.

İSTANBUL'DA TARİHİ KABRİSTANLAR KİMLER TARAFINDAN YOK EDİLİYOR ?

Karacaahmet, Fatih, Kara surları önlerindeki, Zeytinburnu ve Eyüp civarındaki tarihî mezarlıklar kimliği meçhul kişiler tarafından talan ediliyor.
 
MERKEZ EFENDİ MEZARLIĞINDA TARİHİ MEZARLAR
 
KARACA AHMET MEZARLIĞINDA TARİHİ KABİRLER

Kültürel miras, milletlerin hafızasıdır. Hafızalarını kaybeden milletler; şahsiyetlerini, geçmişle bağlarını, kısacası kimliklerini kaybederler. Mezar taşları ve mezarlıklarımız, geçmişimizle kurduğumuz köprünün en önemli ayaklarından birini meydana getirir ve vazgeçilmez kültür mirasımızdır. “Ziyaretgâh” yani “ziyaret edilen yer” anlamına gelen mezar, Türkçe’de makber, kabir, medfun ve merkad olarak da kullanılır. Mezara Türkistan’da “Gavr” denilir. Bu yüzden “kabir” tabiri buradan gelmektedir. Mezarların bir arada bulunduğu yerlere ise hazire, mezarlık veya kabristan denmektedir. Kültürümüzde çok önemli bir yere sahip olan ve yerli ve yabancı herkesi etkileyen tarihî kabristanlar, açık hava müzesi gibi güzel taşlarla süslüdür. Mezar taşları yalın olduğu gibi çok süslü ve renkli olabiliyor. Kişinin sosyal hayattaki konumu, ekonomik durumu mezar taşına yansımaktadır. Vefat eden kişinin ekonomik ve sosyal durumu müsaitse; mezar taşı kitâbeleri devrin en namlı şairlerine sipariş edilir, yazısı meşhur hattatlara yazdırılırdı. Ortaya bir sanat eseri çıkıverir. Osmanlı kabir taşı işçiliği bilhassa Edirne, Bursa ve İstanbul’da en yüksek seviyesine erişti. Şimdi bu nâdide eserlerimiz “kendini bilmez eller” tarafından “balyozlarla” yok ediliyor.

BALYOZLU GİZLİ ELLER
Mekke’de Cennet’ül Baki kabristanında Eshab-ı Kirâm kabirlerini harap eden ‘gizli el’, sanki Edirnekapı, Eyüp, Karacaahmet’te görevini ‘insafsızca’ sürdürüyordu. Bu işi yapanlar ‘ziyaret’i önleyip geçmişle bağları koparmak mı istiyordu?.. Yoksa gözlerimizin önündeki korkunç kıyım, azgın para kazanma iştahını mı yansıtıyordu?... Eğer ahirete göçmüş birinin bu dünyadaki arzularını, mezar taşı ile yansıttığını, geride kalan yakınlarının bu taşı yaptırmak sureti ile israfa düştüğü düşünülüyorsa; ‘bu incelik ve estetikten yoksun, sığ akıl yürütmedir. Mezar taşı kitâbesinin ‘ser levhası’ durumundaki Allah’ın baki olduğunu bildiren “Hüve’l Baki” ifadesi ‘ahmak fikre’ cevaptır.

İBRET VESİKALARI
Eğer para için yağmalanıyorsa, acilen tedbir alınmalıdır. Ecdadımızın, şehirleşme anlayışında, ‘nefessiz yatanla, ayaktaki faniyi’ göz göze getirerek, bıraktığı ‘tesiri’ iyi düşünmelidir. Zira camilerde, medreselerde, külliyelerde, mescitlerde, dergâhlarda ve padişah türbelerindeki hazirelere Osmanlı değer vermiştir. Şimdi ise bir ‘kimlik’ ve ‘değer’ nispeti taşıyan kabirlerle bağımız, kökünden sökülerek koparılmaya çalışıyor... Vatan toprağına şehit olup düşen, ecdadın kemikleri sızlıyor...

PROF. DR. İLBER ORTAYLI
Bırakın taşlar yerinde kalsın
İstanbul’daki mezarlıkların tahribat boyutunu görüştüğümüz Prof. Dr. İlber Ortaylı, durumun vehametini şu cümlelerle ifade ediyor: “Kabristanlarda gördüğüm manzara çok korkunç... Kitabeler, kabir taşları çalınıyor. Her hazirede olduğu gibi değerli olan taşlar bir yerlere gidiyor. Şehzadebaşı’na gidin oradaki taşlar bir hizada üstünkörü dizilmiş. Bu eserlerin orijinal bir duruşu var. Neredeler şimdi yok! Bir yer restore edildiği zaman zarar veriliyor. Hiçbir şey yapamıyorlarsa bıraksınlar kendi halinde kalsın.”

Kabristanlar diriler içindi!
İslam dininin temel kaynaklarındaki düsturlar çerçevesinde konuya bakılırsa; başka milletlerde korkulan, yaklaşılmayan mezarlıklar, özellikle Türk-İslam toplumunda ‘Gufran Bahçeleri’ olmuştur. Ölümü hatırlamayı seven ve ölüleri ziyaret eden ecdad, ‘Hayat, hayaldir’ sözüyle dünyanın fani, ölümün vaki olduğu nasihatini kabristanlar ile vermiştir. Mezarlıkların tesisinde tefekküründe aciz kaldığımız derin ve ince düşüncelerle hareket etmişler, cüretkâr faniye ders vermek istemişlerdir.


Hepsi birer sanat eseri
Müesseseleri, örfleri ve ahlâkları ile İslam’ın mesajı ve inceliklerini iyi kavradığını belli eden Osmanlı toplumu, mezarlıklara da aynı ölçü ve hassasiyetle önem vermiştir. Osmanlı’nın bir ihtiyaca cevap veren ‘tefekkür’ yerini özenle yaparak müthiş sanat eserleri ortaya çıkardığı görülmektedir. Başka bir ifade ile ecdadımızın sanat eserleri genellikle türlü vazifeler ifâ eden, araştırıldıkça başka derinlikleri keşfedilen çok kıymetli sanat eserleridir. Onlar, bir nişan olmaktan öte, ulvi görevleri icrâ etmektedir



Fransız hayran kalmıştı
İstanbul’u adım adım dolaşan ve 19. yüzyılda yaşayan Fransız edebiyatının güçlü kalemlerinden Gerard de Nerval bile Eyüp ve Edirnekapı kabristanlarındaki manevi havadan duyduğu hazzı dile getirmişti. Nerval’ın yazılarında övdüğü Edirnekapı Kabristanı, tarihin silik sayfalarındaki yerini almak üzere!.. Burada dolaştığımda ise tam bir faciayla karşılaştım.
Balyozlarla kırılan kabir taşlarının büyük bir çoğunluğu yerlere boylu boyunca uzanmış, bir zamanlar ‘Amazon’ ormanını andıran sıklıktaki eserlerin yerinde yeller esiyor. Edirnekapı ve Eyüb’ü dolaşan yabancı yazar ve seyyahların ‘Bütün güzelliklerin saklandığı mezarşehir’ tâbiri silinip gitmiş.
Osmanlı Devleti’nin müderrisleri, şeyhülislâmları, âlimleri, edebiyatçıları, devlet adamlarının defn bulunduğu kabristan bozkıra dönüştürülmüştü. Düz ve kurak bir araziyi andıran kabristan da tek tük ayakta kalabilen boynu bükük kabir taşları mevcut. Yeni mezarlıklar da kısım kısım tarihî kabristanları işgal ediyor. Bazı taşlar bir yere sürüklenip, duvar diplerine yığılmış. Peki kırılan taşlar ve eserler nereye taşınıyor?... Kimler tarafından nasıl değerlendiriliyor?..
 

 

 

YORUMLAR:--------------------------------------------------------------------------------

Haber, Yorum, Resim göndermek için İrtibat: fatihten@gmail.com