.Ali Bulaç: Gülen hareketi küresel süreci
etkilemek istiyor

Ali Bulaç; “Cemaat olma ve cemaatleşme imkânları olmasaydı,
Türkiye çok daha karmaşık ve sorunlu olurdu.
Cemaat savrulmayı önlüyor, dinamizmi sağlıyor, yeni bir
insan üretiyor. Bu anlamda en başarılı olanı Gülen
hareketidir” diyor.
Ali Bulaç “Din-Kent ve Cemaat/Fethullah Gülen Örneği” konulu
bir kitap yayınladı. Kitap aynı zamanda kent ve din
sosyolojisi niteliği taşıyor. Dinin anlam ve alanını
daraltan yaklaşımları eleştirirken pratik örnekler veriyor.
Yaşayan ve içinde bulunduğumuz süreç ile tarihi olanı
birleştiriyor, sebep sonuç ilişkisini kuruyor. Bulaç'ın
yaptığı “zor alanda düşünmek” ve onaylamaktan ziyade anlama
çabasını öne çıkarmaktır. Bizim de aslında dini olanı, sivil
olanı, seküler olanı anlamaya ihtiyacımız var. Dini
motivasyona yüksek bir hareketi ne pozitivist ve modernist
okumak ne de politik okumak bize gerçeği vermiyor. “Gülen
gerçeği” bunların dışında bir şey. Dıştan reddederek
bakanlar ve içten hasetle bakanlar aynı yerde birleşiyor.
Ali Bulaç'ın kitabı bildiğimi zannettiğim bir camiaya
yeniden bakmamı sağladı. “Gerçek” ve “derinlik” her zaman
bildiğimiz gibi değilmiş… Sığ kalıyoruz, öğrenecek çok şey
var…
Son kitabınız “Din-Kent ve Cemaat/Fethullah Gülen Örneği”.
Batı tarzı okuma biçimi 19. yüzyılla birlikte dinin
toplumsal hayattan çekildiğini, anlamını yitirdiğini
söyleyip durdu…
Din toplum hayatından çekilecek diyorlardı fakat 1950'lerden
sonra tarihin akışının böyle gitmediği görüldü. Bu sadece
bizde değil, Batı'da da sosyal hayatı, siyaseti, kitleleri
etkileyen en önemli faktörün din olduğu anlaşıldı.
Yeniden dine dönüş…
Batılılar için öyle oldu. Bizde ise bir yere gitmedi.
Türk entelektüeli din olgusu üzerinde pek kafa yormuyor,
dinin anlam ve alanını ya daraltıyor ya da onu tamamen
reddediyor.
Türkiye'de sosyal bilimciler din gerçeğini kabule hazır
değil. Bizim modernleşme projemizin felsefi zemini
pozitivizme dayandığından dinin olumlu bir fonksiyon
göreceği hesap edilmiyor.
Bizde din-devlet çatışması şeklinde yansıyan şey aydın-halk
çatışmasının tezahürleri mi?
Türkiye ile Osmanlı arasında süreklilik vardır. Osmanlı'da
seyfiye, ilmiye, kalemiye merkezi kontrol ediyordu. Merkez
var fakat merkeziyetçi bir yönetim yoktu, dışarıda güçlü bir
sivil toplum alanı vardı. Din ile devlet arasında çatışma
yoktu. Tanzimat'tan sonra merkezin aktörleri değişti ve
merkeziyetçi yapı ortaya çıktı. Cumhuriyet'te ise merkez
asker sivil bürokrat, yargı, üniversite, büyük sermaye,
devlet sanatçılarından oluştu. Medya ve aydınlar ilmiyenin
yerine ikame edildi.
Aydın nereden geliyor, halkın içinden değil mi?
Öyle olsaydı tarihsel kırılma noktalarında merkezin yanında
yer almazdı. Aydın hiçbir zaman halkın değerlerini
savurmadı. Devlet adına hareket edip toplumu dönüştürme
misyonunu üstlendi. Fakat 1950'den sonra din ve cemaatler
toplumu modernleştirici misyonla ortaya çıktı ve Türk
modernleşme projesi alt üst oldu.
1950'den sonra ne oldu da modernleşme paradigmasında kırılma
oldu?
Cemaatlerin ortaya çıkışını sağlayan en önemli faktör
Türkiye'nin demografisindeki büyük alt-üst oluşlardır.
Cemaat kente ait bir olgudur. Cemaatler göçle beraber ortaya
çıktı. Siyasal İslam da yine kentin ve göçün sonucu. Devlet
kente gelinmesini önemsedi çünkü kitleleri
modernleştirebileceğine inandı. Ama kente gelenler kentin
parsellendiğini gördü ve yeni mecralar aradılar.
Cemaatler savrulmayı önleyici misyon mu yüklendiler?
Evet, çok büyük fonksiyonlar gördüler. Devlet ve toplum
bireyi yuttuğu için birey kendini ancak cemaatler üzerinden
koruyabiliyor. Batı'nın cemaatleri de sivil toplum
kuruluşlarıdır. Cemaatlerin yaşayabilirliğini sağlayan en
önemli faktör ise Anadolu'nun enerjisini temsil etmeleri ve
iktisadi-rasyonel yapılar olmaları. Bugünün dünyasında birey
için cemaat içinde olmak rasyonel bir tutumdur. Bundan
sonrası cemaatler dönemidir.
'KUŞATICI MİRAS' GÜLEN CEMAATİNDE
Örnek olarak Gülen hareketini analiz etmişsiniz…
Hocaefendi cemaati Türkiye sosyolojisinin ürettiği bir
yapıdır. Bunun içinde bütün etnik gruplar vardır. Buna Türk
Müslümanlığı, Anadolu Müslümanlığı demek yanlıştır. Bu
yapıda, Osmanlı'dan kalan kuşatıcı miras daha etkilidir. Bu
cemaat, Selçuklular'ın kuruluşuna tekaddüm eden hareket
konumundadır. Orta Anadolu'da o zaman büyük iktisadi
hareketlilik vardır ve bunun arkasında yüksek düzeyde dinî
motivasyon vardı. Hocaefendi hareketi de böyle büyük bir
enerji topluyor Anadolu'dan.
Hareketi içeride tutmak zor, bu sebeple açılıyor diyorsunuz.
Selçuklular, Osmanlılar nasıl gelişip Balkanlar'dan
Ortadoğu'ya kadar yayıldıysa aynı tecrübeyi Gülen hareketi,
farklı bir formda küreselleşmeye katılarak yapıyor.
Küreselleşme ulus devleti de sarsıntıya uğratıyor, toplumu
da çözüyor. Gülen cemaati küreselleşme içinde olduğu halde
bireyi küreselleşmenin yan etkilerinden de koruyucu bir
öneme sahip.
Bu harekette 'kurucu' özellik var mı?
Tabii, Türkiye'yi merkez alıp bütün hinterlandı bu cazibe
merkezi etrafında toplama gibi insiyaki bir şey var.
Küresel sürece katılım Gülen hareketine has bir özellik mi?
Tüm cemaatlerde bu var ama Gülen hareketi daha büyük, hızlı
ve başarılı.
Bu seküler bir hareket mi?
Hiçbir yönüyle seküler değil. Zaten bu da Türkiye'de mümkün
değil. Zihinde tasarladığımız bir şeydir, dinin müdahil
olmadığı bir alan. Biz Müslümanlara göre Allah'ın iradesi,
kudreti dışında bir alan yok, sekülerlik mümkün değil.
CEMAAT DEVLETE KARŞI DEĞİL
Nedir peki?
Dini motivasyonu yüksek sivil bir harekettir. Cemaatler
Türkiye'de üç fonksiyon görüyorlar; toplumu
demokratikleştiriyor, modern sürece katıyor,
sivilleştiriyor. Sosyal bilimcilerin ve laik aydınların
anlamadığı bir durum bu. Türkiye 1950, 70 ve 90-94'te üç
büyük göç dalgası yaşadı. Cemaatler göçmenleri kent ortamına
intibak ettirdi ve onları kente ait kıldı. Cemaatler sadece
mücerret faaliyetlerde bulunmadı, iktisadi faaliyet yapıp,
istihdam alanları açtı. Cemaat olma ve cemaatleşme imkânları
olmasaydı, Türkiye daha karmaşık ve sorunlu olurdu. Cemaat
devlete karşı değil ama uzantısı da değil.
Cemaat ne öğretiyor?
Toplumu öğretiyor, toplumsal ilişkileri yeniden üretiyor,
yeni bir insan üretiyor. Gülen hareketinde sosyal
Müslümanlık damarı var.
Cemaat kavramı daha korumacı, dışa kapalı bir yapı olarak
algılanıyor.
Bu ezberletilmiş bir yanlış. Cemaatler dışa açıktır, kişi
özgürdür, giriş çıkış serbesttir.
Cemaati anlamlı kılan ne?
Kişinin anlam dünyasına bir şey katmasıdır.
Gülen cemaatinin sermayesi nedir?
Beşeri sermayedir. Cemaat hayatında fedakârlık, başkası için
var olma, hizmet, paylaşma, yardımlaşma, hatta adanmışlık
temel davranış kodudur. Fukuyama'ya göre bunlar, sahip
olduğu yüksek düzeydeki bilimsel birikim, teknolojik
üstünlük ve zenginliğe rağmen, Batı'nın sahip olamadığı
'toplumsal sermaye'dir. Bu olmadıkça toplumsal barış ve
huzurun sürmesi mümkün değildir.
GÜLEN ÇAĞINI İYİ OKUDU
Gülen'i ortaya çıkaran şartlar nelerdir?
Üç ayrı dönemi var; yerel, ulusal ve küresel dönemler.
Erzurum'dan başlayıp Amerika'ya kadar uzanan bir çizgi.
Bu dönemler neyi değiştirdi?
Objeler dünyası, maddi şartlar, bölgenin, dünyanın içinden
geçtiği şartlar insanı etkiler. Gülen'e göre Türkiye insanla
ayağa kalkacaktır, ama önce bu insanın yetiştirilmesi
gerekir, yani altın nesil gerekir. Gülen; Türkiye'nin,
bölgenin ve dünyanın içinden geçtiği değişimi zamanında ve
doğru okudu, ona göre tavır aldı. Cemaat kendini zamana
karşı, yenileyebildi. Bu Gülen'in farkıdır. Başka cemaatler
de var ama onlar soğuk savaş döneminin politik kavramlarıyla
siyaset yapıyorlardı, 90'lardan sonra küreselleşme yeni bir
kültür, toplumsal ilişkiler ortaya koydu. O liderler
gelişmeyi okuyamadı ve kenara itildiler.
Gülen nereden beslendi ki zamanı ıskalamadı?
Hoca'nın diğer cemaat önderlerinden, alimlerden,
akademisyenlerden farkı var; iyi bir medrese eğitimi almış,
İslami ilimlere vakıf. Bu büyük avantaj. Modern dünyayı
yakından takip ediyor, sosyal bilimlere vakıf. Ben hocayı
ulema-aydın geleneğinin tipik bir örneği olarak görüyorum.
Hocaefendi bu derinliğinin yanında aynı zamanda bir aksiyon
adamı olarak da faaliyet gösterdi.
CEMAATİ 'HİZMET' AYAKTA TUTUYOR
Cemaati bir arada tutan ne?
Hizmettir. Büyük ideal, mefkure var, topluma ve insanlara
arz edilmiş ve insanlarca alınmış bir mefkure. Yoksa
Boğaziçi mezunu çocuğu dünyanın ücra yerlerinde
çalıştıramazsın.
Cemaat olgusu bireyi tehdit ediyor mu?
Birey esastır, cemaat bireyi reddetmiyor. Bireyin cemaat
içinde bir fonksiyonu vardır ve orada kendini
gerçekleştirdiğini düşünür, mutludur. Türkiye'de sivil
toplumu cemaatler kuruyor.
ENTELEKTÜEL STOK AZ
Cemaatin entelektüel seviyesini nasıl buluyorsunuz?
Hocaefendi'nin entelektüel performansı ne yazık ki onu takip
edenlerde aynı parlaklıkta değil. Cemaatlerin en büyük
sorunu kendine ait entelektüel yetiştirememesidir. İki
sebebi var, biri lider. Lider öyle istemese de başka akıllar
üzerinde ağırlığı vardır. Diğeri de çalışma tarzı. Cemaat
sürekli aksiyon halinde.
Liderin baskısı var mı?
Baskı yapmıyor ama ufuktur, aşılması zordur. Ben
Hocaefendi'nin bu sorunun farkında olduğunu düşünüyorum.
90'lara kadar fen bilimleri merkezdeydi, sosyal bilimlere
ağırlık verildi. Elbette ki entelektüel stokun artırılması
lazım.
Gülen için reformist, devrimci, İslam'ın Calvin'i türü
yorumlar yapıldı…
1970'lerden beri takip ediyorum, Türkiye'de buna hevesli
bazı insanlar var fakat Hocaefendi buna hiçbir zaman hevesli
olmadı. Bir, o geleneksel fıkha bağlı, yani paradigmaya
bağlı. İki, usule bağlı. Üç, ümmetin ana gövdesine bağlı,
sünnete bağlı. Ona reformist değil, müceddid diyebiliriz.
Bizim tarihimizde meşru olan kavramlar, müceddit, tecdid,
ihya, ıslah hareketleridir.
Gülen bir yandan geleneği temsil eden tarihi bir kişilik
olarak duruyor, bir yandan da küresel süreci etkilemeye
dönük bir projeyi taşıyabiliyor. Anlaşması zor bir durum?
Çok farklı ve donanımlı bir insan olduğunu kabul etmek
lazım. Anadolu'nun en ücra köşesinden geliyor ve küresel
düzeyde başarılı oluyor. Bu Allah'ın bir insanda yarattığı
potansiyelin ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor. İnsan
büyük başarılar elde edebilir ama bu çapta bir başarı
herkese nasip olmaz.
Gülen'in anlaşılması zor mu?
Zor değil. Düz bir insanım diyor. Hakikaten öyle. Dili de
yalın. Türkçe'yi en güzel kullanan insanlardan biridir.
Sadece onu dikkatle takip etmek, okumak ve anlamaya çalışmak
gerekir. İnsanlar önyargılarıyla hareket ediyorlar, dindar
insanların içinde de ona karşı önyargılı davrananlar var.
Akademisyenler büyük ölçüde onu kıskanıyor, “çünkü hoca vaaz
verir, bu işlerle ne alakası var” diyorlar. Farklı
disiplinlere mensup kaç akademisyenin uzmanlık konusuna
giren meselelerde de fikir yürütüyor o, derin konuşuyor.
Çünkü Hoca ilgileniyor, okuyor geleneği sürdürüyor, bütün
sahalardan haberdar. Bir başka özelliği de o bu entelektüel
birikimiyle aksiyonerdir, fildişi kuleye çekilmiyor.
Bazı “İslamcı” çevreler Gülen'in İslam'ı dejenere ettiğini
söylüyorlar?
Gülen nazari bir Müslüman değil, aynı zamanda söylediklerini
hayatında yaşayan bir insan. İbadetlerinde çok dikkatli.
Yanında sekiz gün kaldım bu kadar huşu ile namaz kılındığına
daha önce hiç şahit olmamıştım. İnsan hayretler içinde
kalıyor. Herkesin bir anlayışı olabilir, bunun meşru olması
için asla ve usule, Kur'an'a ve sünnete uygun olması lazım.
Gülen asla ve usule, Kur'an ve Sünnet'e uygun düşünüyor ve
öylece yaşıyor.
Cemaat küresel sürece okullarla katılıyor
Dünyaya ne söylüyor cemaat?
Küreselleşmenin en önemli handikabı öznenin belirsiz
olmasıdır. Cemaat diyor ki; küreselleşme dalgasına direnecek
güce sahip değilim, direnirsem beni hızla tasfiye eder, en
iyisi sürece dahil olayım ve sahip olduğum güç oranında
küreselleşmeyi etkileyeyim.
Neyle katılıyor sürece?
İşadamlarıyla, kültürle, okullarla katılıyor. Tabii tıpkı
Selçuklular'da olduğu gibi iktisadi bir güç. Cemaatin tabanı
küçük ve orta ölçekli esnaftır. Kenya'daki okulu da,
Şili'deki okulu da Anadolu esnafı finanse ediyor. Ne
Türkiye'de ne de İslam dünyasında başka bir örnek yoktur
böyle.
Bu bağlamda Diyarbakır'da insanlar açlıktan ölürken Kenya'da
ne işiniz var itirazları size anlamlı gelmiyor mu?
Hayır. Türkiye her alanda küresel sürece maruz kalmaktadır.
Yok olmamak için bir şuurla katılmak zorundasın. Yoksa seni
alır sürükler ve nesne durumuna düşersin.
Bu haliyle…
Bilerek katıldığın için sen öznesin. Okullarda bütün temel
bilimleri okutuyorsun, Şili'de, Kazakistan'da, Amerika'da,
Almanya'da… İngilizce öğretiyorsun ama aynı zamanda Türkçe
de öğretiyorsun ve kendini de oraya götürüyorsun. Verirken
alıyorsun, interaktif ilişkidir bu. Küreselleşme de zaten
budur. Verecek bir şeyin yoksa büyük tehdit altındasın
demektir. Türkiye'nin küresel sürece en büyük cevabı bu Türk
okullarıdır.
Küreselleşmenin cemaat üzerinde olumsuz etkisi yok mu?
Olabilir. Küreselleşme dönüştürücü bir özelliğe sahiptir.
Gerekli dikkat olmazsa dini hayatı da görsel şova
dönüştürebilir. Mesele semahın içi bu süreçte büyük ölçüde
boşaltıldı. Eğer küreselleşmenin içinde olduğumuz halde onu
sorgulayabilirsek bu tehlikeyi yaşamaz. Bu noktada
iyimserim, Hoca'nın hayatı çok düzgün, tökezleyen ona
baksın.
Devletin kendisi de cemaatçi
Gülen hareketi bağlamında içeride ve dışarıda açılan okullar
var, dünyaya ilgi duyan bir kitle oluştu, ticaret
yapıyorlar, kültürümüzü taşıyorlar. Buna rağmen ona karşı
sistematik bir tavır var.
Tavır alanlar “bana rakip” diye düşünüyor. Devletin kendisi
de cemaatçi, Kemalist bir cemaat. Bütün toplumsal, idari
ilişkileri merkeziyetçi bir temelde idare etmeye gayret eden
bir cemaat. Ortaya çıkan sivil cemaatleri rakip olarak
görmekte. İkincisi; merkez Türkiye'yi kendi bildiği
çerçevede modernleştirecekti bu tutmadı. Halk devlet
modernleşmesi yerine özgür modernleşmeyi tercih etti.
İnsanlar kızım başörtüsü taksın ama bilgisayar mühendisi
olsun istiyor. Devleti kontrol eden “çekirdek” cemaate
karşı…
Bu bir değerler çatışması mı?
Bu çatışma aynı zamanda sınıfsaldır.
Son tahlilde cemaatin hedefi ne?
Bir var oluş mücadelesi. Bugün modern kent hayatında insan
gibi nasıl yaşanır? Cemaatin hedefi de, İslam'ın hedefi de
bu; İslam iyi insan olmanın yoludur.
Devlete yönelik tarafı var?
Cemaat sivil kalmalı. Devleti, siyaseti etkileme hakkına
sahiptir, ama devlet olmak istemez. Devleti yönetmek gibi
bir ilkesi yok. Hedefi insan, sivil alanda Müslümanca nasıl
yaşayabilirimin mücadelesi var. Bu demokratik, sivil, haklı
ve masum bir taleptir.
05.05.2008 |