|
.
İstanbul'da hayata geçirilmeye çalışılan Yenileme projeleri
Ve..!
UYGULAMA YÖNTEMLERİNE KARŞI DURUŞUYLA Mim. EMRE
AROLAT
2010
Avrupa Kültür Başkenti ilan edilen İstanbul'da henüz
göğsümüzün kabaracağı bir uygulama yok.
Yoğunlukla bir yıldır devam eden cami restorasyonlarını
saymaz isek tarihi ve kültürel onarımlarda hala adım adım
ilerlemeye devam ediyoruz.
Bu arada henüz bir çivi çakılmamış olsa da Tarihi yarımada Fatih'te
ve Beyoğlu'nda çok büyük alanlar yenileme adı altında
yıkılarak yüzyılların kültürü, sanatı, medeniyeti tarihin
karanlıklarına gömülmek isteniyor.
Anayasamızın ve mülkiyet haklarını güvence altına alan
kanunlarımızın Belediyelerimizce göz ardı edildiği, Mülkiyet
sahibi vatandaşlarımızın haberi olmadan, evleri hakkında
projeler üretilerek avan projeler çizildiği, bu projelerin
"Yenileme Alanları Kültür ve Tabiat varlıklarını Koruma
Bölge Kurullarından" onaylatarak, hayata geçmelerinin
önündeki bütün engellerin kaldırıldığı, sadece İlçe ve İl
belediye meclislerinden geçirilmesinin ise an meselesi
olduğu bir coğrafyada.
Her biri büyük sosyal ve kültürel
facialara neden olacak yenileme" Yıkarak tarihi görünümlü,
modern plazalar, otelleler, rezidanslar, alışveriş
merkezleri" yapılarak tarihi İstanbul'un yok edilmesine
seyirci kalmayarak Sermayenin ve onun hizmetkarı
meslektaşlarının çok parlak vaatlerini elinin tersiyle
iterek karşı tavır koyan bir Mimar Emre Arolat' ı
sizler için tarafımdan temin edilen bir ziyareti Fener Balat
Ayvansay semtlerinde, uygulanmak istenen projeden
rahatsız olan bazı semt sakinleri ile gerçekleştirdik.
Sermayenin ve hizmetkarlarının çöküntü alanı dediği, bu
tarihi semtlerde yaşayan, insanlığını kaybetmemiş, komşuluk
ve vatandaşlık görevlerini samimiyetle yerine getiren bu
ülkenin asil insanlarına "Onlar çatal kaşıkla yemek yemesini
dahi bilmezler" diyerek hakaret eden, aşağılayan
meslektaşlarına inat bizleri büyük bir samimiyetle kabul
ederek duygularını paylaştı. Teşekkür ederiz.
Rantçıların çıldırmışçasına saldırdıkları, adına çöküntü alanı
diyerek suçlarını maskelemeye çalıştıkları Fener-Balat-Ayvansaray
halkının, mülklerini rantçıların, tarih ve kültür
düşmanlarının ellerinden kurtarmak için ortaya koyduğu
çalışmaları takdirle karşıladığını, Haklı davalarında
üzerine düşen görevleri her zaman yapmaya hazır olduğunu
beyan ettiği açıklamasında.
Biz
mimarların en önemli hasleti, Çizmek, Yapmak, Hayatı
kolaylaştırmak, güzel eserlere vesile olmaktır.
Fakat bu işi
insan unsurunu göz ardı yapmadan hayata geçirmek çok
önemlidir. Çünkü yapılan eser insan içindir. İnsanları
mutsuz ve sağlıksız yapacak bir proje, uygulaması bizleri de
mutsuz edecektir.
Mutsuzluklar, acılar üzerine mutluluklar kurulamaz, Bu
projelerle on binlerce, belki de yüz binlerce insan doğup
büyüdüğü, her köşesinde hatıraları, sevenleri, sevdikleri
olan üstelik tarihi bir kimliği olan, binlerce yıllık sosyal
birikimi olan semtleri yıkacaksın, yerlerine bambaşka
yabancı bir hayat şartlarını getireceksin.
Bu uygulama bu insanların artık siz buralardan Halkalı'ya,
Kayabaşı'na, Taşoluk'a, Tuzla'ya gidin, burada artık bizim çocuklar
yaşayacak demektir.
Biz bu uygulamadan mutlu olmayız, bu
nedenle kabul edemeyiz.
Bu
samimi
duygularla bir defa daha kalbimizi fetheden Sayın Arolat, Ülkemizde
uygulanmak istenen yenileme projelerinin birçoğunda insani
boyutun
hiç düşünülmediğini, ayrıca tarihi ve kültürel normların da
projelerde dikkate alınmadığını, Ülkem adına, mesleğim adına
çok üzgün olduğunu beyan ettiği konuşmasında; Yerleşim
alanlarında değişimin mutlaka olması gerektiğini, yaşlanan
ve direnci biten binaların mutlaka yıkılması gerektiğini,
buna asla karşı olmadığını, fakat bu sürecin doğal şartlarla
olmasının gerektiğini, zorlama ve emrivakilerle bir semtin
halkının toptan değiştirilmesin kabul edilemez olduğunu, sadece Fatih'te 20 ayrı
proje ile restorasyon değil, yenileme adı altında modern
mimari binaların yapılmasını, buradaki halkın buradan mecbur
bırakılarak gönderilmesini çağdaş bir mimarın kabul etmemesi,
bu düşünceye proje çizmemesi gerekir dedi.
Birde
buralarda yaşayan orta ve alt gelir gurubu insanların maddi
ve manevi hayat tarzına hitap etmeyen bir yapılaşma
neticesinde on binlerce insanın buralardan kaldırılıp Halkalı'ya, Kayabaşı'na, Tuzla'ya mecburi sürgün edilmesi
için proje yapmak sosyal bir cinayettir. Bu sosyal facialara
alet olmamak için tarafıma teklif edilen görevi kabul
etmedim. Bu tavrıma görev yaptığım Bilgi Üniversitesindeki
meslektaşlarımın muhalefet etmesi nedeniyle Bilgi Üniversitedeki
görevimden de istifa ettim dedi.
Buradan
Yüce Türk Ulusu ve Dünyanın huzurunda, mesleğini
ahlaki ilkeler doğrultusunda icra eden değerli mimarımız
Sayın Emre Arolat ve mesai arkadaşlarını tebrik ediyor, bu
onurlu davranışının öncelikle İnsani olmayan, İnsanların
temel ihtiyaçlarına cevap vermekten aciz, Beton tabut diye
tabir edilen, Çağdaş dünyada örneğini asla göremeyeceğimiz,
ışık görmeyen, yolu olmayan, sosyal alanlardan mahrum koca
koca siteler inşa eden "Sözde" mimarlara örnek ve ibret
olmasını temenni ediyoruz.
Bu ülkede sadece para için proje çizen, projelerinde "İNSAN"
unsurunu görmek istemeyenlerin adı da, kazandıkları
servetlerde yok olacaktır. İşi, mesleği ne olursa olsun
görevini "İNSAN" unsuruna medeni ölçülerde saygı
gösterenlerin adı da, eserleri de ilelebet yaşayacaktır.
Tarih bunun en canlı tanığıdır, birileri bu tarihi yok
etmeye çalışıyor olsa da.
TEŞEKKÜRLER EMRE AROLAT.
Behlûl Dane
Fatihten@gmail.com
Not: Bu ziyaret
fenar-balat-ayvansaray dernek web sitesinde bazı yanlış
anlamalara sebep olacak şekilde yayınlaması üzerine Sayın
Emre Arolat Arkitera web sitesinde bilgilendirme yazısı
yayınladı Bu yazı için tıklayınız. |