|
Ahmet Hocaefendinin Furkan
dergisi tarafından yayınlanan bir röportajı;
Kundaktan Bugüne Efendi Hazretleriyle Birlikte Olan Ahmet Mahmut
Ustaosmanoğlu:
“EFENDİ HAZRETLERİ 10 YAŞINDAYKEN MÜRŞİT ARIYORDU!”
-
Hocam, dilerseniz sohbetimize Efendi Hazretleriyle olan
yakınlığınızı anlatarak başlayalım.
- Efendi ile yakınlığım, annelerimiz de kardeş babalarımız da. Bir
evde doğduk, bir evde büyüdük.
Babam askerdeydi.
Asker dönüşü köyde 3 tane erkek evlat doğdu. Birisi Mahmud Efendi,
benden 40 gün büyük. İkincisi Mustafa hoca, üçüncüsü de ben… 1930
doğumluyuz. Ama Efendi’nin annesi O’nu 1931 doğumlu yazdırdı; asker
geç gitsin, okusun diye.
- Babanızın ismi?
- Babamın ismi Osman Ustaosmanoğlu.
- Efendi’nin babasının ismi?
- Efendi’nin babasının ismi Ali Ustaosmanoğlu. Babalarımız kardeş.
Ufak kardeşlerinin ismi de Hüseyin Ustaosmanoğlu. 4 kardeştiler,
biri askerde kaybolmuş.
İlk
Tahsil
- İlk ilim tahsiline nasıl başladınız?
- Babam bizleri okutmaya karar vermiş. O zaman okutma diye ortada
hiçbir şey yok. O günün şartlarına göre ilim okuma ve okutmak yasak
idi, çok baskı vardı. Kâğıtlara Elifba’ları yazmak gibi İslâm’ı
hatırlatan şeylerin ortada görünmemesi gerekiyordu. Hatta köyde
çocuklara kulübelerde Kur’ân öğretilirken köyün giriş taraflarına
nöbetçiler konulurdu;
jandarmaya karşı…
O günleri hatırladıkça insanın ağlayası geliyor…
- Allah demenin yasak olduğu bir dönemde babanız size İslâm’ı nasıl
öğretti?
- Babam çok zeki adamdı, tahtadan üç tane kürek yaptı. Elifba’yı o
küreklere yazdı. Derse giderken o kürekleri ters çevirip omzumuza
alırdık, böylece Elifba gözükmez idi. Uzaktan gelen arkadaşlara da
50 cm. uzunluğunda 10 cm. genişliğinde tahtalar hazırladı. Bu
tahtalara da Elifba’yı yazdı. Gelip giderlerken tahtayı sırtlarına
koyarlardı. İş bu kadar feciydi!
- Hep babanız mı okuttu?
- Babamda hafızlığı yaptık. Hafızlık bittikten sonra köyümüzün
dışında bulunan Mehmet Aşık Kutlu’ya tâlime gittik. 1,5 saatlik
yolu, bir müddet yürüyerek gittik geldik. 1 ayda bir Sübhâneke’yi
geçemedik, o kadar sıkıydı. Orada tâlimi bitirdik, tabiî çeşitli
zorluklar altında. Yemek yok, sırtımızda peynir getirirdik. Gidip
gelmek zor olunca orada kalmaya başladık. Annelerimiz çok
gayretliydi, her gün yemekleri oraya getirirlerdi.
Hacı Dursun Efendiyle Tanışma
- Hacı Dursun Efendiyle tanışmanız nasıl oldu?
- Mehmet Aşık Kutlu’da tâlimi bitirdikten sonra köye geldik. Arapça
okutacak kimse yok. Az da olsa Arapça bilenler var ama
okutamıyorlar. Bu esnada Hacı Dursun Efendi diye bir isim
duyuyorduk; büyük âlim, Fatih medreselerinde okudu, dersiâm.
Kültürlü bir âlim. Ulûm-ı akliye ve ulûm- nakliyeye vakıf birisi.
Ama ismi var kendi yok.
Tanışmamışız…
- Efsane gibi…
- Efsane gibi! Hanımı vefat etmiş. Hanımı vefat edince Of’un
köylerinden asil bir sülale arıyor. O sülaleden bir kızla evleneyim
diye. Bizim sülaleyi tavsiye ediyorlar. Hacı Dursun Efendi evlilik
için talip olunca, babamın kayınvalidesi takvalı bir insandı, o bu
evlilikle ilgili bir istihare yaptı. İstiharede, hocamız Hacı Dursun
Efendi’nin köyü olan Çalek’de bir elektrik santrali kurulmuş, o
santral orada çalışıyor lambaları bizim köyde yanıyor! O güne kadar
da köyümüzde o kadar hafız yetişti ki, her evde hafız… İş o hale
geldi ki, hafız olmayana kız verilmiyordu. Köyü dolaştığın zaman,
sanki arı kovanı gibi her evden Kur’ân okuyanların sesleri gelirdi.
Hep Arapça okumayı bekliyoruz… Babam kızı Dursun Efendi’ye verdi…
- Hacı Dursun Efendi ders veriyor muydu?
- Dursun Efendi’nin tek bir talebesi vardı; Vardalı Osman isminde.
Başka bir talebesi yok. Kalabalık bir talebe grubuyla Çalek’e
gittik; Dursun Efendi’nin köyüne. Bizleri görünce O’na da okutmak
gayreti geldi. Okutmaya başlayınca herkes oraya hücum etti. Rize,
Erzurum, Gümüşhane, Samsun, Bayburt… Yavaş yavaş tüm Türkiye’den
ilim okumak isteyenler Çalek’e geldi. Çünkü başka ilim okutan yok!
- Hacı Dursun Efendi, İslâm’ın öğretilmesinin yasak olmasına rağmen
nasıl eğitim verebiliyordu?
- Dursun Efendi bütün ağaları elinde tutardı. Bütün ağalar ona
yardımcı olurdu. Tellioğlu, Çakıroğlu, Nuhoğlu gibi ne kadar ağalar
varsa ona bağlıdılar. Ağalar kursun güvenliği ve ihtiyaçlarını
sağlarlardı. Ağaların bu işte büyük emekleri oldu.
Ve Dursun Efendi, ağaların bu gayretine karşılık onlara minnet
duymaz, o ağalara en ağır lafları da söylerdi…
Efendi Hazretleri Vuruldu!
- Hacı Dursun Efendi’nin yanında eğitimi tamamladıktan sonra ne
yaptınız?
- Çalek’te okumayı bitirip icazet aldıktan sonra memleketten
ayrıldık.
İlk evvel Efendi ayrıldı. Of’un Yaranöz köyünde imamlık yaptı ve
icazet verdi.
Bazı yerlerde imamlık yaptı ve gittiği yerlerde halk tarafından
tutuldu. O zaman da sofiydi.
Bir gün Efendi Hazretleriyle birlikte düğüne gittik. Düğünde çıkan
bir tartışma sırasında yere düşen silahtan çıkan kurşunla Efendi
Hazretleri vuruldu. Ayağından…
Babam, çarşıda doktor olmadığı için O’nu Sürmene’ye götürdü.
Sürmene’de O’nu tedavi eden doktor, bunu babamdan dinledim, dedi ki,
“Bu çocuğu altınla satsalar onu alırım”. Sebeb neydi? Hani kurşun
baldıra girdi çıktı ya, o zaman uyuşturucu-narkoz yok, çocuk hiç
ağlamıyor.
Ortalığı velveleye vermiyor. Doktor, “Bu çocukta bir hikmet var.”
demiş. Babam, “Nerden anladın” diye sorunca, “Baksana demiri
kurşunun girdiği yere sokup çıkarıyorum ama hiç ses yok” demiş.
Küçük
Yaşta Mürşid Arayışı
- Çocukluğunuz nasıl geçti.
- 7-8 yaşlarında meraya inekleri yayardık. Akşam eve gelirdik, yarın
daha isteki olalım diye annelerimiz bize süt verirdi, O sütten
içmezdi. Annesi, “Oğlum niye içmiyorsun” diye sorduğu zaman “Köyün
ortak malından otlanmıştır, içilmez; belki başkaların hakkı vardır.”
derdi. Namahremden oldukça kaçardı.
Daha sabî… Namahrem gördüğü zaman yüzünü kapatırdı. Kadınlar, “Oğlum
daha akil baliğ olmadın” dediklerinde “Sen oldun ya” derdi.
10-12 yaşlarındayken bana “Şeyh arayalım” dedi. Şeyh aramaya gittik.
Rize’dekileri beğenmedi. Of’takileri beğenmedi. Çaykara’ya gittik
beğenmedi… “Beğenmedim” demiyor ama talip de olmadı… Daha çocuğuz…
Sonra asker oldu. Askere giderken, bunu da annesinden duydum, “Ya
Rabbi! Bana bir mürşid nasib et!” diye dua etmiş.
- Efendi Hazretleri’nin ailesini anlatır mısınız?
- Babası da sofiyindendi. Üzerinden kaza namazı geçmemiştir. Büyük
bir tarlası vardı. Tarlanın bir ucundan diğer ucuna, bayır tarafa
toprak taşırdı. Bir gün “Amca, bu senin toprak taşımanla burası
dolmaz” dediğimde, “Ben de biliyorum ama burada yapacağım iki iş
var. Ya tarlada çalışacağım ya da kahveye gidip dedikodu yapacağım.
Hem toprak taşırken bir seferde 3 bin La ilahe illallah çekiyorum.
Kahvede oturmak mı kârlı, yoksa bu mu” deyince “Bu daha kârlı”
dedim.
Efendinin annesi “köyün babası” sayılırdı. Kırıkları tedavi eder,
nerde bir icazet veya topluluk olursa “Oğlum hayırlı olsun” diye dua
ettirirdi. Biri hacca gitse ona kağıt verir ve hacda “oğlu hayırlı
olması için dua ettirirdi. Bu işe çok ehemmiyet verirdi. O zamanlar
açlık zamanları. Annesi, 60 kg. kirazı sepete doldurup, sırtında
Çaykaraya götürürdü. Evde gaz yok, tuz yok… o günlerde durum buydu.
Efendi’nin babasının Hac’da şu duayı yaptığını duydum: “Ya Rabbel
âlemin. Benim oğlumu Hazreti Resûllah’ın sünnetine bağlı ve onu
yayan insanlardan yap!”
Aranan Bulundu!
- Efendi Baba Ali Haydar Efendi ile tanışmayı anlatır mısınız?
- Askere Bandırma’ya gitti. Bandırma’da Cuma günleri, birlikten izin
almak suretiyle cumaya gidiyorlar. Kıldıkları camide de, Ali Haydar
Efendi’nin şeyhi Ali Rıza Efendi yatar. Ali Haydar Efendi imamın
arkasında. Efendi de gerilerde. İçinden “Şu Hocaefendiyle bir
tanışsam” diye geçiriyor. Ali Haydar Efendi yanındaki arkadaşına,
bunu kendisi söylerdi, “Şu arkada direkten bu yana 3. askeri al
getir bana…” der!
Furkan Dergisi, s. 5, Temmuz 2006 |