|
HATEMİ: İSLAM`DA BOŞANMA
BU KADAR KOLAY OLAMAZ!.
Prof. Dr. Hüseyin Hatemi bir taraftan “Mümin erkek eşini
aldatmaz” derken diğer taraftan günümüz muhafazakâr
erkeklerinin eşlerini aldattığını söyledi.
Günümüzde çocuk oyuncağına çevrilen evlilikleri ve sorumsuz
boşanmaları da eleştiren Hatemi, İslam`da boşanmanın
şartlarına da değindi.

Her platformda tartışılır oldu “Muhafazakâr erkeklerin
eşlerini aldatması!” Evet, aldatıyor diyenler eleştiri
bombardımanına tutuldu, aldatmaz diyenler “saflar” sınıfına
dâhil edildi. Kimi bunu gericilik olarak yorumladı, kimi de
çok eşliliğin İslam’ın erkeklere sunmuş olduğu bir hak
olduğunu söyleyerek haklı gördü erkeklerin bu davranışını!
Yeri geldi kadınlar suçlu ilan edildi, yeri geldi erkek! Ama
bu tartışmaların arasında kaynayıp giden bir şeyler vardı!
Sadece suçlu aranırken Müslümanları bu büyük tartışmanın
içine atan olay veya olaylar unutulmuştu!
Ben de İslam’ın kadına sunmuş olduğu haklardan, çağımızın en
büyük sorunlarından biri haline getirilen kavram
çatışmalarına ve yıpranan aile yaşantılarına kadar aklıma
takılanları tam adı Hüseyin Perviz olduğu halde daha
sonradan, ikinci isminin Muhammed’in mektubunu yırtan İran
hükümdarıyla aynı adı taşıdığını öğrenince bu ismi mahkeme
kararıyla sildiren, 2001 yılında Kemal Alemdaroğlu ile
arasında çeşitli sorunlar çıktığı için kendisi hakkında
"olumsuz sicil" verilen 72 yaşındaki akademisyen, yazar ve
hukuk profesörüne danışmayı uygun gördüm! Çünkü İslam’ın
kadınlara bahşetmiş olduğu hakları bilen çoktu ama bunu
adaletli bir şekilde savunan bir bey bulmak oldukça zordu!
İslam hukuku üzerine uzmanlaşmış olan Sayın Hatemi “Mümin
erkek eşini aldatmaz” dedi ama günümüz muhafazakâr
erkeklerinin eşlerini aldattığını da söyledi! Sarf edilen
sözler, Müslümanlara yapılan yakıştırmalar günümüzde yaşanan
kavram çatışmasının bir kanıtıydı adeta! İşte Hüseyin
Hatemi’nin özellikle 28 Şubat sonrasında değişim yaşayan
erkeklere ve feminist İslamcı kadınlara dair anlattıkları!
ALLAH KATINDA KADIN VE ERKEK EŞİTTİR!
- İslam’ın kadına getirdiği haklar kadının sorunlarına çözüm
getirebiliyor mu?
İslam gerçeği kavramları ile birlikte tam olarak uygulanırsa
zaten kadın sorunu diye bir sorun kalmaz. Onun için yüzde
100 yaşanan bir İslam’da kadın sorunu diye bir şey kabul
edilemez. İnsanlık ve değer bakımından Allah’ın huzurunda
kadın ve erkek eşittir! Mesela Hz. Fatıma kadın olması
dolayısıyla babasının elçisi olmaktan çıkmaz! Hz Âdem ve Hz.
Havva aynı özden yaratılmıştır ve tüm medeniyet tarihi tek
eşlilik üzerine kurulmuştur. Hz. Havva Âdem’e bir Havva, iki
Havva, üç Havva ve dört Havva diye değil tek Havva ile
gelmiştir. Hz. Peygamberin evlilikleri de öyle saraylarda
harem kurmaya benzer evlilikler değildir. O devirde aile
yaşamında kadının gururu korunsun diye evlilikler
yapılmıştır. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de yetimlerin
korunmasından bahsedilir ve burada yetimlerden maksat sadece
babasız çocuklar değil bakıcısız kalmış kadınlardır. Savaş
dulları ihtiyaca göre ilk eşin müsaadesi ile eş olarak
alınmıştır. Bundan sonra daha fazla dul kadın varsa ve
ihtiyaç görülürse üçüncü evliliğe, daha da olağanüstü bir
durum varsa dördüncü evliliğe izin verilmiştir. Tüm bu
durumlarda üçünden değil sadece ilk eşten izin alınması
yeterlidir. Çocuklar nasıl koruyucu aileye yerleştirilir,
hanımlarda yapılan evlilik sözleşmesi de bir nevi koruyucu
aile sözleşmesi gibidir. İşte Hz. Peygamberin evliliklerini
bu şekilde düşünmemiz gerekir. Hz Peygamber Hz. Hatice
kendisinden tam 15 yaş büyük olmasına rağmen 619 yılına
kadar yalnızca onunla evli kalmıştır. Hem de Hz. Hatice dul
kalıp peygamberimizle evlendiğinde Hz. Muhammed sadece 20
yaşlarındaydı.
Diğer taraftan kadına ilahi sevgiye yakın bir tabiat layık
görülerek annelik görevi ve bu özel duygular verilmiştir.
Kadın rahat olabilsin, annelik vazifesini yerine getirirken
hiçbir mali külfet yüklenmesin diye de erkeğe sadece mutedil
bir ev reisliği tanınmıştır.
- Pratikte uygulanamayan hakları sağlamak onları tekrardan
kazanmak nasıl mümkün olacak?
Erkeklerin bu hakları kabul etmemesi, kadınların da hakları
konusunda sessiz kalması sonucunda olumsuz tepkiler
oluşuyor. Tabi günümüzde uygulanan laik hukuk sistemi de bu
durumu ortaya çıkarıyor ve afakî yıkıntılar oluşuyor. Bu
toplum genel olarak Allah’tan uzaklaştıktan sonra ahlaki
çöküntülere düştü. Onun için hem kadınların hem de
erkeklerin tabi hukukun temel ilklerine riayet etmesi
gerekmektedir. Kadın ve erkek her alanda birbirlerine
yardımcı olmalıdır.
MÜSLÜMAN KADIN HAKLARINDAN HABERSİZ BİR ŞEKİLDE YAŞIYOR!
- Peki, Müslüman kadın İslam’ın kendine sunmuş olduğu
hakları biliyor mu?
Maalesef Müslüman kadın haklarından habersiz bir şekilde
yaşıyor. Kadınlar baskı altında haklarına yabancılaştırıldı.
İşte bunları sizlerin açığa çıkarması lazım!
- Kadınlarımızın birçoğu İslam’ın kendilerine vermiş olduğu
haklardan habersiz. Mesela mehir! Bu hakkın sadece dini
nikâh kıyılırken isteneceğini, sonrasında ise dile
getirilemeyeceğini biliyoruz!
Hayır. Öyle bir şey yok. Bu mehr-i müsemma yani belirtilmiş,
kararlaştırılmış mehirdir. Ama bu şekilde kararlaştırılmış
bir mehir yoksa veya kadın açıkça “mehrimi bağışladım,
istemiyorum” derse bile bu ancak hiçbir ihtiyacı olmaması
halinde kabul edilebilir. Hac veya umre istekleri de
sembolik ve muaccel sayılmalı, mehr-i müecceli düşmüş
saymamalıdır. Çünkü kadının ihtiyacı vardır ve mutlaka mehri
hükmedilmelidir. Şimdiki hukuk düzenimiz İslam hukukuna göre
düzenlenmemiştir ama hâkim kadının sosyal durumuna göre
mehri veya nafakayı tespit etmektedir.
- Özellikle şahitlik konusunda erkekte tek kişi şahit
olabilirken, kadına gelince iki kişi şartı aranıyor! En çok
eleştiri alan bu konu kadın - erkek eşitliği açısından
çelişkili bir durum değil mi?
Evet, İslam’da eleştirilen diğer bir konu da kadının
şahitliği meselesidir. Ancak bu durumda yine kadını korumak
için verilmiş bir haktır aslında. O devirde şahitlik mevzuu
uzun vadeli borçlanmalar düşünülerek kadınların üzerinden
kaldırılmıştır. Çünkü kadın iş hayatında bulunmamaktadır ve
oluşabilecek bir sorunda borçların altından kalkamayabilir.
Kadının özellikle boşanmalardaki şahadeti borçluya karşı,
borçlunun imdadına karşı alacaklı mağdur olmasın diye kabul
edilen bir kuraldır. Bu yüzden bir erkekle beraber iki
kadının şahitliği uygun görülmüştür. Ama diğer şahitlikler
anlamında bir sorun yoktur!
İSLAMCI FEMİNİST KADIN OLUR MU?
- Feminizm hareketi konusunda ne düşünüyorsunuz?
Eğer feminizmden kastedilen kadınların unutturulmuş,
yabancılaştırılmış haklarını ortaya çıkartmaksa o zaman
bütün Müslümanların zaten kadın hakları için çalışması
lazım. Feminizm bu anlamda doğru bir hareket olur. Ama
İslam’a tepki şekline sokulmuş uygulamadaki yanlışlıkların,
İslam’dan ileri geldiğini kabul ederek veya zannettirerek,
kadına verilen hakları unutturmaya çalışmak da yanlış
anlamda feminizmdir!
- Son zamanlarda “Müslüman Feminist Kadın” diye bir kavram
da ortaya çıktı!
Bu verilen manaya göre değişir. Kendine Müslüman kadın
diyorsa demek ki doğru anlamda feministtir. Yani kadınların
haklarını bilhassa kadınlara hatırlatmak için çalışan
Müslüman kadındır! Ama doğru anlamda Müslüman kadın demek de
yeterlidir. Tıpkı sosyalist Müslüman kadın veya erkek
demenin gereksiz olduğu gibi bu kavramları kullanmak da
gereksizdir. Sadece Müslüman veya daha iyisi Mümin demek en
iyisidir. Çünkü Müslüman olunur da mümin olunmaz. Feminist
mümin, sosyalist mümin demeye hiç gerek yoktur. Çünkü kişi
Müminse eğer zaten herkesin haklarının bilincinde olan ve
kimseyi ezmek istemeyendir!
- Bir de “İslamcı” kavramı var…
İslamcı kavramı oldukça lüzumsuzdur. Bazen bu kavram sadece
kelimeyi şahadeti kendine yeterli görmeyip aynı zamanda
İslam’ın uygulanmasını da isteyen kişi için, bazen de
İslam’ın ticaretini yapan, menfaat sağlamak için kendisine
İslam’ın vurgulanmasını isteyen kimse için de
kullanılabilir. Ama “cı” eki satıcı manasına da geldiği için
çok ta kullanılmamalıdır. Mesela Ziya Gökalp Türkçülükten
bahsetmeye başladığı zaman Süleyman Nazif şöyle demiştir;
“Bir kimse hem Türk hem Türkçü olamaz. Nitekim sütçü süt
satar ama süt değildir. Sütçü süt değildir, şu halde Türkçü
de Türk olamaz.” Bunun gibi İslamcı da çok güzel bir terim
değildir ama yine de kastedilen manaya göre değişir. Sadece
Mümin demek yeterlidir!
- Son zamanlarda evlilik kurumu çok yıprandı. Bunun sebebi
nedir?
İslam toplumu özelliklerinden gitgide uzaklaştık. Eskiden bu
kadar boşanma yoktu. Şimdi evliliklerin birçoğu boşanma ile
neticeleniyor. Bunda yeni medeni kanunun da bir miktar
etkisi oldu. Çünkü batıda çöküntülere sebep olan bazı
durumları biz kendi kanunlarımıza aldık. Hâlbuki bu konuda
derin düşünerek davranmak gerekirdi. Artık günümüzde
erkekler bile nafaka peşine düşüyor. Bunlar baştan
pazarlıklı bir şekilde çok zengin ailelerin kızları ile
evleniyor ve sonrasında boşanarak milyon dolarlar istiyor.
Diğer taraftan Hz. Ömer’in boşanmalar gerçekleşmesin diye
iyi niyetiyle koymuş olduğu yanlış içtihatlar günümüze kadar
uzanmış ve sıkıntıya sebebiyet vermiştir. Erkeğin ağzından
üç kere “boş ol” kelimesi çıkınca hülleye gidilecek gibi bir
kural ve kaide yoktur. Boşanmak bu kadar kolay değildir.
Kadının temizlik müddeti boyunca boşanmaya beklemesi ve bu
süre içerisinde kararından vazgeçmemsi sonucu her iki taraf
için de bir hakem tayin edilir. Çiftler aralarında sulh
yapabilirse ne mutlu, ama anlaşamazlar ve erkek boşanmada
ısrar ederse, mehrini vermek şartıyla karısını boşayabilir.
Tabi diğer taraftan kadın talak haklarından birini almışsa
boşanma karşılıklı rıza gösterilmeden gerçekleştirilemez.
- Boşanmada özellikle cinsellik sorunları ve kadın daha çok
öne çıkıyor. Diğer taraftan ise medya ve yaşanan toplumsal
çöküntülerin buna ön ayak olduğu söyleniyor!
Bunlar maalesef Müslümanlarda da görülüyor. Ama bu hoş
olmayan durumu sözde İslami bir görüntü altında gizlemektir.
Çünkü başta da söylediğim gibi İslam tam anlamı ile
yaşandığı zaman zaten bu tarz sorunlarla karşılaşılmaz.
Güzel bir müşahademi anlatmak istiyorum. Başörtüsü yasağının
üniversitelerde daha uygulanmaya başlamadığı 1996–97
yıllardaydı. Yani Alemdaroğlu’nun İstanbul Üniversitesi
rektörlüğüne Kemal Gürüz’ün de YÖK başkanlığına gelerek
başörtüsü yasağını şiddetle memleketin başına sarmalarından
birkaç yıl öncesi. Benim tanıdığım birçok başörtülü hukuk
öğrenci kızımız vardı. Bazılarının ihtiyacı olduğu için bana
iş bulmam için gelmişlerdi. Bende o sıralarda beni iftara
çağıran ve kartvizitlerini veren iş adamlarına güvenerek bu
kızlarımızı onların yanına çalışmaya gönderdim. Hanımlarımız
kötü yola düşmesin diye düşünerek bana verilen kartvizitleri
memnuniyetle almıştım. Sonra da o kızcağızları oralara
göndermeye başladık. Ama sonra bu kızlardan açık sözlü
birisi bana gelerek şöyle dedi; “Siz iyi niyetle bizi
bunlara gönderiyorsunuz ama bunlar bize şöyle diyorlar; Ne
yapacaksın okuyup da, şimdi başörtülü olarak okuyabiliyorsun
ama ne hâkim olabileceksin ne de avukat! Şu halde senin
burada çalışarak benden alacağın parayı ben daha fazlasını
sana ev açarak vereyim. Ama üniversiteyi bırak. Nasıl olsa
çalışamayacaksın. Yalnız benimle imam nikâhı kıydır, ikinci
eşim ol, sana bir daire açayım, orada yerleştireyim. Eşim
gibi ol.” Bunu duyduğum zaman o kadar çok üzülmüştüm ki! Bu
ne kadar ahlaksızca bir teklifti! Bu insanlar şımararak
Müslüman görünüşü altında kızcağızları yanlış yola
çağırdılar. Hâlbuki ikinci evlilik yapılacaksa bile bilhassa
hiç evlenmemiş bir kızla değil de dul bayanlar tercih
edilmelidir. Çünkü evlenmemiş kızlar bu durumu kaldıramaz.
Türkiye’de kadın erkek sayısında da fark olmadığı için
evlenmemiş kızların evlenme imkânları oldukça fazladır.
İkinci eşi meşru görmüyorum. Şartlarının oluşturulduğu
düşünülse bile tereddütlüyüm. Ama dul kadınların korunması
için bir ihtiyaç durumu söz konusu olabilir. Dul olamayanlar
ise asla bu durumu kabul etmemelidir.
MUHAFAZAKÂR ERKEK KARISINI ALDATABİLİR AMA MÜMİN ERKEK
ALDATMAZ!
- Tam da bu örneğin üzerine şu soruyu sormak istiyorum size.
Muhafazakâr erkekler kadınlarını neden aldatıyor?
Erkek karısından beklediği sadakati eşine göstermek
zorundadır. Maalesef günümüzde muhafazakâr erkekte
kadınlarını aldatıyor. Çünkü şeklen Müslüman olduğunu
söylemek, Müslüman olmak demek değildir! Muhafazakâr erkek
karısını aldatabilir ama mümin erkek aldatmaz! Her erkek
Müslüman olabilir ama her erkek mümin olamaz! Boşanması
gerekiyorsa boşanır, ondan sonra başka biriyle evlenir. Bir
de kadın yapınca töre cinayetleri ortaya çıkıyor ama erkek
yapınca müstahak görülüyor. Bu büyük bir haksızlıktır ve
bunların hesabı verilecektir. Çocuklarımız küçük yaştan
itibaren İslam’ın gerekleri doğrultusunda eğitilmezlerse
kendilerine her şeyi mubah görüyorlar! Sonra da “karım
yıprandı, kendine bakmıyor” gibi bahaneler öne sürüyorlar.
Bir taraftan süslenmesine kızıyor, diğer taraftan da
“süslenmiyor, kendine bakmıyor, süslenirse başkalarına
görünmek için mi yapıyor?” gibi sözler sarf ediliyor. Erkek
şunu unutmamalıdır, kadınına sevgi gösterirse kadın kendini
asla bırakmaz. Aksi halde depresyona girer! İslami ailelerde
erkekler bilhassa kusurludur. Maalesef bunlara tepki olarak
ahlaksız kadın sayısı da artmaya başladı. Mesela eşime gelen
boşanma davaları dolayısı ile biliyorum. Bazı hanımlar hayal
kırıklıkları ile aldatıldıklarını farkına varıyor ama yine
de çocuklarının istikbalini düşünerek zina sebebini ortaya
atmadan şiddetli geçimsizlik diyerek boşanmaya kalkıyorlar.
Çünkü bu kadınlar çocuklarının babasının kötü bir şöhret
altında kalmasını istemiyor. Bunun yanı sıra bazı anneler
görürsünüz! Kendi oğlunun yoksulluktan fuhşa düşmüş veya
hafif meşrep kızlar başka kızcağızlar üzerinde deney
yapmasını gayet tabi görür. Televizyon programında bir kadın
“Elbet genelevi, randevu evi olacak, yoksa benim oğullarım
nereden cinsi tecrübe elde edecek?” diye açıkça söylemişti.
Oysa bu kadın kendi kızının böyle olmasını istemezdi!
Kadınlarımız bu konuda müsamahakâr olmamalı!
Başımdan geçen bir olayla bağlamak istiyorum konuyu! Dedem
senin üzerine biri ile evlense ne yapardın diye neneme
sordum. Oda “Goymazdım ki, onun gözüne ağ salardım” dedi.
Aynı soruyu Avrupalı bir kadına da soruldu! Modern diye
tabir edilen kadın da nenemle aynı cevabı verdi ve dedi ki;
“Onun gözlerini oyardım.”
Röportaj: Cahide Hayrunnisa Yağcı / hayrunnisa.yagci@timeturk.com
08-04-2010 07:08
TIME TURK |