|
MHP Lideri Devlet Bahçeli, Abdi İpekçi Spor Salonu'nda, İstanbul
halkı ile bayramlaşma toplantısında seçmenlere seslendi.
Milliyetçi Hareket Partisi
(MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Başbakan, Siyasette tutunmak
adına neleri göze alabileceğini herkese göstermiştir. Başbakan
Erdoğan, referandum kampanyasında yalan, karalama, istismar ve
aldatmacaya dayanan seviyesiz ve ucuz bir stratejiyle Türk
milletinin karşısına çıkmıştır. siyasi ömrünü uzatmaya çalışan
Başbakan'ın kampanyası, bütün ahlaki ölçü ve ayarların kaçtığı bir
siyaset iddiasına dönüşmüştür" dedi.
BThumb.JPG)
İşte Bahçeli'nin konuşmasından satır başları...
Bayram mesajı
Ramazan Bayramı münasebetiyle sizlerle olmaktan çok mutluyum.
Mübarek bayramın hayırlar getirmesini diliyorum. Gönüllerindeki
vatan sevgisine, millet aşkına şahit olduğum dava arkadaşlarıma
şükranlarımı sunuyorum.
Bugün buradan yükselecek dayanışma heyecanı bizleri izleyen
vatandaşlarımız vasıtasıyla da herkese ulaşacaktır.
Ramazan Bayramı'nın yanı sıra, siyasi süreçlerin de farkında
olduğunuzu biliyorum. 2 gün sonra milletimizin geleciğini
ilgilendiren bir referandum yapılacak. Demokrasinin kurum ve
kuralları ile işlediği bir ülkede, Türkiye ilk kez referanduma
başvurmuyor. Siyaset, millete hizmet yolunda bir mücadele alanıdır.
Siyasiler, ahlaki sınırlar içinde düşüncelerini dile getirirler. Tam
tarafsızlık sadece demokrasilerin sağladığı bir ortamdır. Siyaset
yapan tüm kadroların bu serbestisini koruyacak, milletin eşit haber
almasını sağlayacak olan hükümettir.
"Neleri göze alabileceğini gördük"
Ancak, geçmiş seçimden bu yana bu süreçte de bu özgürlüğü ihlal eden
hükümet, bu sistemi bozan Başbakan Erdoğan olmuştur.
Referandum sürecinde yaşananlar tam bir rezalettir. Başbakan'ın
siyasette tutunmak adına neleri göze alabileceğini de bizlere
göstermiştir.
BThumb.JPG)
İktidar zihniyetinin hiçbir ahlaki tutumu gözetmeksizin, devlet
imkanlarını kullandığı, medya gücünün taraflı yayınlarla vatandaşı
yönlendirmeye çalıştığı, baskıların yapıldığı, argonun, tahriklerin
kullanıldığı açıktır.
Başbakan, seviyesiz ve ucuz bir strateji ile milletin önüne
çıkmıştır.
"Erdoğan'ın gündeminde neler var belli..."
Türki Milleti'nin şahit olduğu bu gelişmelerle sis perdesi
aralanmış, karanlığın parçaları yavaş yavaş yerine oturmaya
başlamıştır. Başbakan'ın niyetleri de ortaya çıkmıştır.
Siyasi ömrünü uzatmaya çalışan Başbakan'ın kampanyası sınırlarını
aşmıştır. Karşımızda, üslubu giderek düşen, çaresiz bir zihniyet
bulunmaktadır. İşsizlik, yolsuzluk Başbakan'ın gündeminde yoktur.
Onun defterinde, artan şahadetler, gözü yaşlı analar, Dul kalan
bacılar, yetim kalan çocuklar yoktur.
Başbakan'ın yaptığı lekeli sicilini unutturmak, gerginlik ve
çatışmadan beslenen siyasetini güçlendirmek, milletimizi ayırmak,
İmralı canisi ile pazarlık yapmak, düzmece hukuk sistemi oluşturmak,
emperyalizme uşaklık etmek ve MHP ile ülkücülere saldırıda
bulunmaktır.
Ne var ki, bunlar bizim için beklenen gelişmelerdir. Biz Başbakan'ı
artık tanıyoruz, kim Türk Milleti'nin düşmanıysa, MHP'yi de düşman
bilecektir, önce ülkücüleri hedefine alacaktır.
Bu gün bizimle uğraşan alçaklar, etrafımızda dolaşmıyorsa, fitne
fesat son bulmuşsa, sıradan bir topluluğa dönüşmüşüz, ayakta duran
hiçbir temelimiz kalmamış demektir. Asıl önemlisi, hain emeller
isteklerine ulaşmış, Türkiye parçalanmış demektir.
"Ankara'da Türk olamayanlara inat..."
BThumb.JPG)
Hala ayakta kalmış son kale olarak ayaktayız, ser odaklarına hala
korku salıyoruz. Biz bunun için varız. Yıkımı aktörlerine, Türk
düşmanlarına inat, Erivan'da Ermeni, Brüksel'de Avrupalı olan ama
Ankara'da bir türlü Türk olmayanlara inat var olmaya devam edeceğiz.
Bizi, kafatasçılıkla, mafya bozuntusu olmakla suçlayanlara, İmralı
canisi ile kol kola giren zavallı yanaşmalara, işbirlikçilere
yanaşanlara duruşumuzu hatırlatmak istiyorum.
MHP yalnızca ülkemizin bir döneminde bir toplumsal ihtiyaca cevap
veren herhangi siyasi bir kurum değildir. Türk milletinin yönetimine
talip olan büyük bir mücadelenin adıdır.
Partimizin verdiği 41 yıllık mücadele, verilen emek, alın teri ile
taşınan emanetleri varlık nedenimiz olan Türk milletine yönelik
kaygılarımız hedeflerimizi şekillendirmektedir.
Uyarılarımız hayali ise, kim ülkemizde ağır bir sosyal, ekonomik bir
krizin yaşanmadığını iddia edebilir, kim bu kargaşanın bir yönetim
zaafı doğurmadığı iddia edebilir?
Dinlenme, izlenme gibi temel özgürlüklerin kısıtlanması gibi bir şey
olmadığından nasıl söz edilebilir? Kim bu ayrıştırmanın milletimize
zarar vermediğini söyleyebilir?
Kim ya da kimler birikmiş ağır tahribatın Türk Milleti'nin
geleceğini tehdit etmediğini savunabilir?
İçinde millet sevgisinin kırıntısı kalmış, varlığını çetelere mahkum
etmemiş, milletin birlik ve kardeşliğine inanan herkesin vereceği
cevap aynıdır.
"Rahatsızlığımız yıkım projesidir"
Bizler AKP'nin anayasa değişikliğine karşı olduk, kadınlara tanınan
imkanlar, memura verilen olanaklardan elbette rahatsız değiliz.
Bizim rahatsızlığımız, AKP'nin hedefi olan yıkım projesidir.
Partimiz anayasa değişiklikleri için uzlaşma çağrılarına yanıt
bulamamıştır. AKP, daha işin başından itibaren süslü ambalajla PKK
açılımını ret edeceğimizi anlamıştır. Bu yüzden bizimle yüzleşmekten
kaçınmıştır.
Başbakan Erdoğan'ın gizli gündemi vardır ve bu artık açığa
çıkmıştır. Başbakan'ın gizli gündeminde, okyanus ötesiyle Avrupa'nın
önüne koyduğu dayatma belgelerle, ülkemizi 36'ya bölme çabası
vardır.
"Ellerinde belgelerle gün sayıyorlar"
Devlet görüşü diyerek, PKK ile buluşulmuştur. Açılım denen yıkımı
sürdürmek için her yol denemiştir. PKK açılımın önünü açmak ve
yolsuzluk ve hırsızlıkların hesabının sorulmayacağı bir yargı
sistemi yaratmak Başbakan'ın gizli gündem maddeleridir.
PKK'nın utanç duymasını sağlayacak bir hükümet söz konusu değildir,
ellerinde talimat belgeleriyle gün saymaktadırlar.
Madem kestirme bir yol vardı, 26 yıldır PKK mücadelesine, verilen
onca kayba ne gerek vardır? O zaman istedikleri toprakları vererek,
sorunu kökünden hallederdiniz.
AKP himayesi altındaki yıkım lobisinin, PKK taleplerinin aşama
olarak karşılanacağı açıktır.
Bu süreçte yapılmak istenen, siyasi af, Türkçe dışındaki dillerin
kabulü, anayasal düzenlemeler kapsamında ise, milli birlik
kavramının değiştirilmesi, Türkiye'nin idari yapısının
değiştirilerek, özerk bölgeler sisteminin hayata geçirilmesidir.
Başbakan Erdoğan'ın bu konudaki söylemleri ortadadır, İmralı canisi
ile işbirliği açıktır.
PKK'nın talepleri ile yapılmak istenenler örtüşmektedir. İstenilen
yargı bağımsızlığı değil, kendisine bağlı yargı oluşturmaktır.
Yolsuzluk için özgürlük alanı açmaktır.
Düzmece hukuk ile adalet vermekten kaçmak istemektedir. Ona göre
terörü alkışlamak demokratik haktır, Ben Türk'üm demek ırkçılık,
milli devletten bahsetmek bölücülüktür.
BThumb.JPG)
"Alnındaki kara leke asla silinmeyecek"
Ancak onun alnına asla çıkmayacak bir kara leke sürülmüştür. Türkiye
Cumhuriyeti'nin milli birliğinin dayandığı esaslar anayasamızda
açıkça belirlenmiştir. Türkiye, bölünmez bir bütündür, dili
Türkçedir. Bu temel bir hükümdür. Hangi amaç ve gerekçeyle olursa
olsun, bu hükümlerin değiştirilmesi söz konusu değildir.
Başbakan, etnik kimlikleri tahrik etmekten caymadığına, BOP eş
başkanlığından da ayrılmadığına göre, geçekleştirmek istediği
emellerini uygulama yolları, tek başına iktidarını devam ettirmek
için her yola başvurmaktır.
Önümüzdeki en önemli tehlike referandum sonuçlarının güvenliğidir.
Başbakan, milletin kararını hile ile çarpıtmaya çalışmaktadır.
Sürekli rakam belirtmesi, kuşku vericidir. Referanduma katılmak ne
kadar önemliyse, adil sonuçlarının tespiti de o kadar önemlidir.
Başbakan Erdoğan'ın gizli gündeminin uygulamasının ikinci yolu da,
anayasal sistemi ve hukuk engelinin ortadan kaldırılmasıdır.
Başbakan yaptığı açıklamalarıyla, değişikliklerin tuzak olduğunu
açıkça göstermektedir. 2007 genel seçimlerinden sonra AKP tarafından
uzmanlara yazdırılıp, kabul görüp gizlenen anayasa metni mevcuttur.
Ancak, bu Başbakan tarafından gündemden soğutulmuştur.
"Amaç yıkıma bağışıklık kazandırmaktır"
AKP zihniyetine göre, milletimiz bu kadar ağır bir metni onaylayacak
kadar yozlaşmamıştır. Bu yüzden o metinler bir kenara bırakılmış,
aralarına masum maddeler de serpiştirilerek, millete sunulmuştur.
Amaç yıkıma bağışıklık kazandırmaktır. Bu anayasanın 1. hali olup,
2. hali önümüzdeki yıllarda sunulacaktır.
Tüm bunlar önümüzdeki tehlikeyi anlamaya yarar sağlayacaktır.
Özetle, Türkiye Cumhuriyeti'nin bölünmez bir bütün olduğu vurgusu
kaldırılacaktır. Bu üniter yapıya aykırıdır. Türklük tanımı
değiştirilmektedir. Türk milleti oluşumuna yapılan açık bir
saldırıdır.
Türk milleti özellikle unutturulmak istenmektedir. Yine aynı AKP
anayasayı incelendiğinde, Türkçe dışındaki diller kullanıma
açılacaktır.
Ayrıca, yargıya vurulacak darbe, yargının tahribatı demektir.
Referandum paketi içine Anayasa Mahkemesi ve HSYK ile ilgili 2 tuzak
yerleştirilmiştir. Adalet sistemi ile ilgili eksiklerimiz vardır,
ancak AKP'nin yapmak istediği bir oyundan ibarettir.
Başbakan Erdoğan 17 Nisan'da değişiklik sürecini, evet çıkması
halinde uzun vadede atacağı adımların önünün açılacağını açıkça
ifade etmektedir. Yine Başbakan, asıl paketin 2011'de
gerçekleşeceğini açıklamıştır.
İşin en ilginç tarafı ise, üniter ve milli devletin yıkımına yol
açacak, Atlantik Konseyi adlı kuruluşun raporunda yer alan
ifadelerdir.
DTK sonuç bildirgesi ile İmralı canisinin açıkladığı şartlar
arasında benzerlikler vardır.
İşte anayasa değişikliği ile yapılmak istenen gizli gündemin özü
buradadır.
"Bu sinsi emellere geçit vermemek için 'hayır'
Milliyetçi Hareketi bu hareketi görmüş ve bozmuştur. Bu sinsi
emellere geçit vermemek için yapılacaklardan biri de 'hayır' oyu
vermektir.
Hayır ile PKK pazarlığı bitirilir, hayır ile yozlaşmaya şamarı
indir, Türkiye için bir oy'un var, perdeyi kapat, ampulü söndür.
Bu haliyle referandum milletimizin AKP iktidarının kendisine reva
gördüğü bir imtihandır.
Sistemimizi sömürenlerin, kutuplaşmaların, ağır yoksulluğu örtmek
için yandaşların ve işbirlikçilerin yükselişinden, göz nurunun
tükenişinden sorumlu olanların gerçek kimlikleri de sorgulanacaktır.
Hayır, PKK'nın taleplerinin önümüze konmasına engel olmaktır, Türk
milletinin ayrıştırılmasına yönelik geçit vermemek olacaktır. Hayır
demek, AKP'nin tüm icraatlarına, işsizliğe, yoksulluğa hayır demek
olacaktır.
"Evet oyu verecekler, özürleriniz telafi olmayacak"
Herkesin hayır gerekçesi ayrıdır. Bizim gerekçemiz, milli kaygılarla
ilgilidir. Evet oylarının da elbette bir karşılığı olacaktır.
Anlamını bilmeden evet oyu verecek olan vatandaşlarımız tarihi bir
sorumluluğun altına gireceklerdir. Sonradan pişman olacakların
özürleri, hiçbir şeyi telafi etmeyecektir.
Evet, Habur'dan gelenlerin kucaklaşma törenlerini kabul etmek, eli
kanlı İmralı canisine destek vermek anlamı taşıyacaktır. Ermeni,
Erbil, Washington lobilerini sineye çekmek demektir. Kardeş
kavgasına göz yummak anlamına gelecektir.
Yüksek sesle evet diyecekleri asla unutmayınız, vebali AKP kadroları
kadar onlar da taşıyacaktır.
Milliyetçi Ülkücü Hareket, mukaddes bir misyonun adıdır. Kendilerine
en çok ihtiyaç duyulan bir dönemde, şahadet, mahkumiyet karşısında
önemli bir sınav vermiştir. Mücadeleleri, hatıraları namusumuza
emanettir.
"Ülkücülüğün eskisi olmaz"
Ülkücülük geride kalmış bir döneme ait değildir. Devam edecek olan
kutlu bir heyecanın adıdır. Bu nedenle ülkücülüğün eskisi asla
olmaz.
Bu kapsamda, ülkücülük ömür boyu rozet gibi taşınan bir paye,
vazgeçildiğinde ise, bir unvan değildir. Bir kişinin eskiden ülkücü
olduğuna değil, bugün ne olduğuna bakılır.
Hiçbir şeyin eskisinin makbul görmediği ülkemizde, ülkücünün eskisi,
yenisinden de kıymetli hale gelmiştir.
Bunları İmralı canisini lanetlerken duyamazsınız, işbirliklerine
karşı olduklarını göremezsiniz. Ülkemizden intikam almak isteyenler,
Başbakan'ın kuyruğu arkasına sıralanmışken, şehide kelle diyen,
Mehmetçik'i yan gelip yatmakla suçlayan insanlara şahit olamazsınız.
Bunları toplumu uyandırırken bulamazsınız, duvar dibine sinerler.
İmdat dersen dönüp bakmaz, akmaz, kokmaz. Ne zaman milletin
üzerindeki oyunlar arttığında bunları yattıkları yerden doğrulurken
görebilirsiniz.
Bunları Başbakan'ın yemek sofralarında, besleme basının sayfalarında
görebilirsiniz.
Hangi yolda nasıl yalpaladıkları, kimlerin peşinde gezdikleri
umurumuzda değil. Milletimiz de, partimiz de sahipsiz değildir.
Yüreği Türkiye için çarpan kardeşlerim, Türkiye'nin ümidi de, sahibi
de sizsiniz.
"Millet uğruna yolumuzdan dönmeyiz"
Milletimiz uğruna ne baskılardan yılarız, ne de yolumuzdan döneriz.
Niyet sahipleri ayaklarını denk alsınlar, nereden gelirse gelsin her
türlü saldırıyı anında defederiz.
12 Eylül 2010'dan sonra, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Kandil katilleri, İmralı canisi ve AKP arasındaki saflar
kuvvetlenmiş olacaktır. Hükümetin foyası ortaya çıkmıştır, fotoğraf
netleşmiştir.
Mücadelemiz önümüzdeki dönemde de devam edecektir. Türk milleti
üzerindeki hedefler devam etmektedir. Ermeni Taşnak, Rum Pontus
doğrulmak için fırsat kollamaktadır ve aradıkları hükümeti de
sonunda bulmuşlardır.
Sokaklarda isyan, eylem, ayrı bayrak talepleri ile istekleri ortaya
çıktı. Tarihi husumet tohumları Anadolu topraklarında yeniden
filizlendi. Bu yüzden Milliyetçi hareketin çalışmaları da her zaman
sürecektir.
Nefesiniz boşuna, çabanız beyhudedir. Türk Milleti mutlaka selamete
çıkarılacaktır. Hepimize düşen sorumluluk artmıştır.
Bunun ilk adımı da 12 Eylül 2010 olacaktır. Sandıkta hepinizi
milliyetçi hareketin görüşü olan 'Hayır'a basmaya davet ediyorum.
D.Bahçeli, Partisinin tüm
eleştiri ve saldırılara rağmen ayakta durduğunu ifade ederek, "Bir
gün bizimle uğraşan alçaklar, şayet artık etrafımızda
dolaşmıyorlarsa, unutmayalım ki, ülkücülük ve ülkücüler üzerinde
yürütülen fitne ve fesat eğer son bulmuşsa, işte o zaman ihanetin
bile ciddiye almadığı sıradan bir topluluğa dönüşmüşüz demektir.
İşte o zaman ülkemizin yıkılmadık hiçbir değeri, ayakta duran hiçbir
temeli kalmamış demektir. İşte o zaman Allah muhafaza Türkiye
bölünmüş, Türk milleti dağılmış, hain emeller isteklerine ulaşmış
demektir. Çok şükür hala ayaktayız. Çok şükür ayakta kalmış son kale
olarak hala varız ve tıpkı ceddimize yakışır şekilde şer odaklarına
hala korku salıyoruz. Washington'da Amerikalı ama Ankara'da bir
türlü Türk olmayanlara inat, kendisine eski diyenlere inat var
olacağız ve var olmaya devam edeceğiz. Okyanus ötesinden Müslüman
katliamına alkış tutan, başı dışarıda, gövdesi içeride işbirlikçi
yerli lobilere bu duruşumuzu hatırlatmak istedim" dedi.
Abdi İpekçi toplantısından
görünümler |