.

Emre Arolat’ın, 29 Mayıs 2013 tarihinde Şirin Payzın’ın konuğu olduğu 360 derece programında, 3. köprü ve Taksim Yayalaştırma Projesi üzerine konuşuldu.

“Kenti doğrudan ilgilendiren bu kadar önemli meselelerin, sadece kendisi üzerinden tartışılması yanlış. Kent bir tür organizma. Bu organizmanın bütününe ilişkin olarak yapılmış herhangi bir planlama, geleceğe yönelik bir takım kararlar ve bu kararların birbirlerini kuvvetlendiren bir şekilde bir tür sürekliliği olmadığı sürece herhangi bir projeyi tek başına konuşmak çok doğru değil.”

“Sadece köprünün belirli bir trafik rahatlaması getirecek olduğu için yapımına karar vermek, yanındaki pekçok şeyi unutarak karar vermek doğru değil. Bunun dışında bir başka konu daha var; bu tür kararların çok ciddi kentsel tasarım unsurlarının yanyana getirilmesiyle alınması lazım. Kapalı kapılar arkasında yapılmış bir takım planlamalarla değil, çok daha şeffaf uzmanların çok daha katılımcı bir süreçte biraraya gelerek hazırladıkları birtakım planlamaların parçası olmalı bu tür radikal projeler. Bu radikal bir proje. bu yüzden bu projeye doğrudur veya yanlıştır demek için, aslında kentin genel stratejilerinin üzerinden bir karar vermek gerekir ki maalesef esas problem galiba böyle bir stratejinin kağıt üzerinde veya akıllarımızda pek fazla olmaması.”

 

 

“Yapılan her türlü bu anlamdaki büyük müdahale kentin bütününe ait olan bir tahayyülün, planlamanın ve tasavvurun bir parçası ve bir tamamlayıcısıdır. Gelişkin ülkelerde kentin daha çok sahiplenildiği, çok daha fazla ‘kentli’ dediğimiz insanların kent hakkında karar verirken herhangi bir yönetim birimine çok daha fazla müdahil olduğu ve aslında daha fazla da söz söylediği durumlar söz konusu. Kentlilik bilinci diye, kente sahip çıkma durumu diye bir tür otomatikleşmiş bir kullanıcı refleksi var. Türkiye’deki, İstanbul’daki bu kullanıcı refleksinin çok da yeterli olduğunu düşünmüyorum. Reaksiyonu gösterenler haddinden de fazla belki tepki gösteriyorlar ve çok yoruluyorlar ama bunun binlerle değil, milyonlarca ölçülebilen bir sayıya gelmesi lazım ki gerçekten etkin olsun, bir yeri olsun.”

“İstanbul’un bugünkü yönetimin ve pekçok insanın da kabul ettiği bir yoksunluğu var. İstanbul şu anda içinde yürünebilen bir kent değil yani bugün siz Taksim’den Maslak’a kadar çok az bir kot farkıyla yürüyebilecekken, bugün bir deneseniz Taksim’den çıkıp hadi bilemediniz Şişli’ye ulaştınız ama ezilme tehlikesi sonra egzos gazı problemi falan derken böyle bir yürüyüş güzergahı yok. Aslında bugün Taksim’de yapılan düzenlemenin bu türden bir yayalaştırma projesi olarak bakıldığında belki çok da doğru tarafları var. Bugün ortada olan projenin ben dahil ne olduğunu tam olarak bilen yok çevremde ama ilk aşamada bir tür yayalaştırma projesi olarak gözüküyor. Bir tür kent meydanı, toplaşma alanı yaratmak üzere böyle bir yayalaştırma çok masum gözüküyor ama bunun bir ötesinde, yayalaştırma tahayyülünün gerisinde kalan yani onu yapabilmek için ortaya koyduğunuz tasarım kriterlerine kentin geri kalan bölgeleriyle baktığınızda hakikaten çok zor bir proje; yani bir-iki günde değil, bir yılda rahatlıkla çözülebilecek bir proje değil. Çünkü, bu organizmanın sadece Taksim’e bakarak kararını veremezsiniz. Bu çok daha geniş bir organizma ve birbirini çok etkileyen konular. Kent birbirine bağlıdır ve adalardan oluşmaz. Hep bu bağlılık üzerinden kendisini var eder. Bu da bir tür süreklilik ifade eder. Hem tarihsel, hem fiziksel bağlamda kentin sürekliliği, kentin hafızası, kentin bu anlamda bir varoluş biçimi olmalıdır. Önce İstanbul’un bütünü üzerinden düşünmeli..”

“Aslında gerçekten bu projelerin içinde bazı noktalarında gereklilikler ve doğruluklar olabilir. Siz eğer kentin geleceğe yönelik olarak planlamasını yaptığınızda 3. köprü, 3. havalimanı veya çevreyolunu kuzeyden geçirerek böyle bir durumu ortaya koymuşsanız ve bununla ilgili yeterli önlem almışsanız, bu yapılanların çok önemli bir problemi olmaz. Ama eğer siz tam tersine, İstanbul gibi koskoca bir kenti kuzeye doğru değil de doğu-batı ekseninde genişletmek gibi bir ana tahayyülle yola çıktıysanız, o zaman tabii ki kuzeye yapılan bütün bu yatırımlar problemli yatırımlardır. bu noktada herkes çok iyi biliyor ki, kuzeydeki orman bölgesinin bu tür yatırımlarla, geçişlerle, bugün by-pass gibi gözüken ama yarın için ne olacağını tahmin etmenin çok da akıl yürütmeye gerek olmadığı bu tür projelerle o ormanın tehdit edildiği kesindir. Bunu anlamak için çok da şehirci olmaya gerek olduğunu düşünmüyorum. Neye rağmen veya ne uğruna yapılıyor? Çok abartarak, ütopik birşey söylüyorum; kesinlikle ağacı olmayan ya da bütün ormanları yeniden yapılan bir kent hayal edebilirsiniz. Mevcut ormanların değil artık bütün ormanların eskidiğini düşünerek yeni orman alanları yaratabilirsiniz. Sizin böyle bir kent planlamanız olabilir. Varsa buna bakmak lazım ama yoksa mevcut ormanlara bu kadar tehdit teşkil edebilecek bir yerleşim-ulaşım senaryosunu ne uğruna yaptığınızı iyice tartışmanız lazım. Ben bu projelere noktasal bakarak değerlendirmeyi çok sakıncalı buluyorum. Karşı olma durumunu biraz daha bağlamsal, kentin tümüne yönelik olarak kurulmuş argümanlarla desteklemek, bütün bunları bu anlamda bilimsellik adına netleştirmeli. Ancak böyle bir durum sonucunda, kuzeye yapılan bu yatırım silsilesinin doğruluğuna veya yanlışlığına karar verilebilir. ”



http://www.youtube.com/watch?v=OEPW42b0Ff8&feature=youtu.be

 

 

 

YORUMLAR:--------------------------------------------------------------------------------

Haber, Yorum, Resim göndermek için İrtibat: fatihten@gmail.com