| |
HUKUK DEVLETİ İÇİN KAMUOYUNA DUYURU
Herkes için vazgeçilmez Temel Hak ve Özgürlüklerin teminatı
ve geleceğimizin güvencesi olan HUKUK DEVLETİ’nin
güçlendirilmesine yardımcı olmak amacıyla aşağıdaki duyuru
kaleme alınmıştır.
Avrupa Birliğine giriş sürecindeki ülkemizin, bir süredir
gerçekleştirme çabası içinde olduğu Hukuk Reformlarının
hayata geçirilmesi için, aşağıda maddeler biçiminde yer
verilen konuların gözden geçirilmesi ve aksaklıkların
giderilmesi önemli kazanımlar sağlayacaktır.
Yasaların “Barolara” yüklediği, Hukukun Üstünlüğüne, İnsan
Hak ve Özgürlüklerine bağlı ve saygılı bir düzeye erişme
konusunda çaba gösterme görevi ile aydın sorumluluğunu
yüklenme ödevini yerine getirme; Ülkenin Ceza Hukuku
Alanında çalışan bilim adamları olarak da toplumu aydınlatma
yükümü doğrultusunda aşağıdaki konuların kamuoyu ile
paylaşılması gereği doğmuştur.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi Kararları, Anayasamız ve başta Ceza Muhakemesi
Kanunu olmak üzere, diğer ceza mevzuatımız ile temel hak ve
özgürlüklerin korunmasına dair evrensel ilkeler ışığında
aşağıdaki maddeler kamuoyunun dikkatine saygıyla sunulur.
ÖNEMLİ NOT :
Bu duyuru, hukukdevletiicin@istanbulbarosu.org.tr adresine
e-posta göndererek, tüm hukukçuların isim ilavesine açıktır.
1.Anayasamıza, Ceza Muhakemesi Kanununa, Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesine ve taraf olduğumuz diğer uluslararası
antlaşmalara göre herkes kişi hürriyeti ve güvenliğine
sahiptir.
2.Unutulmamalıdır ki soruşturma ve kovuşturma, Anayasamızda
ve yasalarımızda yer alan kişiden kişiye değiştirilemeyecek,
emredici kurallara tabidir.
3.Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesiyle güvence
altına alınan, kanunlarla somutlaşan ceza yargılaması
kuralları keyfi olarak uygulanır ise, Hukuk Devleti ortadan
kalkar. Hukuk Devletinin olmadığı yerde kişi hak ve
hürriyetlerinden, yargı bağımsızlığından, yargı
güvencesinden, adil yargılanmadan, kişi güvenliğinden söz
edilemez.
4.Suçluluğu kesin hükümle sabit oluncaya değin herkes suçsuz
kabul edilmek zorundadır. Suçsuzluk karinesi, anayasamızın
ve yasalarımızın güvencesi altındadır.
5. Yasama, yürütme ve yargı organları, kişilerin suçsuzluk
karinesinden yararlanma hakkını korumakla yükümlüdür. Basın
ve yayın organları kesin hükümle mahkum olmamış kişileri
toplum gözünde suçlu ilan edecek yayınlar yapamaz.
6. Hiçbir kamu görevlisi, bireylerin adil yargılanma hakkını
ihlal edemez. Aksine davranan kamu görevlileri hukuki ve
cezai açıdan sorumlu olacaklarını bilmelidirler. Ancak bu
yolla, adil yargılanma hakkı hayata geçirilmiş olur.
7. Bireylerin savunma hakkı kısıtlandığı takdirde Hukuk
Devleti giderilmesi olanaksız biçimde zarar görür.
8. Avukatlar, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız
savunmayı serbestçe temsil ederler. Avukatların, Yargı
görevi yapanlar kapsamında ifade edilmesi, avukatların bu
gücünü kuvvetlendirmek amacını taşır. O nedenle de yasadaki
“yargı görevini yapanlar deyiminden, hakimler, cumhuriyet
savcısı ve avukatlar anlaşılır”. İddia görevi ne kadar
“yetki” ise, savunma görevi de o derece “hak”tır Bu sebeple,
avukatların görevlerini yapmaları engellenemez. Avukatlara
görevleri sırasında çıkarılan her zorluk, hukuk devletinin
önünde bir engeldir.
9. Avukatların soruşturma dosyasını inceleme hakkı keyfi bir
biçimde kısıtlanamaz. Gizlilik kararı verilen durumlarda, bu
kararın gerekçeli olması zorunludur. Tüm kararlar, sadece
hukuki gerekçe değil, esas olarak somut olayın özellikleri
dikkate alınmak suretiyle verilmelidir Terörle Mücadele
Kanunu’nun uygulandığı hallerde dahi avukatın, şüphelinin
ifade tutanağını, bilirkişi raporlarını ve şüphelinin hazır
bulunmak hakkına sahip olduğu adli işlemlere ilişkin
tutanakları alma hakkı, gizlilik kararı ileri sürülerek
engellenemez.
10. Avukatların dosyayı inceleme yetkileri gizlilik
kararlarıyla kısıtlanırken, gizlilik kapsamındaki delillerin
basın ve yayın organlarında günlerce
yayınlanması/yayımlanması vahim bir hukuk ihlalidir. Bunu
yapanlar hakkında gerekli adli işlemlerin yapılmaması ve
sorumluların cezasız bırakılması kabul edilemez.
11. Çağdaş ceza yargılamasında sanıktan delile gidilemez. Bu
yanlış uygulama 1992 reformu ile ortadan kaldırılmıştır.
Bunun yeniden yaratılmasını bir hukuk devletinde kabul etmek
mümkün değildir. Önce “olağan bir şüpheli” bulup, sonra onun
aleyhine delil arayan uygulama bir hukuk devletinde olamaz.
12. Cumhuriyet savcısı ve onun emrinde görev yapan kolluk,
şüpheli ve sanıkların lehindeki delilleri de toplamak ve
savunma hakkını korumakla yükümlüdür.
13. Gizli tanık beyanı, adil yargılanmayı etkileyecek
şekilde kullanılamaz. Gizli tanığın beyanına yalnızca yan
delil olarak başvurulabilir.
14. Kişilere, haklarındaki suçlamalar, ayrıntılı olarak,
işlendiği iddia olunan fiil, yani yaptıkları iddia edilen
davranışlar, yer ve zaman da içerecek şekilde
bildirilmelidir. Suçlama, suçlanan kişiye, mutlaka somut
deliller gösterilerek açıklanmalıdır.
15. Suç örgütü kurucusu, üyesi, yöneticisi veya yardımcısı
olduğu iddia edilen kişilerin hangi davranışları nedeniyle
örgütle ilişkilendirildiği somut deliller gösterilerek
ortaya konulmalıdır.
16. Demokratik bir hukuk devletinde herkesin düşündüğünü
açıklama özgürlüğü vardır. Kişilerin ifade özgürlüğü
çerçevesinde yaptıkları açıklamalar, yazdıkları yazılar,
yönelttikleri siyasi veya bilimsel eleştiriler, bir suç
örgütünün kurucusu, üyesi ya da yöneticisi olduklarının
delili olarak ileri sürülemez.
17. Kişilerin yakalanarak gözaltına alınması sıkı kurallara
bağlanmıştır. Bu kurallar, keyfi bir şekilde göz ardı
edilerek, kişilerin özgürlükleri kısıtlanamaz.
18. Bir soruşturmada kişinin ifade vermesi gerektiğinde,
onun davet edilerek ifadesinin alınması esastır. Kişinin,
ifade vermek için yakalanması ve gözaltına alınması hukuka
aykırıdır.
19. Yakalanan kişiye, hangi suç nedeniyle yakalandığı,
üzerine atılı suç fiili ayrıntılı olarak açıklanmak
suretiyle anlatılmalıdır.
20. Gözaltına alınan kişiler, insan onurunu zedeleyen
koşullara ve davranışlara tabi tutulamaz, aç, susuz ve
uykusuz bırakılamaz. Aksi takdirde anayasal güvenceden söz
edilemez.
21. Poliste veya jandarmada susma hakkını kullanan kişiler,
derhal Cumhuriyet Savcısının huzuruna çıkarılmak zorundadır.
Susma hakkını kullanan bir kişinin gözaltı süresinin
uzatılması eşyanın tabiatına aykırıdır. Aksine bir davranış,
keyfi muamele ve kişi hürriyetini ihlal suçunu oluşturur.
22. Anayasal bir hak olan susma hakkı, şüpheli veya sanık
aleyhine yorumlanamaz.
23. Gözaltı süresini hukuka aykırı olarak uzatmak, kişileri
baskı altına almaya, onların direncini kırmaya ve onurlarını
zedelemeye yönelik bir kötü muameledir.
24. Kısa sürede bitirilebilecek işlemler üç veya dört güne
yayılarak, kişiye son gün, son saatte, uykusuz, yorgun ve aç
bir şekilde ifadesini almak kötü muameledir.
25. Kişilerin özel hayatları hukukun koruması altındadır.
Arama, özel hayatın gizliliğine müdahaledir. Bu nedenle sıkı
şekil şartlarına tabi kılınmıştır. Arama kararı verilmeden
önce kanunda yer alan bütün şartların gerçekleştiği titiz
bir şekilde değerlendirilmelidir.
26. Aramada temel kural, “yakalanacak kimsenin”ve/veya” elde
edilecek delilin” arama yapılacak yerde bulunduğu konusunda
somut verilere dayanan makul şüphenin var olmasıdır.
27. Arama kararında, aramayı gerektiren bütün somut
gerekçelerin, delilleriyle birlikte ortaya konulması hukuk
devletinde kişilerin özel hayatının korunmasının vazgeçilmez
ilkesidir. Dolayısıyla ne arandığı bilinmeksizin ve arama
kararında açık ve somut olarak belirtilmeksizin bir şey
bulunabileceği varsayım ve umuduyla arama yapılamaz. Bunun
aksine davranışlar aramayı hukuka aykırı kılar. Bu yolla
elde edilmiş deliller de hukuka aykırı elde edilmiş olur ve
yargılamada kullanılamaz.
28. Evi, işyeri, üzeri, aracı aranan kişiye, hangi suç
nedeniyle arama işlemi yapıldığı, üzerine atılı suç fiili
ayrıntılı olarak açıklanmak suretiyle bildirilmelidir. Arama
kararının bir sureti kişiye mutlaka verilmek zorundadır.
Gizlilik veya başka bir gerekçe ileri sürülerek arama
kararının kişiye verilmesi zorunluluğu bertaraf edilemez.
29. Arama sonunda tutulan tutanağın bir sureti mutlaka
kişiye verilmelidir. Teknolojik gelişmeler karşısında,
dijital verilerin elde edilmesi, korunması ve bozulmalarının
önlenmesi için kanunların ön gördüğü koşullara mutlaka
uyulmalıdır. Elde edilen dijital verilerin kovuşturma
aşamasında delil olabilmesi için, elde edildikleri anda
kanunun ön gördüğü usul ve şartlarda yedeklemesinin
yapılarak, bir örneğinin de mutlaka ilgililere verilmesine
azami özen gösterilmelidir. Bu kurallar aynı zamanda temel
hak ve hürriyetlerin korunması içindir.
30. Arama sırasında kişinin avukatının hazır bulunması
hiçbir şekilde engellenemez.
31. Aramanın yapıldığı her mekanda, her odada, arama anında
şüphelinin ve avukatının bulunma hakkı vardır. Bu hak
kısıtlanacak şekilde, aynı anda birkaç mekanda birden arama
yapılamaz.
32. Polis ve jandarma, arama yapılan yeri bulduğu gibi
bırakmak zorundadır. Arama yapılan mekan talan edilmiş
görüntüsü verecek şekilde bırakılamaz.
33. Arama sonunda, yalnızca suçlama konusu fiille ilgili
deliller olabilecek eşyaya elkonulabilir. Sonradan
değerlendirilmek üzere arama sırasında rastlanan her eşyaya
elkonulamaz. Aksine uygulama keyfiliktir, suç teşkil eder.
34. Elkoyma işlemi, delillerin sonradan değiştirilmesini
önleyecek şekilde, bütün kurallara uyularak
gerçekleştirilmelidir.
35. Tutuklama, çok sıkı şartlara bağlanmış bir koruma
tedbiridir. Tutuklama, ceza yaptırımı gibi uygulanamaz ve
tutukluluk süreleri uzatılarak infaza dönüştürülemez.
36. Tutuklama ve tutukluluğun devamı kararlarında mutlaka
gerekçe bulunmalıdır. “Dosya içeriği”, “suçun vasıf ve
mahiyeti”, “kaçma veya delilleri karartma şüphesinin
varlığı”ndan ibaret soyut cümleler tutuklama gerekçesi
olamaz. Tutuklama kararında mutlaka, şüpheli veya sanık
hakkında kuvvetli suç şüphesini gösteren deliller
açıklanmalı, hangi davranışlarının kaçma şüphesini veya
delilleri karartacağı tehlikesini gösterdiği ortaya
konulmalıdır.
37. Tutuklama, son çaredir. Yurt dışına çıkma yasağı,
teminat gösterme gibi adli kontrol tedbirleriyle amaca
ulaşılabilecek hallerde tutuklama kararı verilir ise, kişi
hürriyeti hukuka aykırı olarak ihlal edilmiş olur. Adli
kontrol kurumunun hayata geçirilmesi kaçınılmazdır.
38. Koruma tedbirleri, Türkiye Cumhuriyetinin Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi nezdinde mahkum edilmesine neden olacak
şekilde uygulanamaz. Ceza yargılamasının emredici
kurallarını ihlal edenler, Türkiye Cumhuriyeti’nin insan
haklarını ihlalden dolayı mahkumiyetine sebep olacaklarını
ve ödenecek tazminattan ötürü kendilerine rücu edileceğini
bilmelidir.
39. İddianamede, kişiye isnat edilen suçla ilgisi bulunmayan
telefon görüşmelerine, sair belgelere ve tanık anlatımlarına
yer verilmesi özel hayatın gizliliğini açıkça ihlal eder.
Aksine davranışlar suç oluşturur.
40. Telefon dinleme tedbiri kişilerin özel hayatına bir
müdahale olduğu için, kanundaki şartların tamamı oluşmadan
uygulanmamalıdır. Bu tedbirin son çare olduğu dikkatten
kaçırılmamak gerekir.
41. Yargıtay kararlarınca da ortaya konulduğu üzere telefon
dinleme tutanakları maddi delillerle desteklenmediği sürece
delil olarak kabul edilemez.
42. Toplumda herkesin telefonlarının dinlendiği yönünde
oluşan kanaat, bu kanaati destekleyen uygulamalar ve
kanıksama “hukuk güvenliğini” ortadan kaldırmaktadır.
43. Yargı güvencesi ancak bağımsız yargıçlarla, güvenceli
cumhuriyet savcıları ve avukatlarla sağlanabilir. Bu sonucun
yaratılmasını önleyen hukuk kuralları kaldırılmalıdır.
44. Hukuk devletinde hakimler ve savcılar dahil hiç kimse
hukuka aykırı ve keyfi işlem ve kararları sebebiyle sorumsuz
değildir ve olamaz.
45. Temel hak ve özgürlüklerin temel güvencesi, usul
kurallarıdır. Usul kurallarına uyulmadan, uyuşmazlığın esası
doğru çözülemez. Usul kuralları, esasa feda edilemez ve
hafife alınamaz.
46. Ceza soruşturmasını Cumhuriyet Savcısı yönetir. Kolluk
görevlileri soruşturmayı yönlendiremez, hakim ve
mahkemelerden doğrudan talepte bulunamaz. Hakim ve
mahkemeler, hukuka aykırı talepleri reddetmek zorundadırlar.
47. Bir soruşturma, toplumu sürekli tedirgin edecek,
bireyleri endişeye sürükleyecek yaygınlık, genişlik ve
süreklilikte yapılamaz.
48. Ceza davaları her türlü anayasal ve yasal güvence
sağlanarak, en kısa sürede bitirilmelidir. Aylarca tutuklu
kalınarak duruşma beklemek, adil yargılanma hakkı ile
bağdaşmaz.
49. Türkiye Cumhuriyetinde herkes, huzurlu, güvenli,
geleceğinden emin bir şekilde yaşama hakkına sahip olduğuna,
temel haklarının devletin koruması altında bulunduğuna
inanmalıdır. Bireylere bu güveni verecek olan, yürütme ve
yargıdır. Kurallara uyulmadığı, kişi hürriyeti ve güvenliği
keyfi bir şekilde ihlal edildiği takdirde, Hukuk Devletine
duyulan güven kaybolur.
50. Ceza yargılaması kurallarına uyulmaması suçtur.
Kurallara uymayan kamu görevlileri hakkında ilgili
makamların derhal harekete geçerek adli ve idari soruşturma
başlatması gereklidir. Hukuk devleti başka türlü korunamaz.
Yargıya güven başka türlü sağlanamaz.
Toplumun huzur ve güvenlik içerisinde yaşabilmesi için
soruşturma ve kovuşturmada içeriği, kapsamı, önemi ve
niteliği ne olursa olsun yukarıdaki kurallara uyulması ve
saygı gösterilmesi kaçınılmazdır.
HUKUK DEVLETİNİN YAŞAMA GEÇİRİLDİĞİ,
HUKUK GÜVENCESİNİN SAĞLANDIĞI BİR TÜRKİYE İÇİN.
BAROLAR
Av. Özdemir ÖZOK
TBB BAŞKANI
Ve 81 il baro başkanı adı ile yayınlamaktadır
http://www.istanbulbarosu.org.tr/detail.asp?CatID=1&SubCatID=1&ID=4098
|
|
|
|
 |
YORUMLAR: |
|
|
Habere yorum ve resim
göndermek istiyorsanız İrtibat: fatihten@gmail.com |
|