|
BEHLÛL DANE
CENNETTEN KÖŞK SATIN ALMAK
Halife Harun Reşit döneminin ermişlerinden Behlûl Dane bir
gün düzgünce kesilmiş tahta parçalarından eve benzer bir şey
yapıyordu. bunu Harun Reşid'in hanımı Zübeyde görüp ne
yaptığını sordu. Behlûl:
-Cennet köşkü yapıyorum efendim, diye cevap verdi.
Dindar bir kadın olan Zübeyde köşke müşteri çıktı:
-Bu köşkü bana satar mısın?
-İsterseniz satarım!
-Kaç paraya satarsın?
-Sana bir akçeye veririm.
Halifenin hanımı hemen bir akçeyi verip köşkü satın aldı.
Harun reşit ve hanımı o gece rüyalarında kendilerini
cennette gördüler.
Zübey'de lüks bir köşkte oturuyordu.Harun Reşit sordu:
-Hanım, sen bu köşke ne zaman sahip oldun?
-Dün bir akçeye Behlûl'den satın almıştım.
Sabah oldu ,hükümdar hemen Behlûl'ü çağırttı.
-Dün hanıma sattığın köşkten bir tane de bana yapsana,dedi.
-Olur yaparım, dedi Behlûl.
-Kaça yapacaksın?
-Bin akçeye yaparım.
-Ama hanıma bir akçeye vermişsin!
-Evet, bir akçeye verdim . Ama o köşkün değerini bilmeden
aldı. Sen ise dün gece onun nasıl görkemli bir köşk olduğunu
gördün.Ben buna göre fiyat istiyorum.
SENİN HALİN NİCEDİR
Behlûl Bir gün sarayın taht salonunda kimsenin olmadığını
görerek çok merak ettiği Ağabeyinin tahtına güzelce bir
kurulur, bir müddet sonra olayı fark eden nöbetçiler
Behlûl'u Tahttan kaldırarak bir güzel döverler.
Behlûl bir kenara çekilip hüngür hüngür ağlamaya başlar,
Olayı padişah Harun Reşide haber verirler, Harun Reşit
Behlûl'ün yanına gelerek teskin etmeye çalışır.
- Tamam Behlûl ağlama , ben o nöbetçileri
cezalandıracağım der, Behlûl hemen itiraz ederek.
- Aman abi Askerleri cezalandırmayın, Benim onlardan
şikayetim yok.
- O zaman neden ağlıyorsun.
- Behlûl Dáná Hazretleri kardeşine:
- Kardeşim ben, beni dövdüler diye ağlamıyorum. Ben birkaç
dakika tahta çıkmakla bu kadar dayak yedim, yarin senin
durumun ne olur, ne kadar dayak yiyeceksin diye düşünüyorum
ve onun için ağlıyorum,dedi.
Bu sözler Harun Resid'in gözlerinin yaşarttı...
- O halde söyle, nasıl hareket edersem kurtulurum, diye
sordu.
Behlûl Dáná Hazretleri de su nasihatte bulundu:
- Adaletle hükmet, kimseyi incitme, millet senden memnun
olup senin iyiliğine dua etsin. Ancak o zaman kurtulursun.
--------------------------------
Behlûl ü dane hz. hikmet ehli meczup bir zattır.Harun-u
reşidi zalim bilen bir üye arkadaşımız
yanılıyorlar.düzeltmek istiyorum. Harun u Reşit her zaman
Behlûl dane ye itibar etmiş,bir anlamda Behlûl'ü manevi
komutanı gibi kabullenmiş,hikmetli sözlerinden feyz alarak
hükümdarlık vazifesinde adil davranmaya gayret göstermiştir
Halife Harun Reşit döneminde yaşamış ve ona hep ders vermiş
büyük insan.
İşte bir örnek;
Behlûl dana Harun reşit'ten bir görev ister. halife de der
ki git seni Bağdat çarşısının ağası yaptım, çarşıya çeki
düzen ver. gider bir fırına ekmekleri tartar, bakar ki
hepsinin gramajı noksan. fırıncıya sorar nasıl işler der
bereketli mi. fırıncı yok der ne sattığımın ne kazandığımın
bereketi var. çıkıp başka bir fırıncıya girer oradaki
ekmekleri tarttığında tümünün fazla fazla olduğunu görür.
aynı soruyu sorduğunda fırıncı çok şükür der işlerim de iyi
kazancım da. bunun üzerine Behlûl dana halifeye tekrar gider
yeni bir görev ister. halife 'e verdik ya sana çarşı
ağalığını' der. yok diye cevap verir. çarşının ağası zaten
var, hem cezayı hem ödülü usulüne göre verip düzeni
sağlıyor.
-----------------
Behlûl Dane bi gün her zaman olduğu gibi dolaşıyormuş ve
abisi Harun reşid in vezirleri onu görmüş Harun Reşid'e
çıkmışlar ve 'sultanım tamam bu senin kardeşin ama bize
çarşıda soruyorlar bu mu Harun Reşit in kardeşi diye biz
cevap vermiyoruz buna biraz çeki düzen vermek lazım' Harun
Reşit de huzuruna çağırttırır ve emir verir' bundan sonra
bizimle birlikte sarayda kalacaksın' der.ve sonrasında
görülmemiş bi hizmet fırtınası kopartır.
Behlûl Dâna nın bir dediği iki edilmez ve
öyle bir sofra hazırlanır ki bir kuş sütü eksik.Behlûl Dâna
yiyebildiğini yer ve yiyemediğini bırakır.Harun Reşit bunun
her gün devam edeceğinin garantisini verir ve sarayda
temelli kalmasını ister.Behlûl Dâna yarım saat müsaade ister
ve tuvalete gider.biraz dolaşır ve geri gelir.Harun Reşid e
döner ve derki 'vallahi ben dün kötü bi evde kaldım ev yıkık
döküktü ve evdekilerin durumu da o kadar iyi değildi.ve bi
sıcak çorba verdiler biraz da yavan ekmek yedim doydum.ama
olay şu ki ben dün de tuvalete aynısını yaptım bugün de. Ben
kalmıyorum arkadaş.' der ve gider.
-----------------
Behlül-i Dânâ..
Bağdat anılır da oraların sufi nasreddin hocası kıvamındaki
Zât-ı âlisi anılmaz mı.. ;)
mezarlık yanından geçerken halife Harun Reşit rastlar
Behlûl-i dânâ ya..der ki bana bir öğüt ver..
Behlûl hiddetle: 'sarayları orda duranların mezarları
buradadır..daha ne öğüdü istersin' demiştir..
-------------------------
Cesur nükteleri dikta yöneticilere ders olmuş biri. ama
maalesef bazen nükteleri hüküm olarak kullanılıyor.
mesela: (Harun'u reşit Behlül'e toplanan zekatları hak
sahiplerine dağıtma görevi verir oda gider zenginlere verir
tüm parayı. padişah bunu duyar ve Behlül'e sebebini sorar.
oda 'sen Allahtan daha mı iyi biliyorsun bak o zenginlere
vermiş.der) size tuhaf gelse de halk arasında halen böyle
tuhaf Behlûl nükteleri dolaşıyor.
-----------------
Bizim Nasrettin Hoca'ya benzer bir tip. Şakaları ve
düşündürücü maceralarıyla ünlü bir sima. Halifelerden
birinin kardeşi. Ama mal, mülk peşinde değil, özgür yaşayan,
halktan biri.
'Her koyun kendi bacağından asılır' darbı meselinin bir
hakikat olmadığını, sokaklara koyun astırıp, çürüyen
koyunların kokularının insanları rahatsız etmesiyle ders
vererek açıklamıştır. Yani insanlar birbirinden kayıtsız
yaşayamaz, birbirinden sorumludur.
Behlûl DÂNÂ ile ilgili pek çok olay anlatılır. Bulursanız
okuyun tavsiye ederim.
--------------
ateşi körüklesem yolumu yarılasam tarlamı darılasam der
Behlûl dane sorar
yolukuşu inmek mi çıkmak mı kolaydır, durmadan yürü
görmediğin yeri nasıl düşünürsün
yokuşu çıkmak kolaydır çünkü çıktıkça hafiflersin beden ile
değil elbet
yerden toplamak ağaçtan toplamaktan kolaydır
ne var ki
yerden toplanan bereli olur
bereli meyve kulun zevkini siler aslında tadı aynıdır
Behlûl dane kazanı çevirdi denize devirdi
yolunu bulması için darı serpmesi gerekli değildi
------------------------
BEHLÛL DANE’NİN BİR DERVİŞE SUAL SORMASI
Behlûl Dane, yolda rastladığı bir dervişe:
“Söyle bakalım ey derviş, ne haldesin, anlat bakalım bana”
dedi.
Derviş ise, halini şöyle açıkladı:
“Ey Allah’ın Behlûl’ü kâinattaki bütün işler.. tek bir
Şah’ın hükmüne
bağlıdır. Daima O’nun dilediği gibi olur.
Sular, rüzgârlar dilediğince akar, dilediğince eser. Güneş,
ay ve
yıldızlarla beraber, tüm felekler O’nun emrine ram olmuştur.
Hayatla ölüm
O’nun emrine uymuş; dilediği yere ve işlere koşar olmuş..
Âlemlerde, hiçbir gönül O’nun isteği olmadan, ne güler, ne
de ağlarsa; işte
bu kulu dahi öyledir. Sadece O vardır ve O’nun sıfat ve
esmalarının kulları
sadece O’na bağlı, O’na muti ve dilediğince, dilediğine
koşarlar.. işte bu
kulunun hali de böyledir.”
Behlûl Dane ise,
“Doğru söylersin, zaten böyle olduğun nurundan ve halinden
bellidir. Yalnız
bu hale nasıl eriştin bir parça anlatsana.”
Derviş dedi ki:
“Âriflerce malûmdur ki; tüm yaratılanlar ve âlemler üzerinde
şöyle veya
böyle dilediğince tasarrufta bulunan sadece Yüce
Yaradan’dır. O’nun kaza ve
kaderi olmadıkça ağaçtan bir yaprak dahi düşmez. İşte bu
fakir kulu da,
saadet ve huzuru, teslimiyette, emirleri doğrultusunda
koşmakta buldu.
Fazlasını söylemek caiz değildir. Anlayış sahibine bu kadarı
dahi yetişir.”
Ey Allah’ın kulları,
Kaza ve kader rüzgârları hakkettiğiniz yönlerden durmaksızın
esmekte..
Varlık O’nun, mülk O’nun, sadece O’nun emri hükümrandır.
Eğer biraz aklınız,
idrâkiniz varsa, O’na teslim olarak, dilediğince hizmete
koyulunuz.
Ve sakınınız ve sadece akl’ı maaşın (cüz’i akl’ın)
anlayabildiği köpük
âlemine bağlı kalmış olan felsefecilere uymayınız.
Zira akl’ı cüz her şeyin zahirine bağlanıp kalmış olup,
özden, özün özünden
bîhaber olup, varlığın gerçeğine doğru bir adım dahi atamaz.
Ey yolcu,
Senin aklının aklı, Akl’ı Kül olup, Akl’ı Kül’le nisbetle
akl’ı cüz kışır
gibi, kabuk gibidir. Hayvan ise, daima kışır peşinde dolaşır
durur...
Ancak, ne zaman ki kul başına her ne gelirse gelsin,
beklentisiz, menfaatsız
gönlünü razı eder, şikâyetsiz hale gelirse;
Artık o kul sadece Rab’binin hüküm süren emri olur. Ve yine
o kul, yaşamla
ölümü kendine binek eyler. Zira o, Yüce Yaradan’ın
takdirinde ve Aşk’ında
eriyip, yok olmuştur!
O yokluktaki azîm tecelliyi ifâde ise; değil akl’i cüz’ün,
değil Akl’ı
Selimin, Akl’ı Küllün dahi harcı değildir!
Şu kadarı söylenebilir ki; kaza ve kader ne yönde tecelli
ederse etsin, o
Kul daima tebessüm eder. Bir Kul’un yaradılışı, hali böyle
olursa; niçin “Ey
Allah’ım, bu kazayı başımdan gider” diye niyaz eder olsun.
Ey Allah’ın kulu, sadece O’na yönelir, O’nu görür olursan,
O’ndan gelen her
şey ise; hakkında hayırlıdır.
Kemâl Ehlinin her işi, Allah rızası içindir. Onda nefsanî
bir koku arama!
Zira o gönül Sevgili’nin şarhoşudur. Sevgilinin varlığından
başka bir şey
arama onda.
Ne işi var onun yolla, menzille, bütün bunlar sûretin
vasıflarıdır. Canın
Sevgiliye seferi vasıfsızdır, keyfiyetsizdir. Zira o zaman,
mekân ve cihet
kaydından kurtulmuştur.
Zira tene mahsus bu vasıflar, Can için yüktür, insanı
gençken kocaltır!
Ey.. Kaza ve kaderle beyhude pençeleşmeğe kalkanlar.. bu
pençeleşmeleriniz
devam ettiği sürece huzura ermeniz aslâ mümkün değildir.
Ey.. Hak yolcusu,
Zaman mekân, cihet âlemlerinden bir an kurtulursan, o
güzelim Sevgiliye
mahrem olur, Vûslatın eşsiz zevkini tadarsın!.. Aksi
takdirde, zahire döner,
sebeplere bağlanır kalırsan, köpük olur, sonunda solar,
mahvolur gidersin.
Tıpkı Kur’an’a dil uzatanların, O’na yaklaşamayanların
akîbetleri gibi.
Sadece kelâmullah’ın hüküm ve hakikati kıyâmete kadar
bakidir!
Kur’an ne buyuruyor dinleyiniz:
“ÖLÜMDEN KURTULUŞ İÇİN, O HAYAT SUYUNUN KAYNADIĞI YEGÂNE
PINAR BENİM. BEN
SİZİN ÜZERİNİZE DOĞAN GÜNEŞİN NURUYUM VE O GÜNEŞİN ZÂTINDAN
AYRI DEĞİLİM!”
Ey.. sebeblerin önünde zan ve vehimlerinin ipliklerini
bükmekte olan
felsefeciler..
Yüce Allah’ın înayeti yetişip, gözüne ve görüşüne nurdan bir
sürme ihsan
olunmazsa; nasıl olur da, temyiz kabiliyetini edinir, nasıl
olur da temiz
olanla, pis olanı ayırd edebilirsiniz?
Ve yine pislik kokusundan uzaklaşarak, gül kokusunu koklar
olursun.
Amin.
------------------
Harun Reşit ile Behlûl Dâne
Behlûl Dânâ hazretleri daima Harun Reşidin yakınında
bulunur, çeşitli sebepler hâsıl ederek onu uyarırdı.
Bir gün Behlûl Dâne hazretleri, üstü başı toz toprak içinde
uzun bir yolculuktan gelmiş olmanın belirtileri ile Harun
Reşidin huzuruna çıktı. Harun Reşide sordu:
- Bu ne hâl Behlûl, nereden geliyorsun?
- Cehennemden geliyorum ey hükümdar.
- Ne işin vardı cehennemde?
- Ateş lazım oldu da ateş almaya gittim.
- Peki, getirdin mi bari?
- Hayır efendim getiremedim. Cehennemin bekçileriyle
görüştüm, onlar "Sanıldığı gibi burada ateş bulunmaz, ateşi
herkes dünyadan kendisi getirir" dediler.
--------------------------
Mezar Taşı Yazısı
Behlûl Dane´ye biri sorar:
Oğlum öldü mezar taşına ne yazdırayım?
Behlûl Dane şu cevabı verir:Sunu yazdır:
Dün altında olan çimenler,
bu gün üstünde yeşerdi,
ey yolcu anla ki,
şu toprak,
günahtan gayri her şeyi örter
--------------
Behlûl Dana Hazretleri evini soyan hırsızları
kabirde beklermiş. Ona sormuşlar "ya Behlûl, gece gündüz bu
kabirde ne yaparsın?"
"Evimi soyan hırsızı beklerim"
"Hırsızın burada ne isi var"
"Bir gün buraya yolu düşecek, tabut içinde gelecek,
onu beklerim çünkü kaçamayacağı tek yer burasıdır"
demiş
----------------------------
Bir gün Behlül'ü kabristanda gördüler. Ayaklarını kabir
taşları arasına sokmuş toprakla oynuyordu.
Kendisine;
"Ey Behlûl ne yapıyorsun?" diye sordular.
Onlara gayet sakin olarak;
"Bana eziyet etmeyen, gıybetimi yapmayan insanlarla oturup
sohbet ediyorum. Bunlar sağ olanlardan daha emin." diye
cevap verdi.
------------------------------------
Herkesin ceza ve mükâfatı verilmiş
Behlûl Dane, bir gün Harun Reşid'den bir vazife istedi.
Harun Reşit de ona çarşı pazar ağalığını verdi. Behlûl hemen
işe koyuldu. İlk olarak bir fırına gitti. Birkaç ekmek
tarttı hepsi normal gramajından noksan geldi. Dönüp
fırıncıya sordu:
“Hayatından memnun musun, geçinebiliyor musun,
çoluk-çocuğunla ağzının tadı var mı?”
Adam her soruya olumsuz cevap verdi.
Behlûl bir şey demeden ayrıldı ve bir başka fırına geçti.
Orada da birkaç ekmek tarttı ve gördü ki bütün ekmekler
gramajından fazla geliyor, eksik gelmiyor. Aynı soruları bu
fırının sahibine de sordu ve her soruya olumlu cevap aldı.
Bundan sonra başka bir yere uğramadan doğru Harun Reşid'in
huzuruna çıktı ve yeni bir vazife istedi. Harun Reşit,
"Behlûl daha demin vazife verdik sana, ne çabuk bıktın?"
dedi.
Behlûl açıkladı:
“Çarşı pazarın ağası varmış! Benden önce ekmekleri tartmış,
vicdanları tartmış, buna göre herkes hesabını ödemiş, ceza
ve mükâfatları verilmiş, bana ihtiyaç kalmamış.”
----------------------------
Bundan yıllar öncesinde hiç unutmam bol yağışlı bir kış
günü idi…
Sıkıntılarım yüzüme vurmuş gergin bir halde yağmurun altında
bazen yürüyor, bazen de evin önündeki küçük havuzun duvarına
oturuyordum.
Yaza doğru yağan yağmurlara, “Avanak ıslatan yağmurları”
derdi bizim köylüler…
Atalarımız her ne kadar, “Yaşa taşa oturulmaz” dese de bizim
köylülerin dediği gibi avanak ıslatan yağmurlarında
yürümeyi, ıslanmayı seviyor, hemen ardından da kendime, “Sen
bir avanaksın, unutma bunu” diyordum…
Ne yapacağıma karar vermekte zorlandığım günlerdi o günler.
Çekip gidecektim yine eskisi gibi gurbet ellere, ya da
kalacaktım gurbette doğduğum köyümde, ekmeğimi taştan ya da
topraktan çıkartacaktım…
İnsanlarla iç içe olmak ve onlarla uğraşmak öyle zordu ki…
O an aklıma Behlûl Dane geldi. Hani Halife Harun Reşit’ten
sonra, “Gel başımıza sen Halife ol” derler ya…
Behlûl Dane’de, “gidip bir danışıp geleyim” der.
Behlûl Dane gider, ahali de merak eder… Kime, kimlere
danışacağının merakı ile ardından giden birkaç adam görür
ki, Behlûl Dane ayakyoluna gider…
Bir müddet sonra geri gelen Behlûl Dane der ki:
—Ben danıştım.
—Kime danıştın, sen ayakyoluna gittin, diye itiraz eder
ahali.
-Evet, der Behlûl Dane, ben oradakilere danıştım, dediler
ki: “İnsanların içine girme, işlerine karışma. Bak biz
girdik de ne oldu, başımıza neler geldi…?”
Ben de gittim ayakyoluna çömeldim, öylece beklemedeyim. Bir
sinek uçuyor içeride, bir de örümcek var ağını kurmuş avını
beklemekte…
Uçan sinek örümceğin ağına takıldı, önce kurtarmak istedim
fakat sonra vazgeçtim. Dedim ki, “Yaratıcı böyle istiyor…
Karışma dünyanın düzeni kurulmuş işine.”
Bir kitapta okumuştum, “Yarını belirleyen kaderimiz bugün
yaptıklarımızdır” diye.
Aradan yıllar geçti kendime sormaktayım, “Acaba o gün o
sineği örümceğin ağından kurtarsaydım ne olurdu, yoksa o an
orada olmam o sineği kurtarmam için miydi?...”
Bilemiyorum.
O gün kendime dedim ki, “Bak Yaratıcı yarattığı örümceğin
bile rızkını uçanlardan veriyorsa mutlaka seni de
düşünmüştür. Aç dükkânını çalışmaya başla…”
Ve bu duygu yüklü düşünceler içerisinde açtım işyerini,
başladım beklemeye…
Nereden bilebilirdim ki, gün gelecek sistemin ağındaki sürek
avının hep ben ve benim gibiler olacağını…
Devam Edecek: |