| |
|
|
BİR RUH KURTARMAK
Evet
Bir Ruh Kurtarmak, İnsanı ceset olarak
görenler, hep o cesedin ihtiyaçları için
çözüm üretilirler, Fakir (İhtiyaç
sahibi) birini gördüklerinde onun
açlığını gidermek, çıplaklığını
gidermek, başını sokacağı bir dam temin
etmek gibi sosyal ihtiyaçları gidermeye
çalışırlar.
Bu durumda olan kişilerin çoğunluğunun talepleri de bu
doğrultuda olur.
İnsan olarak
kişiyi ele alacak olursak ilk
bakacağımız tarafı cesedimi olmalı, Onu
insan olarak tanımlamamızı sağlayan bir
ruh ve akıl sahibi olması mı?
Toplum olarak hayata ceset gözü ile bakma, sorunları
cesedimizin ihtiyaçları olarak tespit
etme, çözümleri bu istikamette
üretilmesine sebep olmaktadır.
İnsan, bir yönü ile ceset, bir yönü ile Ruh'tur. Cesedi
gıdalarla besler, örtünme ile muhafaza
ederiz. Diğer tarafımız olan Ruh İçin ne
yapmalıyız ? Bunu bilen, daha
doğrusu düşünen günümüzde çok az.
Bu nedenle Ruh'u fakir, düşkün, hasta, kör olan.
Görünüşte çok başarılı, karizmatik,
çağdaş bilgilerle donatımlı örnek
şahsiyetlerin, Ruh hanesinde dibe
vurmuş, çaresiz, mutsuz, tatminsiz
neticede intihara çok yakın kişiler
oldukları gerçeğini genelde bilemiyoruz.
Bu Ruh fakiri muhtaç kişiler maddi alemdeki
başarılarının sarhoşluğu ile Ruhsal
ihtiyaçlarını görmemezliğe çalışması,
mutsuz da olsa sahte ilişkilerle
mutluluk oyunu oynaması kendilerine
yardım edilmesine fırsat vermez. kişi
kendi yalnızlığı ile derin ve ölümcül
hastalıklara yakalanarak hayata veda
eder.
Ruhumuzun beslenmesi için olmazsa olmaz şart,
kişinin ruhunun varlığına inanması ile
başlar, kişi ruhu düşünmüyor hatta inkar
ediyorsa o kişinin ruhunun
muhafazası olan kalp inkar ve isyan
lekeleri ile kaplanmış, dışarıyı
göremeyen, gerçek alemde olup bitenden
haberdar olmayan hayvanlar gibi zeka ile
yaşamını devam ettiren kişidir.
Allah cc. Zekayı bütün mahlukata (İnsanlar dahil)
Aklı ise sadece İnsan ve Cinlere
vermiştir. Aklını kullanmayanlara Allah
cc. Kuranda birçok ayette "niçin akıl
etmezsiniz, neden aklınızı
kullanmazsınız" diye uyarmaktadır.
Bu uyarılardan anladığımız gibi hayatı
yaşamak için Aklımızı kullanma
mecburiyeti yoktur, Allah cc. ibret için
bazı kullarını akıldan yoksun
yaratmaktadır. Bazıları ise akılları
olduğu halde onu kullanmazlar, sadece
nefsi, yani zekaları ile bir hayat
yaşarlar. Bu nedenle hayatın
gerçeklerini göremez, sadece insanın
cesedini esas alacakları tedbirleri
düşünürler. Aklını kullananlar ise
hayatın gayesini görüp, ebedi hayatın
gereklerini yaparlar.
Ruh'u canlı, sağlıklı tutmak onun
yapısına uygun gıdalarla beslemekle
mümkün olur, Toprak ve sudan yaratılan
bedenimizi Toprak ve su içerikli
gıdalarla sağlıklı yaşatırız.
Cismi latif olan, mahiyeti hakkında insanlığa hiçbir bilginin
verilmediği Ruh'un gıdası yaratıcısını
bilmesi, yaratıcısına itaatkar hayat
nizamı yaşayarak sevildiğine inanması
ile gıdalanmaktadır.
Böyle samimi duygularla Rabbini bilen, O'nun istediği
gibi yaşayanı Ruhlar, Mutmain
(Mutlu-Kanaatkar) olurlar, hayatlarında
hiçbir olumsuzluk onları mutsuz yapamaz.
Bir insan kurtarmak aslında Bir ruh
kurtarmak demektir. cesedin yaşaması
için gayret sarf edenler insanları
doyurur, örtünmelerini sağlarlar. Bir
Ruh kurtarmak için emek sarf edenler o
kişinin rabbine şirk koşmadan inanması
için gereken bilgi ve ihlas yollarını
gösterirler.
Ne garip değil mi, masraflı olan
tedbirler dünyalık cesedimizi, masrafsız
ilim ebedi hayatımızı kurtarıyor.
Günümüzde aklını kullanabilen İnsan
maalesef çok azaldı. dindar geçinenlerin
içinde dahi aklını kullanmayanlar
çoğunlukta. Bu manevi boşlukta bazı
kişiler inançsız veya İslam dışı,
düşüncelerin peşine sürüklenebiliyor.
Günümüzde yapılan en büyük yanılgılardan biri, Türk
tabasından olmayanların Müslüman
olamayacakları inancının yaygın
olmasıdır. Bir Rum veya Ermeni ırkını
inkar etmeden Müslüman olması mümkün
değil gibi algılanıyor.
Bu nedenle olacak son yüzyılda doğu Avrupa'da
Müslüman olan Bulgarlara Pomak, Müslüman
olan Hırvat'lara Boşnak denmesi
benimsenmiş. Birçok Avrupa ülkesinde
Müslümanları Türk olarak tanımlamak
yaygındır.
Geçenlerde bir kardeşimin Hıristiyan
olduğunu duymuştum, hep aklımda olmasına
rağmen müsait bir zaman ayırıp kendisi
ile görüşemedim.
Dün bu kişi rüyama girdi, kendisine sen İslam
hakkında ne biliyorsun ki İslam'ı
beğenmeyerek, eksik görerek
Hıristiyanlığı seçtin diye soruyordum.
Hemen bu gün bu kardeşimizin peşine
düştüm, kendisi din değiştirdiği için
çevresinden büyük tepki aldığından pek
toplumun içine karışmıyordu. Sorduğum
kişiler ise tedirgin olarak yeterli
bilgi vermekten çekiniyorlardı. Allah cc.
yardım etti eski bir arkadaşına
rastladım, kendisi telefon ile aradı,
genç kardeşimizle konuştum, görüşmemiz
gerektiğini söyleyince tedirgin olduğunu
anladım, çevremizde Ömer ! gibi
tanınınca birilerini korkutuyoruz demek
ki. Kendisine güven verecek
şekilde konuyu anlatınca on dakika
içinde yanımıza geldi. evine
misafir olmak istedim kabul etti, hemen
rüyamı anlatarak konuya girdim, aynı
soruyu tekrar sordum.
Kardeşimiz Ağabey ben aslında Ermeni'yim,
bizim ailede Hıristiyanlar var onun için
dediğinde toplum olarak nerede yanlış
yaptığımızı anladım.
son yüzyıllarda tabamıza siyaseten Türk
olma mecburiyeti getirdik, İnsanların
nüfus cüzdanlarına inançlarını aleni
yazmaya başladık, halbuki inanç muallak
bir kavram, kişi her an bir inançtan
diğerine geçebilir ve inançsızda
olabilir.
Böyle bir gerçeği görmezliğe gelerek
kimliklere din hanesi koyduk, inkar
etmekle dahi değişmesi mümkün olmayan
kavim, ırk kavramını kimliklere
koymadık, hepiniz Türksünüz dedik.
Tabamız içinde varlığını devam ettiren Ermeniler,
Rumlar kimlikleri gereği toplum
tarafından dışlandılar, bu kişiler
kendilerini dışlayan Türk milletinin
dinini de terk etmek mecburiyetinde
kaldılar. sanki Müslüman olmak için
Ermeni veya Rum olmak engelmiş gibi
algılandı.
Nasıl ki Dünyada pek çok ırktan Müslüman olduğu
gibi Ermeni'den de bizim kadar Müslüman
olabilir gerçeğini görmeyerek, bilhassa
1. Dünya savaşı sonrası siyasi
çalkantılar ve savaşlar nedeniyle Ermeni
kimliklerini gizleyerek Türk, Kürt,
Alevi kimlikleri arkasına gizlenen
Ermeniler günümüzde sahip oldukları
demokratik güven nedeniyle asli
kimliklerine dönme ihtiyacı hissedince
mevcut önyargıyı aşamayarak
Müslümanlıklarını ret etmeyi uygun
görmeye başladılar.
Camilerde, cemaatte bir Ermeni'nin samimiyetine kim
inanır ki! Bu yanlış ön yargılı davranış
nedeniyle birçok Ermeni vatandaşımız
etnik kimliğini açıklarken dinini terk
etmek ihtiyacı hissetmesinin vebali
bizden sorulacak.
Bilgilerinize arz olunur!
Behlûl Dane fatihten@gmail.com
|
|
GÜNCEL ANA SAYFASINA DÖN |
YORUMLAR:
‘’Tabamız içinde varlığını devam ettiren Ermeniler, Rumlar
kimlikleri gereği toplum tarafından dışlandılar, bu kişiler
kendilerini dışlayan Türk milletinin dinini de terk etmek
mecburiyetinde kaldılar. sanki Müslüman olmak için Ermeni veya
Rum olmak engelmiş gibi algılandı.
Nasıl ki Dünyada pek çok ırktan Müslüman olduğu gibi Ermeni'den
de bizim kadar Müslüman olabilir gerçeğini görmeyerek, bilhassa
1. Dünya savaşı sonrası siyasi çalkantılar ve savaşlar nedeniyle
Ermeni kimliklerini gizleyerek Türk, Kürt, Alevi kimlikleri
arkasına gizlenen Ermeniler günümüzde sahip oldukları demokratik
güven nedeniyle asli kimliklerine dönme ihtiyacı hissedince
mevcut önyargıyı aşamayarak Müslümanlıklarını ret etmeyi uygun
görmeye başladılar.’’
bir Katolik, bir Müslüman, bir Budist ya da bir Musevi gibi…
iyi- kötü, çirkin- güzel, cahil- aydın, taraflı- tarafsız,
objektif ya da sübjektif olabilme olasılığı olan, hiç kimseden
farksız, nefes alıp, ağlayıp, gülen, konuşup, susan, üzülen
insan…
bir millete sözde veya özde hiç bir kötü hareket yapmasak bile
azınlık demekle kalplerini kırarız. bu diğer azınlık dediğimiz
topluluklar içinde geçerli . kimse bütünü, çoğunluğu tarif
edemezken onlara niye azınlık etiketi yapıştırıyoruz?
katre su - 11 Ağustos 2009 Salı 14:02:05 |