| |
.
* Hayatımız Sanal Oldu. SENTETİK TATLAR HER YERE GİRDİ!
Muhabbetimiz, Dostluklarımız, Komşulularımız, Aile
ilişkileri, Ticaret, Alım-Satım Sanal oldu.
Telefon, Internet, hayatımızı sanal ortama taşırken
,Yediklerimizden, içtiklerimizden aldığımız tat da Sanal
oldu! Fabrikasyon gıda maddelerinde kullanılan Tat - Koku -
Renk ajanlarına Gıdalardan mutlu olma ajanı da eklendi.
Artık yemek beğenmemek söz konusu değil. Yediğiniz ne kadar
berbat bir şey olursa olsun mutlaka hoşunuza gidecek, Çünkü
Gıdalarda mutluluk ajanı katkı maddesi seyyar pilavcılara
kadar yaygınlaştı.
Artık bir tabak pilav bir ayranla doyamıyoruz, mutluluk
hormonu katılan yemekten birkaç tabak yemek mecburiyetinde
kalıyorsunuz. Doyduğunuzu ancak mide kaslarının zorlanarak
size acı verdiğinde anlayabiliyorsunuz.
( Aktif ve
başarılı bir hayat sürdürmede önemli destekleyici
faktörlerden biri de mutluluk hormonunu, yani seratonini
geliştirici gıdalar almaktır. Seratonin, insan vücudunu
yöneten hormonlar içinde, günlük faaliyetleri, etkinliğimizi
ve performansımızı artıran önemli bir hormondur. Bu hormon,
daha çok B1 ve B2 vitaminlerinde bulunmaktadır. Bulgur,
nohut, süt ve süt ürünleri gibi gıda maddelerinde bulunan ve
seratonini geliştiren bu vitaminlerin sık sık tüketilmesi
etkinlik için gereklidir.
Mutluluk hormonu adı da verilen seratonin insanı dinç kılan,
performansını artıran ve aktif bir hayat sürmesini sağlayan
enerjiyi verdiğinden, sonuçta insanın mutlu olmasını da
sağlamış olmaktadır. )
Piyasada
40 tl'ye satılan NOW 5-HTP - 90 Kapsül - Serotonin
(mutluluk hormonu)
Günümüzde "Seratonin" kimyasal olarak üretilerek gıda
sektörünün hizmetine sunuldu. Yarar ve zararı konusunda bir
şey söyleyen yok. fakat insan vücudunun sentetik maddelere
karşı olumsuz etkilendiğini dağdaki çobanlarda biliyorlar
artık. Çünkü Dağ başlarında da Internet denen bir bilgi
kaynağı insanlarımızın hizmetinde, Bu imkandan bir tek
vekillerimiz yoğun mesaileri nedeniyle faydalanamıyor
maalesef!
Gıda sektöründe denetimsiz kullanılan nice katkı maddeleri
yetmiyormuş gibi, hükümet ülkenin gündeminin yoğun olduğu bu
günlerde kaşla göz arasında “genetiği değiştirilmiş
organizma”ların ithalatını serbest bıraktılar. Bu ne demek
biliyor musunuz, Gıdalarımızda "PİÇ" babası kimyasal
hormon olan gıdalarla besleneceğiz demektir. Zaten bu tür
gıdalar doğru dürüst ve ileri denetim tekniklerinden mahrum
olmamız nedeniyle tespit edemediğimiz birçok ithal gıdayı
ister istemez midemize indiriyorduk, şimdi tekniğini
getirsen de alacağın rapor işe yaramayacak Çünkü; TBMM gece
yarısı bir operasyonla “genetiği değiştirilmiş
organizma”ların ithalatını serbest bıraktı.
Hürriyetten Yılmaz Özdil'in Bu günkü yazısı;
Frankeştayn
Kürt açılımı yapılmasını anlarım... Çünkü, karşı çıkanlar
olduğu gibi, destekleyenler de var. Ermeni açılımı da
böyle...
Sen itiraz edersin belki ama, şahane diyen de var.
*
Peki, “Milletim öyle istiyor, açılım yapıyorum” diyen
arkadaşlardan biri, bana izah edebilir mi lütfen, “genetiği
değiştirilmiş organizma açılımı”nı niye yapıyoruz?
*
Ortalık toz dumanken... Ahali, PKK’lıların memlekete
gelişiyle meşgulken, dikkatler darbe marbe iddialarına
yoğunlaşmışken, ana-babalar domuz gribi endişesine kafa
yorarken... Kaşla göz arasında, TBMM’yi bypass ederek, şak
diye yönetmelik çıkardılar... Ve, “genetiği değiştirilmiş
organizma”ların ithalatını
serbest bıraktılar.
*
Hangi millet istiyor bunu?
*
Her numaraya “Milletim öyle istiyor” diyorsunuz da...
Mesela, genetiği değiştirilmiş domates istiyorum diyen Kürt
var mı Türkiye’de? Genetiği değiştirilmiş çikolata istiyorum
diyen Laz? Çocuğuma genetiği değiştirilmiş patates cipsi
yedirmek istiyorum diyen Türk var mı aramızda? Kim istiyor
bu işi kardeşim? Kim?
*
Genetiği değiştirilmiş organizma, eğer angutsan, entel bi
sıfat gibi geliyor kulağa, bilimsel gibi duruyor... Aslında
“frankeştayn gıda” onların adı!
*
Çünkü, normal yollardan insan evladı doğurmak varken;
birinin kulağını birinin kafasına, birinin burnunu öbürünün
suratına
takmak gibi bi şey...
*
Kabaca anlatırsak, dayanıklı olsun diye balık genini
domatese, bakteriyi patatese monte ediyorlar... Sonradan
tonla para verip ilaçlama yapılacağına, haşere ilacını daha
tohumundan mısır genine kakalıyorlar. Sinek yuttuğu için
böcek ilacı içen süper zekâ vatandaşımız gibi yani...
Sevgili halkımız, adında domuz var diye, domuz gribi aşısı
caiz mi diye soruyor ama, belki domuz genini soya
fasulyesinde yiyor, haberi yok...
*
Peki, niye yapıyorlar bunu? “Açlığı önlemek için”
diyorlar... İnsanoğluna gıda yetişmiyormuş, böylece verimi
arttırıyorlarmış...
Raf ömrünü uzatıyorlarmış.
*
İyi de birader...
Buğday mı yetişmiyor bu ülkede? Pancar mı eksik? Pirinç mi
yok? Yanlışlıkla elinden düşürsen, fışkırmıyor mu topraktan?
Şapşal politikalar yüzünden, fazla geldiği için, para
etmediği için, mahsulümüzü yakarken, derelere dökerken,
hangi açlık?
*
Allah’ın bu millete lüftu Anadolu’da, şu ürün yetişmiyor, o
yüzden genetiği değiştirilmiş organizmaya ihtiyaç var,
denebilir mi, utanmadan?
*
Üstelik, sadece sebze-meyve değil hadise... O
sebze-meyvelerle yapılan, bin küsur üründe var bu genetiği
değiştirilmiş organizma... Çikolatadan cipse, meşrubattan
ketçapa... Şeker ayaklarıyla, baklavada bile
kullanıyorlar... Bebek mamasında var!
*
Yersen ne oluyor? Avrupa’da resmen kanıtladılar; bağışıklık
sistemini çökertiyor, kansere yol açıyor, kan yapısını
bozuyor, sindirim sistemini harap ediyor, karaciğeri haşat
ediyor, erken doğuma-kısırlığa sebep oluyor... Antibiyotik
şırınga ettikleri için, farkında olmadan bağışıklık
kazanıyorsun, hastalandığında antibiyotik alıyorsun,
havagazı.
*
İsviçre sokmuyor, Yunanistan sokmuyor, o beğenmediğin
Sarkozy “Bunları Fransa’ya sokanı oyarım” diye yasa
çıkardı...
Burası dingonun ahırı mı?
*
Aman yemeyelim dersen, nasıl yemeyeceksin? Nasıl ayırt
edeceksin? Koklasan aynı, ellesen aynı, tatsan aynı,
laboratuvara götürüp analiz ettirecek değilsin... Nereden
anlayabilirsin? Etiketinden... Etiketin üzerinde “Bu üründe
genetiği değiştirilmiş organizma var” yazmalı ki, bakıp
anlayabilesin, di mi? Şimdi sıkı durun...
*
Bunların memlekete girişine izin veren yönetmelik diyor ki,
“Etiketlere genetiği değiştirilmiş organizma içermez
yazılamaz!”
*
Efendim?
Yazılamaz!
*
“İsteyen yemesin, baksın etikete görsün” diyeceklerine...
“Etikete baksın, görmesin” diyorlar! İlla yedirecek.
*
Tekrar soruyorum:
Her numaraya “Milletim öyle istiyor” diyorsunuz da, bu
açılımı hangi millet istiyor? Türk mü, Kürt mü, Rum mu,
Ermeni mi, Laz mı? Bunu bu millete niye yapıyorsunuz?
|
|
|
|
|
YORUMLAR:
serotonin düzeyini düşürürken; oksijen,
kusma, içinde aminler bulunan gıdalar (örneğin: peynir,
çikolata, portakal, mandalina, domates ) ve içinde triptofan
isminde bir çeşit amino asit bulunan gıdalar, (örneğin süt,
hindi eti ) serotonin düzeyini yükseltmektedir. Bu bağlamda,
işçilerinin performansını yükseltmeleri için, onlara sunulan
yemek menülerinin seratonin hormonunu artırıcı özellikleri olan
yemeklerden oluşmasına dikkat etmeleri gerekir.
Seratonin etkili beslenmeye dikkat edilmesinin yanı sıra dengeli
beslenmenin de etkinlik ve performansın gelişiminde önemli
etkisi bulunmaktadır. Bazı işyerleri elemanlarına yemek
vermediklerinde, onların beraberinde getirdikleri azıklarla
etkin çalışmalarını sağlayacak düzeyde güçlenebileceklerine
kanaat getiriyorlar. Aslında bu durum çalışanların gönül ve
fizik güçlerini olumsuz yönde etkilemektedir. Zira çalışan şunu
düşünecektir: “Asgari ücretle çalıştırdığı halde var gücümüzle
çalışıyoruz, ancak bir yemeği bile bizden esirgiyorlar, o halde
ben de fırsat buldukça kaytaracağım.” Yani işverenin bir yemeği
esirgemesi gönül gücünü olumsuz yönde etkilemekte ve çalışan ise
bu durumu çok iyi değerlendirerek, “etki-tepki” kuralına göre
cevapsız bırakmamaktadır. Gönül gücü zayıflayanın, dolayısıyla,
fizik gücü de zayıflamış olacaktır. Fizik gücü zayıflayan bir
işçinin bu durumu işine yansıtması kaçınılmaz olacaktır.
Yüce Yaratıcı, insanlara çeşitli hormon sistemleri
yerleştirmiştir. Bu hormonlar vücuttaki çeşitli fonksiyonları
yerine getiren sistemleri çalışmasını sağlayan hareket
noktalarıdır. Bu salgıların akim kalması ise vücudun çalışma
sistemini sekteye uğratmaktadır. Seratonin de bu hormonlardan
biridir. Bu hormon performans artırıcı özelliğe sahiptir. O
halde performansının optimal olmasını ve aktif bir çalışma
vasatını isteyen insanların bu hormonu güçlendirici bir diyet
uygulaması gerekmektedir.
Yani yukarıda belirtilen bazı bakliyat türü yiyeceklerin ve süt
ürünlerinin tüketilmesi mutluluk hormonunu geliştirecek,
dolayısıyla insanın zindeliği, performans gücü artırılmış
olacaktır.
Yukarıdaki tavsiyeler doğrultusunda, çalışanlarının performans
gücünü artırmak isteyen işverenlerin, diyetisyenlerin
tavsiyeleri doğrultusunda, seratonini destekleyici bir diyet
listesini çalışanlara sunmaları, kendilerine verimlilik artırıcı
bir etki oluşturacak ve piyasadaki rekabet gücü de artmış
olacaktır.
Dr Kenan Ören |