Ilımlı İslam şuursuz
Müslümanlık demek

REFAH 360 vekille gelebileceğinin
sinyallerini verseydi belki çok daha
önce kapatılırdı. Böyle bir görüş de
var…
Her şey olabilirdi. Şimdi gerçekleri çok
iyi tespit etmemiz lâzım. Geldiğimiz
nokta buyurduğunuz husus; ‘Ilımlı İslâm’
meselesi. 1897 Basel kararı ile ‘İslam
ortadan kaldırılacak.’ İslâm ortadan
kaldırılamaz. Çünkü Allah’ın vaadi var.
Cenab-ı Allah’ın muhafazasındadır İslâm.
Nerede cihat edilirse İslâm orada yaşar.
Ve İslâm ebediyen yaşayacaktır Allah
nûrunu tamamlayacaktır. Onlar plânlarına
göre İslâm’ı ortadan kaldırmak için
ellerinden geleni yapıyorlar. İşte
savaşıyorlar. Ama olmuyor. İşte bu
ılımlı İslam dinler diyalogu dinler
bahçesi ooo kaç çeşit İslâm. Maksat ne
Yahudi kölesi olacaksın ama namaz
kılacaksın. Önce kendini Müslüman
zannedeceksin şuursuz bir de Müslüman
olacaksın. Onların plânlarına hizmet
edeceksin onların sömürü düzenlerine
karşı çıkmayacaksın. Halbuki Müslümanlık
yeryüzünde hakkı adaleti hâkim kılmayı
esas almıştır. Bütün insanlığın
saadetini düşünmektedir.
SİYONİZM İSLAM İLE BAĞDAŞMAZ
Dünyanın en zengin kıtası Afrika.
Afrika’nın tüm kaynaklarını almış 1
milyar insanın 300 milyonunu aç ekmeksiz
bırakmış 100 milyon çocuk ilaçsızlıktan
ölüyor. ‘Bunlara nasıl ekmek veririm?’
diye düşünmüyor. ‘Daha fazla nasıl
sömürürüm?’ diye düşünüyor. İşte
Siyonizm ve ırkçı Emperyalizm budur.
Demek ki İslâm ile ırkçı Emperyalizm
asla bağdaşmaz.
‘DÜZENE KARIŞMASINLAR İSTİYORLAR’
Biri bütün insanlığın saadetini istiyor
öbürü ‘Hayır ben efendi sen köle
olacaksın ben seni sömüreceğim’ diyor.
İşte ılımlı İslam dedikleri bu. Bunlar
da böyle bir şey istiyor. Diyalog dediği
de budur. ‘Bunlara yanaşalım bizim
istediğimiz noktaya getirelim şuurlarını
ortadan kaldıralım bizim kölemiz
olsunlar. Namaz kılsın ama düzene
karışmasın. Bizim kölemiz olsun.’
İslam’ı ortadan kaldırmak bir yasaklamak
ile olur bir de değiştirmekle olur. Şu
anda dünya Siyonizmi her iki yolu da
deniyor.
İslam dini savunma dini değildir. Şuurlu
mânâda taarruz dinidir. Böyle
Müslümanlık olmaz. Onların anladığı
şekilde Müslümanlık olmaz. Sen zulmü
önleyeceksin. Bütün insanların saadeti
için Hz. Peygamber (s.a.v) 23 yıl bütün
hizmet döneminde bir gün evinde oturdu
mu? Her şeyi temin edildiği halde
oturmadı. Eba Eyyub El Ensâri Hazretleri
İstanbul’da ne arıyor? Hem de 90 yaşında
ve yanında 6 oğlu. İslâm dinini o zaman
ciddi kavramamız lâzım. Herkes İslâm’ı
önce doğru öğrenmeli. Şuurlu olmalı ve
önce cihat nedir bilmeli. Bunlar çivi
gibi kafamıza çakılmalı. Cihat demek
yeryüzünde bütün insanların saadeti için
sadece Müslümanların değil bütün
insanlığın saadeti için mücadele
etmektir. Nizam-ı Alem ne demek
yeryüzünde adil bir düzen kurmak demek.
Huzuru barışı korumak... Şimdi bunlar ne
yapıyor? Dünyanın en zengin kıtası
Afrika. Afrika’nın tüm kaynaklarını
almış 1 milyar insanın 300 milyonunu aç
ekmeksiz bırakmış 100 milyon çocuk
ilaçsızlıktan ölüyor. ‘Bunlara nasıl
ekmek veririm?’ diye düşünmüyor. ‘Daha
fazla nasıl sömürürüm?’ diye düşünüyor.
İşte Siyonizm ve ırkçı Emperyalizm
budur. Demek ki İslâm ile ırkçı
Emperyalizm asla bağdaşmaz.
Biri bütün insanlığın saadetini istiyor
öbürü ‘Hayır ben efendi sen köle
olacaksın ben seni sömüreceğim’ diyor.
Bunun için bağdaşmıyor. Şimdi kendi
çıkarlarına göre İslam dinini
değiştirmek istiyor. Onun için Kur’an-ı
Kerim’i kendisine göre değiştirmeye
kalkıyor meallerinin içinden
istediklerinin büyük bir kısmını
çıkartıyor. Hâlbuki biz Müslüman olarak
günde 40 rekât namaz kılıyoruz. Ve her
seferinde Fâtiha okumak zorundayız. İşte
bizim inancımızın temeli bu. AKP’nin
zihniyetini tarif ediyorum: Bizimle
namaz kılıyor ama selam verdikten sonra
‘BOP’un eş başkanıyım’ diyor. Ya sen ne
okudun namazda? Hani sen onlara hizmet
etmeyecektin?. Nasıl eş başkan
olursun?.. İşte ılımlı İslam dediği bu.
Bunlar da böyle bir şey istiyor. Diyalog
dediği de budur. ‘Bunlara yanaşalım
bizim istediğimiz noktaya getirelim
şuurlarını ortadan kaldıralım bizim
kölemiz olsunlar. Namaz kılsın ama
düzene karışmasın. Bizim kölemiz olsun.’
İslam’ı ortadan kaldırmak bir yasaklamak
ile olur bir de değiştirmekle olur. Şu
anda dünya Siyonizmi her iki yolu da
deniyor.
Siz her vesileyle Adalet ve Kalkınma
Partisi’ni kuranları çok iyi
tanıdığınızı belirtiyorsunuz. Bunun aksi
düşünülemez zaten. Öyleyse yıllarca
yanınızda bulunan o çok zorlu 28 Şubat
sürecinde de yanınızdan milim
kıpırdamayan bu arkadaşların sonradan
ayrılmalarını nasıl izah edersiniz?..
Bu ancak Dünya Siyonizmi’nin 5767
senelik mikropluğuyla izah edilir.
Dünyacı diye tanımladıkları kişilere
mevki makam yani menfaat; arzu
ediyorlarsa bunları vermek suretiyle
etkiliyorlar. Bu şekilde etkileyerek
kendi kontrollerine alıyorlar. Oysaki
bunun olmaması gerekirdi. Şuurlu
Müslüman kesinlikle bunlara aldanmaz.
Çünkü bizim Peygamber Efendimiz ‘Bir
elime güneşi bir elime ayı verseniz ben
dâvâmdan vazgeçmem’ demişti. Bizim
örneğimiz yolumuz budur. İnsanın Hak’tan
ayrılmaması lâzım. Şimdi bunlar Milli
Görüş gömleğini çıkarttılar. Çıkartma
nedenleri de bu vaatlerdir. İktidar
olmayı istediler. Onlar da ‘Hay hay biz
size bunu veririz bizde bu kuvvet var’
dediler. Onlar da plânlarını koydular
ortaya. ‘Siz de bize yardımcı olun o
zaman iktidar işleri kolay’ dediler.
Oysa o işler hiç kolay değildir.
Siyonizm’e hizmet; dünyası var âhireti
var en zor iştir. O zaman en çok
kaçınılması gereken konu Siyonizm’e
hizmet etmektir. Yani Siyonizm’in etkisi
altında kalarak Milli Görüş gömleğini
çıkarttılar ardından işbirlikçi
gömleğini giydiler. İşbirlikçilik ne
demek? Bunlara taşeronluk yapmak demek.
Milli Görüş’ü gördük. Peki bunlar ne
yaptı? Bizim yaptığımız kalkınma
hamleleri ortada. Manevi kalkınma da
diğer bir özelliğimiz oldu. Biz 600 İmam
Hatip’te 600 bin evlâdımıza maneviyatını
öğrettik. Çünkü bir ülkenin en büyük
gücü tankı değil parası değil imanlı
evlatlarıdır. İspatı bütün tarihimizdir.
Bunun için manevi kalkınmaya çok önem
vermişizdir. Onun için 40 senedir
devamlı olarak ‘önce maneviyat ve ahlâk’
diyoruz. Her sene 5 bin Kur’an Kursu’nda
500 bin evlât yetiştiriyorduk. 600 imam
hatipte 600 bin çocuk yetiştiriyorduk.
Başörtüsü zulmü yoktu. İnsan haklarına
da dokundurtmuyorduk. İnsanlar
haklarından dolayı mağdur edilmiyordu.
D-8’E DÜNYA SİYONİZMİ TAHAMMÜL
EDEMEDİ!..
En başta zât-ı aliniz ve yakın çalışma
arkadaşlarınız mağdur edildi. ‘O dönemde
mağduriyet yoktu’ diyorsunuz da…
Evet de.. O ayrı bir iş. Biz mağdur
olmuş olabiliriz ama kimseyi mağdur
etmedik. Manevi kalkınma hamlesinin
yanında biz yeni bir dünya kurmaya
başladık. D-8’ler bir çekirdektir.
Etrafında 60 tane Müslüman ülke onun
etrafında 160 tane ezilen ülke var. Biz
böylece 5 milyar insanı bir araya
getirip adil bir dünya temin edeceğiz.
Ekonomik gücümüzle kendi para birimimize
geçmemizle teknolojide öne geçmemizle
salih ameller işleyenler olarak
hakimiyeti kuracağız. Buna dünya
siyonizminin tahammülü mümkün değildi.
Her türlü engelleme çabasını
sergilediler. Bunun adımlarını attık.
İçeride de 6 ayda 50 milyar dolarlık
bütçeye 35 milyar dolar ilave ettik. Bir
kuruş zam yapmadık bir kuruş vergi
eklemedik bir kuruş da borç almadık.
Peki nereden bulduk? Milli kaynaklardan.
O gün büyük bir manevi ve ekonomik
kalkınma hamlesi gerçekleştirildi. Şimdi
bakın bugün tabloya bakın. Milli gelir
yükselmiş görünüyor. Ama sen ödediğin
faizleri milli gelirden saymışsın. 80
milyar dolar faiz ödemişsin ‘Gelirimiz
40 milyar dolar arttı’ diyorsun. 80
milyar doları çıkarttığınız zaman
millete verdiğiniz pay 40 milyar dolar
artmamış 40 milyar dolar azalmış.
Sizin döneminizde faiz ödemelerinin
GSMH’ye oranı yüzde 8.40 olmuştu doğru
mu?..
Evet doğru…
Bu oranı çıkartırken faizleri böyle
ayırdınız mı?
Hayır. Biz faiz gelirini hiçbir zaman
milli gelire katmadık. Bizim dönemimizde
faiz giderleri fevkalade azalmıştı
zaten.. Biz 10 milyar doları faizden
kurtardık. Kaynak paketlerini iyi
kullandık. İşte 13 milyar dolar kaynak
paketinden 7 milyar dolar da KİT’lerden.
Faizden KİT’lerden ve kaynak paketinden
elde ettiklerimiz 30 milyar doları
buldu. Bunu da millete aktardık. İşçiye
esnafa memura ve çiftçiye… 100 alan
memur birden bire 256 almaya başladı 100
alan köylü 312 aldı. Bunu alan köylü de
esnafa aktardı. Esnaf üreticiden daha
fazla mal istedi… Üretici de yetişmek
için yeni işçi aldı ve ekonomi kökünden
kalkındı. Biz Allah’ın verdiği nimetleri
servete çevirdik. Havuz sistemini kurduk
milletin kendi parasını kendisi için
kullandık. Borçlanmadık. Milleti faizden
kurtardık. Onlar KİT’leri yok pahasına
satılsın diye zarar ettiriyorlardı.
Çünkü IMF Siyonist bir kuruluştur. Haim
Nahum doktrini için çalışır. Biz gelen
IMF heyetlerini bir çay içirip
gönderdik. Türkiye’nin kurtulması için
IMF’ye değil milli bir ekonomiye ihtiyaç
vardı. Bize alın teri ile kazanılmış
paralar geldi. Milletin bütün
katmanlarına verildi. AKP zamanında ne
oldu? 6 olan dolar milyarderinin sayısı
34’e çıktı. Bu 34 kişinin varlığı 75
milyona bedel. İşte adalet. Bu nasıl
adalet? 34 kişinin mal varlığı 75
milyondan daha fazla. Öbür taraftan bize
soruyorlar: Siz ne yapacaksınız? Biz kaç
defa geldiysek bu hizmetleri yaptık. Biz
yapacaklarımızı değil yaptıklarımızı
konuşuyoruz. Bizim yapacağımız ne kadar
basit biliyor musunuz? Ya işbirlikçiler
IMF emri ile ne yapıyor? Burası halk
(karikatürü göstererek) Halkın sırtına
hortumları bağlamış almış hortumun ucunu
da rantiyenin cebine koymuş. Biz ise
Allah’ın verdiği nimetleri rantiyenin
cebinden alıp servete dönüştürüp tekrar
millete vereceğiz. Olay bu kadar basit.
Hortumun ucu değişse yeter. İşte biz
bunu yapacağız. Onun için bize ‘kaynağı
nereden bulacaksınız’ diye sormak
kimsenin haddi değildir. Daha önce nasıl
bulduysak yine buluruz.
Kaynak: Vakit
|