|
İSTANBUL ÇEVRE
DÜZENİNDE YENİ YAKLAŞIMLAR
İstanbul Çevre Düzeni Plan Genel Yaklaşımı
Çevre
ve Orman Bakanlığı ile 4856 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı
Teşkilat Yasasında belirlenen yetki çerçevesinde yapılan
Protokol ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanununun yürürlüğe
girmesiyle de İstanbul Valiliği’nin katılımıyla yapılan ek
üçlü protokol gereğince İstanbul il sınırları bütününde
İstanbul Çevre Düzeni Planı hazırlanmıştır. 5216 Sayılı
Büyükşehir Yasasında tanımlanan görev ve yetki bağlamında
1/25.000 ölçekli İstanbul Nazım İmar Planı ile eşgüdüm
halinde, geniş akademisyen ve uzman kadrosunun katılımıyla
hazırlanan İstanbul Çevre Düzeni Planında izlenen yaklaşım
ve dayanılan temel ilke ve stratejiler aşağıda
açıklanmaktadır.
İstanbul küresel düzeyde sürekli yarışma içerisinde bulunan
metropoller arasında hak ettiği yeri almak üzere, çok
ölçekli ve çok sektörlü planlama yaklaşımlarıyla hem yapısal
hem de fonksiyonel düzenlemelere gitmek zorundadır. Söz
konusu düzenlemeler, kentin sağlıklı ve sürdürülebilir bir
yapıya kavuşması ve gelişmesinin yönlendirilmesi için
gerekli olduğu kadar İstanbul’un üretim, hizmet ve ulaşım
maliyetlerini düşürerek, hızlı erişimleri ve iletişimleri
yakalayarak uluslararası: pazarlarda daha rekabetçi
olabilmesi için de gereklidir.
İstanbul’un sürdürülebilirliği günümüzde endişe verici
boyutlara ulaşmış olup. Ekonomi- ekoloji dengesi ekoloji
aleyhine bozulan Metropolün yaşam destek sistemlerini
barındıran su havzaları ve orman alanları tehlike altında
bulunmaktadır. Hem İstanbul’u besleyen doğal kaynakların
korunması hem de başta deprem riski olmak üzere yapılaşma
için uygun olmayan topografik ve jeolojik eşiklerin
aşılmaması için izlenecek sürdürülebilirlik ilkesi,
İstanbul’a yönelen göçlerin önüne geçilmesi ve nüfus
artışının frenlenmesini de kaçınılmaz kılmaktadır. Bu
bağlamda, üst ölçekli planlama sürecinin ilk ürünü olan ve
stratejik bir mekansal gelişme planı özelliğini taşıyan
Çevre Düzeni Planı, kentsel gelişme eğitimlerini ve ekolojik
dengeleri birlikte yorumlamaktadır.
İstanbul’un doğal kaynaklarla varlığını sürdürebilmesi için
Çevre Düzeni Planı’nın öngördüğü nüfus büyüklüğü ancak 16
milyon olup, bu nüfusun başta tarım ve orman alanları ile su
havzalarına ve afetlere konu olan alanlara girmeksizin
yerleştirilmesi söz konusudur, Bu bağlamda; ekosistemlerin.
biyolojik çeşitliliğin, yer üstü ve yer altı doğal kaynaklar
ile toprak, su ve hava kalitesinin korunması 2023 yılı
hedeflenerek hazırlanan Çevre Düzeni Planı’nda esas
alınmaktadır.
İstanbul’un Marmara Bölgesi ile mekansal iş bölümüne gitmesi
gerekmekte olup: yeni ekonomik ve stratejik hedefleri içini
gerekli olmayan fonksiyonlarını bölge’ye desantralize
etmesiyle İstanbul’a yönelik göç hareketlen kısmen
önlenebilecektir. Ülkenin en büyük metropolünün planlanması
ülke ve bölge planlama yaklaşımlarından bağımsız
düşünülememektedir. Öylesine bir stratejik yaklaşım hem
İstanbul’un aşırı ve düşük nitelik yığılmalardan kaynaklanan
sorunlarının ve giderek artan kentsel hizmet maliyetlerinin
metropoliten düzeyde çözümlenmesi, hem de İstanbul’un
bölgeler arası gelişmişlik farklılıkların ülkesel düzeyde
dengelenmesine katkıda bulunması için de gereklidir
İstanbul Metropolü bir yandan küresel vizyonu gereği kültür,
tarih, turizm, ticaret, diplomasi, yönetim. finans,
iletişim, teknoloji ve bilim merkezi fonksiyonlarını
üstlenirken; öte yandan da sermayesini uzmanlığını, pazar
ilişkilerini ve organizasyon becerilerini Marmara Bölgesine
taşıyarak ve yerel potansiyelleri harekete geçirerek
alternatif çekim merkezleri oluşturmak zorundadır. Ülkeyi ve
Marmara Bölgesini İstanbul’u dikkate almaksızın planlamak
nasıl mümkün değil ise. İstanbul’u ülkesel ve bölgesel
stratejilerden bağımsız planlamak da mümkün değildir.
Bugünkü yapısıyla bile, doğuda Çorlu ve Çerkezköy’e. batıda
Gebze’ye kadar uzanan İstanbul’un metropoliten kanatları ve
günlük fonksiyonel bağlantıları komşu illerin sınırlarını
aşmış boyutlardadır.
Böylesine büyük bir metropolün sorunlarını aşması, yapısal
dönüşümlere ve güçlenmelere yönelmesi için Çevre Düzeni
Planında ciddiyetle uyulması gereken ana ilkeler
belirlenmektedir. Bu ilkelere göre, yaşam destek
sistemlerinin ve değerli tarım alanlarının oluşturduğu
eşikler aşılmayacaktır ve İstanbul Metropolünün kuzeydeki
orman alanlarına ve şu havzalarına yönelik yerleşme eğilimi
ise lineer bir yapıda olmak üzere doğu-batı kanatlarına
doğru yayılacaktır. Bu yaklaşım doğrultusunda ilk stratejik
hedef, İstanbul’un doğu ve batı yakaları arasındaki
dengesizliklerin giderilmesidir. Bu çerçevede, hem anılan
dengesizliği giderilmesi hem de lineer gelişmenin gereği
olarak İstanbul’un tek merkezli (Merkezi iŞ Alanı—M lA)
yapısının çok merkezli yapıya dönüştürülmesi
amaçlanmaktadır.
Lineer gelişmenin doğası olarak uzayan ulaşım mesafelerinde
para ve zaman maliyetlerini asgari düzeye indirmek üzere
kitle taşımacılığına ve raylı sistemlere dayandırılmış
ulaşım omurgasından faydalanılacak ve bu omurga üzerinde yer
alacak istasyonlar ile ulaşım türlerinin kesiştiği noktalar,
planlanan alt-merkezlerin gelişmesi için gerekli olan
altyapıyı oluşturacaktır.
Doğu-batı yönünde oluşturulacak raylı ulaşım akslarını,
lastik tekerlekli sisteme dayalı kitle taşıma araçları
kuzey-güney yönünde besleyecektir Yolcu taşımacılığında
böylesine bir yaklaşım gerçekleştirirken yük taşımacılığına
yönelik olarak; haller ve ambarlar başta olmak üzere
depolama ve lojistik hizmet tesisleri, İstanbul’un iki kanat
uçlarında kurulacak Lojistik ihtisas Bölgeleri”ne ilgili
fonksiyonların tümünü içinde barındıran kuruluşlarla beraber
yerleştirilecektir.
Yük hareketlerinin Metropol’ün doğusu ve batisindeki uç
noktalarda toplanması ve Metropoliten Alana girmeden deniz
yoluyla Bölgeye, demir yoluyla da Metropolün önerilen
lojistik bölgelerine yönlendirilmesi sonucu, kent içinde
yolcu ve yük taşımacılığında ayırıma gidilebilecek ve
transit yük taşımacılığın kent trafiğinin üzerindeki baskısı
hafifletilecektir. Bu nedenle, kentin doğusu ve batısı
arasındaki demiryolu ve denizyolu bağlantılarının
güçlendirilmesine yönelik her altyapının maksimum faydayla
kullanılması bir ilke olarak gözetilecektir.
Ayrıca, deniz, hava, kara ve demiryolları ulaşımında
entegrasyona gidilecek olan ve özellikle deniz ulaşım türüne
bugünküne oranla daha fazla ağırlık verilecektir. İstanbul’u
uluslararası pazarlara bağlayan deniz ve havalimanları
konusunda ise, Atatürk Havalimanı hizmet sahasının
genişletilmesi ve Sabiha Gökçen Havalimanı, ile koordineli
ve entegre biçimde çalışmasının sağlanması. Çorlu
Havaalanı’nın ise sivil havacılığa tahsis edilmesi
planlanmaktadır Kısa vadede Haydarpaşa Limanı’nın halen
sürdürmekte olduğu faaliyetlerine son verilmesi söz konusu
olduğundan, orta vadede yer bilimleri açısından risk
taşımasına rağmen Ambarlı Limanından en etkin şekilde
faydalanılması, fakat esas itibarıyla Gümüşyaka’da yapılacak
bir limanın İstanbul’a hizmet etmesi öngörülmektedir.
Bu nedenle, İstanbul’un batı il sınırında bulunan Gümüşyaka
için Orta ve uzun vadede rezerv bir alanın ayrılması kararı
getirilmektedir. Gümüşyakada, kargo taşımacılığında
uzmanlaşması hedeflenen Çorlu Havaalanı ile birlikte
çalışan, Çorlu ile Çerkezköy sanayisine de hitap eden
lojistik altyapılarının geliştirilmesi öngörülmektedir. Bu
alanın doğusunda ve batısında önerilen, lojistik bölgeyle de
işlevsel birlikteliği kurulacak olan fuar, üniversite ve
teknopark alanları, İstanbul’u küresel ölçekte yarışabilir
kılacak altyapılar olarak ön plana çıkmaktadır.
Bu önerilerin geliştirilmesinde temel olan etken, İstanbul
ulaşımında trafik sıkışıklığına ve mevcut altyapının zarar
görmesine neden olan; sürekli ilave yatırım ihtiyacı doğuran
TIR ve diğer tür kamyonlarla yürütülen yük akışıdır. Bu
nedenle, İstanbul Metropoliten Alanı’nda yük akışlarının
raylı ve deniz ulaşımıyla konu edilerek çözülmesi
öngörülmektedir. Pendik, Ambarlı ile Gümüşyaka Limanları ile
Güney Marmara Limanları arasında Ro-Ro hatları düzenlemek,
yük taşımacılığını raylı Ro-La sistemine kaydırmak ve Ro-Ro
ile Ro-La sistemleri entegre etmek, yük taşımacılığında
izlenecek ana plan ilkeleri olmaktadır.
İstanbul’un mekânsal gelişiminde belirleyiciliği olan arazi
kullanım kararlarının stratejik değerlendirmeleri ile
birlikte ele alındığı ve bu kararların Çevre Düzeni Planı
sonrasında Nazım imar Planı sürecinde detaylandırılabileceği
planlama ait-bölgeleri.
A. Avrupa Yakası
1 Zeytinburnu-Tarihi Yarımada ve Ayazağa Eksen;,
2. Küçükçekmece Gölü-Zeytinburnu Arası,
3. Göller Arası: Büyükçekmece Gölü ile Küçükçekmece Gölü
Arası,
4. Batı Koridoru
B. Anadolu Yakası
1 Kadıköy-Üsküdar
2 Kartal-Pendik-Tuzla
olarak ele alınabilir.
Zeytinburnu-Tarihi Yarımada ve Ayazağa Ekseni alt-bölgesi
İstanbul’un en temel sorunu olan tek merkezli işleyişinin
yer aldığı alan olup. Zeytinburnu. Eminönü, Karaköy, Beyoğlu
ve Büyükdere Caddesi’nden başlayarak: Boğaziçi Köprüleri
inşası sonrasında Beşiktaş üzerinden Boğaz’ın kuzeyine
Zincirlikuyu, Maslak ve Ayazağaya uzanmaktadır. Anadolu
Yakası’nda güçlü bir merkezin gelişmemiş olması ve işyeri
konut dağılımlarının iki yaka arasındaki dengesizliği kentin
ulaşım sorununun da nedenlerini oluşturmaktadır.
Ayrıca, uluslararası rekabet düzeyi yüksek hizmetlerin yer
seçim tercihi olan nitelikli ofis yerleşkeleri ihtiyacı,
mevcut MİA’da yeterince karşılanamamakta olup; karşılanmak
istenmesi halinde ise, telafisi güç yeni sorunlar; da
beraberinde getirmektedir. Bu açmaz, Ayazağa Büyükdere
örneğinde olduğu gibi; parsel ölçeğinde, düzensiz ve parçalı
mülkiyet dokusu üzerinde gelişen yüksek yapıların çoğalması
sürecinde deney imlenmiştir. Yapı ölçeğinde nitelikli olan
bu yapıların çevresine mekânsal katkılarının kısıtlı olması,
kamusal alanlar üretememesi, erişebilirliğinin düşük olması,
mevcut kentsel altyapıları zorlaması, çevresinde yoğunluk
arttırması ve ulaşım yükleri getirmesi, yaşanılan ve
tekrarından kaçınılması gereken olumsuz gelişmelerdir.
İstanbul’un küresel düzeyde rekabet edebilir bir yapıya
ulaşması, doğal yapısını telafi edilemez derecede tahrip
eden sanayi ağırlıklı metropoliten karakterini
dönüştürmesine ve hizmetler sektörünün nitelikli bir gelişme
seyri göstermesine bağlıdır Tarihi Yarımada ve MlA’nın
çeperlerindeki üretim alanlarının; öncelikle eğitim, kültür
endüstrileri hizmet sektörü yerleşkeleri için potansiyel
yatırım alanı olarak ele alınması Plan çerçevesinde
hedeflenmektedir.
Bu bağlamda: Kağıthane ve Alibeyköy, dönüşüm sürecine
girebilecek sanayi alanlarıyla kuzeye gelişme eğilimi
gösteren MIA işlevlerini batıya yönlendirmek üzere
düşünülmüştür. Tarihi Yarımada’nın yapı stokunu aşındıran
üretim faaliyetlerinden arındırılması, yaşam alanlarının
niteliğinin arttırılması, sur içi bölgesinin gece gündüz
kullanım düzeylerindeki farkının azaltılması, Haliç sahil
boyu alanların atl durumunun giderilmesi gibi sorunların
çözümü ise, metropoliten ölçekte yapılacak müdahalelerle
gerçekleştirilebilecektir.
Başta Gaziosmanpaşa. Güngören ve Bayrampaşa İlçelerinin
günlük ihtiyaçlarının Tarihi Yarımada’nın dışından ve batıda
geliştirilmesi hedeflenen alt-merkezler sistemi tarafından
karşılanması gerekmekte olup, bu durum Plan’da öngörüldüğü
üzere MIA faaliyetlerinin kademeli olarak batıya
kaydırılması hedefi ile de örtüşmektedir..
Küçükçekmece Gölü ile Tarihi Yarımada arasında Atatürk
Havalimanı, İkitelli Sanayi Bölgesi ve Yenibosna Yolu’nun
oluşturduğu eksen yer almakta olup, bu eksen ile Bayrampaşa
Sanayi Alanı arasında yüksek yoğunluklu yapı stoku
bulunmaktadır. Kapasitesinin yarısını bile dolduramayan ve
nitelikli sanayi üretimine konu olamayan İkitelli Sanayi
Bölgesi’nin sıhhileştirilmesi ve kademeli olarak hizmet
sektörüne yönlendirilmesi ve Metropol’ün çok merkezliliğe
kavuşmasına hizmet etmek üzere, İkitelli’de bir alt-merkezin
gelişmesine imkan verecek raylı sistem önerileri Plan’da yer
almaktadır. Ayrıca Esenler, Bağcılar, Bahçeli,
Gaziosmanpaşa, Güngören ve Bayrampaşa İlçelerinin
oluşturduğu yerleşme Sisteminin hem mekansal, hem sosyal.
hem de ekonomik rehabilitasyon sürecine girmesi gereği
vurgulanmaktadır.
Önerilen ulaşım şeması söz konusu alt-bölgenin, mevcut MIA
ile ilişkisini kurulmakta, havaalanı ve sahil üzerinden
Metropol’ün tümüyle işlevsel entegrasyonu sağlanmakta, doğu-
batı yönündeki demiryolu hattına Halkalı, Küçükçekmece.
Bakırköy ve Kazlıçeşme olmak üzere 4 farklı noktada bağlantı
yaparak, tüm Metropol’e hitap eden alt-merkezlerin
gelişmesine hizmet etmesi öngörülmektedir. Bu alt-bölgenin
doğusunu tanımlayan Zeytinburnu İlçesi ise, konumu
itibariyle Metropol’ün merkez faaliyetlerinin güneyden
batıya aktarılmasına imkan verecek ulaşım ağının düğüm ve
aktarma noktası olma özelliği taşımaktadır. Böylelikle,
metropoliten düzeyde bir alt-merkez niteliği gösteren
Bakırköy’ün, bu işlevini yerine getirmesinde tamamlayıcı
nitelik taşıyan yeni mekansal organizasyonların kentin
batısında geliştirilmesi olanağı yaratılmak istenmektedir.
Arıca merkezi işlevlerin Haliç’in kuzeyinden Kağıthane
üzerinden önerilen raylı sistemler yardımıyla batıya
kaydırılması ve ardından; güneye Bayrampaşa Sanayi Alanı’nın
dönüşümüne de katkı verecek şekilde yönlendirilerek, ana
demiryolu ve denizyolu sistemine bağlanması
hedeflenmektedir.
Büyük ve Küçükçekmece Gölleri arasında yer alan ve Sazlıdere
Havzasını da içeren bu coğrafya, İstanbul’un büyük ölçekli
sanayi yatırım taleplerinin ve yerleşme baskısının oldukça
yoğun olduğu bir bölgedir. Diğer taraftan, TEM’in kuzeyinin
sanayi alanlarından arındırılması ve kentin doğal
kaynaklarının yoğunlaştığı kuzey bölgesine kentsel gelişme
baskısının önlenmesi, İstanbul’un kentsel
sürdürülebilirliğinin bir gereğidir. Bu nedenle, bu
alt-bölgenin güneyinde yer alan Kıraç ve Beylikdüzü
yöresindeki sanayi alanları, Hadımköy’e odaklanan yatırım
eğiliminin yönlendirildiği bölge olarak Plan’da ele
alınmaktadır.
Kıraç sanayi alanlarındaki mevcut üretim altyapısının
niteliğinin arttırılması; Hadımköy’ün ise lojistik
sektörlerde uzmanlaşması ve metropoliten ölçekte üretim
sonrası yük hareketlerinin yönlendirilmesine imkan verecek
altyapı tesisleri ile işlevlendirilmesi hedeflenmektedir.
Marmaray Projesi ile hat iyileştirilmesi ve kapasite
artırımına konu olan demiryolu ulaşımında lspartakule’nin
yük ve yolcu aktarma merkezi olarak bir ana istasyon
özelliği kazanması ve Hadımköy’de öngörülen lojistik
faaliyetlerinin Metropoliten Alan’daki karayolu ulaşım
şebekesinden ayrıştırılarak, demiryolu ve raylı sisteme
yönlendirilmesi amaçlanmaktadır.
İstanbul Metropolü’nün batıda Silivri’ye doğru uzantısı
üzerinde bulunan Yakuplu, Büyükçekmece, Gürpınar, Mimarsinan,
Tepecik, Kumburgaz, Celaliye, Selimpaşa. Kavaklı, Silivri ve
Gümüşyaka yerleşmelerinin oluşturduğu Batı Koridoru’nun
gelişimi, İstanbul’un Büyükçekmece ve Küçükçekmece Havzaları
ile kuzeydeki orman alanlarına olan kentsel gelişme
baskısının bertaraf edilmesine hizmet etmek üzere
planlanmaktadır. Diğer taraftan, İstanbul Büyükşehir
Belediyesi sınırlarına 5216 sayılı Yasa uyarınca yeni dahil
olan ilk kademe belediyelerinin imar planlarının Metropol’e
getirmiş olduğu yeni yerleşim alanları baskısının ise önüne
geçilmesi gerekmektedir.
Büyükçekmece Gölü’nün batısında Metropol’ün kırsal alanlarla
buluştuğu bu alt-bölge, Metropol’ün ekonomik faaliyetlerinin
iyileşmesine, niteliğinin yükselerek uluslar arası rekabet
düzeyinin artmasına hizmet edecek destekleyici ve
tamamlayıcı işlevlerin yer seçimine konu olacak Çekim
Merkezidir. Bu işlevlerin başında; gelişen teknolojilerin en
üst düzeyde kullanılabileceği hastaneler, üniversiteler,
teknopark, fuar, rekreasyon ve spor alanları gelmekte olup
bilgi teknolojilerinin gerektirdiği mekansal
organizasyonlara yer verilmektedir. Bu alt-bölgede; küçük
ölçekli, genişleme alanlarının sınırlandırıldığı, nitelikli
toplu konut yerleşkelerinden oluşan kendi alt-merkezleri ile
birlikte yaşayan yeni yerleşmelerin kontrollü olarak
gelişmesi Plan’da esas alınmaktadır.
Batı Koridoru için öngörülen işlevlerin ayrıca: Çorlu ve
Çerkezköy sanayi alanlarının niteliğinin artmasına, çevreye
zarar vermeyen bir üretim yapısına kavuşmasına ve Çorlu
Havaalanı’nın Metropoliten Alana hizmet edebilir bir yapıya
ulaşmasına katkı vermesi de amaçlanmaktadır. Söz konusu
alt-bölgenin kuzey kesimlerinin eko-turizme ve ekolojik
faaliyetlere uygun olarak gelişmesinin öngörülmesiyle,
kullanımı sınırlı ve kontrollü olan bu faaliyetler sayesinde
yerleşim hareketlerinin değerli tarım ve yeraltı su
kaynaklarının bulunduğu kuzey kesimlerine yayılmasının önüne
geçilmesi hedeflenmektedir.
Hizmet alanlarının Avrupa Yakası’nda ve tek merkezli bir
mekansal organizasyon içinde yoğunlaşması. İstanbul’un üst
ölçekli planlama sürecinin karşı karşıya kaldığı en temel
açmazdır. Merkezi faaliyetler Anadolu Yakası’nda yeterince
gelişmemiş olup, Kadıköy ise alt-merkez niteliğinin üstüne
çıkacak mekansal altyapıya sahip değildir Anadolu ve Avrupa
Yakaları arasındaki bu farklılaşma, karayolu ağırlıklı Boğaz
geçişlerinde tıkanmalara neden olmaktadır. İstanbul
Metropoliten Alanı’nın tek merkezli işleyişinin çok
merkezliliğe taşınmadığı ve Anadolu Yakası’nda çekim merkezi
niteliği taşıyacak güçlü alt-merkezlerin gelişmediği
müddetçe, bu sorunun sürekli olarak gündemde kalması söz
konusudur.
Doğu’da Sultanbeyli ve Sarıgazi ile Batı’da
ikitelli-Hadımköy arası ve Arnavut köy benzeri orman ve
havza alanlarındaki kentsel gelişmelerin boyutu ise tüm
İstanbul Metropoliten Alanı’nın yaşam kayaklarını ekonomik
ilişkilerini ve toplumsal yapısını derinlemesine
etkilemektedir. Metropol’ün Batı Koridoru’nda olduğu gibi,
Doğu Yakası’nda da kontrollü kullanımların yer seçimi,
mevcut üretim deseninin dönüşmesine hizmet edecek teknolojik
ve bilgi alt yaparının oluşturulması, doğal yapının
aşınmasına neden olacak kentsel gelişmelerin önüne geçilmesi
açısından Plan öncelikleri arasında yer almaktadır.
Bu konuda izlenecek temel planlama ilkesi, raylı sistemin
doğuda Kurtköy ve Tuzla’ya kadar erişmesidir. Ayrıca,
Marmaray Projesi’nin tamamlanmasının ardından, metropoliten
ölçekte yük ve yolcu hareketlerinin yeniden organize
edilmesinde önemli bir aşamanın kaydedilmesi söz konusudur.
Anadolu Yakası’nın Avrupa Yakası ile kuracağı işlevsel
bütünlüğün, raylı sisteme bağlı ve nitelikli hizmet
alanlarının bulunduğu alt-merkezlerin gelişmesiyle
sağlanması hedeflenmektedir. Uluslararası taahhütlere bağlı
olarak ülkeler arası trafik akışları için gerekli etütlerin
yapılması ve uygulamaların gerçekleştirilmesi ise, İstanbul
Büyükşehir Belediyesi metropoliten plan kararları
çerçevesinde Merkezi Hükümet’in tasarrufundadır. Arzu edilen
ise, Plan’da geliştirilen ve günümüzde AB ülkelerinin kendi
bünyelerinde uyguladıkları yaptırımlar çerçevesinde de
yaygınca kullanılan modern ulaşım ve lojistik modellere,
özelikle yük ve yolcu taşmacılığı ile transit geçişlerde
önerilen Ro-Ro ve Ro-La gibi çevreye duyarlı olduğu kadar
metropoliten sisteme işlerlik de kazandıran yöntemlere,
Merkezi Hükümetçe itibar edilmesi ve Planda üretilen çözüm
önerilerinin de bu meyanda dikkate alınmasıdır.
Plan’da özellikle transit taşımacılık konusunda; İstanbul
Metropolü’nün bir durak veya güzergah olarak kullanılmasının
önlenmesi için, iki kanat uçlarında lojistik ihtisas
bölgeleri bağlantılı transfer odakları oluşturularak, AB
lojistik ve taşımacılık politikalarına paralel bir
yaklaşımla taşıma sistemlerinin entegrasyonu öngörülmekte,
sistemler arası dengenin sağlanması amacıyla demiryolunda Ro-La
ve denizyolunda da Ro-Ro sistemlerinin geliştirilmesi
hedeflenmektedir. Bu şekilde akışların Ro-Ro ve Ro-La taşıma
türlerine yönlendirilmesinin yanı sıra, Marmara Denizi
üzerinden Anadolu’ya erişimi gerçekleştiren kuzey-güney
eksenli ve Ro-Ro türüne dayalı ulaşım bağlantılarının
kurulması önerilmektedir. Böylelikle, İstanbul Metropolü
üzerine gelebilecek ek lastik tekerlekli ulaşım araçları
baskısının raylı sistemlere ve toplu taşımacılığa
dayandırılmış çözümlerle önlenmesi Plan’da öngörülmekte
olup, kent içi trafiğinin ise çok merkezli metropoliten
yapıya dönüşümle rahatlatılarak doğal, toplumsal ve ekonomik
yaşamda sürdürülebilirliği güvence altına alan rasyonel
çözüm önerileri getirilmektedir.
Anadolu Yakasına ilişkin makro arazi kullanım kararları
Kartal-Pendik-Tuzla ait bölgelerinde şekillenmekte olup,
buralarda lojistik merkezlerin gelişmesi Planda
öngörülmektedir. İstanbul’un doğusu ile batısı arasında yük
hareketlerinin, denizyolu ve raylı sistemler üzerinden
gerçekleşmesi için mekansal altyapıların geliştirilmesi
izlenmekte olan bir ana ilkedir.
Gebze’deki sanayi tesislerine de hizmet vermek üzere
önerilen teknopark gelişimi, İstanbul’un Doğu Yakasında da
uluslar arası ölçekte rekabet edebilir üretim deseninin
oluşması açısından önem kazanmaktadır. Kurtköy’deki Sabiha
Gökçen Havaalanı’nın metropoliten düzeyde hizmet edebilir
bir yapıya ulaşması, kentin doğusu ve batısı arasında
sürekliliği olan bir raylı sisteme entegre olması ile
mümkündür, Pendik ve Tuzla’da Üniversite altyapılarının
gelişmesi, spor ve fuar alanlarına konu edilmesi, burasının
ulaşım ve lojistik faaliyetlerinin bütünleştiği bir çekim
merkezi kimliğini kazanması ve güçlenmesi için gerekli
görülmektedir.
İstanbul Metropoliten Alan’ın üst ölçekli planlama süreci
içinde öne çıkan ve metropoliten ölçekte belirleyiciliği
olan temel arazi kullanım kararlarından bir tanesi de Kartal
Alt-merkez gelişimidir. Hizmetler sektöründe uzmanlaşmış
nitelikli ofis yerleşkeleri, kamusal alanları ve kültür
yapılarıyla Plan’da öngörülen Kartal Alt-merkez gelişiminin,
Metropol’ün tek rnerkezIi yapısından kurtulmasına katkı
vermesi amaçlanmaktadır.
Anadolu Yakası için Çevre Düzeni Planı çerçevesinde
geliştirilen diğer bir fiziki gelişme konusu ise, TEM ve E-5
arası bağlantı yollarının çeşitlenmesi ile doğu batı yönünde
Maltepe-Kurtköy arasında sürekliliği olan bir ara yol
önerisidir önerileri raylı sistemin etkinliğini de
arttırabilecek ve sistemler arası entegrasyona hizmet edecek
bu karayolunun, E-5 ile TEM arası yerleşmelerin dönüşüm
sürecinde de ana işlevlerin ve yatırımların konumlandığı aks
olarak ele alınması hedeflenmektedir.
Kadıköy’ün Üsküdar ile kuracağı mekansal ve işlevsel
birlikteliğin Marmaray Projesi’nin tamamlanması sonrasında
önemi artacaktır. Haydarpaşa Liman Sahası’nın konu olacağı
mekansa düzenlemenin, toplu ulaşım sistemlerinin birbiriyle
buluşarak Anadolu Yakası’nda önerilen alt-merkezlere
kesintisiz aktarım sağlayacak nitelikte olması
hedeflenmektedir.
Haydarpaşa Liman Sahası’nın dönüşümü için geliştirilen
yaklaşım, bu alandaki potansiyelin ticaret, konaklama,
kültür ve rekreasyon faaliyetlerini içermek üzere harekete
geçirilmesi ve Kartal için öngörüldüğü üzere, Anadolu
Yakasında etkin bır alt merkezin yaratılmasıdır .
Haydarpaşa Limanı’nın liman faaliyetlerinin gereği olan
depolama ve yükleme alanları bakımından büyütebilme
imkanının olmaması, gümrükleme ve depolama alanlarının ise
şehrin içine dağılmış olması, Ambarlı Limanı’nın büyüyebilme
imkanının da yine aynı gerekçelerle kısıtlı olması,
metropoliten ölçekte yük hareketlerinin ivedilikle yeniden
yapılandırılmasını gerektirmektedir Türkiye’nin diş ticaret
hacminin yarısının karşilandığı istanbul Metropoliten
Alanı’nda Haydarpaşa Limanı’nın devre dışı kalması sadece
Istanbu için değil, bölge ve ülke açısından da riskler
taşımaktadir.
Batıda Ambarlı Limanı’nın yükünü paylaşacak destek alt
yapıların Gümüşyaka’da geliştirilmeye başlanması Plan’da
öncelik ve önem arz eden konular olmaktadır. Bu sürece
paralel olarak, Metropoliten Alan’da yerleri belirtilen
lojistik bölgelerinin ivedilikle geliştirilmesi ve Marmaray
Projesi bitimine kadar önerilen raylı sistemin
uygulanmasında mesafe kaydedilmesi belirlenen hedeflere
ulaşılması açısından önem kazanmaktadır.Bu nedenle,
Istanbul’da lojistik faaliyetler konusunda yatırımların
öncelik kapsamına alınması ve sektörün gelişmesine hizmet
verecek faaliyetlerin çoğaltılması Plan’da getirilen
ilkelerin gereği olmaktadır.
İstanbul il bütünü Çevre Düzeni Planı; İstanbul Büyükşehir
Belediyesi Başkanlığınca oluşturulan mekanda Metropoliten
Planlama ve Kentsel Tasarım Merkezi olarak görev alan ve
ağırlıklı olarak akademisyen kadrolarca gerçekleştirilen
yaklaşık bir yıllık bir çalışma sürecinin ürünüdür.Yapılan
çalışmalar sırasında ; Merkezi Hükümet’in ilgili
Bakanlıkları başta olmak üzere , Yerel Yönetimlerin ilgili
Kurumları ve Meslek Odaları ile Sivil Toplum Kuruluşları’nın
görüşlerine ve değerlendirmelerine başvurulmuş olup , çok
sektörlü ve geniş kapsamlı araştırmalara dayanan planlama
önerileri geliştirilmiştir.
Saygılarımızla
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
http://www.ibb.gov.tr/tr-TR/Hizmetler/Cevre/Pages/IstanbulCevreDuzeni.aspx
|