tamamlandı. Üst katta nedense ‘tamamlanmadan bırakılan’ balkona açılan kapı ise, duvardan çıkan konsollara açılan anlamsız bir kapı olarak ‘tamamlanmıştır’.



 

3. Şapel dışarıdan algılanmayacak biçimde tamamlandı. ‘Tamamlama’ operasyonu öncesinde şapelin harika mimarisi dışarıdan bakıldığında kolayca algılanabiliyorken, artık bu görüntü fotoğraflarda kaldı.

 

Şimdi şapel bina duvarına asılmış bir kutu gibi duruyor. İşin en vahimi de şapelin kubbesi artık algılanamıyor, çünkü orijinalinde olmayan bir biçimde kırma çatı ile örtülmüş. Üstelik kırma çatı kubbeciğin üzerindeki kemeri de hiç dikkate almadan yerleştirilmiş, kemerin sadece uç kısımları görünür kalmış.



 

4. Ve son olarak da yapının elektrik, havalandırma vs. gibi tesisatı yapılmakta. Yapıya son darbeyi de vurmak üzere getirilen çok sayıda büyük boy klima cihazı, yapının tasarlanan işlevi konusunda da bir fikir veriyor.



Çatısı örtülüp, kat tonozları tamamlandığına, pencereler çift cam olarak yenilendiğine, avlu tamamen ahşap bir zeminle (olasılıkla altına beton bir zemin de atılmıştır) kaplandığına, ve çok sayıda klima da konulacağına göre, restoran olarak da kullanılabilir. 



Büyük ölçüde baştan yapılan (‘tamamlanan’) ve modern kullanıma uygun olarak modern tesisatla donatılan bu yapı, artık bir 12. yüzyıl Bizans sarayı kalıntısı olmaktan çıkmış, bu önemli yapının mimari bütünlüğü ve özgünlüğü bozulmuş, estetik değerinin algılanabilme olanağı kalmamıştır. Yapıda ve avlusunda bilimsel bir kazı çalışması ve belgeleme yapılmadığı için ne yazık ki bu çok değerli tarih yok olmuştur. Bütün bunlar da bir ‘bilim heyeti’nin öneri ve onayı ile yapılmıştır.

 

Kaynak : 

http://walkingistanbul.com/IstanbulDetay.aspx?cm=96#sthash.HaquJpoJ.dpuf

 

Restorasyonda Sovyetik Salvolara Devam: "İtinayla Saray Tamamlanır"

Blakernai Saray Kompleksi'nden günümüze kalan tek saray olan Tekfur Saray'ında yapılan restorasyona uzmanlardan tepki var. Çatısı yeniden inşa edilen sarayın restorasyonu için uzmanlar "Sıradan inşaat mantığı" diyor.

http://www.arkitera.com/haber/18275

http://www.envanter.gov.tr/anit/smo/detay/14795
Bu haber 8595 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum