Artık Klasikleşmeye başlayan, İstanbul 2010 Çarşamba Konuşmaları çerçevesinde Mim. Aykut Köksal'ın "Koruyarak koruyabildik mi?" başlığında sunduğu mini panele katıldık.

İstanbul 2010 AKB Ajansında düzenlenen sohbetin Açıklanan ana teması;
" İstanbul’da bugüne dek hayata geçirilmeye çalışılan koruma pratikleri, surlardan sivil mimarlığa dek uzanan bir bağlamda koruma çalışmaları ve bunların dayandığı korumacılık paradigması ele alınacak; koruma çalışmalarının hangi düşünsel temellere dayanması gerektiği tartışılacak.
Şeklindedir.

Oğuz ÖNER (Uzman - Kentsel Uygulamalar Direktörlüğü) birlikteliği ile ön sunumu yapılan konuşmada konu ile ilgili birkaç uzman ve ilgili fakülte öğrencileri katıldı.
İhsan Sarı ( İstanbul için yönetim planı üyelerinden)
Luis Mezzano Mimar, Şehir Plancısı (Fener-Balat Rehabilitasyonu projesi, Uluslararası eş-müdür)
Sayın Köksal'ın konuşmasına müteakip söz alarak düşüncelerini açıkladılar,

Sayın Mezzano,Fener-Balat Rehabilitasyonu projesinde gerçekleştirdikleri uygulamanın Tarihi yapılarda örnek alınacak gerçekçi bir yaklaşım olduğunu, Günümüzde uygulanan yenileme çalışmalarının kabul edilemez olduğunu, İstanbul'un bu tarihi varlıkları sadece sizin değil, Bütün İnsanlığın ortak malı olduğunu söylediği konuşmasında Fener_Balat semtlerinde uyguladıkları çalışmaların detaylarını anlattı.

Sayın İhsan Sarı, Sorunun bürokrasiden kaynaklandığını, Tarihi bir mekanın restorasyonunda, uygulama için M2 inşaat birimleri gibi standart fiyatlandırmalar yapılıyor, Bu çok yanlıştır, Müteahhitler proje çalışmalarına katılmalıdır, inşaat sektöründe tarihi yapıya gerektiği gibi yaklaşıma sahip olan pek müteahhit ve ustaların olmaması, restorasyonlarda en büyük sıkıntılardan biri olduğunu vurguladı.

Genç bir mimar Sayın Öner'in bazı tespitlerine itiraz etmek istedi, Fakat Aykut Köksal'ın müdahale ve biz misafirlerine karşı takındığı uzlaşmaz tavrı nedeniyle mümkün olmadı.

Konu Süleymaniye Ahşap evleri ve Fener-Balat olunca, 52 yıl bu semtlerde yaşamanın verdiği öz güvenle söz alarak, "Neden koruyamadık" sorusuna objektif misaller vermek istedim ki, Sayın Aykut Köksal'ın sert müdahalesi ile karşılaştım.
Sayın Köksal kendini İstanbul 2010 AKB Ajansında  değil de, Bilgi Üniversitesindeki dersinde sanıyordu herhalde. Kendi konuşmasına muhalif hiçbir düşüncenin konuşulmasına müsaade etmedi, Sık sık konuşmalarımıza müdahale ederek konuya katkı sağlamamızı engelledi.

Konuşulmak istenen olay, birçok boyutu olan bir konu, Dün Süleymaniye de uygulanan tarih katliamının gerekçeleri, Osmanlı ve ilk cumhuriyet döneminde bürokrasi merkezi olmasına karşılık, önce pazar sonra sanayi bölgesi haline gelmesine göz yuman belediyelerin suçu olduğunu söyleyecektim.
Fener-Balat, Tarlabaşı semtlerinde uygulanmak istenen Ada bazlı projeler de Rant Projeleridir.

Bu gün, Sayın Köksal'ın Yüz senelik tarih diyerek küçümsediği Fener-Balat semtleri için hayata geçirilmeye çalışılan "Yenileme" (yeniden imitasyon görünümlü betonarme binalar) Projelerine bakış açısını somut görmedik. Bu semtlerin tarihini küçümserken, uygulanmak istenen projelerin doğru olmadığını vurgulayabiliyordu.

Tarlabaşında, Balat, Fener, Ayvansaray yenileme projelerinde Bilgi Üniversitesinin mimarlarının görev aldığını hatırlamamız karşısında , projeleri Üniversitenin hazırladığını,  Fakat bu durumun doğru olmadığını, Üniversitedeki derslerinde öğrencilere anlattığını vurguladı.

Halbuki; Bilgi Üniversitesinde görev yapan Mim. Emre Arolat İstanbul'da uygulanmak istenen yenileme projelerinin insanlık adına facialara sebep olacak yanlış uygulamalar olduğu gerekçesiyle Projeye katılmamış, kendisine anlayış gösterilmediği için Bilgi Üniversitesindeki görevinden istifa etmişti.

Konuşma süresince uzlaşmaz tavrı ile kendini kabul ettirmeye çalışan sayın Aykut Köksal'ı Sayın Oğuz ÖNER bir ara savunmaya çalışmasına bile muhalefet eden Aykut Köksal, öğretici bir konuşma yaptığını sanıyor lakin, 2 saatlik konuşmasından hisse çıkaran kimsenin olduğunu sanmıyorum,
Sayın Aykut itiraz edecek olursa 1.47 saatlik konuşmasını kendisine hediye edebiliriz.

İstanbul'un karşı karşıya kaldığı mağduriyetlerin, Tahribatların arkasında mutlaka belediyelerin görevleri suiistimalleri olduğu su getirmez bir gerçek olmasına karşılık, bu tahribata mimarlarımızın da tarihi kente kimliksiz modern binalar kazandırmasının etkeni de görülmezliğe gelmesin. Genelde son 60 yıldır Türkiye'de tarih ve kültür katliamı gerçekleşmiş, şehir kimliksizleştirilmeye çalışılmış, halende bu yıkıma alet olan mimarlara, Emre Arolat tarzı tavır almalarını, ranta hizmeti bu konuda kabul etmemelerini bekliyoruz.

Bu bağlamda Sayın Köksal'ın konuşmasından aldığım en güzel bilgi, Ünlü yazarımız Peyami Safa'nın bir beyanını nakletmesi oldu.  Menderes devrinde malum İstanbul'da büyük yıkımlar, kültürel yok edilişler yaşadık, O devirde geniş halk kitleleri de bu yıkımlara alkış tutarak suç ortağı oldular.
Sayın Peyami Safa bir makalesinde bu durumu kınayan beyan açıklarken, Bir Ortaçağ Şehrini yok ederek, çağdaş bir kent yapmaya çalışıyorsunuz, Ortaçağ kentinden çağdaş kent olmaz. Siz bu şekilde Büyük bir tarihi mirası yok ederken, önümüze çarpık gelişen bir kent inşa ediyorsunuz diyerek, günümüzün gerçeğini elli yıl önceden görebilmiş olduğunu öğrendim.

İki saate yakın süren konuşmada olması gereken karşılıklı sohbet, tartışma imkanı bulamadık, Sayın Aykut Köksal'ı dinledik ve çoğunlukla çok teknik ve yabancı dil terimlerin havada uçuştuğu konuşmadan mutsuz ayrıldık, Dileriz Sayın Köksal bundan sonraki panel ve bu tür konuşmalarda biraz daha hoşgörülü ve demokratik davranarak, her şeyi ben bilirim, benim tespitlerim doğrudur, Sizlerde bu tespitlere uyacaksınız gibi anlama gelen dayatmalarını terk ederek, Eğitimsiz, hatta diplomasız da olsa hayat üniversitesinde eğitim görmüş bir cahilden de bir şeyler öğrenilebileceği erdemine sahip olmasıdır.

Mutlaka sayın Köksal değerli bir akademisyenimizdir. Biraz hoşgörü ve sakinlik kendisinin saygınlığına çok büyük değerler katacağına inanıyorum.  Mesai ve sosyal hayatında başarılar temenni ediyorum.

Behlûl Dane fatihten@gmail.com (Abdullah Gözaydın)
 

 

 

YORUMLAR: