İsmailağa camii restore ediliyor
2010 Kültür başkenti restorasyon
uygulamaları çerçevesinde İstanbul'da tamir edilen camilere
İsmailağa cemiide dahil edildi, Büyük oranda dış cephesi
onarılan camide inşaat son aşamaya geldi.

Fatih-Çarşamba’da küçük, gösterişsiz bir cami. 18. Yüzyıl’da
şeyhülislamlıktan azledilen Ebuishak İsmail Efendi yaptırdı.
İbadete açıldığı günden itibaren Nakşibendi tarikatına bağlı
bir cemaatin merkezi ve adı oldu: İsmailağa Camii Cemaati.
Aradan geçen 183 yılda devran değişti. Depremler, savaşlar,
reformlar oldu. Osmanlı İmparatorluğu yıkıldı, Türkiye
Cumhuriyeti kuruldu. Cemaat sessiz, sakin çoğalıp kendi
yolunda yürüdü. 46 yıldır cemaatin manevi lideri Mahmut
Ustaosmanoğlu. İnanç ve yaşam biçimleri, sünneti seniyyeye
uygunluğuyla Çarşamba semtinde farkedilmektedir.
İstanbul'un diğer semtleri ölçü alındığında bu semt ne
Tanzimat’ı, ne Birinci ne de İkinci Meşrutiyet’i görmüş.
Çarşamba’da saatler Osmanlı’nın İslami devrinde durmuş gibi
algılanmaktadır.
İşte bir caminin ve çevresindeki cemaatin zaman içindeki
seyrüseferi.

İstanbul’da Fatih’in Çarşamba semtindeki İsmailağa Camii,
1723’te Şeyhülislam yani Osmanlı İmparatorluğu’nda, bakanlar
kurulunda sadrazamdan sonra gelen, din işlerinden sorumlu
üye Ebuishak İsmail Efendi tarafından yaptırıldı.
Şeyhülislam Ebuishak İsmail Efendi, 1645’te Çarşamba’da
doğdu. Ailesinden çok sayıda kazasker (ilmiye sınıfının en
yüksek derecesindeki devlet görevlisi), kadı, müderris, alim
ve şair yetişti. Babası Kara İbrahim Efendi, Alaiyeli
(Alanya). İstanbul’da müderrislik ve kadılık, 1657’de Kahire
Kadı vekilliği yaptı.
İsmail Efendi ise 1692’de Halep, 1706’da Mekke kadılığından
sonra 1710’da Anadolu, iki yıl sonra Rumeli kazaskeri oldu.
1716’da Padişah III. Ahmed döneminde şeyhülislamlığa tayin
edildi.
Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi 10. cildinin 279.
sayfasında Ebuishak İsmail Efendi hakkında şu bilgiler yer
alıyor: Yaklaşık bir buçuk yıl şeyhülislamlık makamında
kalan İsmail Efendi’nin bazı davranışları, çocuklarının ve
yakınlarının onun mevkii ile uygun olmayan tutumları,
kendisinin vazifesiyle bağdaşmayacak şekilde azil ve tayin
işlerine karışması gibi sebepler, gözden düşmesine yol açtı.
1718’de şeyhülislamlıktan azledilip Sinop’a sürüldü.
ÖLÇÜ KÁBEYLE AYNI MİMARİ BAROK STİL

İsmail Efendi, üç yıl sonra affedildi, Bebek’teki yalısına
çekildi. Tüm vaktini ibadet ve ilme ayırdı. 1723’te, cami
inşasının bittiği yıl hastalandı. 8 Ağustos 1725’te öldü.
Ertesi gün, caminin haziresine (etrafı çevrili, girilmesi
yasak bölüm) defnedildi. Oğulları Şeyhülislam İshak,
Şeyhülislam Mehmed Esad, Lütfullah, Şeyh Mehmed ve Mesud
efendilerin mezarları da burada.
Kágir ve kubbeli cami, Lale Devri Osmanlı mimarisinin barok
üsluba geçiş örneklerinden. Ana kubbenin iki yanında üçer
küçük kubbe daha var. En, boy ve yükseklik bakımından
Kábe’yle aynı ölçülerde.
Caminin içinde sekiz mermer sütunun üzerinde kadınlar
mahfili (toplantı yeri), cemaat bölümünün üstünde, beş küçük
kubbe yer alıyor. Bu bölümün sağında ve solunda duvara
oyulmuş iki mermer mihrap bulunuyor. İsmailağa Camii,
1894’teki büyük İstanbul depreminde harap oldu, minaresi
yıkıldı. Bakırcı ve kalaycılara mesken oldu.
1952’de Vakıflar’ın gözetiminde, Mahmut Ustaosmanoğu
hocaefendinin önderliğinde, halkın yardımlarıyla aslına
sadık kalınarak onarıldı, ibadete açıldı. Yeniden yapılan
tek şerefeli minaresinin girişi, kadınlar mahfilinden.
Caminin tüm ihtiyaçları, İsmailağa İlim ve Hizmet Vakfı
aracılığıyla karşılanıyor.
ŞEYH ALİ HAYDAR EFENDİ İSTİKLAL MAHKEMESİ’NDE
Cemaatin
dönem şeyhi Şeyhülislam Ebuishak İsmail Efendi’den sonra
cemaat, olanca alçak gönüllülüğüyle tarikat yolunda gitti.
Cemaatin yeni lideri Batum-Ahıskalı Ali Haydar Efendi,
1900’lerin başında Fatih’te müderrislik yaptı. 1916’dan
Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar 15 alimle birlikte
saraydaki Huzur Dersleri’ne katıldı. Tefsir derslerinin
verildiği bu geleneksel Huzur Dersleri, her yıl ramazanda
sekiz kez yapılırdı. Padişah ve sarayın ileri gelenleri de
dinleyici makamında olurdu.
Cumhuriyet’in ilanıyla devlet katındaki itibarını yitiren
Şeyh Ali Haydar Efendi, 1926’da "Şapka Devrimi’ne
muhalefetten", İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı, altı ay
Ankara’da cezaevinde kaldı. Yine de ölene kadar, 34 yıl
cemaatin liderliğini sürdürdü.
ASKER İMAM MAHMUT’UN PARLAYIŞI VE YÜKSELİŞİ
Liderliği devralan Oflu Mahmut Ustaosmanoğlu efendi, 1931
doğumluydu. İlk derslerini babasından almış, Of’ta hafızlık
yapmış, Kayseri’de Arapça öğrenmiştir. Of'un önemli
alimlerinden olan, Eniştesi Hacı Dursun Efendi’den icazet
aldı. 1956’da Bandırma’ya askere gittiğinde evli, bir kız
çocuğu babasıydı. Askeri birliğin mescidinde imamlığı
üstlendi. Ali Haydar Efendi’nin müridleri, ünü Bandırma’ya
yayılan Mahmut Efendi’nin methini işitti, ondan istifade
etmek istedi.
Israr üzerine Bandırma müftüsü, Mahmut Efendi’nin Merkez
Camii’nde pazar vaazları vermesini kabul etti. Yeni vaizin
çok ilgi görmesi, cuma vaazının da yolunu açtı. Böylece
Mahmut Efendi, haftanın iki günü Bandırma Merkez Camii’nde
vaaz etmeye başladı. Yetmedi, Rizeli’nin otelinde öğleden
önce erkeklere, öğleden sonra kadınlara vaaz verdi.
Askerlikle imamlığı bir arada gayet kolay yürütse de
sakalına üzülmüştü. "Zorunluluktan da olsa Resûlullah’ın
sünnetine muhalefet etmiş olmak çok zoruma gidiyor" derdi.
Bir gün Şeyh Ali Haydar Efendi, Bandırma’ya geldi, Mahmut
Efendi ile tanıştı. İstanbul’a döndükten bir süre sonra,
Mahmut Efendi’nin sevki İstanbul’a çıktı. Mahmut Efendi
bundan sonra askerliğini Tophane’deki birliğinde bulunan
camide "asker imam" olarak tamamladı. Ali Haydar Efendi,
Mahmut Ustaosmanoğlu ile pek sever, sık sık görüşürlerdi.
Kendisine bağlanmak isteyenleri genellikle ona gönderirdi.
Anlatılanlara göre "Mahmut Efendi onun, o da Mahmut
Efendi’nin elini öpmeye çalışırdı. Olmayınca sarılır,
kucaklaşırlardı. İade-i ziyarette kusur etmezlerdi."
1960’ta 90 yaşında öldüğünde, cemaatin liderlik postunu
talebesi ve halefi İsmailağa Camii İmamı Oflu Mahmut
Ustaosmanoğlu devraldı. Şeyh Mahmut Hoca, münferit bir
hadisenin dışında cemaate ve liderliğine halel getirecek bir
badireyle karşılaşmadı. 6 Ekim 1985’te Fatih Yavuz Sultan
Selim Camii’nde verdiği vaazda, kadınlara TV'de her programı
seyretmemelerini, gazete okumamalarını söylediği için
Cumhuriyet Savcılığı soruşturma başlattı.
Hiçbir zaman Siyasi tavır almadığı, müritlerine de
aldırmadığı halde cemaat konumu nedeniyle her zaman
siyasilerin ilgi odağı olmuştur, zamanın Turgut Özal
liderliğindeki ANAP iktidarı, Mahmut efendinin kayın
biraderi Ahmet Vanlıoğlu üzerinden cemaatin adını çok sık
kullandı.
Refah Partisi kurulunca cemaatin siyasi tercihi bu yönde
olduysa da, Halen 1. ağızdan Mahmut efendinin hiçbir siyasi
mesajı duyulmuş değildir, 2. ağızdan sağlıksız bilgilerle
çeşitli siyasi partiler cemaat hakkında yakınlık iddia
ettiği olmaktadır.
İKİ HALEFİ DE PAZAR SOHBETİNDE ÖLDÜRÜLDÜ
Fatih-Çarşamba’da tarikat geleneğine uygun bir yaşam biçimi
kuran cemaat, kamuoyunun dikkatini çekmeden 1990’lı yıllara
geldi. Kamuoyunun dikkatini ise 28 Şubat 1997’de başlayan
süreçte çektiler. Bu dönemin askeri vesayeti tarafından
yakın takibe alınan cemaat, şapka kanunu gerekçe
gösterilerek taciz edilmeye, sarık takan müritlerin
yakalanarak haklarında kanuni takibat uygulaması başlatıldı.
Çarşamba semtinde köşe başlarını tutan sivil emniyet
mensupları sokakta sarık saranlara savaş açtı, her gün
onlarca mürit sarık nedeniyle gözaltına alındı, bazıları
kısa süreli tevkif edilen müritler genelde para cezası ile
cezalandırıldı. Günümüzde cemaatin çoğunluğu sokakta sarık
takmaktan vazgeçmiş durumdadır.
İsmailağa cemaatı içinde yaşlanan ve bazı rahatsızlıkları
olan Mahmut efendinin halifesi merak konusu olmuş, Damadı
Hızır efendi bu konuda ismi öne çıkanlardan olmuştu. Cemaatı
derinden yaralayan ilk olay, Mahmut Efendinin damadı, Fatih
Çukurçeşme Camii İmamı Hızır Ali Muratoğlu’nun, 17 Mayıs
1998 Pazar günü İsmailağa Camii’ndeki sabah sohbetinden
sonra cemaate tarikat dersi vermesi sırasında yedi kurşunla
öldürülmesiydi. Sekiz yıl sonra, Mahmut efendinin halefi
olduğu kabul edilen İsmailağa Camii’nin emekli imamı Bayram
Ali Öztürk yine bir pazar sohbeti sırasında aynı camide
cemaate vaaz ettiği sırada kiralık bir katilin saldırısı ile
şehit edilince, Basın ve kamuoyu iki olay arasındaki
benzerlikleri tartışmaya başladı.
Eski dosyalar açıldı. Cemaat içindeki liderlik mücadelesi
olduğu ileri sürüldü ve medyada diğer konularla ilgili
iddialar ortaya saçıldı. Kimileri 20 yıl önceki Üsküdar
Müftüsü cinayetini işaret etse de, olay yetkililerin katili
bulmada uzun zaman acziyet içinde olması, fail
yakalandığında ise kendisine deli raporu verilmesi,
olayların karanlıkta kalmasına sebep olmuştur.
İFTİRALAR, SORUŞTURMALAR,
28 Şubat dönemi ülkedeki siyasi mücadelenin günah keçisi
seçilen samimi dindar vatandaşlar üzerinde kurulan baskı
politikasından en çok İsmailağa cemaati nasibini aldı.
Başını cinsel dönme Sisi'nin çektiği siyasi komplolar
nedeniyle Mahmut Efendinin amcasının oğlu, Yeşil Camii İmamı
Abdullah Ustaosmanoğlu ile ilgili Eyüp Cumhuriyet
Savcılığı’nın açtığı dava, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın
2000 Haziranı’ndaki soruşturması birbirinden ilginç bilgi ve
iddiaları da beraberinde getirdi. Bayrampaşa’daki Yeşil
Camii Kuran Kursu’nda, medrese usulü Arapça eğitim
verildiği, taciz ve tecavüz olaylarının yaşandığı iddia
edildi. Abdullah Ustaosmanoğlu’nun topladığı paralarla
İstanbul Taşoluk’ta 6 bin metrekarelik alana külliye
yaptırdığı ve son 5 yılda servetine servet kattığı ileri
sürüldü.
Olay, Bayrampaşa Yeşil Camii Kur’an Kursu’nun yatılı 60
öğrencisinin 2 Haziran 2000’de akşam yemeğinden
zehirlenmesiyle patlak vermişti. 120 öğrencinin kursta
kaydının olmadığı ileri sürüldü.
Hafızlık eğitimi dışında, öğrencilere programlı olarak
Arapça dersi verildiği, Nakşibendi tarikatı esaslarına göre
medrese usulü yetiştirildiği, dayak, taciz gibi kötü
muamelelerde bulunulduğu yönünde de kaymakamlığa ihbarlar
gelmeye başladı.
28 Şubatçıların hazırladığı raporda, Abdullah
Ustaosmanoğlu’nun son beş yılda mal varlığındaki hızlı
artışa ve 1997’de Diyanet’ten izinsiz gizlice Kuveyt’e
gittiği iddia edildi. Abdullah Ustaosmanoğlu’yla ilgili
1997’de İçişleri Bakanlığı’na yapılan ihbarda ise Rabıta’nın
davetlisi olarak Kuveyt’e gittiği, burada Darul-eytam
kuruluşu ile ilişkiye girerek yasal olmayan yollardan yardım
topladığı ve servetinin 18 trilyonu bulduğu ileri sürüldü.
Zaman içinde 28 Şubatçıların birbirine düşmesi sonucunda
cemaate ve hocalara yapılan iftiralar bir bir çürütülmüş,
Fadime Şahin- Ali kalkancı vs. gibi olayların kiralık
figüranları deşifre edilmiş, iftiracılar hakkında davalar
açılmıştır.
Hiç bir zaman siyasi tavrı olmayan cemaat, her dönem siyasi
baskılarla etki altına alınmak istenmiş, siyasi tercihleri
zorlama altına alınmaya çalışılmıştır.
Modern giyim tercih edilmiyor
Cemaat tercihi bayanlar çarşaf, erkekler cüppe giyiyor.
Modern giyim, tercih edilmiyor. Erkekler namaz kılarken
takke üzerine beyaz sarık takıyor. Semtin ve dolayısıyla
cemaatin belli bir şehir-bölge profili yok. Cemaat
müezzinleri sünnete uygunluğu ve çevreyi rahatsız etmemek
için ezanı mikrofonsuz okuyor.
Nefse karşı verilen mücadeleden teknoloji de payını alıyor,
içeriği çok istismar edilen Televizyon, Radyo, İnternetten
en az seviyede faydalanılıyor. Gözü haramda ve kötü
alışkanlıklarda olanlar, sohbetleri dinleye dinleye doğru
İslami hayata dönerek, tövbekar oluyor. Cemaatin resmi kuran
kurslarına Anadolu'nun her tarafından talebeler gelmektedir,
cemaatin Kur’an kurslarında eğitiliyor.
İsmail ağa camii çevresindeki diğer camilerde görev yapan
Diyanet personeli görev yaptıkları camilerde cemaatin
takvasını göz önüne alarak kendileri de İslami kaidelere
hassasiyetle uyarak, diğer semtlerdeki meslektaşlarından
farklı bir din hizmeti sunmaktadırlar.
Dışarıdan bakıldığında Türkiye mozaiğinden farklı bir semt
olması izleyenlere "Burası kurtarılmış bölgemi" sorusunu
akla getirmiş olsa bile yakından bakıldığında semt
profilinde her zümreden temsilcinin huzur içinde yaşamaya
çalıştığını, Kimsenin İslami tercihlerinin sorgulanmadığını,
Çarşaflı - Mantolu - Buluz, kısa etekli genç kızların kol
kola Fatihte cadde ve sokaklarda çok sık rastlandığını
görmektedirler.
Son olarak; İsmail ağa camii cemaati, çevresindeki kuran
kursları mensupları, talebe evlerinde yaşayanlar, T.C.
kanunlarına, toplumsal dini ve siyasi tercihlere saygılı
yaşayan insanlardır. Hiçbir devirde Gerek Cemaatin manevi
lideri Mahmut Ustaosmanoğlu hoca efendi, gerek cemaatin önde
gelen yetkilileri toplumsal bütünlüğümüzü bozacak,
devletimize ve Cumhuriyetimize başkaldıracak, anarşi, kaos
oluşturacak hiçbir söylevde bulunmamışlardır.
Mahmut Ustaosmanoğlu hoca efendi sohbetlerinde, eserlerinde
Türkiye Cumhuriyetinin birlik ve beraberliğine hizmetin en
büyük ibadet olduğunu, yanlış uygulamalar içinde olmuş
olsalar bile devlet erkanına düşmanlık yapılmayacağını
önemle vurgulamaktadır.
Bu tutum nedeniyle dönem dönem cemaatin yoğun yaşadığı
semtlerde cemaatle doğrudan ilgisi olmayan şahıslar
üzerinden yapılan provakatif yıpratma hareketleri maalesef
devam etmektedir.
Malûm bazı basın kuruluşları bu konuda ısrarlı iftira ve
çarpıtma kampanyalarını sürdürmektedirler. Cemaat bu
saldırıları tabiatın gereği olarak kabul etmiş, her
seferinde sükunetini muhafaza etmeyi bilmiş, müfterileri
Allah'a havale etmiştir.
Evet İstanbul Fatih'te özellikle Çarşamba semtinde
İslamiyeti Resulullah sav. den öğrendikleri gibi yaşamak
isteyen bir cemaat var, Bu cemaatın siyasi hiçbir yandaşlığı
yoktur, ekonomik ihtiyaçları cemaat kendi içinden temin
etmekte, resmi kuruluş olan İsmailağa ilim hizmet vakfı
faaliyetleriyle kanuni denetim altında sürdürmektedirler,
hiçbir ilgisiz kurum ve şahıstan yardım talep
edilmemektedir. Kendilerini Manevi anlamda yaşanılan
Nakşibendi tarikatı mensubu olarak kabul edenler, manevi
lider tercihlerini duygusal planda Mahmut Ustaosmanoğlu hoca
efendi olarak kabul etmektedirler.
Mahmut Ustaosmanoğlu hoca efendinin böyle bir dini kurumu
yoktur, kendisi emekli diyanet görevlisidir. |