.

 

Fatihte tarihin yok edilmesine devam ediliyor

İlçemizde her sokak başında bulunan binlerce tarihi eser, on binlerce tarih abidesi kabristanlarımız tahrip edilerek yok ediliyor. Bu katliam yapılırken belediyemiz sorumluluk hissetmiyor

Başlarken
İstanbul tarihî bir kazan, biz de geçmişi arayan bir kepçe, adım adım dolaştığımız şehirde korkunç bir ‘yıkım’la göz göze geldik .
Neslişah mahallemizdeki bu tarihi kabristan Fatih belediyesi tarafından sağlık dispanseri yapılacak diye tabelası olmasına rağmen yıllardır her türlü tahrifata açık şekilde kaderine terk edilmiş, Etrafında koruma önlemi alınmayan tarihi kabristan çocukların oyun alanı olmuş, her gün yeni bir mezar taşı kırılıp hayatımızdan çıkarılıyor.

İSTANBUL'U FETH EDEN ŞAHİTLERİN MEZARLARI YOK EDİLİYOR (TIKLAYINIZ)

Bu şehri gezenler Türkler burada 500 yıldır yaşıyor diyebilirler mi acaba, Bir Mimar Sinan olmasaydı yeni nesillere ne gösterecektik acaba?
ikibin yıllık Bizans eserleri varlıklarını korurken Türk İslam eserlerinin yok olması ve adeta ihanete uğramasına anlam veremiyorum, Belediyelerimizin ve kültür bakanlığımızın bu tahribata sessiz kalması ise ayrı bir facia.

Tarihî eserlere karşı müthiş bir vurdumduymazlıkla karşılaştık
Binlerce eser kaybolup giderken, yüzlercesi de yok olma tehlikesi ile karşı karşıya Çeşmeler mezbelelik, camiler kayıp, medreseler otopark, tekkeler araba yıkama istasyonları haline dönüştürülürken; restorasyon sırasında kitabeler, kabir taşları balyozlarla kırılıp, kimsenin bilmediği meçhul bir noktaya taşınıyor
Bu içler acısı durumu belgeledik ve Türkiye’nin ünlü tarih profesörü İlber Ortaylı ile konuyu enine boyuna konuştuk
Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof Dr İlber Ortaylı’ya karşı karşıya kaldığımız ‘yıkım’ın izlerini fotoğrafları ile gösterdik Bu konudaki bilgilerine başvurduk Sur-ı Sultani düzenlemesinde Kültür ve Turizm Bakanımız Ertuğrul Günay’a içler acısı durumu hatırlattık


Karaköy Mescidi; Fatih Sultan Mehmet döneminde tekke olarak inşa edildi Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından camiye çevrilen yapı, Galata Köprüsü’nün girişindeki bu alana kuruluydu Sekizgen yapı, Şam’daki ünlü Ümeyye Camii’ni andırıyordu

İmar masallarıyla yerinden sökülen Karaköy Mescidi; Kınalı Ada’ya kurulmak için taşındı Ancak; mescidin taşları Heybeliada iskelesine harç yapıldı Kayıp tarihin sembolü haline gelen şaheserin içindeki halı, avize, seccade ve levhalar bir bir yok edildi

PROF DR İLBER ORTAYLI’DAN TARİHÎ ESER KIYIMINA TEPKİ:
BU YAĞMAYI DURDURUN!

“Tarihî mirasımızın canına okuyorlar Sistematik olarak tahrip edilen Osmanlı eserleri, meçhul istikametlere doğru yol alıyor Bu ihmal görüntüleri insanı çıldırtıyor”

Yılların ihmalini masaya yatırıyoruz Bu çalışmamızı yaparken de Türkiye’nin önde gelen tarih simalarından Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof Dr İlber Ortaylı ile yola çıkıyoruz Tahribat konusundaki çelişkili bilgilere ateş püsküren Prof Dr İlber Ortaylı, uzuuun sohbetimize şu cümlelerle başlıyor: “Tarihî eserler konusundaki duyarlılığınız için sizi tebrik ederim Yaptığınız çalışma bu ülke için çok önemli Bu görüntüler içimizi burkuyor ve insanı çıldırtıyor Önce kendi kendimize sormamız lazım: ‘Ne tahrip ediliyor? ‘Birileri Bizans tahrip ediliyor’ diyor ‘Hayır sistematik olarak tahrip edilen Osmanlı eserleri!’ Restorasyon yapanlar bu işi bilinçli mi yapıyor? Canına okuyorlar tarihî eserlerin Her tadilatta, restorede kıymetli taşlar yok oluyor Bu eserleri numaralayan ve listesini çıkaran yok Eserlerimiz meçhul istikametlere gidiyor”

BURJUVAZİ ÇALIYOR
Ortaylı, “İşin kötü tarafı Türk burjuvazisi eski eser toplamaya başladı Bu bir felaket Burjuvazi korkunç bir şekilde eser peşinde koşuyor Üsküdar’daki soygunda birileri yakalandı Ama halen yakalanamayanlar da var Bunun takibi yapılmalı Programlanmış olarak bir ‘yıkım’ ve ‘yağma’lama mevcut Türkiye’nin kültürel mirasına düşmanlık yapılıyor Birileri Türk tarihini yağmalıyor Bizim gençlerimiz de kendini yetiştirmiyor Bir kahve kültürü aldı başını gidiyor” diyor Prof Dr İlber Ortaylı’ya restore edilen tarihî eserlerin fotoğraflarını gösterip, yapılan ‘tahribat’a dikkat çekti

RESTORASYON KIYIMI
Ortaylı, restorasyon adı altında yapılan bazı komediler hakkında ise şunları ifade ediyor: “Anıtlar Kurulu bu tahribatın farkında mı? Bir iş ve düzenleme yapılacaksa buna göre mühendis, dekoratör falan tutulur Vakıf mühendislerimiz vardı ne oldu? Kurul vardı! Yenilenmesi daha kötü oluyor Restorasyonda fiilen çalışanlar genellikle bilgisiz insanlar Bazı hallerde eserler tahribata uğratılıyor Bıraksınlar kendi halinde kalsın Restorasyon başladığı zaman kitabeler, kabir taşları çalınıyor Her hazirede olduğu gibi değerli olan taşlar bir yerlere gidiyor Şehzadebaşı’na gidin oradaki taşlar bir hizada üstünkörü dizilmiş Bu eserlerin orijinal bir duruşu var Neredeler şimdi yok! Zaten taşların bir çoğu da kayıp, restore eden müteahhitler eserleri kırıyorlar ve zarar veriyorlar Bir yer restore edildiği zaman zarar veriliyor Çünkü bu işi yapanlar bilinçli davranıyor”

ORGAN MAFYASI GİBİ
Tarihî eserlere yapılan restorasyonlarda ‘vurdumduymazlık’ görüntüsünün sergilendiğine dikkati çeken Prof Ortaylı, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Anıtlar Kurulu bu tahribatın farkında mı? Zaten oradaki taşların envanteri yok Var diyen de yalan söyler Elde kayıt olmayınca eserler kayboluyor Tadilat için verildiğine dair bir ön rapor bile yok Dağınık duran eserler, taşlar dikilmiş bir yerlere toplanıyor Büyük bir kısmı yok Kitabeleri, kabir taşlarını ve diğer eserleri balyozlara parçalamalarının sebebi taşımak Eserleri küçük parçalar halinde götürmeye çalışıyorlar Kırmalarının başka bir nedeni olamaz Hani organ nakli çıkarıldığında herkes sevindi Artık göz nakli yapılabiliyor dendi Sonra anında çocuklar ortadan kaybolmaya başladı Buna benziyor”

KIYIMIN SEMBOLÜ: KARAKÖY MESCİDİ


Bir varmış
Fatih Sultan Mehmed döneminde tekke olarak yapılan ve Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından camiye çevrilen Karaköy Mescidi, Galata Köprüsü’nün girişinde Halil Ağa ve Kemankeş sokakları arasında kalan geniş bir alana kuruluydu Sekizgen planlı yapı, Şam’daki Ümeyye Camii’ni andırıyordu

Bir yokmuş
“Yıldırım Yıkım Harekâtı”yla yerinden sökülen koca caminin bütün taşları numaralandırılarak Kınalıada’ya kurulmak için taşındı Ancak biblo gibi özelliklere sahip Karaköy Mescidi’nin tuğlaları Heybeliada Vapur İskelesi’nin duvarlarına harç oldu Çok değerli minber, çini, halı, avize, seccade ve levhaları ise çalındı

Fatih’in yadigârı koca mescid BUHARLAŞTI!

Şaheserlerimiz çeşitli bahanelerle bilinmeyen eller tarafından tek tek yok ediliyor Karaköy Mescidi imâr masallarıyla bir günde âdeta uçtu gitti!

Bugünlerde kepçe, kazma, balyoz süren ‘yeni imar plan’ının hikâyesi 1938’li yıllara ve sonrasına dayanıyor 1938 ile 1950’lerin ‘Avrupa yatkını çağdaş mimarı’ Henry Prost ve Fahrettin Kerim’in hayaliydi bu yıkımlar Bir zamanlar Rumelihisarı’nın içindeki Molla Fenari Camii ve Külliyesi’ni ‘Roma’ usulü amfiye çevirenler, daha sonra aynı sistemi Yenikapı surlarında denemekten çekinmedi Sistematik bir şekilde medreseler, camiler, çeşmeler göz önünden beşer-onar kaybolmaya başladı Karaköy’de meydanın doğusunda Halil Ağa ve Kemankeş sokaklarının arasında kalan yapı adasının caddeye bakan kesiminde bulunan küçük mescit mimarlara parmak ısırtacak bir eserdi Ancak şehirleşme naraları atılarak yapılan istimlak safsatasında, tarihle bağları kopartılırcasına bu mescit ve binlercesi kökünden söküldü

MESCİDİN TESCİLİ VARDI
Merzifonlu Vakfı’na bağlı olan Karaköy Mescidi daha sonraları ‘tadilat’ yalanıyla İtalyan mimar Raimonda D’aronco tarafından kurcalandı 1908’de buradaki imaret hakkında kayıtlar tutuldu Altında iki dükkan bulunan ve ilginç mimarisiyle dikkat çeken bu cami, Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivindeki dosyasında kayıt altındaydı İşte kayıt notları: “Halil Ağa Sokağı’ndaki 11 nolu küçük parsel dışında yalnız yapının taşıyıcı sistemin oturduğu bir kolon ölçüsünde, beş menik parsel, mescide ait görülmektedir Mescide, Halil Ağa sokağı’ndan girilmekte ‘L’ biçiminde bir merdivenle ulaşılmaktadır Cami mekânı sekizgen planla, küçük bir kubbeyle örtülüdür 4 santimetre kalınlığında cilalı mermer kaplı ve köşeleri yaldızlı bronzla kaplı sekizgen kitlenin her yüzünde ortadaki daha uzun olmak üzere 3’lü pencere grubu vardı Minare mescidin batı köşesinde arsanın öne doğru çıktığı caddeye bakan noktada bulunmaktaydı Sekizgen köşeli minaresi iri ve Şam’daki Ümeyye Camii’ni andıran dikkat çekici bir mimari üslup taşıyordu” şeklinde kaydedilmiştir

PROF DELEON’UN ÇABALARI
Meydan düzenlenirken bu tarzdaki caminin yıkılması ve ‘kullanılmasına gerek yok’ ibaresi, ‘aceleciliğin ve tarihe saygısızlığın’ bir göstergesi olarak ortaya çıkmıştır İstimlak ve yıkım için 1958’deki yazışmalar yıkımın sebeplerinden birinin de caminin bir çok eser gibi tescilli olmamasından kaynaklandığına delalet etmiştir Bu delilleri de 1908’deki kayıtla çürümüştür 22 Eylül 1998 gecesi ‘İstanbul’ konulu konferansta Musevi asıllı Prof Dr Jak Deleon, “Bu caminin enkazı ve malzemeleri ne oldu?” diye sorunca komik bir telaş başladı 2005 yılında Deleon hayatını kaybetti Ancak mescid halen bulunamadı Mescidin yerini biz söyleyelim bari: “Kınalıada’ya kurulması için bütün taşları numaralandırılarak taşınan mescidin çok değerli avizesi, halı ve seccadelerine bir daha rastlanmadı Bazı parçaları ada iskelesinde çürümeye terk edildi Caminin tuğlaları Heybeliada Vapur İskelesi’nin duvarlarına harç oldu Biblo gibi özelliklere sahip Karaköy Mescidi günümüzde faili meçhul ‘Kaybolan Cami’ diye anılmaktadır’

BAKAN GÜNAY:
Yılların ihmalini onarıyoruz
Gülhane Parkı’ndaki tescili olmayan binaların yıkımı sırasında Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ile görüşme fırsatı buluyoruz Günay, “Birçok mekanda restorasyon çalışmaları yapılıyor Bazıları da yok olma tehdidiyle karşı karşıya Eserler ilgi bekliyor Bu konuda çalışmalarınız var mı?” şeklindeki sorularımıza şu cevabı veriyor: “İstanbul’da çok sayıda tarihî eser ilgi bekliyor Biz bu geri kalmışlığı ve ihmali ortadan kaldırmaya çalışıyoruz Özel idarenin bir yandan da Büyükşehir Belediyesi’nin kendi projeleri var Vakıflar çalışıyor Bunların sonuçlarını hep beraber göreceğiz Eserlerimizi yaşına ve tarihine layık bir hale getireceğiz”



Edirnekapı ve Eyüp civarındaki tarihî mezarlıklar kimliği meçhul kişiler tarafından talan ediliyor

Kültürel miras, milletlerin hafızasıdır Hafızalarını kaybeden milletler; şahsiyetlerini, geçmişle bağlarını, kısacası kimliklerini kaybederler Mezar taşları ve mezarlıklarımız, geçmişimizle kurduğumuz köprünün en önemli ayaklarından birini meydana getirir ve vazgeçilmez kültür mirasımızdır “Ziyaretgâh” yani “ziyaret edilen yer” anlamına gelen mezar, Türkçe’de makber, kabir, medfun ve merkad olarak da kullanılır Mezara Türkistan’da “Gavr” denilir Bu yüzden “kabir” tabiri buradan gelmektedir Mezarların bir arada bulunduğu yerlere ise hazire, mezarlık veya kabristan denmektedir Kültürümüzde çok önemli bir yere sahip olan ve yerli ve yabancı herkesi etkileyen tarihî kabristanlar, açık hava müzesi gibi güzel taşlarla süslüdür Mezar taşları yalın olduğu gibi çok süslü ve renkli olabiliyor Kişinin sosyal hayattaki konumu, ekonomik durumu mezar taşına yansımaktadır Vefat eden kişinin ekonomik ve sosyal durumu müsaitse; mezar taşı kitâbeleri devrin en namlı şairlerine sipariş edilir, yazısı meşhur hattatlara yazdırılırdı Ortaya bir sanat eseri çıkıverir Osmanlı kabir taşı işçiliği bilhassa Edirne, Bursa ve İstanbul’da en yüksek seviyesine erişti Şimdi bu nâdide eserlerimiz “kendini bilmez eller” tarafından “balyozlarla” yok ediliyor

BALYOZLU GİZLİ ELLER
Mekke’de Cennet’ül Baki kabristanında Eshab-ı Kirâm kabirlerini harap eden ‘gizli el’, sanki Edirnekapı, Eyüp, Karacaahmet’te görevini ‘insafsızca’ sürdürüyordu Bu işi yapanlar ‘ziyaret’i önleyip geçmişle bağları koparmak mı istiyordu? Yoksa gözlerimizin önündeki korkunç kıyım, azgın para kazanma iştahını mı yansıtıyordu? Eğer ahirete göçmüş birinin bu dünyadaki arzularını, mezar taşı ile yansıttığını, geride kalan yakınlarının bu taşı yaptırmak sureti ile israfa düştüğü düşünülüyorsa; ‘bu incelik ve estetikten yoksun, sığ akıl yürütmedir Mezar taşı kitâbesinin ‘ser levhası’ durumundaki Allah’ın baki olduğunu bildiren “Hüve’l Baki” ifadesi ‘ahmak fikre’ cevaptır

İBRET VESİKALARI
Eğer para için yağmalanıyorsa, acilen tedbir alınmalıdır Ecdadımızın, şehirleşme anlayışında, ‘nefessiz yatanla, ayaktaki faniyi’ göz göze getirerek, bıraktığı ‘tesiri’ iyi düşünmelidir Zira camilerde, medreselerde, külliyelerde, mescitlerde, dergâhlarda ve padişah türbelerindeki hazirelere Osmanlı değer vermiştir Şimdi ise bir ‘kimlik’ ve ‘değer’ nispeti taşıyan kabirlerle bağımız, kökünden sökülerek koparılmaya çalışıyor Vatan toprağına şehit olup düşen, ecdadın kemikleri sızlıyor

PROF DR İLBER ORTAYLI
Bırakın taşlar yerinde kalsın
İstanbul’daki mezarlıkların tahribat boyutunu görüştüğümüz Prof Dr İlber Ortaylı, durumun vehametini şu cümlelerle ifade ediyor: “Kabristanlarda gördüğüm manzara çok korkunç Kitabeler, kabir taşları çalınıyor Her hazirede olduğu gibi değerli olan taşlar bir yerlere gidiyor Şehzadebaşı’na gidin oradaki taşlar bir hizada üstünkörü dizilmiş Bu eserlerin orijinal bir duruşu var Neredeler şimdi yok! Bir yer restore edildiği zaman zarar veriliyor Hiçbir şey yapamıyorlarsa bıraksınlar kendi halinde kalsın”

Kabristanlar diriler içindi!
İslam dininin temel kaynaklarındaki düsturlar çerçevesinde konuya bakılırsa; başka milletlerde korkulan, yaklaşılmayan mezarlıklar, özellikle Türk-İslam toplumunda ‘Gufran Bahçeleri’ olmuştur Ölümü hatırlamayı seven ve ölüleri ziyaret eden ecdad, ‘Hayat, hayaldir’ sözüyle dünyanın fani, ölümün vaki olduğu nasihatini kabristanlar ile vermiştir Mezarlıkların tesisinde tefekküründe aciz kaldığımız derin ve ince düşüncelerle hareket etmişler, cüretkâr faniye ders vermek istemişlerdir


Hepsi birer sanat eseri
Müesseseleri, örfleri ve ahlâkları ile İslam’ın mesajı ve inceliklerini iyi kavradığını belli eden Osmanlı toplumu, mezarlıklara da aynı ölçü ve hassasiyetle önem vermiştir Osmanlı’nın bir ihtiyaca cevap veren ‘tefekkür’ yerini özenle yaparak müthiş sanat eserleri ortaya çıkardığı görülmektedir Başka bir ifade ile ecdadımızın sanat eserleri genellikle türlü vazifeler ifâ eden, araştırıldıkça başka derinlikleri keşfedilen çok kıymetli sanat eserleridir Onlar, bir nişan olmaktan öte, ulvi görevleri icrâ etmektedir


Fransız hayran kalmıştı
İstanbul’u adım adım dolaşan ve 19 yüzyılda yaşayan Fransız edebiyatının güçlü kalemlerinden Gerard de Nerval bile Eyüp ve Edirnekapı kabristanlarındaki mânevi havadan duyduğu hazzı dile getirmişti Nerval’ın yazılarında övdüğü Edirnekapı Kabristanı, tarihin silik sayfalarındaki yerini almak üzere! Burada dolaştığımda ise tam bir faciayla karşılaştım
Balyozlarla kırılan kabir taşlarının büyük bir çoğunluğu yerlere boylu boyunca uzanmış, bir zamanlar ‘Amazon’ ormanını andıran sıklıktaki eserlerin yerinde yeller esiyor Edirnekapı ve Eyüb’ü dolaşan yabancı yazar ve seyyahların ‘Bütün güzelliklerin saklandığı mezarşehir’ tâbiri silinip gitmiş Osmanlı Devleti’nin müderrisleri, şeyhülislâmları, âlimleri, edebiyatçıları, devlet adamlarının defn bulunduğu kabristan bozkıra dönüştürülmüştü Düz ve kurak bir araziyi andıran kabristan da tek tük ayakta kalabilen boynu bükük kabir taşları mevcut Yeni mezarlıklar da kısım kısım tarihî kabristanları işgal ediyor Bazı taşlar bir yere sürüklenip, duvar diblerine yığılmış Peki kırılan taşlar ve eserler nereye taşınıyor? Kimler tarafından nasıl değerlendiriliyor?


GÜZELİM MEZARLIKLAR TARLAYA DÖNÜŞMÜŞ
İstanbul’un dört bir yanında kokan tarihin içinde önemli bir yere sahip olan kabristanlar talanla yüz yüze Bir zamanlar sığ ormanlar gibi başı dik ve mağrur duran mezar taşları, bozkırı andıran alanlarda, sağa sola yalpalamış ve yerinden sökülüp çörümeye terk edilmiş



KİTABELER YERLE BİR
Türk-İslam kültürünün sade ve estetik mezar taşı sanatının en önemli bir yanı da yazılan yazılardır Edirnekapı ve Eyüp çevresindeki mezarlıklarda yaptığımız incelemelerde şoke olduk Hepsi birer kitabe olan ecdad yadigârı kabristanlar mezbeleye dönüşmüş Tarihî eser simsarlarının ise taşları birer birer çaldıkları kulaktan kulağa yayılıyor

tarihi mezarlar sökülerek yerlerine asri mezarlar açılmış,eski taşlar ise böyle tahrip edilmiş yavaş yavaş yok olmaları beklenmekte


Osmanlı’nın mirası cami ve külliyelerde yapılan gelişigüzel restorasyonlarda işlenen tarih katliamını kimi zaman duvarları atlayarak, bazen de bina tepelerinden fotoğraflayarak belgeledik

Asâr-ı Âtika Encümeni değiliz elbette (Osmanlı dönemindeki ‘Tarihî Eserleri Koruma Kurumu’) Lâkin son günlerde halk arasında konuşulan ‘kaybolan’ eserler ve tuhaf tâdilatlarla ilgili ihbarlar, o kadar çoğaldı ki, adım adım dolaştığımız İstanbul’da bir katliamla yüzleştik Bir esere restorasyon yapılacağı söylendiğinde, tarihçiler ve halk arasında üzüntü ve panik havası hâsıl oluyor “Yine mi tâdilat? Muhakkak orijinaller gidecek, yerine sahteleri gelecek” söylentisi kulaktan kulağa dolaşıyor Her noktada envanteri olmayan kitâbeler, çiniler, levhalar, kabir taşları, bir çok kıymetli eser bilinmez bir meçhule gidiyor Gelişigüzel vurulan balyozlar ve spatula ile kazınan kitâbeler beşiğinden sökülüyor

HABER İÇİN CAMBAZLIK YAPTIK
Bu korkunç gerçeği bir kaç restorasyonda kilitli kapılara inat, duvarlardan atlayıp, yüksek binalara çıkıp, kuş bakışı görüntülemeyi başardık Lâleli Camii ve Dülgerzâde Camii yanındaki Fatih Külliyesi’nde isimsiz bir talanın acı tablosunu karelerimize sığdırdık Dülgerzade Ahmed Şemsi Efendi Camii, yıkılmaya terkedilmiş çeşmesine sırt vermiş bekliyordu Bir zamanlar Fevzipaşa Caddesi’ni vuran “Yıldırım Yıkma Harekâtı”ndan, halkın tepki göstermesi sonucu kurtulmuş Dülgerzade Camii’nin yanında bulunan “30’lu medrese” diye tabir edilen tarihi öğretim yuvası, “Türk İslam asrı olacak denilen, 21 yüzyılda”, hem de İstanbul Büyükşehir Belediye Sarayı’nın dibinde balyoz darbelerine maruz kalıyor

KÜLLİYE NEREYE TAŞINIYOR?
“Göz görmeyince gönül katlanır!” atasözüne uygun olarak kilitli kapılar ardındaki cinayeti belgeliyoruz Fatih Külliyesi’ne dışarıdan bakınca medresede hummalı bir çalışma yapılıyor İçeride güvenlik görevlileri de var Önce “yassaah!” diye dipsiz bir ses Zoraki görüntülemeye durunca meçhul ses birden kayboluyor Yüksek duvarları ve işlemeli pencerelerinden içeriyi tam olarak tespit edemeyince, yüksek duvarları aşmaya çalışıyoruz Bunu da başaramayınca külliyeye komşu bir yapıdan, kuşbakışı fotoğraf çekmeye başlıyoruz Avluya rasgele atılmış işlemeli kazanlar bizi şaşırtıyor Balyozla parçalanan kitâbenin ve kabir taşlarının bir köşeye fütursuzca yığıldığını belgeliyoruz En acısı ise bir kaç darbeye maruz kalan büyük kitâbenin, her nedense parça parça edilerek istif edilmesi, “Külliye bir yere mi taşınıyor?” sorusunu akla getiriyor

GEÇMİŞ SIVAYLA ÖRTÜLÜYOR!
Laleli Camii’nde de restorasyon çalışmaları yapılıyor Ancak bu çalışmalar neye istinaden yapılıyorsa, kabir taşları yerlerinden sökülüp, bir kenara istiflenmiş Cami avlusundaki kabristanın olduğu alan ardiyeye dönmüş Tâdilatın yapıldığı kısımlarda taban kalebodurla döşenmiş Bu görüntüleri, Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü ünlü tarihçi Prof Dr İlber Ortaylı’ya verdiğimiz brifingte gösterdiğimizde, “Yazık Çok yazık!” tepkisini almıştık Prof Ortaylı, “Resimlere bakınca fark ettim Duvarlar sıvalanmış ve sarı bir boya atılıyor Geçmişin üstü örtülüyor Bu çalışma Anıtlar Kurulu ya da Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından takip ediliyor mu acaba?” sorusunu yöneltiyor Caminin şadırvanı ise molozlar arasından çaresizce bir “yardım eli bekliyor” Eli balyozlu işçiler bize fütursuzca poz verirken, “Abi buraya girmek yasak, sen nasıl girdin ki!” demeyi ihmal etmiyor Tepki çekmemek için “Turistim, turist!” deyip geçiştiriyoruz İşçiler bilinçsiz bir şekilde şadırvanın etrafındaki eski taşları balyozlarıyla kırarken, cami haziresinin taşları ve duvarlardan çıkan kalıntılar avluya gelişi güzel yığılmış Her nedense boynu bükük kırıntılar biz açana kadar, “Görülmesin” diye üzeri kalın naylon bir örtü ile kapatılmış Harap olmuş tarih kimden saklanıyor?


Balyoz darbeleri tarihe vuruldu
Laleli Camii’nin o nadide şadırvanı, molozlar arasından çaresizce bir ‘yardım eli bekliyor!’ Eli balyozlu işçiler bize fütursuzca poz verirken, “Abi buraya girmek yasak, sen nasıl girdin ki!” demeyi ihmal etmiyor Tepki çekmemek için “Turistim, turist!” deyip geçiştiriyoruz Göz göre göre tahrip edilen tarihî eserlerimizi neden koruyamıyoruz! Acaba bu işin içinde bilinmeyen eller mi var? Biz yazdık, belgeledik bundan sonrası ilgililerin işi

PROF DR ORTAYLI: YAZIK ÇOK YAZIK!
Laleli Camii avlusundaki kabristanın olduğu alan ardiyeye dönmüş Tâdilatın yapıldığı kısımlarda taban kalebodurla döşenmiş Bu görüntülerimizi inceleyen Prof Dr İlber Ortaylı, “Yazık Çok yazık!” diyerek tepkisini dile getirdi Ortaylı, “Resimlere bakınca fark ettim Duvarlar sıvalanmış ve sarı bir boya atılıyor Geçmişin üstü örtülüyor! Tedbir alınmalı” uyarısında bulunuyor


20 YILDIR BİTMEYEN TADİLAT
Bab-ı Ali’de (Cağaloğlu) Osmanlı döneminde yapılan ve şehrin en önemli kütüphanelerinden biri olan bu nadide eser, 10 yıldır restore edilmeye çalışılıyor Nasıl mı? Etrafına atılan iskele ile baş başa bırakılarak Bu vurdumduymazlık karşısında insanın tüyleri diken diken oluyor

MÜZELİK KAZANLAR ÇÜRÜYOR
Külliyede, ilk bakışta duvar köşesine yığılmış kabir taşları ve avluya atılmış işlemeli kazanlar bizi şaşırtıyor Müzelik eserler kendi hallerine terk edilmiş Ya parçalanan kitabeler ise nasıl onarılacak?


Yangınlara kurban giden İstanbul’un en eski yerleşim yerlerinden Süleymaniye’deki tarihî evlerin yerinde bir süre sonra otopark bitiyor!

İstanbul’un antika dükkanlarını hatırlatan ahşap evleri kurtarılmayı bekliyor

90’lı yıllarda Süleymaniye, Sarıyer, Sultanahmet, Fatih, Balat ve Ayvansaray bölgesinde istisnasız her akşam bir ahşap ev yangınına habere gidiyordum İçinde emanetçisi olsun olmasın, bu evler fütursuzca alevlere yenik düşüyordu Biraz takip edince, bu evlerin yerini otoparkların aldığını görüyorduk

YANDI BİTTİ KÜL OLDU
Halen yıkılmayan ya da restore edilmeyen bu evlerin birçoğu kendi haline bırakılıyor İstanbul’da ahşap mimarinin en güzel örneklerinin bulunduğu Süleymaniye’de son on yılda 50’ye yakın tarihî eser yakılarak otopark yapıldı Süleymaniye Camii çevresindeki yaklaşık 30 otoparkın çoğu ruhsatsız
Ahşap evlerimiz ‘Dünya Mirası Listesi’ndeki tespite göre, yıkılmış perili köşklere dönüştü Osmanlı insanının ruh halini ve sanat anlayışını yansıtan cumbalı evlerin süslü ayrıntıları, görenleri cezbediyordu Artık bu ahşap evlerin çoğu, silinip gitti

KAYBOLAN TARİH -1-
Hazırlayan: M Kurtbay ÖNÜR


İstanbulda tarihi katliamın belgelendiği diğer haberler için tıklayınız
http://www.mumsema.com/bizi-ilgilendiren-haberler/49371-tarihine-sahip-cikmayan-tek-millet.html
 

FATİH BELEDİYESİ HABER ANA SAYFASINA DÖN

YORUMLAR:

Behlul Dane
Ecdadın ahından İki yakamız bir araya gelmeyecek
Başta Sayın Mustafa Demir , sonra sorumlu devlet ve siviltoplum örgütü yetkilileri,
Bu devleti bize miraz bırakan, dünyanın en büyük imparatorluğunun banisi ECDADIMIZIN layık olmadığı şekilde hayatımızdan çıkarıllmasına SEYİRCİ KALIYORSUNUZ
Bu şanlı ecdadın ruhu sizi rahat bırakmayacak, bu yıkıma alet olanların iki yakası bir arayagelmeyecektir.
Benden söylemesi.
06 Nisan 2009 Pazartesi Saat 17:09