.Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç ilk kez
uluslar arası bir etkinlikle anıldı.

“Uluslararası Aliya İzzetbegoviç Sempozyumu”na birçok
ülkeden siyasetçi, akademisyen ve sanatçı katıldı.
Röportaj: Hüseyin Altınalan haltinalan@hotmail.com
Bağcılar Belediyesi tarafından düzenlenen “Uluslararası
Aliya İzzetbegoviç Sempozyumu”na birçok ülkeden siyasetçi,
akademisyen ve sanatçı katıldı.
Hem devlet başkanı, hem düşünür, hem komutan, hem dava adamı
hem de entelektüel yönü olan Bosna Hersek’in Kurucu
Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç ilk kez uluslar arası bir
etkinlikle anıldı.
Sempozyuma katılan Bilge Kral’ın yakın dostu, dava arkadaşı
Bosna’nın Mehmed Akif’i olarak kabul edilen “Bosna’nın
İstiklal Marşı”nın yazarı Prof. Cemaluddin Latiç ile
Aliya’yı, ülkesinde gelinen süreci ve daha birçok konuyu ele
aldık.
Latiç’in çarpıcı açıklamalarının yer aldığı söyleşiyi
sunuyoruz:
*Bir devlet adamı olarak İzzetbegoviç’i öne çıkaran
özelliklerden söz eder misiniz?
Aliya İzzetbegoviç’i öne çıkaran en önemli özelliklerinden
biri onun vizyonuydu. Örneğin komünizmin gücünün zirvesinde
olduğu ve hiç kimsenin komünizmin çökeceğini tahmin
edemediği bir dönemde o bunu gördü. Aynı dönemde İslam’ı
alternatif olarak sundu.
Batı’dan çıkan bir liderin İslam’ı alternatif olarak sunması
çok önemliydi. Bu çıkışıyla herkesi başta Batı olmak üzere
herkesi şaşırttı.
Aliya döneminin Sokrat’ı, Batı’daki İkbal idi. Zira o da
İkbal gibi milletinin gücünü inanmıştı. Birlik ve
beraberliğin çok büyük bir güç oluşturacağına inanmıştı.
Aynı zamanda Aliya, dinin ve milletin özüne inerek
gelişilebileceğine inanan bir liderdi.
*Aliya İzzetbegoviç hangi suçlama dolayısıyla hapsedilmişti?
İki şekilde suçlama vardı. Biri kamuoyuna sunulan diğeri ise
gerçek… Kamuoyuna, “ Aliya ve arkadaşlarının katliam
hazırlığı yaptıkları” açıklanırken, mahkemede “Bosna’yı
İslamlaştırmaya çalıştırmakla” suçlanıyordu. Öte yandan,
Büyük Sırbistan hayali kuran Miloseviç’i suçsuz görenler,
Aliya’yı fundamentalist olmakla suçladılar.
(Serzenişte bulunarak) Türkiye’de de bazı kesimlerin bize
aynı suçlamayı yönelttiğini öğrendik. Fakat tekrar ediyorum.
Biz hiçbir zaman aşırı olmadık. Sadece Müslümanca yaşamak
istedik.
*Konuşmanızda, zor dönemler geçirdiğinizi belirterek,
“Aliya’sız Bosna’da halletmemiz gereken sorunlar, engeller
var” dediniz. Boşnakların önündeki sorunlar nelerdir?
Şu anda yeni bir yasa oluşturuluyor. Bosna’da Sırplar, bu
bölgede kendi partilerinin söz sahibi olmasını istiyor ve
kendilerince bazı hak arayışı içindeler. Bu gerçekleşirse
biz Bosna’nın yüzde ellisini kaybetmiş oluruz. Hatta ileride
ikiye bölünme ihtimali de var. Böyle bir şey olursa çok kötü
olur. Aliya’nın idealindeki Bosna’da üç ayrı toplum bir
arada huzur içinde yaşayacaktı. Ama Sırpların istediği ise
sadece kendilerinin yaşadığı bir ülke. Avrupa müttefik bir
sistem kurmak istedi, ama Sırplar buna karşıydı. Sadece
yüzde beş ila yüzde sekiz arasında Boşnak ya da Hırvat’ın
bulunmasına razı oldular. Halkların kendi evlerine dönmesine
yeniden savaş çıkar bahanesini öne sürerek karşı çıkıyorlar.
Boşnaklarsa bunun tam tersini düşünüyor. Biz Boşnaklar
biliyoruz ki, bu halklar arasında bir anlaşmazlık yok. Sorun
politikacılar arasında.
*Bosna-Hersek Federasyonu kurulduktan sonra Aliya’nın büyük
bir baskı altında olduğunu söylediniz…
Evet, Aliya sürekli olarak uluslar arası baskı altındaydı.
Devamlı olarak kendisine niçin Türkiye ile gönül bağı
olduğunu soruyorlardı. Niçin İslam dünyası ile gönül bağı
olduğunu soruyorlardı…
*Bosna’daki sorunun çözümsüzlüğündeki temel etken nedir?
Bosna sorunu, Avrupa’nın sorunu olmaya devam ederse bu bizim
sonumuz olur. Böyle bir durumda ayakta kalmamız zor
olacaktır. Bizim gerek Türkiye ile gerekse diğer İslam
ülkeleriyle bağımız koparmak istiyorlar. İslam dünyasından
uzaklaşmamız için çaba gösteriyorlar. Yalnız kalmamız, yok
olmamız demektir. Tek başına kalırsak, hayatta kalamayız.
Dolayısıyla; Bosna’nın İslam ülkelerinin bir parçası olması,
bizim kader çizgimizdir. Ancak biz biliyoruz ki, dünya
Müslümanları bizim yanımızdadır. Ve yine biz biliyoruz ki;
“Allaha karşı savaşanlar güçlü değildir.” Sayımız az da olsa
biz de güçlüyüz. Zira “ Allah’a dayananlar da güçsüz
değildir.”
“Batı’nın Balkanlarda Müslüman bir ülkeye tahammülü yok”
*Srebrenitsa katliamına karşı tavırlarını ve aldıkları son
kararları da göz önüne alarak düşünürsek; Batı’nın Bosna
savaşında ve sonrasında oynadığı rol hakkında neler
söyleyeceksiniz?
Bu tamamıyla Bosna’nın Müslüman halkına karşı kasıtlı olarak
yapılmış bir soykırım girişimidir. Balkanlar’da çoğunluğu
Müslüman olan bir ülke görmeye tahammül edemiyorlar, bunu
istemiyorlar. Bunun ispatı çok. Mesela savaştan önce
Bosna’yı silahsızlandırdılar, ama Sırplara silah desteğinde
bulundular. Mülteci kamplarında yaşanan tecavüz olayları
sistemli ve planlı yaşanmıştı. BM raporları da gerçekleri
yansıtmıyor, yalan bilgiler yazılıyordu. Bizim ordumuzu
tamamen yıkıp Bosna’yı ele geçirmek istiyorlardı. Batı’nın
yapılan ve yapılacak her şeyden haberi vardı ama engellemek
adına tek bir şey bile yapmadılar. Halkımızın elinden silahı
alıp, Sırplara verdiler. Böylece; Sırpların Srebrenitsa’da
katliam yapmasına izin verdiler ve sonrasında da hiç ses
çıkarmadılar.
*Boşnakların yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğuna
ilişkin iddialar konusunda neler söyleyeceksiniz?
Milletler, ideolojilerine sahip çıktıkları ölçüde vardır.
Dolayısıyla bir milletin iz bırakması ve daha sonra
kendinden söz ettirmesi büyük ideolojilere sahip çıkmasıyla
mümkündür. Bizler değerlerimize sahip çıktıkça bu mümkün
olamaz.
*Sırplar ve Hırvatlar, niçin Boşnakları yok etmek istediler?
Türklerin Bosna'dan çekilmesinden sonra, buraya gelen
rejimlerin ortak düşmanı İslam’dı. Sadece Bosna'da bin iki
yüz cami, mescid, kütüphane, imaret, medrese gibi
Müslümanlara ait eser vardı; bu eserler, söz konusu rejimler
tarafından yakıldı, yıkıldı. Yakılan yerlerden biri de
Şarkiyat Enstitüsü. Bu enstitünün içinde, binlerce Osmanlı
el yazması eser bulunuyordu. Sırplar son olarak, Belgrad ve
Niş'te kalan son Osmanlı camilerini ateşe verdiler. Ve bütün
bu yıkımların, cinayetlerin arkasında, fanatik Ortodokslar
yer alıyordu. Bu unsurlar, Balkan Müslümanlarını yok etmek
için korkunç planlar hazırlamışlardı.
Mesela; Sırp çetnik Radovan Karadziç, savaş sırasında “Biz,
Osmanlı’nın izlerine karşı Balkanlar’da mücadele etmekteyiz”
diyordu.
Hırvat Franco Tudjman ise “ Katoliklerin olduğu yerde
Müslümanlara yer yoktur” diyordu. İşte onların düşünceleri
böyleydi.
|