Bir tabiat ve vatansever adamı, Hayrettin KARACA'NIN Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a yazdığı acı feryadına kulak verelim.

Sayın Recep Tayip ERDOĞAN

BAŞBAKAN;

Hukuka aykırılığı Danıştay kararlarıyla belgelenmiş olan bir yabancı firmanın Bursa'da gerçekleştirdiği yatırımını kurtarmak için, ilgili firma ile birlikte Başbakanlıkta bir çözüm toplantısı yapıldığını ve firma yararlarının korunması amacıyla Tarım ve Köy İşleri Bakanlığına yazılı emir verilerek, Toprak Kanunu'nun değiştirilmesi istendiği duyumunu almış bulunuyorum.

Bir sade yurttaş olarak ülkemin Başbakanı'nın "ulusal egemenliğimizle hiçbir şekilde bağdaşmayan" böyle bir girişim içinde olamayacağına inanmak istiyorum.

T.C. Başbakanlığı'nın Cargill firmasının özel bürosu fonksiyonu görmesine izin vermemiş ve verimli tarım arazilerimizin yabancılara peşkeş çekilmesi için hukuksal düzenleme yapılması emri göndermemiş olduğunuza inanmak istiyorum.

ABD Başkanı Bush ile görüşmenizde bu firmanın yararlarını korumak sözü verdiğinize ise inanmak istemiyorum.
Yurttaş olarak beni ve ülke kamuoyunu doğrular yönünde aydınlatırsanız, bahtiyar olurum.

Saygılarımla,
12. 05. 2006

Hayrettin KARACA
Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı
Vatandaş Kimlik No: 21935010056

Not: Bu konu ile ilgili Başbakanlıktan Tarım ve Köyişleri Bakanlığına giden yazının tüm metnini ve TEMA, Bursa Barosu ve TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası'nın basın bültenini ana sayfadan yayınladığım bir sonraki duyurudan okuyabilirsiniz.

Bu ülke hepimizin, geleceğinizi karartmayın, bu peşkeşe tepkisiz kalmayın.


Yabancılara Toprak Satışı

19 Temmuz 2003'te AB'nin isteği ile çıkartılan 4916 sayılı yasa ile yabancıların mülk edinmesine izin verildi.
Başlangıçta GAP bölgesi yoğunluklu olan görülen satışın giderek ülke geneline yayıldığı gözleniyor.
Toplam 500 bin dönümü bulan arazilerin asıl sahiplerinin İsrailli olduğu rivayet ediliyor.

Arazi satın alma operasyonu Dicle Fırat havzasında yoğunluk kazanırken, AB'nin 'Türkiye'deki sınır aşan su kaynaklarının yönetimi Türklere bırakılamayacak kadar önemlidir.
Bu sebeple İsrail'in de içinde bulunduğu uluslararası bir su konsorsiyum oluşturarak bunların yönetimini sağlayalım' önerisini de unutmamak da fayda var.

Osmanlı egemenliğindeki toprakların Avrupalılar tarafından işgal edilmesi Yahudilerin bölgeye göç etmesinde etken olmuştur. Bu topraklarda yaşayan Yahudiler, Hıristiyan baskılarından korkarak Osmanlı egemenliğinde yaşamak için göç etmişlerdir. Osmanlılar bu göçe ses çıkarmaz ama Filistin'de toprak satın almalarına izin vermezdi.

Halbuki Yahudiler, bu toprakları kendilerine yakın gördükleri Arapların üstüne tescil ettiriyorlardı. Filistin dışında oturan Yahudiler ise, bütün siyasi ve yasal zorluklara rağmen bu bölgede toprakları rahatlıkla genişletebildiklerini gördükten sonra daha fazla toprak alınması için yardımlarını arttırdılar.

Bölgenin Arap kökenli toprak sahipleri kendilerine ödenen yüksek bedellerin cazibesine kapılarak toprak satışına hız verdiler. Yahudiler, söz konusu yüksek bedelleri son derece kıt su kaynaklarına sahip olan bölgedeki su başlarını tutmak için ödediler.
Tapudaki sicillerine bu su başlarını da dahil ettirmeden ödeme yapmadılar.

1918'de Yahudilere ait fakat Araplar üzerine tescilli arazi miktarı 418 bin dönüme çıktı. 1920'de Filistin İngilizlerin eline geçince Yahudilere satış yasağı kaldırıldı. Yahudiler de o güne dek edindikleri toprakları üzerlerine aldılar. Satın alarak ele geçirilen topraklar 1925'te 944 bin dönüm, 1927'de 1.024 bin dönüme, 1930'da 1.170 bin dönüme çıktı. 1932'de 19 bin, 1933'te 33 bin ve 1934'de 62 bin dönüm toprağı Araplardan satın alarak günün İsrail denen devletin temelini oluşturdular.

Günümüzde ise, 19 Temmuz 2003'te AB'nin isteği ile Ecevit ve Bahçeli ikilisi tarafından çıkartılan 4916 sayılı yasa ile yabancıların mülk edinmesine izin verildi. Başlangıçta GAP bölgesi yoğunluklu olan görülen satışın giderek ülke geneline yayıldığı gözleniyor. Toplam 500 bin dönümü bulan arazilerin asıl sahiplerinin İsrailli olduğu rivayet ediliyor.

Arazi satın alma operasyonu Dicle Fırat havzasında yoğunluk kazanırken, AB'nin 'Türkiye'deki sınır aşan su kaynaklarının yönetimi Türklere bırakılamayacak kadar önemlidir. Bu sebeple İsrail'in de içinde bulunduğu uluslararası bir su konsorsiyum oluşturarak bunların yönetimini sağlayalım' önerisini de unutmamak da fayda var.
2005 yılı bilgilerine göre Tapu ve Kadastroda yabancılar üzerine kayıtlı arazi ve emlak durumu şöyle;

Yunanlılar: 14.449 kişiye 4.615 dekar
Almanlar: 11.985 kişiye 6.700 dekar
İngilizler: 5.577 kişiye 2.805 dekar
Suriyeliler: 12.481 kişiye 253.440 dekar
Fransızlar: 16.451 kişiye 473.000 dekar
Avustralyalılar: 9.761 kişiye 9.600 dekar
Hollandalılar: 7.090 kişiye 6.870 dekar
Amerikalılar: 31.267 kişiye 74.253 dekar
İsrailliler: 38.405 114.780 dekar

Kaynakça: Soğuk Savaşı Gözetlerken, İbrahim OKUR
3/23/2005 Tercüman gazetesi, Nuh Gönültaş Yabancıya toprak satışı BOP'un bir parçası makalesi
 

 

 

YORUMLAR: