| |
Domuz Planı
Alenen
ilahlık iddiasında bulunmaz –ki aslında bulunuyor– gözükse
bile, kendini ‘ilah’ olarak gören bazı çevreler, dünyanın
tüm
varlıklarının kendilerine ait olmasını istiyorlar.
Böcek kadar bile değer vermedikleri diğer insanların
varlığından öylesine rahatsızlar ki; onları ‘yok etmek’ için
tüm imkânlarını
seferber etmiş durumdalar.
Birçok yazımızda dile getirdik fakat önemine binaen bir kez
daha tekrarlamakta yarar var ki; İstenmeyen ırklar ortadan
kaldırılmaya çalışılıyor. Bu yüzden bin bir yöntem denenerek
insanları kısırlaştırılmaya çalışılıyorlar.
Birçok kişi, hâlâ bu gerçeklere komplo teorisi diye gülüp
geçmekte… Tüm gerçekler ortada iken ikna etmek gibi bir
yükümlülüğümüz olmasa bile hâlâ mütereddit olanlar için iki
ürkütücü örnek daha sunalım.
Bir: “2001 yılında Kaliforniya’daki küçük bir biyoteknoloji
şirketi olan Epicyte, yiyen erkeklerin kısırlaşması için bir
sperm öldürücü
içeriğe sahip, genetik mühendisliği ürünü bir mısır
geliştirildiğini açıkladı. Epicyte’in geliştirdiği sperm
öldürücü GDO’lu mısır, ABD
Tarım Bakanlığı tarafından finanse edildi. Bu ürün şu anda
Monsanto’nun elinde...”

İki: “1990’da, BM Dünya Sağlık Örgütü Nikaragua, Meksika ve
Filipinler’deki 15 ve 45 yaşları arasındaki milyonlarca
kadına, paslı
çivi gibi şeylerin üzerine basmaktan kaynaklanan bir
hastalık olan Tetanos’a karşı olduğu iddia edilen aşıyı
yapmak üzere bir
kampanya başlattı. Amaç kısırlaştırmaktı...”
Bu iki örnek, ‘Ölüm Tohumları’ eserinin yazarı William
Engdahl’in ‘GDO devleri bilmediğimiz şeyleri mi biliyor?’
başlıklı son
makalesindendi.
Gıdanın ve sağlık ürünlerinin nasıl biyolojik bir silah
olarak kullanıldığına hâlâ inanmamışsanız bugüne ait yeni
bir örnek sunalım.
Politolog Sergey Markelov; “Domuz gribi, CIA'in Meksika
ormanlarındaki laboratuarlarında geliştirildiği bir
silahtır.”
Mısır Doktorlar Sendikası Başkanı Dr. Hamdi Es-Seyyid diyor
ki: “Domuz gribi, fabrikasyon bir uydurmadır.”
Avustralya Hükümeti ise "Domuz gribi salgını iddiası,
saçmalık ve medyanın balonu" olduğu iddiasında…
Peki, Türkiye Ne Yapıyor?
Henüz insan üzerinden denenmemiş sözde domuz gribi aşısından
20 milyon doz sipariş vermekle meşgul… Ne yapacak bu aşıları
(!).? Elbette bizlerde kullanacak...

Prof. Ahmet Rasim Küçükusta, Türkiye’nin sipariş ettiği
aşılarda yasak bir maddenin kullanıldığını, bu maddenin
Körfez Savaşı
Sendromu'ndaki gibi vücudu tahrip ettiği tespit edilen
“skualen” isimli madde olduğunu; bu maddenin de oto-imnun
hastalıklarına
neden olduğu açıklıyor.
Şimdilik Bilineni Bu… Lakin on yıllar sonra belgelerine
ulaştığımızda, kısırlaştırıcı etkisini de öğreneceğiz…
Domuz gribinin dünyayı kısırlaştırma hareketi olduğundan
endişesi olan varsa, onlara diyorum ki kafanızı kumdan
çıkarınız.
VİRÜSVİRÜS
Bu sadece bu aşı için geçerli değil elbet... Tetanos aşısını
bile kadınları kısırlaştırmak için uygulayan bir zihniyet,
aynını neden
başka aşılarda kullanmasın ki.?
Gıdaları bile bu amaçla kullandıklarına göre, ne yapalım
paranoya olmaya gerek yok mu diyorsunuz? Elbette hakkınız
var.
Fakat, insan sorumsuz bir varlık olamaz, olmamalı. Bana,
kendini sorumsuz hissedenlerle aynı dünyayı paylaşmak bile
elem
veriyor. Ben, sorumsuzların yaşadığı bir ‘cennet’e razı
değilim.

Gelin Bir De Şu Açıdan Bakalım!
Domuz gribinden daha tehlikeli hastalıklar için kılını
kıpırdatmayanların, bu millete sağlıklı gıdaları bile çok
görenlerin; iş aşı
olunca, ortaya koydukları gayret sizi de şüphelendirmiyor
mu?
20 milyon aşıya kaynak bulan Sağlık Bakanlığı, bu para
ile aşı geliştiremez mi?
Bizim bilim adamlarımız sıradan ülkelerin bilim
çevrelerinden daha mı kapasitesiz? Neden onlara kaynak ve
imkân sunmak
yerine, bu kadar aşı sipariş ediliyor, hiç düşündünüz mü
acaba?
Nasıl bir aşk bu?
Sağlık sektörü de tıpkı gıda sektöründe olduğu gibi
ticarethane gibi işliyor bir yüzyıldır … Bizim sağlımız da
ticari bir meta...
Bundan kurtuluş yok mu? Var elbette.

Bir defa daha söylüyorum ki: Dünya; Birleşmiş Milletler’den,
Dünya Ticaret Örgütü’nden, Dünya Sağlık Örgütü’nden ve Dünya
Tarım Örgütü’nden kurtulmadan ya da bunlara alternatif adam
gibi kuruluşlar kurmadan bu belalardan kurtulmak kolay
değil.
Ümitsizliğe gerek yok.
Kurtulmayı düşünmek bile, önemli bir adımdır. Şerlerinden
kişisel olarak korunmaya çalışmak bile işlerini
zorlaştıracak kuşkusuz.
Bizim paramızla, bizim kaynaklarımızla sağlığımızı da,
gıdamızı da metalaştıran bu örgütlerin arkasındaki güç,
kuşkusuz ABD’nin
derin devleti, daha doğrusu dünyanın derin güçleri…
Sadece onlar mı? Elbette hayır.
Bizim beyinsiz çıkar takımlarımızda onların ortakları. Bu
güçler ki: Kimyasal tarımı geliştirip yaygınlaştırarak,
gerçek tarımı yok etmekte, tarımın özünden ve ruhundan
uzaklaşmamıza neden olmaktalar. Çıkar ortakları da ülkemizde
sözcülüklerini yürütüp, yollarına kırmızı halılar
döşüyorlar.

Bir asra yakındır tarım ve gıda, insanlığın yaşaması için
değil; dünya derin devletinin para kazanması ve gıda ile
insanlığın yönetilmesi aracına dönüştürüldü.
Dünya tarımı ve bütün bir insanlık, bu Deccalî gücün
insafına terk edilmiş durumda. Kısmet olursa ayrı bir
yazımızda değineceğiz
ama Türkiye, “dünyanın üçüncü büyük ‘gen bankasını’ kurdum”
balon haberleriyle bizleri ‘aptal’ yerine koymakta ve
milletin gazını almakta.
Bugün bizler için yaşamsal bir besin olan buğday, pirinç,
arpa, mısır, yulaf gibi gıdalar, bazıları için bir mermer
taşından farksız bir
meta… Hâlbuki bütün bu ürünler, para icat edilmeden önce de
yetiştiriliyordu.
İktidarı kaybeden yem olur! Tabağınızdaki güce sahip
çıkın!
Yaşamak için yemek zorunda olduğumuz tabağımızdaki gıda, bir
iktidar mücadelesinin en önemli argümanı... Tabaktaki
iktidarı
kaybeden, her türlü iktidarını kaybeder...
Bir hakkı teslim edelim. Çok beğendiğim ‘tabaktaki iktidar’
tabirini Gilles Luneau’nun ‘Dünya Satılık Değil’ adlı
eserinden aldım.
Araştırma. Nuran Nuhoğlu
http://www.medyagunebakis.com/haber_detay.asp?id=1493&menuno=44
|
|
|
|
 |
YORUMLAR: |
|
|